Kur'an-ı Kerim

WikiShia sitesinden
Şuraya atla: kullan, ara
İslam
Allah (1).png

Kur’an (Arapça: القرآن‎, İngilizce: Quran) veya Kur’an-ı Kerîm (Arapça: القرآن الكريم) Yüce Allah'ın mukaddes kitabıdır. Hz.Muhammed'in (s.a.a) en büyük mucizesidir. Kur'an indiği günden beri, O'nu inkar edenlere, Kur'an'daki surelere denk sureler getirmeleri istenmiş ve onları bilimsel ve edebi açıdan mübarezeye davet etmesine rağmen, hiç kimsenin buna gücü yetmemiştir. Kur'an geçmiş peygamberlere gönderilmiş kutsal kitapları tasdik eder. Allah Teâla, bu yüce kitabı Vahiy Meleği Cebrail aracılığıyla 23 yıl boyunca Hz.Muhammed'e (s.a.a) göndermiştir. Kur'an-ı Kerim, söz ve mana itibariyle bir bütün olarak Yüce Allah tarafından gönderilmiştir. Kur'an'ı Kerim, öncelikle Hz. Peygamber'in (s.a.a) doğrudan ve sürekli gözetimi altında, bizzat kendi yakınları ve bir grup Vahiy Kâtibi tarafından yazılmıştır. Ashap arasında pek çok Kur’an hafızı yetişmiş, Kur’an’ı ezberleyip, bir sonraki nesle intikal ettirmişlerdir. Kur’an’ın metni mukaddes olup, tevatür yoluyla gelmiş ve okunması müstehab ve teşvik edilmiştir.[1] Kur’an’ın içerdiği temel konular şunlardan ibarettir:

  1. Tevhit düşüncesi, iman ve İslam’a davet.
  2. Şirk ve nifaktan menetme ve onları yasaklama/nehy etmek.
  3. Nübüvvet/Peygamberlik müessesesin ve nebilerin kıssaları ve diğer kıssalar.
  4. Eskatoloji - Kıyamet ve Meadı tanıma/yeniden diriliş bilimi- (uhrevi ve ölüm sonrası alemlerin nitelenmesi).
  5. Angelology -Melekler Bilimi (ayını şekilde şeytan, şeytanlar ve cin konularını da kapsar).
  6. Fıkhi hükümler.
  7. Ahlaki hükümler (vaaz, irşat ve İyiliği emredip, kötülükten sakındırmak gibi konuları, bütün aksamıyla içeren durumlar.
  8. İlahi ayetlere yönlendirme,afak ve enfüsi harikuladelikler -insanın bizzat kendisi ve dış âlemdeki harikuladelikler (ki bunların Burhan-ı Nazm veya İtkan-ı Sun’ -Tanrı'nın varlığı üzerine Tasarım Argümanlar- gibi burhanlara benzerliği vardır.
  9. Tarihi olaylara işaret (Gazveler, Allah Resulünün (s.a.a) hicreti v.b. olaylar).
  10. Önceki şeriatlara, kitaplara ve semavi sahifelere işaret etmesi.
  11. Yaratılış kıssası, insanın yaratılışı, Ruh ve beden açısından tanınması.[2]

Kur’an’ın Tanımı

Kur’an-ı Kerim, her bir cümlesi, Vahiy Meleği Cebrail’in aracılığıyla Allah'ın Levhi Mahfuz’dan 23 yıl boyunca Hz. Peygamberinin (s.a.a) kalbine indirip, dilinde cari kıldığı ilahi icaz içerikli vahiy kitabıdır. Bu mukaddes ilahi vahiy, Hz. Peygamberin (s.a.a) doğrudan ve sürekli gözetimi altında bizzat kendi yakınları ve bir gurup vahiy katipleri tarafından yazılmıştır. Sahabe arasında pek çok Kur’an hafızı Kur’an-ı ezberleyip tevatür yoluyla nakletmişlerdir. Bu ilahi kitap, Hz. Peygamberin (s.a.a) hayatı zamanında, tomarlar halinde yazılı haldeydi, ancak henüz tedvin edilip, kitap haline getirilmemişti(hali-hazırda elimizdeki Kur’an gibi tek bir kitap halinde değildi.). Kur’an-ı Kerim, 3. Halife Osman zamanında ve onun gözetimi altında bir kaç yıllık çalışmadan sonra, yaklaşık Kameri 27 yıllarında bir araya getirilerek Fatiha Suresinden Nas Suresine kadar 114 sure, iki cilt arasında toplanmıştır.

Kur’an-ı Kerim hakkında rivayet edilen vasıf ve özelliklere, ilahi bir mucize olduğuna, nübüvveti ıspatlayan belge oluşuna, her türlü hata, ekleme ve çıkarmadan (tahrif) korunduğuna iman etmek, İslam’ın ve Şia mektebinin gereklerindendir. Kur’an, fesahat ve belagat âlimlerini (daha sonra diğer kavimleri) hayretler içinde bırakan, apaçık bir Arapça ile nazil olmuş ve Arap dili tarihinde eşi ve benzeri görülmemiş bir fesahat ve belagat ile kendi i'cazını ortaya koymuştur. Kur’an, 23 yıl boyunca, yani Hz. Peygamberin (s.a.a) risalet görevi süresince ilahi mesajı insanlara ulaştırmış ve İslam’a davetin süregeldiği bu yıllarda, bölümler halinde, yaşanan olaylarla ilgili ayetler vahiy edilmiştir. Başta değinildiği gibi, hafızlar tarafından ezberlenmiş, Buna ilaveten Kufi hattı olarak isimlendirilen, hiç bir noktalama ve harekelendirmenin olmadığı zamanda, kâtipler tarafından o dönemin son derece ilkel yazma vesileleriyle hali-hazırda elimizde var olan Kur’an-ı Kerim yazılmıştır.[3]

Kur’an Kelimesi

«Kur’an» sözcüğü, özel isimdir ve ilahi kitap olması hasebiyle, kendine özel nitelikleriyle tanınır. «Kur’an» kelimesinin lafzı ve anlamı hakkında İslam alimleri/ilahiyatçılar arasında görüş farklılığı vardır:

  1. Şafii, «Kur’an» kelimesinin ne türemiş olduğuna ve ne de bu kelimede hemze harfinin yer aldığına inanır, Bu görüşün aksine, «Kur'an» sözcüğü, Allah’ın kelamı hakkında irticalen yani üzerinde düşünülmeksizin kalpten dile dökülüp, söylenmiş bir kelimedir.
  2. Ferra «Kur’an» kelimesinin “Karain” (Karineler/alametler/benzeri şeyler) kelimesinden türetildiğine inanır.
  3. Eş’ari ve tabileri, “Bir şeyin başka bir şeye bağlanıp eklenmesi” anlamında türetilmiş bir kelime olduğuna inanır. Zira sureler ve ayetler birbirine eklenmiştir.[4]

Kur’an’ın İsim ve Sıfatları

Eski Kur’an araştırmacıları Kur’an’ın isim ve sıfatları arasına fark koymaksızın bazen Kur’an’ın doksan küsur isminin olduğunu söylemişlerdir. Zerkeşi Kur’an için elli beş isim zikretmiş, aynı şekilde Suyuti de “El-İtkan” adlı eserinde elli beş isim zikretmiştir.[5] Bu isimler arasındaki en meşhur olanları: “Furkan”,[6] “Zikr”,[7] “Tenzil”,[8] “el-Kitap”[9] ve “Kelamullah”dır.[10] Bununla birlikte Kur’an-ı Kerim: “el-Mecid”,[11] “el-Azim”,[12] “el-Hâkim”,[13] “el-Kerim”[14] ve “Mubin”[15] gibi bir takım sıfatlarla da anılmıştır.[16]

Kur’an Bölümlerinin Ölçü ve Hacmi

Kur’an-ı Kerim, diğer kitaplara oranla, orta hacimli bir kitaptır. Elimizde bulunan en gerçekçi verilere göre, Kur’an’ın kelime sayısı 77807’dir.[17] Kur’an-ı Kerim, 114 sureden oluşmaktadır ve tamamı 30 cüzdür. Her cüz 4 (veya 2) hizb’dir. Keza her 5 ayet “Humus” ve her on ayet “Uşur/Öşür” olarak isimlendirilmiştir.[18]

Kur’an’ın içsel ve ayrıntılı diğer bir bölümü de onun “Rukuat”a bölünmesidir. Ruku’dan maksat, bir konuya özel nazil olup, aralarında anlam bütünlüğü olan bir gurup ayet için kullanılan bir terimdir. Yani bir konuya özel bir kaç ayetten sonra başka bir konu söz konusu ediliyorsa, ikinci konunun başlayacağı yere kadar olan ayetler "Rüku" olarak adlandırılır. Günlük nafile namazlarında, özellikle gece namazlarında birinci ve ikinci rekatta, Fatiha suresinin ardından bir surenin tamamı veya birkaç ayetin okunmasıyla yetinilebilir. Fatiha ve zamm-ı surenin veya bir kaç ayetin okunmasının ardından Rüku'ya gidildiği için, bu anlamda tam sure olmamakla birlikte, zamm-ı surenin yerini alabilecek konumda olan bu bir kaç ayet için “Rükû” isminin verildiği söylenebilir. Kur’an ilimleri üzerine uzmanlık yapmış bilginlerden bazılarının kabul ettiği bu görüşün takipçileri, özel unvan ve konuları teşkil eden ayetlerin başlangıç ve bitiş noktalarını belirlemişlerdir. Bu belirlenen bölümün okunmasından sonra rükuya gidilmesi gerektiği nedeniyle, her bölümü “Rükû” olarak isimlendirmişlerdir. Kur’an’ın “Rukuatı”nın sayısı, meşhur görüşe göre 540 rükûdur.[19]

Cüz 1
fatiha
Cüz 2
Bakara, 142
Cüz 3
Bakara, 253
Cüz 4
Al-i İmaran, 93
Cüz 5
Nisa, 24
Cüz 6
Nisa, 148
Cüz 7
Maide, 82
Cüz 8
Enam, 111
Cüz 9
Araf, 88
Cüz 10
Enfal, 41
Cüz 11
Tevbe, 93
Cüz 12
Hud, 6
Cüz 13
Yusuf, 53
Cüz 14
Hicr, 1
Cüz 15
İsra, 1
Cüz 16
Kehf, 75
Cüz 17
Enbiya, 1
Cüz 18
Muminun, 1
Cüz 19
Furkan, 21
Cüz 20
Neml, 56
Cüz 21
Enkebut, 46
Cüz 22
Ahzab, 31
Cüz 23
Yasin, 28
Cüz 24
Zümer, 32
Cüz 25
Fussilet, 47
Cüz 26
Ahkaf, 1
Cüz 27
Zariyat, 31
Cüz 28
Mücadele, 1
Cüz 29
Mülk, 1
Cüz 30
Nebe, 1

Kur’an’ın İçeriği

İmam Ali'ye Mensup Kuran'ı Kerim

Kur’an’ın anlam ve içerikleri son derece çok, çeşitli ve iç içe olup canlılık dolu tekrarı içerir. Kur’an’da Tevhit, Allah Teâlâ hakkında düşünmeye davet, imana çağrı; şirk, nifak ve mürtetliği nefyedip sakındırma, ilahların inkarı, şeytanın hileleri ve putperestlikten sakındırma; Âdem’den Hatem’e (s.a.a) kadar nebilerin kıssalarından ibretli kesitler, Hz. Peygamber'in (s.a.a) zamanında Arapların çeşitli konularda o hazrete yönelttikleri soruları, Dünya hayatının oyun ve eğlenceden/oyalanmaktan ibaret olduğuna dair vaaz ve ibretler, mala mülke tapınma ve mal biriktirmek gibi konularda alı koyucu düsturlar, evlat ve servet ile övünmek gibi cahiliye düşüncelerinden sakındırma; vahiy, Kur’an’ın nüzulü ve tevili gibi konulara değinme; mirasın düzenlenmesi ve mirasçılar arasında paylaşılması; zina edenlerin cezalandırılması gibi fıkhi hükümler; kimsesizlerin elinden tutulup yoksulların doyurulmasından tutun da anne-baba haklarına riayet edilmesi ve onlara son derece saygı gösterilmesine kadar, ahlaki hükümler hakkında çeşitli analizler; fakirlik veya cehaletten dolayı çocukların öldürülmesi ve faizcilik gibi ahlaki fesat ve rezilliklerden sakındırma; doğruluk ve ihlastan ta meleklerin ve amellerinin nitelenmesi gibi yüce ahlakı tavsiye etme ve onlarca ve hatta yüzlerce başka konular zahiri anlamsal ağ bütünlüğü dikkate alınarak zikredilmiştir.[20]

Yukarıda anlatılanlardan yola çıkarak, Kur’an’ın temel anlamları şu şekilde özetlenebilir:

  1. Tarihi olaylara işaret (Gazveler, Allah Resulünün (s.a.a) hicreti v.b.),
  2. Nebilerin kıssaları ve diğer kıssalar,
  3. Tevhitsel düşünce ve iman ve İslam’a davet,
  4. Şirk ve nifaktan sakındırma,
  5. Eskatoloji -Maadi tanıma/Diriliş bilimi- ( uhrevi ve ölüm sonrası alemlerin nitelenmesi),
  6. Angelology -Melekler hakkında bilgiler (ayını şekilde şeytan, şeytanlar ve cin konularını da kapsar),
  7. Fıkhi hükümler,
  8. Ahlaki hükümler (vaaz, irşat ve iyiliği emir ve kötülükten sakındırmanın bütün aksamı),
  9. İlahi ayetlere yönlendirme, afaki ve enfüsi harikuladelikler -insanın bizzat kendisi ve dış alemdeki harikuladelikler -bunların Burhan-ı Nazm veya İtkan-ı Sun’ -Tanrı'nın varlığı için Tasarım Argümanlar- gibi bürhanlara benzerliği vardır.
  10. Önceki şeriatlere, kitaplara ve semavi suhuflara işaret,
  11. Yaratılış kıssası, insanın yaratılışı ve psikolojik olarak insanın tanınması.[21]
Kur'an Açısından Hikmet

“Allah ile birlikte bir ilah daha tanıma! Sonra kınanmış ve kendi başına terk edilmiş olarak kalırsın. Rabbın, sadece kendisine kulluk etmenizi, ana babanıza da iyi davranmanızı kesin bir şekilde emretti. Onlardan biri veya her ikisi senin yanında yaşlanırsa, kendilerine «of!» bile deme; onları azarlama; ikisine de güzel söz söyle. Onları esirgeyerek alçak gönüllülükle Üzerlerine kanat ger ve: «Rabbim! Küçüklüğümde onlar beni nasıl yetiştirmişlerse, şimdi de sen onlara (öyle) rahmet et!» diyerek dua et. Rabbiniz sizin kalplerinizdekini çok iyi bilir. Eğer siz iyi olursanız, şunu bilin ki Allah, kötülükten yüz çevirerek tövbeye yönelenleri son derece bağışlayıcıdır. Bir de akrabaya, yoksula, yolcuya hakkını ver. Gereksiz yere de saçıp savurma. Zira böylesine saçıp savuranlar şeytanların dostlarıdırlar. Şeytan ise Rabbine karşı çok nankördür. Eğer Rabbinden umduğun (beklemek durumunda olduğun) bir rahmet için onların yüzlerine bakamıyorsan, hiç olmazsa kendilerine gönül alıcı bir söz söyle. Eli sıkı/cimri olma; büsbütün eli açık da olma. Sonra kınanır, (kaybettiklerinin) hasretini çeker durursun. Rabbin, rızkı dilediğine bol verir, dilediğine daraltır. Şüphesiz ki O, kullarından haberdardır, (onları) çok iyi görür. Geçim endişesi ile çocuklarınızın canına kıymayın. Biz, onların da sizin de rızkınızı veririz. Onları öldürmek gerçekten büyük bir suçtur. Zinaya yaklaşmayın. Zira o, bir hayasızlıktır ve çok kötü bir yoldur.Haklı bir sebep olmadıkça Allah'ın muhterem kıldığı cana kıymayın. Bir kimse haksız yere öldürülürse, onun velisine (hakkını alması için) yetki verdik. Ancak bu veli de kısasta ileri gitmesin. Zaten o, alacağını almıştır. Yetimin malına, rüşde erinceye kadar, ancak en güzel bir niyetle yaklaşın. Verdiğiniz sözü de yerine getirin. Çünkü verilen söz, sorumluluk gerektirir. Ölçtüğünüz zaman ölçüyü tam tutun ve dosdoğru bir tartıyla tartın; bu, daha hayırlıdır ve sonuç bakımından daha güzeldir. Hakkında bilgin bulunmayan şeyin ardına düşme. Çünkü kulak, göz ve gönül, bunların hepsi ondan sorumludur. Yeryüzünde böbürlenerek dolaşma. Çünkü sen (ağırlık ve azametinle) ne yeri yarabilir, ne de dağlarla ululuk yarışına girebilirsin. Bütün bu sayılanların kötü olanları, Rabbinin nezdinde sevimsizdir. İşte bunlar, Rabbinin sana vahyettiği hikmetlerdir. Allah ile birlikte başka ilah edinme; sonra kınanmış ve (Allah'ın rahmetinden) uzaklaştırılmış olarak cehenneme atılırsın.

İsra Suresi, 22-39

Ayet ve Sure

Ayet

Kur’an-ı Kerim’in en küçük birimi ayettir. Çoğunlukla her ayet bir cümledir. Ancak bazen ayetler birkaç cümle veya bir paragraftan oluşurken (Ayete’l- Kürsi veya Nur ayeti gibi) bazen de birkaç paragraftan oluşmuştur (örneğin Tedayün ve Müdayene olarak da isimlendirilen Kur’an’ın en uzun ayeti “Deyn” ayetinde olduğu gibi). Deyn ayeti, Osman Taha nüshasında (Medine nüshası) tam olarak 15 satırdır. Bazen de ayet bir cümleden daha az değil, bilakis Rahman suresinin 64. Ayetinde yer alan “Müdhammetan” kelimesinde olduğu gibi yalnızca bir kelime veya “Ta-Ha”, “Ya-Sin”, ve “Elif-Lam-Mim” gibi (Huruf-u Mukattaa) bir kelimeden daha azdır. Ayetin isimlendirilmesi işi şeriat sahibine aittir (Tevkıfi). Hatta surenin başında gelen “Elif-Lam-Mim-Sad” gibi Mukattaa harfleri bir ayet sayılırken “Elim-Lam-Mim-Ra” gibi Mukatta harfleri bir ayet bile sayılmamıştır. Bununla birlikte “Ha-Mim-Ayn-Sin-Kaf” iki ayet hesap edilirken (1.Ha-Mim, 2. Ayn-Sin-Kaf) “Kaf-Ha-Ya-Ayn-Sad” bir ayet bile hesap edilmemiştir. Kur’an’da “Ayet” ve ayetin çoğulu olan “Âyat” kelimeleri, genel anlamda cümle anlamında kullanılmıştır.[22] Kur’an-ı Kerim’in en çok ayetine sahip olan sure, Bakara suresi olup, 286 ayettir. ve en az ayete sahip olan, en kısa sure de Kevser suresidir (3 ayet). Ayetlerin tamamının sayısı hakkında çeşitli görüşler vardır. Bu görüşlerin en muteber olanı, Ebu Abdurrahman b. Habib Süllemi’nin, Emirü’l Müminin Ali’den (a.s) nakletmesi ve İmam Şatibi’nin “Nazımetü’z-Zuher” kitabında zikretmesi esasına göre Kur’an ayetlerinin tamamının sayısı 6236 ayettir.[23]

Sure

Kur’an-ı Kerim genel olarak “Sure”ler halinde bölümlenmiştir. Sure lügatte “Kesilmiş/Bölünmüş” anlamında olup, ıstılahta “Şehrin etrafına çekilmiş duvar/sur” manasındadır ve bu anlamıyla Kur’an’da kullanılmıştır.[24] Keza Kur’an’da surenin çoğulu “Suver” kelimesinden de istifade edilmiştir.[25] Kur’an-ı Mecid’de toplam 114 sure vardır ve genel hatları itibariyle uzunluk sırasına göre düzenlenmiştir. Kur’an’ın en uzun suresi Bakara (286 ayet ve Osman Taha nüshası esasınca 48 sayfadır) ve en kısa suresi Kevser (3 ayet) suresidir.[26]

Kur'an Surelerinin dizilişi ve Fatiha’yla başlayıp Nas’la son bulmasının “Nassa dayalı/Tevkifi mi yoksa “İçtihadi” mi (sahabenin içtihadı) yoksa Kur’an’ı bir araya toplayan kimsenin kendi görüşüne mi bağlı olduğu konusunda çeşitli görüşler vardır. Bazıları “Tevkifi” (sıralamasının değiştirilemezliği) olduğunu ve Hz. Peygamber'in (s.a.a) emir ve yönlendirmesi ve “Vahyin” kılavuzluğuyla gerçekleştiğini söylemiştir. Bazıları “İçtihadi” olduğunu ve “Osman Musafhı”nı düzenleyenin sorumluluğunda gerçekleştiğini söylemiştir; zira Hz. Resul (s.a.a) bir takım deliller gereğince Kur’an’ı yazıp bir araya toplamış, ancak iki cilt arasında toplanmış olarak düzenlememiştir. Bir kısım uzmanlar ise “Tevkif” ve “İçtihat” karışımı olduğunu söylemişlerdir ki daha ziyade kabul gören görüş budur. Kur’an-ı Mecid’in 114 suresinin isimleri Ramyar’ın “Tarih-i Kur’an” isimli kitabında (583. Sayfasından sonra), kelime ve harfleriyle alakalı bilgiler Dr. Mahmut Ruhani’nin “Ferhengi Amari-yi Kelimati Kur’an-ı Kerim” kitabında ve aynı şekilde yeni basımlı Kur’anların sonlarında zikredilmiştir.[27]

Huruf-u Mukattaa ve Surelerin Başlangıcı

Huruf-u Mukattaa sûre başlarında kesik kesik, ikisi üçü birleşik veya tek başına yazılı bulunan harflere denir ve “Fevatih-u Suver” ise Surelerin başlangıcı anlamındadır. Istılahta Kur’an-ı Mecid’in bazı ayet ve harfleri için söylenen şifredir. Yani bunların anlamı veya hedefi, vahyin inmeye başladığı zaman diliminden günümüze kadar görüş sahipleri ve Kur’an uzmanlarının kabul edebileceği şekilde açıklık kazanmamıştır. Bu harfler 29 harften veya harflerin toplamından ibaret olup “Bakara” ve “Ali İmran” suresinin dışında hepsi Mekki olan 29 Kur’an suresinin başında gelmiştir.[28]

Vahiy ve Kur’an’ın Nüzulu

Vahiy

Kur’an-ı Mecid Allah Teâlâ tarafından, Vahiy Meleği Cebrail aracılığıyla, Levh-i Mahfuz’da yer aldığı şekliyle ve lafzın aynısı Hz. Peygamber'in (s.a.a) kalbine (İdrak gücü) vahiy veya nazil olmuştur. Hakiki ve ruhani bir görüngü olan vahiy Allah Teala tarafından peygamberlere gönderilen mesajdır.[29]

Allame Tabatabai şöyle diyor: Kur’an’dan anlaşılan şey sudur: Semavi bir Kitap olan bu Kur’an, Hz. Peygamber-i Ekrem’e (s.a.a) vahiy yoluyla gelmiştir. Vahiy bir tür semavi/gayri maddi konuşma olup his ve akli tefekkürle değil, bilakis bazen bazı fertlerde -Allah’ın istemesiyle- ortaya çıkan ve his ve akıldan gizli gaybi emirleri Allah’ın vahiy ve öğretileri yoluyla anlaşılan başka bir idrak ve şuur halidir ve bunun muhatabı “Nebi” olarak isimlendirilir.[30] Allame Tabatabai’nin ifadesi esasına göre Müslümanların genelinin vahiy ve Kur’an hakkındaki inancı şöyledir: Kur’an-ı Mecid’in lafzı Allah’ın kelamı olup, semavi varlıklardan Allah’a yakın olan bir meleğin aracılığıyla Hz. Peygamber-i Ekrem’e (s.a.a.) gönderilmiştir. Cebrail ve Ruhu’l-Emin olarak isimlendirilen bu melek, Allah’ın kelamını 23 yıl boyunca tedricen Hz. Peygamber-i Ekrem’e (s.a.a) ulaştırmış ve bu vesileyle ayetlerin lafzını halka okuması, içeriğini anlatması ve Kur’an’da açıklanan itikadi öğretilere, toplumsal kurallara, medeni kanunlara ve ferdi sorumluluklara davet etmesi doğrultusunda Hz. Peygamber'e (s.a.a) görev verilmiştir.[31]

Ramyar’ın deyimiyle: Nebilere vahiy edilmesi gerçeği, tarihi tevatür derecesine ulaşmış ve her ne kadar açıklanıp yorumlanmasında görüş ayrılığı olsa dahi Hz. Peygamber'in (s.a.a) yarenlerinin, (hatta düşmanlarının) onaylamaları söz konusu olmuştur.[32]

Nüzul

Kur'an-ı Kerimin nazil olduğu yıllar boyunca ve Hz. Peygamber'in (s.a.a) hayatta olduğu bu dönemde, Kur’an yazdırılıyordu ancak sahifeler adıyla tomarlar halindeydi. Kur’an ayetleri deri parçaları, geniş kemikler, kabuğu çıkartılmış hurma ağacı, düzgün ve parlatılmış taşlar, ipek parçaları ve az da olsa kâğıt gibi ilkel yazı araçları vesilesiyle yazılmıştı. Bu dönemde sahabenin çoğunun Kur’an’ı ezberledikleri gerçeği önemli noktalardandır. Kur’an sureleri kâmil idi ve hatta isimleri bile vardı, ancak Hz. Peygamber'in (s.a.a) hayatının sonuna kadar kitap halinde toplanmamıştı. Hz. Peygamber-i Ekremi (s.a.a) Kur’an’ı toplayıp yazılı bir kitap haline getirmekten alıkoyan en önemli sebeplerden ikisi şudur:

  1. Vahiy kapısı açıktı ve vahyin her anında ayetler nazil oluyor ve Hz. Peygamber (s.a.a) vahiy katiplerine ayet veya ayetlerin hangi surenin yanında yer alması gerektiğini söylüyordu.
  2. Hattabi’nin deyimiyle: Hz. Peygamber (s.a.a) sürekli Kur’an hükümlerinin veya hükümlerin bir kısmının “Nesh”i beklentisindeydi.[33]

Bundan dolayı vahiy son bulmadığı sürece Kur’an’ın tedvin edilip Mushaf şekline getirilme imkânı yoktu. Bazıları Kur’an’ın toplanmasından Allah Resulü (s.a.a) zamanında kalp ve gönüllerde muhafaza edilmesini kastetmiştir.[34] Peygamber (s.a.a) zamanındaki “Cem”e ıstılahta telif denilir.[35] Kur’an’ın nüzulü ve yazılmasının tamamında Hz. Peygamber (s.a.a) her yönüyle nezaret ediyor ve yazılmasını, okunmasını ve hıfzedilmesini öğretiyor veya teşvik ediyordu. Hz. Peygamberin (s.a.a) hayatta olduğu dönemde 37 Kur’an hafızı vardı.[36]

Hz. Peygamber (s.a.a) asrında - bazıları Kur’an hafızıydı- kendileri için bir nüsha alan kimselerin de yer aldığı vahiy kâtiplerinin sayısı 50 kişiye ulaşıyordu.[37] Bunun neticesi, Hz. Peygamber (s.a.a) vefat ettiğinde Kur’an tamamıyla (Hz. Peygamber'in (s.a.a) her yıl Cebrail'e bir kez okuması ve vefat yılında iki defa okuması) ve son defa Cebrail’e sunulduğu gibi tespit edilmiş ve telif edilerek kelimenin tam anlamıyla dosdoğru olarak tedvin edilmiştir.[38]

İmam Ali’nin (a.s) Mushafı

Hz. Peygamber’in (s.a.a) vefatından sonra Hz. Peygamber’in (s.a.a) kat’i nassı ve tasdikiyle Kur’an-ı Mecid’de herkesten daha çok aşina olan Ali (a.s) kendi evinde inzivaya çekilerek Kur’an-ı Mecid’i nüzul sırasına göre bir nüshada topladı ve henüz Hz. Peygamber’in (s.a.a) vefatından altı ay geçmemişken evinden dışarı çıktı ve yazdığı nüshayı bir deveye yükleyip halka getirerek onlara gösterdi.[39]

Ebu Bekir Zamanı

Kur’an hafızlarının çoğunun öldürüldüğü (70 kişi olduğunu söyleyenler de olmuştur) Yemame olayının patlak vermesi, Ridde savaşları olarak bilinen Ebu Bekir’in İslam’dan dönenleri ve yalancı peygamberleri bastırması olayı, henüz yeni şekillenen İslam toplumunda büyük bir sarsıntıya neden olmuştu. Ömer’in, zamanın halifesi Ebu Bekir’e önerisi üzerine halife Kur’an’ın korunması için çabucak Kur’an’ın tedvin ve toplanması girişiminde bulundu. Bu iş için çok faal, vahiy kâtiplerinin en genci, Kur’an hafızı ve özel Mushaf sahibi Zeyd b. Sabit’i seçti.[40] Zeyd b. Sabit Kur’an yazılarını topladı ve onlarca hafız ve onlarca yazılmış nüshanın teyit etmesine rağmen her Kur’an ayetini en az iki şahit eşliğinde, hem hıfz/ezber ve hem de yazılmış nüsha üzerinden kabul etti. Zeyd’in gözetimi altında gerçekleşen Kur’an’ın toplanması ve tedvin edilmesi Mushaf şeklinde değil, sahifelerden oluşuyordu. Sonuç itibariyle bu sahifeleri bir sandıkta toplayarak sandığın korunması için bir nöbetçi görevlendirdi. Kur’an’ın toparlanması 14 ay veya Ebu Bekir’in vefatına kadar devam etti. Bu nüshayı Ebu Bekir’in vasiyeti esasınca Ömer’in sorumluluğuna bıraktılar. Ömer’den sonra da Ömer’in vasiyeti gereğince söz konusu nüshayı Hz. Peygamber'in (s.a.a) eşine (Ömer’in kızı) bıraktılar.[41]

Osman Dönemi

Osman Kameri 24 yılında hilafet mesnedine oturdu. Onun zamanında Müslümanların geniş çapta ve hayret verici fetihleri ve Kur’an’ın yeni fethedilen topraklara gitmesiyle birlikte, Kur’an kelimelerinin okunuşu ve anlaşılması açısından pek çok sorun ve ihtilaflar ortaya çıkmıştı. Bu olaylar zinciri, Kur’an’ın yarım kalan işlerinin bir an önce sonuçlandırılmasını ve aynı zamanda Kur’an ve İslam toplumunun benzeri tehlikelerden korunmasını sağlamak açısından oldukça önem arzediyordu. Osman; Zeyd b. Sabit, Said b. As, Abdullah b. Zübeyr ve Abdurrahman b. Haris’ten oluşan bir heyet oluşturdu. Bu heyet Kureyş ve Ensar’dan 12 kişinin işbirliğiyle (Hz. Ali -a.s- bir şekilde onların çalışmalarına gözetmenlik yapıyor ve anlaşılır ve okunaklı yazmaya teşvik ediyordu)[42] nüshalar üzerinden son yazım çalışmaları başladı. İlk etapta Hz. Peygamber'in (s.a.a) zamanındaki yazıların tamamı toparlandı. Daha sonra Ebu Bekir’in zamanında Zeyd’in yazdığı Kur’an nüshası Hafsa’dan emanet olarak alındı. Zeyd’le birlikte çalışan üç kişi her hangi bir kelimenin yazılışında Zeyd’le ihtilafa düşmeleri durumunda Kureyş lehçesiyle yazılması kararlaştırıldı. Böylelikle Hz. Peygamber (s.a.a) zamanından kalan sahifeler ve Hafsa’nın yanındaki Zeyd’in nüshası esas alınarak ve hafızların ve iki şahidin onaylamasıyla Kur’an’ın nihai tedvin faaliyeti ilerletildi. Mushaf-ı Osmanî olarak tanınan resmi ve örnek nüsha yani “Mushaf-ı İmam” Kameri 24-30 yılına kadar yani dört beş yıllık bir sürede bitirildi ve bu nüsha üzerinden beş altı nüsha çoğaltıldı. Mekke ve Medine’de iki nüsha saklandı ve üç veya dört nüsha ise Kur’an’ı doğru düzgün okuyan ve Kur’an öğretmeni unvanını taşıyan hafızların eşliğinde Basra, Kufe, Şam ve Bahreyn gibi İslam dünyasının önemli merkezlerine gönderildi. Daha sonra Osman, sahabelerin ilkel yazma araçlarıyla yazıp kendisine sundukları Kur’an yazılarının su ve sirkeyle kaynatılarak ortadan kaldırılmasını emretti. Araştırmacıların bazıları ihtilafın tamamen kaldırılması ve tabiri caizse “Tevhid-i Nassın” oluşturulabilmesi için dağınık şekildeki bu yazıların yakıldığını veya bir şekilde yok edildiğini söylemiştir.[43]

Bu Mushaf noktasız ve harekesiz bir yazım şekli olan Kufi hattıyla yazılmıştı. Bir iki asır sonra üzerinden yazılıp çoğaltılan Mushaflar zamanla nokta ve harekelerle donandı. (Hz. Ali’ye -a.s- nispet verilen Mushaf, İbni Mes’ud’un mushafı ve diğer sahabelerin mushafının keyfiyeti, Osman’ın yaptığı işin doğruluğu ve Hz. Ali’nin (a.s) onu teyit etmesi ve Pak İmamların (a.s) Mushaf-ı Osmani’yi kabul etmeleri hakkında daha ayrıntılı bilgi edinmek için bkz: Tahrif Napeziyiri Kur’an).[44]

Kıraat ve Büyük Kariler

Kur’an’ın son derece dikkatle, emanete riayet ederek ve meşveretle tedvininden sonra kıraat teknikleri ortaya çıktı ve çıkmaması da imkânsızdı. Gerçekte söz konusu kıraat tekniklerini Kur’an’ın kendisi doğurdu. Hz. Peygamber'in (s.a.a) hayatta olduğu zaman, bazen iki farklı telaffuz bizzat kendisinin huzurunda söz konusu ediliyor ve Hz. Peygamber (s.a.a) telaffuzlardan birisini ve bazen her ikisini de onaylıyordu; “Seb’atü Ahruf” (yani Kur’an’ın 7 türlü okuma tarzı makbuldür) hadisi bu anlamı gözetmektedir. Yani Hz. Peygamber (s.a.a) Kur’an’ın yayılması ve hiçbir sahabenin kendi lehçesini Kur’an’a veya Kur’an’ın lehçesini kendi lehçesine yabancı bilmemesi için, kıraatte zorluk çıkarmıyor ve manaya zarar vermediği ve yanlış anlaşılmaya neden teşkil edecek bir tehlike arz etmediği sürece kolaylık gösteriyordu.

Kıraat ihtilaflarının temel sebeplerinin birkaç tanesi şunlardan ibarettir:

  1. Lehçe farklılıkları. Örneğin Temim kabilesi “حتی حین Hatta hiyn” yerine “عتّی عین Atta Îyn” diyordu.
  2. Arap’ın Arapça hattı ve İmam’ın Mushafları’nın olmayışı, İmam Ali (a.s), Ebu’l Esved-i Dueli’yi bu çalışmayı yapması için yönlendirmiş, ancak bu çalışmanın tamamlanması iki üç asır devam etmiştir.
  3. Harflerde Nokta ve harekelendirme işaretlerinin olmayışı ve bu eksikliğin giderilmesi için birinci asrın başlarında (Haccac b. Yusuf zamanında) pek çok uğraşı verilmiş, ancak tamamlanması üçüncü asrın sonlarına kadar devam etmiştir.
  4. Sahabe ve karilerin şahsi içtihatları ve genel anlamda kendilerine has çıkarımlarda bulunan, ayet ve kelimeleri kendilerine göre anlamlandırıp tefsir eden Kur’an araştırmacılarının görüşleri.
  5. Birinci asırdan ve ilk İslam medeniyetinden -Mekke ve Medine- uzak olmak.
  6. Daha sonraları Kıraat ve Tecvit ilminin hazırlama sorumluluğunu üstlendiği; durma, başlama, ayırma ve birleştirme alametlerinin olmayışı. İkinci asrın sonları ve üçüncü asrın başlarında Kur’an hazırlama girişimleri başladı ve kıraat ilmine vakıf olan pek çokları kıraat çeşitleri arasından en doğrusunu seçerek kaydetme faaliyetinde bulundu. Bu doğrultuda çalışma yapan ilk kişiler Harun b. Musa (H. 201-291) ve Ebu Ubeyd Kasım b. Süllem’dir (H. 157-224). Ebu Ubeyd Kasım b. Süllem, Arapça "Siga" olarak adlandırılan güvenilir kârileri ve onların kıratlarını kaydetti ve “Yedi Kur’an Kârisi/Kurra-i Seb’a” bunların arasındadır. Bir asır sonra seçkin Kur’an araştırmacısı Ebu Bekir b. Mücahit (H. 245-324) kameri 322 yılında daha önce kayda geçmiş kâriler arasından “Yedi Kur’an Kârisini” belirledi ve o günden sonra söz konusu bu kariler birinci dereceden kıraat kârileri olarak tanındılar. Bir süre sonra üç meşhur kıraat kârisi de “Kurra-i Seb’a”ya eklendi (Kurra-i Aşere). Elbette “On Kıraat Kârisi” ve “Yirmi Kıraat Kârisi” de Kıraat ilminde meşhurdur, ancak “On Kıraat Kârisi” kitabet, vahiy, Kur’an hafızları veya başkalarını da kapsayarak senet ve rivayetleri, “Etbau't-Tabiin”den “Tabiin”ne, tabiinden “Sahabe”ye ve sahabeden de Hz. Peygamber'e (s.a.a) ulaşan kimselerdir.[45]

Yedili ve Onlu Kıraat Kârileri

Hicri Kameri Yüzyıla ait el yazması Kuran Yedi Kıraat Kârisi’nden pek çok nakiller yapılmıştır, ancak sonraki Kur’an uzmanları ve kıraat ilmine aşina olan kimseler nezdinde kaydetme, senet sağlamlığı ve “Yedi Kur’an Kârisi” yanındaki öğrenim süreleri açılarından daha makbul ve daha incelik gösteren her kâri arasından iki tanesine tabiri caizse standartlık bahşedildi. Dolayısıyla on dört rivayet ortaya çıktı.

Yedi Kıraat Kârisi ve On dört Ravilerinin İsimleri:

  1. Abdullah b. Amir Dımeşki (ö. 118 h.k.)
    1. Birinci ravisi: Hişam b. Ammar
    2. İkinci ravisi: İbni Zekvan
  2. Abdullah b. Kesir Mekki (H. 45-120)
    1. Birinci ravisi: el-Bezi Ahmet b. Muhammed (H. 170-243)
    2. İkinci ravisi: Kanbul lakaplı Ebu Amr Muhammed b. Abdurrahman (H. 195-291)
  3. Asım b. Ebi’n-Nücud (H. 90-180)
    1. Birinci ravisi: Havs b. Süleyman (H. 90-180)
    2. İkinci ravisi: Şu’be b. Ayyaş (H. 95-194)
  4. Zebban b. Alâi Ebu Amr Basri (H. 68-154)
    1. Birinci ravisi: Havs b. Amr ed-Duri (ö. 264 k.)
    2. İkinci ravisi: Ebu Şuayb Musa Salih b. Ziyad (H. 190-261)
  5. Hamza b. Habib Kûfi (H. 80-156)
    1. Birinci ravisi: Hallad b. Halid Kûfi, Ebu İsa Şeybani (H. 142-220)
    2. İkinci ravisi: Halef b. Hişam (H. 150-220)
  6. Nafi b. Abdurrahman Medeni (H. 70-169)
    1. Birinci ravisi: Osman b. Said Mısri (H. 110-197)
    2. İkinci ravisi: Kalun, İsa b. Mina (H. 120-220)
  7. Kesai, Ali b. Hamza (H. 119-189)
    1. Birinci ravisi: Leys b. Halid (H. 240)
    2. İkinci ravisi: Havs b. Ömer ed-Duri

Kıraatı Seb’a’ya üç kıraat daha eklendiğinde Kıraatı Aşere olacaktır ki; söz konusu üç kari şöyledir:

  1. Halef b. Hişam (H. 150-229)
    1. Birinci ravisi: İshak (Ebu Yakup İshak b. İbrahim Bağdadi ö. 286 h)
    2. İkinci ravisi: İdris, Ebu’l Hasan Abdulkerim.
  2. Yakup b. İshak (117-205 h.k.)
    1. Birinci ravisi: Reveys, Muhammed b. Mütevekkil (ö. 234 h.)
    2. İkinci ravisi: Ruh, Ebu’l Hasan Ruh b. Abdulmümin Hezeli (ö. 234 h)
  3. Ebu Cafer Yezit b. Ku’kaa (ö. 130 h)
    1. Birinci ravisi: İsa, Ebu’l Haris İsa b. Verdan Medni (ö. 160 h)
    2. İkinci ravisi: İbni Cemmaz, Süleyman b. Müslim (ö. 170 h)

Kur’an araştırmacıları ve Şia usulcüleri Kıraat-i Seb’a ve Kıraat-i Aşere’nin hüccet olup olmadığını tartışmışlardır.[46]

Mekki ve Medeni

Ehlisünnet ve Şia âlimlerini de kapsamak üzere Kur’an araştırmacıları surelerin (ve ayetlerin) Mekki mi Medeni mi olduğunu anlamak için üç kural/ölçü ortaya koymuşlardır:

  1. Mekânsal Kural: Hicretten sonra olsa dahi Mekke’de ve Mekke’ye dair konu içerikli nazil olanlar sureler Mekki ve Medine’de ve Medine’ye dair konu içerikli nazil olan sureler ise Medeni’dir.
  2. İnsanları dikkate alan kural (Toplumsal kitle özelliklerini ölçü alan kural): Mekke ehline hitap eden sure ve ayetler (genellikle Ya eyyühe'n-nas veya Ya beni Âdem şeklinde hitap eden) Mekki ve Medine ehline hitap eden (genellikle Ya eyyühellezine şeklinde hitap eden) sure ve ayetler ise Medeni’dir.
  3. Zamansal Kural: Tahkik ehli bu kuralı daha kapsamlı ve daha belirleyici kabul etmiştir (Cami’i efrat mani’i ağyar). Bu kural şöyledir: Hicretten önce nazil olmuş sure ve ayetler Mekki ve hicretten sonra nazil olan sure ve ayetler ise Medeni’dir; ister Mekke’de, ister Medine’de, isterse yolculuk ve gazvelerde nazil olmuş olsun. [47] Mekki ve Medeni sure ve ayetlerin tanınması işitsel olup, asıl ölçü Hz. Peygamber(s.a.a), sahabe ve tabiin’den ulaşmasıdır.

Nasih ve Mensuh

Nesh” lügatte mananın iptal ve izale edilmesi demek olup, Ulum-u Kur’an terminolojisinde ise şöyledir: Önceki şer’i bir hükmün -ki zahiren devam etmesi gerektiği halde- sonraki bir şer’i hükümle kaldırılmasıdır. öyle ki; iki hükmün bir araya gelmesinin ya zati itibariyle, ya apaçık nefyetme delilince yahut icmanın özel delili gereğince veya apaçık nassa göre mümkün olmaması gerekir.[48] Daha anlaşılır bir ifadeyle beyan etmek gerekirse, şöyle söylenebilir: Şer’i bir hükmün diğer bir şer’i hükümle kaldırılmasıdır.[49] Keza müminlerin bir ayeti, o ayetin hükmünü veya hem ayet, hem de hükmünün kıraat etme zorunluluğunun son bulmasıdır.[50]

Kur’an-ı Mecid’in bizzat kendisi Nesh’in vaki olduğunu doğrular. Nitekim Kur’an’da şöyle buyrulmuştur: “Biz herhangi bir âyetin hükmünü yürürlükten kaldırır veya onu unutturur (ya da ertelersek), yerine daha hayırlısını veya mislini getiririz. Allah'ın gücünün her şeye hakkıyla yettiğini bilmez misin?”[51] Aynı şekilde şöyle buyrulur: “Biz bir âyeti değiştirip yerine başka bir âyet getirdiğimiz zaman -ki Allah, neyi indireceğini gayet iyi bilir- onlar Hz. Peygamber'e (s.a.a), "Sen ancak uyduruyorsun" derler. Hayır, onların çoğu bilmezler.”[52] Başka bir ayette: “Allah, dilediğini siler, dilediğini de sabit kılıp bırakır. Ana kitap (Levh-i Mahfuz) O'nun yanındadır.”[53] Ehlisünnet ve Şia Kur’an araştırmacılarına göre Nesh hem Kur’an’da hem de sünnette caizdir.[54]

Şe'ni Nüzul (Nüzul Sebepleri)

Kur’an ayetleri temelde ikiye ayrılır. Söz konusu sınıflandırmanın büyük bir kısmını hiçbir motivasyon olmaksızın ve başkaları dikkate alınmaksızın ilahi iradeyle Hz. Peygamber'e (s.a.a) vahyedildiğini bildiren ayetler oluşturur. Çok az olan diğer bir kısmını ise bir hadisenin ardından veya sorulan bir soru, yahut ortaya atılan bir konu üzerine inen ayetler oluşturur. Şeni nüzul veya nüzul sebebi, Hz. Peygamber'in (s.a.a) zamanında meydana gelen bir hadise veya bir sorunun, ayet veya ayetlerin inmesine vesile olmasından ibarettir. Pek çok Kur’an ayetlerinde “yes'elüneke” (ve bu kelimenin türevleri) ve “yesteftuneke” gibi kelimelerle Hz. Peygamber'e (s.a.a) ilahi hüküm veya ilahi hikmet sorulmuştur. [55]

Muhkem ve Müteşabih

“İhkam” kalıbından türetilen “Muhkem” sağlamlaştırmak anlamındadır. Muhkem ayetten maksat, manası açık ve anlaşılır ayetlerdir. Ragıp İsfehani’nin deyimiyle: “İster lafız ve isterse mana açısından şüphe götürmeyen ayettir.” Ahkâm, öğüt, adap ve ahlakı içeren ayetlerin çoğunluğu bu kabildendir. Buna karşılık benzerlik, benzeşmek, birbirinin aynısı olmak anlamına gelen “Müteşabih” kelimesi “şüphe” ve “iştibah/Yanlışlık” kelimesiyle aynı kökten gelir. Rağıb İsfehani, müteşabih ayeti şöyle tanımlar: “Zahiriyle batını bir olmayan.” Şeyh Tusi bu konuda şöyle yazmıştır: “İfade tarzı gayet açık olması nedeniyle her hangi bir izaha ihtiyaç duyulmaksızın, zahirinden neyin kastedildiği anlaşılan ayetlere “Muhkem ayteler” denir. İfade tarzı açık olmayıp, anlaşılabilmesi için izaha gerek duyulan ve emare olmaksızın anlatılmak istenen konunun tam olarak anlaşıldığından emin olunamayan ayetlere ise “Müteşabih ayetler” denir.”[56]

Başka bir tanımda “Müteşabih” için şöyle denilmiştir: Anlam açısından insanı şek ve şüpheye düşürebilecek birkaç anlam içeren lafızdır, dolayısıyla tevile ve tefsire muhtaçtır; Bu tip ayetler hem doğru hem de yanlış tevile açıktır. İnsan ve gökyüzünün yaratılışı, ilahi takdir ve Allah'ın sıfatları ve ilahi fiillerin çoğu bu ayetlere örnek verilebilir.[57] Kur’an ayetlerinin çoğu “Muhkem” ve pek azı “Müteşabih”tir (yaklaşık 200 ayet)[58] Bazı mütekellimler, aşağıdaki ayetlere dayanarak “Müteşabih” ayetlerin varlığını inkâr etmişlerdir:

“Bu (Kur'an), insanlar için bir açıklama, Allah'a karşı gelmekten sakınanlar için bir hidayet ve bir öğüttür.” Al-i İmran 138. “Elif Lâm Râ. Bu Kur'an; âyetleri, hüküm ve hikmet sahibi (ve her şeyden) hakkıyla haberdar olan Allah tarafından muhkem (eksiksiz, sağlam ve apaçık) kılınmış, sonra da Allah'tan başkasına kulluk etmeyesiniz diye tafsilatıyla açıklanmış bir kitaptır.” Hud 1. Bununla birlikte başka Kur’an araştırmacıları da aşağıdaki ayette olduğu gibi bazı ayetlere dayanarak Kur’an’ın tamamının “Muhkem” veya “Müteşabih” olduğunu söylemişlerdir:

“Allah, sözün en güzelini; yani âyetleri, (güzellikte) birbirine benzeyen ve (hükümleri, öğütleri, kıssaları) tekrarlanan bir kitap olarak indirmiştir.” Zümer 23

Ahbariler de buna yakın bir görüşü kabul ederek, Kur’an’ı anlamanın, Peygamber ve Masum imamlardan (a.s) nakledilen rivavet ve hadisler dışında mümkün olmadığını kabul etmişlerdir.[59]

Kur’an-ı Kerim’in bizzat kendisi, gayet açık bir dille Muhkem ve Müteşabih ayetlerinin varlığını ortaya koyar ve her birisi için bir açıklama yapar: “O, sana Kitab'ı indirendir. Onun (Kur'an'ın) bazı âyetleri muhkemdir, onlar kitabın anasıdır. Diğerleri de müteşabihtir. Kalplerinde bir eğrilik olanlar, fitne çıkarmak ve onun olmadık yorumlarını yapmak için müteşabih âyetlerinin ardına düşerler. Oysa onun gerçek manasını ancak Allah bilir. İlimde derinleşmiş olanlar, "Ona inandık, hepsi Rabbimizin katındandır" derler. (Bu inceliği) ancak akıl sahipleri düşünüp anlar.” Ali İmran 7. Elbette belirtmek gerekir ki, Hud suresinin başında zikredilen ayet ile burada naklettiğimiz ayet arasında her hangi bir çelişki söz konusu değildir. zira Allame Tabatabai'nin de belirttiği ve tefsir metodu olarak da kendisinin bizzat tefsirinde uyguladığı üzere, Kur'an'ın bazı ayetleri diğer bir kısmını tefsir ve tevil etmektedir. Yani ayetler arasında icmal ve tafsil durumuna dikkat etmek gerekir. Ör: Fatiha suresinde: «Bizi, nimet verdiklerinin yoluna hidayet et» buyuruyor. Nisa suresinde bu hidayet olmuşların «Peygamberler, Sıddıklar, Şehitler ve Salihler» olduğu beyan edilmiştir. aynı zamanda bu ayet, Fatiha suresinin ayetinin bir tafsil ve tefsiri hükmündedir. Sonuç olarak söylemek istediğimiz şudur: Kurandan veya hadislerden birine takılıp, ona göre anlam çıkarıp, tevillere gitmek doğru değildir. Her işin bir mütehassısı olduğu gibi her bir ilim dalında da o bilim dalı üzerine eğilmiş, ömür vermiş kimselerin görüşlerine müracaat etmek gerekir.

Tehaddi (Meydan Okuma) ve İ’caz (Aciz Bırakma)

Mekke kâfirleri Hz. Peygamber'in (s.a.a) daveti ve ilahi kelamla karşı karşıya kaldıklarında, duymamak için kulaklarına pamuk tıkıyor ve başkalarını da bundan sakındırıyorlardı. [60] "Bu, ancak bir insan sözüdür."[61] diyor veya "Duyduk, istesek biz de bunun benzerini elbette söyleyebiliriz.”[62] ve benzeri iddialarda bulunuyorlardı. Allah Teâlâ onların bu sözlerine karşı meydan okumaktadır. Yani Allah Teâlâ, Kur’an’ı vahiy olarak kabul etmeyen inatçı kâfirleri, Kur’an’ın bir benzerini getirmeye davet ediyor.[63] Allah Teâlâ konuyla ilgili olarak şöyle buyuruyor:

“Yoksa "onu (Kur'an'ı) uydurdu" mu diyorlar? De ki: "Eğer doğru söyleyenler iseniz, haydi Allah'tan başka gücünüzün yettiklerini de (yardıma) çağırıp, siz de onun gibi uydurma on sûre getirin."[64] Başka bir ayette ise şöyle buyruluyor:

“Eğer kulumuza (Muhammed'e) indirdiğimiz (Kur'an) hakkında şüphede iseniz, haydin onun benzeri bir sûre getirin ve eğer doğru söyleyenler iseniz, Allah'tan başka şahitlerinizi de yardıma çağırın (ve bunu ispat edin).”[65] Kur’an ayetlerinde yer alan bu meydan okuyucu sözler, bütün ırklara ve her zaman dilimine hitap etmektedir. Hz. Peygamber (s.a.a) yaşadığı asr-ı saadet dönemi üzerinden henüz kısa bir zaman geçmişti ki, “Müseyleme” gibi yalancı peygamberler Kur’an’la mukabele etmeye kalkışmış ve birbiriyle alakası olmayan, içeriksiz cümlelerle ve hatta yüce anlam ifade eden cümleleri yanyana getirmek şöyle dursun, sıradan cümleler kurmaktan dahi aciz kalmışlardır. Böylelikle Kur’an’ın mucize olduğu gerçeklik kazanmıştır.[66]. Elbette belirtmek gerekir ki, Müseyleme basit bir şahsiyet değildi. Bilakis zamanın en büyük edip ve şairlerinden biri, aynı zamanda dâhi denilecek bir zekaya da sahip bir kişiliği vardı. İslam'a kast edenler bu zatı tahrik edip fikrini çelmiş sonra da böyle bir işi başarabileceği konusunda kendisini ikna etmişlerdir. Müseyleme uzun müddet inzivaya çekilerek düşünüp taşınıp, Kur'an'ın üslubunu da çalmak kaydıyla, kurmuş olduğu cümlelerle sadece etrafındaki insanların alay konusu olmuştur. Ör: Meşhur cümlelerinden birinde Karia suresinin üslubunu taklit ederek şöyle diyor: Fil! Nedir o fil?! Sen Fil'in ne olduğunu nereden bilebilirsin?! Onun uzun bir hortumu ve kısa bir kuyruğu vardır. Görüldüğü gibi içi boş, hiç bir anlam ifade etmeyen, insanlığın hiç bir derdine deva teşkil etmeyecek saçma sapan bir cümleler yığını. Bir de siz bu zeki, dâhi ve zamanın en büyük şairlerinden biri olan bu zatın, aynı üslup ile Kur'an hacimli bir kitap yazdığını düşünün?! Allah, kullarını iyi bildiği için Kuran bedelinde kitap istemiyor, belki kısa surelerden birinin dahi bedelini getiremeyeceklerini buyurarak, hatta bütün insanların ve cinlerin birbirinin yardımına koşarak dahi amelen böyle bir şey yapamayacaklarını iddia ve ispat ediyor.

Kur’an’ın İ’cazı

Kur’an’ın i’cazının anlamı hakkında ortaya atılan görüşler:

  1. Kur’an’ın eşi ve benzeri olmayan fesahat ve belagatinin i’cazı (Edebi eşsizlik/Dilsel i’caz Teorisi).
  2. Kur’an’ın Ton ve kafiye uyumu açısından i’cazı.
  3. Kur’an’ın benzersiz maarif ve öğretilerinin i’cazı.
  4. Kur’an hükümlerinin fıtrat ve akl-ı selimle uyuşması ve her iki âlemi de kapsaması.
  5. Kur’an'ın delil ve bürhanlarının kesinlik içermesi ve faslü’l hitap (son noktayı koyma) özelliği taşıması.
  6. Geçmiş ve geleceğe dair gaybi haberleri kapsaması.
  7. Yaratılış sırlarına ilmi olarak değinmesi.
  8. Kur’an’ın pek çok hadiselerin vuku bulduğu anda ve yirmi üç yılda nazil olmasına karşın açıklamalarında istikamete sahip oluşu ve çelişki ve ihtilaf taşımaması.
  9. Allah Teâlâ’nın, muhalifleri Kur’an’ın benzerini getirmekten aciz bıraktığına dair buyrukları (Sarfe Teorisi).

Önceki peygamberlerin mucizeleri çoğunlukla hissiyata (beş duyuya) hitap ediyordu; ancak Hz. Peygamber-i Ekrem’in (s.a.a) ölümsüz mucizesi olan Kur’an akli-ilmi (kültürel) bir mucizedir. Meşhur deyimle, Her peygamberin mucizesi kendi zamanının gelişim şartlarına uygundu, Hz. Peygamber'in (s.a.a) yaşadığı dönemde Arap kabileleri arasında şiir ve edebiyat çok ileri bir sanat olarak kabul edildiği için, Allah Teâlâ Hz. Peygamber-i Ekrem (s.a.a) için dilsel ve edebi mucizeyi seçti.[67] Kur’an’ın i’cazı hakkında yukarıda sıralanan görüşler arasında iki görüş tercihe şayandır:

  1. İmamiye âlimlerinin ezici çoğunluğu ve Cahiz, Gazi Abdülcabbar, Zemahşeri, Abdülkahir Cürcani ve Sekkaki gibi Ehlisünnet’in Kur’an araştırmacıları ve edebiyatçıları ve Hace Şemseddin Muhammed Hafız gibi büyük İslam âlimleri Kur’an’ın dilsel eşsizlik ve edebi i’cazını kabul etmişlerdir.
  2. Sarfe görüşü. Bu görüş esasına göre Kur’an’ın i’cazı benzersiz fesahat ve dilsel-edebi cümlelerinde değil, bilakis Allah Teâlâ’nın Kur’an’ın bir benzerinin getirilmesinden insanları aciz bırakmasıdır. İmamiye âlimlerinden Seyit Murtaza ve Şeyh Tusi “Sarfe Kuramı”nı kabul etmiştir. Ne var ki bu kuram zayıf ve eleştirilen bir kuramdır, zira bu anlayış Kur’an’ın zati, edebi, dilsel ve içeriksel değerinin i’cazını kabul etmemektedir. Seyit Murtaza ve Şeyh Tusi gibi İmamiye’nin büyük âlimlerinin, Mutezile mektebine mensup Nazzam’ın (Sarfe kuramının kurucusu sayılır), İbn-i Hazm-ı Zahiri ve bazı Eş’ari âlimlerinin Sarfe kuramını kabul etmelerinin sebebi şu olabilir: Her kavmin edebi eserlerinin yüce bir konuma sahip olup, mukabele edilememe özelliğine sahip olmasından dolayı, Kur’an’ın edebi ve dilsel i’cazı yeterli değildir.[68]

Kur’anın Hadis ve Kadim Olması

Kur’an-ı Mecid hakkında ortaya atılan kelami ve akidevi konulardan bir tanesi de şudur: Allah’ın kelamı olan Kur’an acaba tıpkı Allah’ın zatı gibi “Kadim” ve “Halık” mıdır? Yoksa dünya ve yaratılan diğer şeylerin tamamı gibi “Hadis” ve “Mahlûk” mudur? Bu konu “Kelam” ilminin şekillenmesiyle ortaya atılmış ve hatta bazılarına göre asıl itibariyle “Kelam” ilmi, ilahi kelam hakkında ortaya atılan konuların vesilesiyle oluşmuştur. Bizzat Kur’an’ın bildirdiği gibi “Tekellüm” Allah’ın sıfatlarındandır.[69] Eş'arilik Kur’an’ın “Kelam-ı Nefsi”, “İlahi Zat’la Kaim”, İlahi Zat’ın kıdemiyle kadim ve zati bir sıfat olduğuna inanır. Ancak Mutezile ve Şia, ilahi “Tekellüm”ün Allah’ın fiili sıfatı olduğuna, Kur’an’ın “Kelam-ı Lafzi” ve “Hadis” olduğuna inanır.[70] Bu mesele Müslümanların usul ve furuu din meselesi olmadığı gibi din veya mezhebin zorunluluk içeren konularından da değildir. Ancak Kur’an hakkında ortaya atılan bu mesele hicri üçüncü yüzyılın başında; Harun Reşid’in hilafetiyle başlayıp Memun, Mu’tasım ve Vasık dönemlerinde yoğunluk kazanmış ve Mütevekkil döneminde de son bulmuştur.[71]

Kur’an’ın Zahirinin Hüccet Olması

Kur’an'ın Zahirinin Hüccet/delil olduğu konusu, daha çok Fıkıh Usulü terminolojisinde bahsi geçen konulardan ve ıstılahlardan birisidir. Bundan kastedilen şudur: Arapça bilen veya başka bir dile tercüme edildiği takdirde Kur'an ile muhatap olan insanlar, acaba sözün zahirine bakarak Kur’an’ı doğru anlayabilirler mi? Anladıkları miktar onlar için yeterli mi? bu idraklerinden sorumlu mudurlar Yoksa başkalarına veya diğer kaynaklara müracaat etmek zorunda mıdırlar? Ayetullah Hoi (r.a) bu konuyu ele alan makalesinde şöyle yazıyor: “Hiç şüphesiz Hz. Peygamber (s.a.a) Kur’an’ın hedeflerinin anlaşılması için kendine has bir yöntem icat etmemişti, bilakis kendi kavmiyle, kavminin aşina olduğu anlama ve konuşma yöntemleriyle konuşuyor, onların anlamını anladıkları, ayetlerini düşündükleri ve emirlerini yerine getirip nehiylerinden kaçındıkları bir Kur’an’ı getiriyordu. Kur’an’ın bazı ayetleri açıkça bunu ortaya koymuştur.”[72] Kur’an’ın başka ayetlerinde ise Kur’an’ın içeriğine ve zahirinden anlaşılan şeylerin dikkate alınmasının gerekliliğine işaret edilmiş ve zahiriyle amel edilmesinin zorunluluğu beyan edilmiştir.[73] Burada göz ardı edemeyeceğimiz bir nokta vardır. Kur'an-ı Kerim nazil olduğu yıllarda Hz. Peygamber (s.a.a) onların arasındaydı. ayetlerin nasıl pratiğe dökülmesi gerektiği ve ameli yönleriyle nasıl uygulamaya geçirileceği konusunu onlara öğretmekteydi. Aksi halde o günkü insanlar da Kuran ayetlerinin zahirinden yanlış çıkarımlarda bulunabiliyorlardı. Örneğin: Peygamberin has ashabından biri olan Ammar b. Yasir, teyemmüm ayeti nazil olduğunda cenabet guslü yerine teyemmüm etmek isterken soyunup toprağın üzerinde yuvarlanarak vücudunun her yerine toprak temas ettirmek suretiyle teyemmüm etmiş olacağını düşünüyor ve bunu uyguluyor. daha sonra peygamber (s.a.a) teyemmümün kolaylık amacı taşıdığını ve nasıl yapılacağını göstermesiyle düzeltmeler yapılmıştır. Hac, namaz, kefen ve defin işleri vs. ameli olarak uygulama gerektiren ayetlerin hemen hepsinde aynı sorunu yaşamak mümkündür. ayrıca Kur'an'ın bazı ayetleri muhkemdir ve onların zahiri delil olsa dahi müteşabih ayetler hakkında aynısını söylemek mümkün olmayacaktır. anlaşılmayan noktada aramızda kendisine ulaşabileceğimiz bir peygamber veya masum imam da bulunmadığına göre, nüzul zamanıyla yaşadığımız asır arasında bunca zaman aralığının bulunması vb. durumları düşünüp değerlendirdiğimiz zaman, herkesin ayetlerin zahirinden anladığını hüccet bilmesi demek, insanlar adedince inançların türemesi demektir. Bu durumun olmaması için asrımızda her ne kadar peygamber veya masum imam olmasa da bu işi idrak etmek üzere ömrünü vermiş Kuran ilimleri ve tefsir üzerine ihtisas yapmış bilginlerin tefsirlerine ve görüşlerine müracaat etmek zorunludur.

Tefsir ve Tevil

Tefsir, lügatte şerh etmek ve açıklamak anlamında olup Kur’an’da bir kez bu manada kullanılmıştır.[74] Ulum-u Kur’an âlimlerinin Tefsir kelimesi için yaptıkları birkaç tanım şöyledir:

  1. “Kur’an ilmi”[75]
  2. “Arap dilinin kanunları ve üslubuyla belgelendirilmesi kaydıyla Kur’an’da Allah’ın, bizzat Kur’an’ın, Hz. Peygamber (s.a.a) ve onun vasilerinin hedeflerini akıl, Kur’an, sünnet ve icma ile çelişmeksizin beşerin anlayabileceği bir dille anlatmaktır.”[76]
  3. “Allah Teâlâ’nın hedeflerine işaret etmesi yönüyle beşerin gücü nispetinde Kur’an hakkında bahseden bir ilimdir.”[77]
  4. “Kur’an’ın nüzulu, senedi, lafızları ve hükümleriyle alakalı konular etrafında bahseden bir ilimdir.”[78]

Suyuti tefsir ilmi yapma yetkisine sahip bir müfessirin, 15 ilim dalında hüner sabi olması gerektiğini yazmıştır:

  1. Lügat
  2. Nahiv
  3. Sarf
  4. İştikak
  5. Maani
  6. Beyan
  7. Bedi’
  8. Kıraat İlmi (ve Kıraat ihtilafları)
  9. Usulü Din (özelikle Kelam İlmi)
  10. Usulü Fıkıh
  11. Nüzul sebeplerini tanıma
  12. Nasıh ve Mensuh’u tanıma
  13. Fıkıh
  14. Mücmel ve müphemi açıklayan hadisler
  15. Mevhibet İlmi (İlmi Vehbi): Allah Teâlâ, bildiğine amel eden kuluna verdiği ve ona miras bıraktığı ilimdir. Bu tanımlamayla şu hadise işaret edilmektedir: “Kim bildiğine amel ederse Allah Teâlâ ona bilmediğini de öğretir.”

Suyuti bunları dile getirdikten sonra şöyle diyor: Bu ilim ve sanatları bilmeksizin Kur’an tefsir eden kimse Tefsir-i Bi'r-Rey (Kendi yanından yorum ve görüş bildirmek) yapmıştır ki bu tarz tefsir bizzat hz. peygamber (s.a.a) tarafından yasaklanmış/nehyedilmiştir.[79]

Tevil lügatte döndürmek ve çevirmek anlamındadır.[80] Bu kelime Kur’an-ı Kerimde kullanılmıştır.[81] İlk asırlarda tefsir ile tevil arasında fark yoktu. Hatta Taberi kendi tefsirinde sürekli tevil kelimesinden yararlanarak bu kelimeyi "tefsir" anlamında kullanmıştır. Gazali “Müsteşfa” kitabında şöyle yazıyor: “Tevil, bazen müteşabih ayetlerde olduğu gibi kelam ve mananın tevili için kullanılır. Bazen Hz. Yusuf’un kıssasında olduğu gibi rüya ve hükümlerin tevil edilmesi ve bazen de Hz. Musa’nın kıssasında salih birisinin kendi yaptıklarını Musa’ya yorumladığı gibi amellerin tevil edilmesi anlamında kullanılmıştır. Istılahta ise; Arap dilinin öngördüğü şekilde ve mecaz sanatındaki benzeme yönleriyle alakalı kurallara uyulmak suretiyle bir lafzın gerçek anlamından çıkartılıp mecazi anlamda kullanılmasına denir ki bu da; bir şeyin benzeri bir şeyle veya o şeyin benzerliği sebebiyle veya o şeye yakın bir şeyle isimlendirilmesi gibidir.” Bazıları tevili “Müteşabihatın Yorumlanması” olarak bilmiş ve “Kelamın zuhur denilen aşikâr manasının karşısında kelamın keşfedilen ikinci manasına batın demişlerdir.”[82] Et-Temhid’in yazarı, "Tevil" için getirdiği bir diğer tanımda şöyle diyor: Kelamın zahirinde gizlenen ve lafzın dışında açık emareyle anlaşılan mana ve mefhumdan ibarettir.[83] Ragıb İsfehaniMüfredat” kitabında şöyle der: “ Genellikle tefsir lafızlarda ve tevil ise manada kullanılır. Tefsir kelimelerinin manaları ve tevil ise cümlelerin manalarıdır.” Bazıları tefsirin ibaretlerin vez’i ile alakalı tevilin de emarelerden yararlanılan manalarla alakalı olduğunu söylemiştir. Muhammed Hüseyin Zehebi[84] tefsir ve tevil için çeşitli tanımları ve ikisi arasındaki farkları ortaya koyduktan sonra şöyle yazar: “Tefsir rivayet hakkında ve tevil dirayet hakkındadır.”[85] Kur’an-ı Natık (Konuşan Kur’an veya Canlı Kur’an), Ehlibeyt İmamları (a.s), sahabe ve sonraki Kur’an araştırmacıları tevil yapabilir ve bunların dışında Kur’an’ın tevili herkesin işi değildir.[86]

Tecvit ve Tertil

Basitçe tanımlamak gerekirse Kur’an’ı doğru okuma kurallarına tecvit ilmi ve Kur’an’ı doğru okuma sanatına da tertil denir. Tecvit, şer’i ve Kur’anî ilimlerdendir. Tecvit ilminin tarihi, asr-ı saadete yani Hz. Peygamber (s.a.a) hayatta olduğu döneme yani o hazretin Kur’an kelimelerinin doğru telaffuz edilip okunmasına ihtimam gösterdiği zamana dayanır. İslam ümmeti Kur’an’ın anlamını ve hükümlerini anlamak için kendisini zorunlu hissettiği gibi, kıraat imamlarından işittikleri kelime ve harflerin doğru telaffuz edilmesi için de gayret gösteriyordu. Nesilden nesle intikal ederek günümüze gelen ve aslı itibariyle Hz. Peygamber'e (s.a.a) ve onun sünnetine dönen Kur’an kıraati ile muhalefet etmek veya onu reddetmek caiz değildir. Tecvit ilmi, Kur’an kıratını, Hz. Peygamber (s.a.a) zamanındaki kıraate benzetmeyi hedeflemektedir.[87]

Tecvit, kıraat ilminin bölümlerindendir. Tecvitle kıraatin farkı şudur: Kıraat ilmi, Kur’an kelimelerinin hem i’rab hem de telaffuz açısından doğru okunup, hakkını vererek düzgün bir şekilde okunmasını üstlenen ilimdir. Tertil ise kelimelerin doğru şekilde birbirleriyle ilişkilendirilmesinden ibarettir. Tertil Kur’an-ı Kerim’in doğru, anlaşılır ve tane tane okunmasıdır. Kur’an’da birkaç kez tertil üzerinde durulmuş ve Müzzemmil suresinin üçüncü ayetinde açıkça şöyle buyrulmuştur: “Kur'an'ı tertille yani ağır ağır ve tane tane/anlaşılır bir şekilde oku.” Emirü’l Müminin’e bu ayette geçen tertilden neyin kastedildiği sorulduğunda şöyle buyurmuştur: “Tertil harflerin doğru eda edilmesi ve Kur’an’ın durulması gereken yerlerine aşina olunmasıdır.”[88] İbni Cezeri, tertilin tanımında şöyle der: “Yavaş ve acele etmeksizin okumaktır ve Kur’an acele edilmeksizin nazil edilmiştir.” (Ve acele edilmeksizin de okunması gerekir).[89]

Sıra Alfabetik Sıralama Surenin Adı Ayet Numaraları Nüzul Sırası Mekki / Medeni
1 63 Fatiha 7 5 Mekki
2 16 Bakara 286 87 Medeni
3 1 Al-i İmran 200 89 Medeni
4 104 Nisa 176 92 Medeni
5 84 Maide 120 112 Medeni
6 12 Enam 165 55 Mekki
7 7 A'raf 206 39 Mekki
8 13 Enfal 75 88 Medeni
9 23 Tövbe 129 113 Medeni
10 114 Yunus 109 51 Mekki
11 110 Hud 123 52 Mekki
12 113 Yusuf 111 53 Mekki
13 37 Ra'd 43 96 Medeni
14 2 İbrahim 52 72 Mekki
15 30 Hicr 99 54 Mekki
16 103 Nahl 128 70 Mekki
17 6 İsra 111 50 Mekki
18 80 Kehf 110 69 Mekki
19 90 Meryem 98 44 Mekki
20 54 Taha 135 45 Mekki
21 9 Enbiya 112 73 Mekki
22 29 Hac 78 103 Medeni
23 98 Müminun 118 74 Mekki
24 108 Nur 64 102 Medeni
25 67 Furkan 77 42 Mekki
26 45 Şuara 227 47 Mekki
27 106 Neml 93 48 Mekki
28 75 Kasas 88 49 Mekki
29 60 Ankebut 69 85 Mekki
30 38 Rum 60 84 Mekki
31 82 Lokman 34 57 Mekki
32 43 Secde 30 75 Mekki
33 3 Ahzab 73 90 Medeni
34 42 Sebe 54 58 Mekki
35 64 Fatır 45 43 Mekki
36 112 Yasin 83 41 Mekki
37 49 Fussilet 182 56 Mekki
38 48 Sad 88 38 Mekki
39 41 Zümer 75 59 Mekki
40 62 Gafir 85 60 Mekki
41 68 Fussilet 54 61 Mekki
42 47 Şura 53 62 Mekki
43 39 Zuhruf 89 63 Mekki
44 34 Duhan 59 64 Mekki
45 25 Casiye 37 65 Mekki
46 4 Ahkaf 35 66 Mekki
47 87 Muhammed 38 95 Medeni
48 65 Feth 29 111 Medeni
49 31 Hucurat 18 106 Medeni
50 71 Kaf 45 34 Mekki
51 35 Zariyat 60 67 Mekki
52 55 Tur 49 76 Mekki
53 102 Necm 62 23 Mekki
54 77 Kamer 55 37 Mekki
55 36 Rahman 78 97 Medeni
56 111 Vakıa 96 46 Mekki
57 32 Hadid 29 94 Medeni
58 86 Mücadele 22 105 Medeni
59 33 Haşr 24 101 Medeni
60 96 Mümtehine 13 91 Medeni
61 50 Saf 14 109 Medeni
62 26 Cumua 11 110 Medeni
63 97 Münafikun 11 104 Medeni
64 20 Tegabun 18 108 Medeni
65 53 Talak 12 99 Medeni
66 19 Tahrim 12 107 Medeni
67 95 Mülk 30 77 Mekki
68 76 Kalem 52 2 Mekki
69 28 Hakka 52 78 Mekki
70 94 Mearic 44 79 Mekki
71 107 Nuh 28 71 Mekki
72 27 Cin 28 40 Mekki
73 91 Müzemmil 20 3 Mekki
74 88 Müdessir 56 4 Mekki
75 78 Kıyamet 40 31 Mekki
76 10 İnsan 31 98 Medeni
77 89 Mürselat 50 33 Mekki
78 101 Nebe 40 80 Mekki
79 99 Naziat 46 81 Mekki
80 57 Abese 42 24 Mekki
81 22 Tekvir 29 7 Mekki
82 14 İnfitar 19 82 Mekki
83 93 Mutaffifin 36 86 Mekki
84 11 İnşikak 25 83 Mekki
85 15 Buruc 22 27 Mekki
86 52 Tarık 17 36 Mekki
87 8 A'la 19 8 Mekki
88 61 Gaşiye 26 68 Mekki
89 66 Fecr 30 10 Mekki
90 17 Beled 20 35 Mekki
91 46 Şems 15 26 Mekki
92 83 Leyl 21 9 Mekki
93 51 Duha 11 11 Mekki
94 44 İnşirah 8 12 Mekki
95 24 Tin 8 28 Mekki
96 59 Alak 19 1 Mekki
97 73 Kadir 5 25 Mekki
98 18 Beyyine 8 100 Medeni
99 40 Zilzal 8 93 Medeni
100 56 Adiyat 11 14 Mekki
101 72 Karia 11 30 Mekki
102 21 Tekasur 8 16 Mekki
103 58 Asr 3 13 Mekki
104 109 Hümeze 9 32 Mekki
105 70 Fil 5 19 Mekki
106 74 Kureyş 4 29 Mekki
107 85 Maun 7 17 Mekki
108 81 Kevser 3 15 Mekki
109 79 kafirun 6 18 Mekki
110 105 Nasr 3 114 Medeni
111 92 Mesed 5 6 Mekki
112 5 İhlas 4 22 Mekki
113 69 Felak 5 20 Mekki
114 100 Nas 6 21 Mekki

Kur’an Kıssaları

Kur’an’ın başından sonuna kadar içerdiği ve tekrar ettiği konulardan bir diğeri de genellikle özel nükteler içerip, ibretlerle dolu olan enbiya/peygamberlerin ve kavimlerin kıssalarıdır. Kur’an kıssalarının araştırılıp tanınması işi Kur’an ilimlerinin bölümlerinden birisidir. Daha önce söylendiği gibi Kur’an’ın açıklama yöntemi, birbirine bağlı ve tek düze bir açıklama yöntemi değil, bilakis çeşitli güllerden oluşmuş bir buket gül misali çeşitli konuların iç içe işlendiği bir yöntem olup, bir kıssanın başından sonuna kadar kesinti olmaksızın ele alındığı pek nadirdir. Kur’an’da baştan sona kesintisiz bir şekilde anlatılan kıssalar şunlardan ibarettir: Yusuf suresinde Hz. Yusuf (a.s) ve kardeşlerinin kıssası, Taha suresinde Hz. Musa’nın (a.s) kıssası, Sa'd suresinde Hz. Davud’un (a.s) kıssası, Neml suresinde Hz. Süleyman’ın (a.s) kıssası, Nuh suresinde Hz. Nuh’un (a.s) kıssası ve Hud suresinde Hz. Hud’un kıssası. Yunus suresinde Hz. Yunus’un kıssası, Hz. İbrahim’in (a.s) kıssası yalnızca İbrahim suresinde ele alınmadığı gibi sadece Hz. İbrahim değil, bilakis diğer peygamberlere ait kıssalar da konu edilmiştir. Hz. İbrahim’in (a.s) kıssasının çoğunluğunu Bakara ve diğer surelerde aramak gerekir. Kur’an’ın 15 suresinde Hz. İbrahim’e (a.s) işaret edilmiştir. Keza Hz. Musa’nın (a.s) kıssası Kur’an’ın 21 suresine yayılmıştır.

Kur’an kıssalarında sadece nebilerin ele alınmamış, bilakis Kehf suresinde Ashab-ı Kehf veya Kasas suresinde Karun gibi nebi olmayanların kıssalarına da yer verilmiştir.

Kur’an’da yer alan bazı şahsiyetlerin kıssaları şunlardan ibarettir: Adem (a.s), Azer, İblis, İdris, İrem-e Zati’l İmad, İshak, İsmail, Ashabu’l- Uhdud, Ashabu’r-Res (Ashab-ı Kehf ile aynıdır), Ashabu’s-Sebt, Ashabu’s-Sefine, Ashabu’l-Kehf, Beni Adem, Beni İsrail, Tebbe’, Semud, Calut, Cin, Havva (isim söylenmeksizin), Havariyyun, Hızır (Racülün Salih), Davud, Zü’l-Karneyn, Zü’l-Kifl, Rum, Zekeriya, Züleyha (isim söylenmeksizin), Zeyd b. Harise, Zeynep binti Cahş (isim söylenmeksizin), Samiri, Sebe, Sehere, Süleyman, Şuayb, Salih, Talut, Ad, Üzeyir, İsa b. Meryem, Firavun, Karun, Ken’an b. Nuh (isim getirilmeksizin), Lokman, Lut, Hz. Muhammed, Medyen, Meryem, Mütefikaat, Musa, Nasara, Nemrut, Nuh, Habil, Kabil, Harut, Marut, Harun, Haman, Hud, Ye'cüc, Me'cüc, Yahya, Yakup, Yunus ve Yahuda.[90]

Fıkıh veya Kur’an Hükümleri

Fıkıh ve Usul ıstılahında şeriat hükümlerinin ilk ve en önemli kaynağı olan Kur’an’a “Kitap” denilir. “Kur’an ilahi kanunlar bütünü ve hadislerin değerlendirilme ölçüsüdür ve ölçü olmaya da devam edecektir. Dolayısıyla Kur’an’ın Hz. Peygamber'e (s.a.a) nüzulünden günümüze kadar İslam fakihlerinin kaynağı olmuş, olmaya devam edecektir ki fekahat ve içtihadın tarihi süreci bu iddianın tanığıdır.”[91]

Bilindiği gibi Kur’an’da yaklaşık 500 tane fıkhi veya ahkâm ayeti vardır.[92] Ne var ki Kur’an’dan fıkhi çıkarımda bulunmak (istinbat) pek çok maarifi, Arap dili ve edebiyatına hâkim olmayı (lügat, nahif, meani ve beyan gibi), Kur'an ilimlerini (nasih - mensuh, muhkem ve müteşabih ve nüzul sebepleri gibi), şer’i ilimleri ve fıkıh ve usule dair ilke ve kuralları bilmeyi gerektirir. Zikri geçen ilimlerin elde edilmesinden sonra bir araştırmacı örneğin Kur’an’da gelen her “Emir” kipinin farzı bildirmediği gibi her farzın da “Emir” kipiyle açıklanmadığını anlayacaktır. Bazen “Nehy”, “Nefy ve Ahbar” kalıbında “İnşa”nın yerini tutar. Pratikte içtihat derecesine ya da içtihadın yakın bir derecesine ulaşmayan bir kimsenin Kur’an’dan fıki çıkarımda bulunmasının ilmi güvenirliği ve itibarı yoktur. Dolayısıyla Kur’an zahirlerinin hücciyetinin kolaylıkla kabul edilmemesinin sebebi budur. Elbette bu açıklamayla Kur’an’ın yalnızca sünnetin aracılığıyla anlaşılabileceğine inanan “Ahbariler”in sözünü teyit etmek istemiyoruz, zira “Ahbariler” Pak Masum İmamların (a.s) kendi sözlerinin doğruluk ölçüsü olarak Kur’an’ı ölçü saydıklarından gafildirler. Aksine bu açıklamayla “Usulcüler”in konumunu ve içtihadın gerekli ve önemli olduğunu teyit ediyoruz. Sonuç itibariyle araştırmacıların söyledikleri gibi Kur’an-ı Mecid “Katiyyü’s-Sudur” olduğu gibi aynı zamanda “Zannü’d-Delale”dir. İslam mezhepleri fıkıhçı ve Kur’an araştırmacıları Kur’an hükümleri konusunda pek çok kitap yazmışlardır.[93]

Kur’an Tercümesi

Kur’an’ın tercüme edilip edilmemesi hususunda asırlarca İslam âlimleri ve mezheplerin önde gelenleri arasında görüş farklılığı vardı. Fakihlerin çoğu ve Ehlisünnetin dört mezhep imamı (Ebu Hanife’nin dışında ki ilk önce caiz olduğunu ve sonra Arapçanın bilinmemesi durumunda caiz olduğunu söylemiştir) namazda Fatiha ve surenin Arapça dışında okunmasının caiz olmadığına hükmetmişlerdir. Bazıları ise asıl itibariyle Kur’an’ın hiçbir dile tercüme edilmesinin doğru olmadığı çıkarımında bulunmuşlardır. Ancak Kur’an’ın tercümesinin tarihi çok eskilere dayanmaktadır ve Salman Farisi’nin “Bismillahirrahmanirrahim”i “Bağışlayıcı Allah’ın adıyla” şeklinde tercüme ettiği bilinen bir gerçektir.[94] Bu konuda çok önemli görüşler vardır. Serahsi “Mebsut”[95] adlı kitabında şöyle yazmıştır: “Farslar, Salman Farisi’ye Fatiha suresini Farsça yazmasını istemiş ve o da yazmıştır. Sonra Farslar namazda Fatiha suresini dilleri Arapça telaffuzuna alışana kadar Farsça okuyorlardı. Derken bu olayı Hz. Peygamber Ekrem’e (s.a.a) anlattılar ve Hz. Peygamber’de (s.a.a) inkâr etmedi.” Abdüllatif Tıbavi (1910-1981) konuyla alakalı “Ahkamu Tercümeti’l Kur’ani’l Kerim” başlığını taşıyan bir makale yazmıştır.[96] Tıbavi bu makalesinde tarihsel eleştiride bulunarak Hz. Peygamber (s.a.a) döneminde Farsların Müslüman olmadıklarını, dolayısıyla Hz. Peygamber'in (s.a.a) böyle bir sorunla karşılaşmadığını ortaya koyarak bu sözü reddetmiştir. Muhammed Hamidullah, söz konusu makalenin basıldığı aynı dergide[97] Tıbavi’nin sözünü reddederek rivayette “Biladu Fars” değil, “Kavmin mine’l Fars” şeklinde geldiğini ve sahabe ve Yemen sakinleri arasında pek çok Müslüman İranlının yer aldığını ortaya koymuştur.[98]

İlk ve meşhur fakihlerden olan Ebu Hanife namazın Fars dilinde kılınabileceğine dair ilk fetva veren kimsedir. Ebu Hanife’nin görüşünü kabul eden yaranlarından bazıları namazda Kur’an’ın Türkçe, Hintçe ve Süryanice gibi dillere tercüme edilmesini caiz bilmişlerdir. Bununla birlikte Ebu Hanife’yle aynı çağda yaşayan Ebu Yusuf ve Şeybani Ebu Hanife’ye muhalefet ederek yalnızca Arapça kıraatinden aciz olan kimsenin Kur’an’ı Farsça kıraat etmesinin caiz olduğunu söylemişlerdir. Araştırmacıların bazıları ise Ebu Hanife’nin bu sözünden döndüğünü söylemiştir.[99] Eskilerden Suyuti ve muasır âlimlerden Muhammed Reşit Rıza “el-Menar” tefsirinde Ebu Hanife’nin verdiği fetvasından döndüğünü ileri sürmüştür.[100] Güya Hanefi mezhebine tabi olanlar geçmişten şimdiye kadar bu fetvaya amel etmemiş ve sürekli namazlarını Arapça kılmışlardı. Kur’an’ın tercüme edilmesi görüşünü benimseyenlerin en sağlam delilleri Kur’an’ın şu ayetidir: “Allah, bir kimseyi ancak gücünün yettiği şeyle yükümlü kılar.” Bakara 286. Şafii Kur’an’ın Arapça dışında okunmasının caiz olmadığı hükmünü vermiştir, zira Kur’an Arapça indirilmiş ve başka dillere tercüme edilmesi durumunda Kur’an olmaktan çıkacaktır; Kur’an’ın mucize olması Arapça olmasına bağlıdır ve başka dillere tercüme edildiğinde Kur’an’ın i’cazı ortadan kalkacaktır. Ancak Arapça kıraatinden aciz olan kimse namazda surelerin yerine “Tespih” ve “Tehlil” söylemesi gerekir. Cahiz Arapça şiirin tercümesinin mümkün olmadığına, zira Arap’ın hikmetinin (şiirinin) Arapça dışına çevrilmesi durumunda Arap’ın i’caz ve sanatının heder edildiğine; Kur’an’ın tercümesinin şiirden daha zor ve tehlikeli olduğuna inanır.[101]

Şia âlimleri namaz dışında Kur’an’ın tercüme edilmesinin caiz ve hatta zorunlu olduğunu kabul etmişlerdir.[102]

Kur’an İlimleri

“Ulum'i Kur’an” nispeten yeni bir ıstılahtır, ancak bu ıstılahın somut örneğinin tarihi kökeni çok eskiye dayanır. Bu ıstılahtan, Kur’an etrafında şekillenip gelişen ve tarih, tefsir ve içerikle alakalı olarak Kur’an’ı tüm boyutlarıyla tanımayı hedefleyen ilimler kastedilmiştir. Bu ilimler şunlardan ibarettir:

  1. Kur’an Tarihi
  2. Tefsir İlmi
  3. Kıraat, Tecvit ve Tertil İlmi
  4. İlmi Resmi Osmanî; yani Kur’an’ın resmi hattı ve eski yazım şekillerinin nasıllığı üzerinde duran ilim
  5. Kur’an İ’caz İlmi
  6. Nüzul Sebepleri İlmi
  7. Nasıh ve Mensuh İlmi
  8. Muhkem ve Müteşabih İlmi
  9. Mekki ve Medeni Sureleri Tanıma İlmi
  10. İ’rab İlmi
  11. Kur’an Lügatlerini Tanıma İlmi
  12. Kıssalar İlmi
  13. Kur’an Hükümleri veya Kur’an Fıkhı

Kur’an’ın tercüme sanatının Tefsir İlmine dâhil edilmesi mümkündür. Kur’an ilimlerinin geçmişi çok eskiye dayanır; nasih - mensuh ve nüzul sebepleri gibi hadis ve nakle dayandırılan bazı Kur’an ilimlerinin Hadis İlimleri kadar geçmişi vardır. Bununla birlikte İlmi Resmi Osmanî, Kur’an’ın toplanması ve nihai nüsha haline getirilmesiyle birlikte ortaya çıkmıştır. İslam mezhepleri fakihlerinin pek çoğu İlm-i Resmi Osmanî’yi değiştirmenin şer’en caiz olmadığına inanmış ve hali hazırda elimizde var olan Kur’an’ın en eski kaynaklara dayanan nüshanın dikkate alınmasıyla “Resmü’l Hattı Osmanî” hattıyla yazıldığını söylemişlerdir. Kur’an’ın söz konusu resmi hattıyla günümüz Arapça ve Farsça hattı arasında farklılıklar vardır ve Farsça kullananlar, hatta tahsilliler bile okumakta zorlanmaktadır. Zira “Elif” harflerinin pek çoğu yazılmamıştır örneğin “سلطان Sultan” yerine elifsiz “سلطن Sultan” (Ta harfinin üzerine kısa elif yazılmış) ve “یا نوح Ya Nuh” yerine Ya harfinin üzerine kısa elif yazılarak “ینوح Yanuh” şeklinde yazılmıştır. Ancak Resmü’l Hattı Osmanî’yi olduğu gibi ve değiştirilmeden kalması gerektiğini kabul edenler haklıdırlar. Çünkü yazılım düzeltmeleri ve her dilin yazım kurallarına uyumlu olacak şekilde hat düzenlemelerinin sonu yoktur ve asıl itibariyle ne yaparsak yapalım sonuçta Kur’an’ı doğru okumak özel eğitimi gerektirmektedir. Keza yalnızca bilmek ve tahsil etmek, Kur’an’ın doğru okunması için yeterli değildir.[103]

Kıraat ilmi ve Kıraat ihtilaflarının tanınmasının geçmişi Hz. Peygamber (s.a.a) ve sahabe asrına uzanır. Ancak Kur’an İ’caz İlmi veya Kur’an İ’rab İlmi gibi bazı ilimler sonraki asırlarda ortaya çıkmıştır. Zerkani şöyle diyor: “Ulumu’l Kur’an dalında yazılan ilk eser Hufi olarak tanınan Ali b. İbrahim b. Said’in (H. 330) el-Burhan fi Ulumi’l Kur’an adlı eseridir. Otuz ciltlik bu eserin on beş ciltlik nüshası Daru’l Kutubi’l Mısriye kütüphanesinde korunmaktadır. Kur’an ilimlerinin hepsini veya ezici bir çoğunluğunu kapsayan eserler şunlardan ibarettir:

  • Fununu’l Efnan fi Ulumi’l Kur’an; İbni Cevzi (H. 597)
  • el-Mücteba fi Ulumi’l Kur’an; İbni Cevzi ( Her iki eser de Kahire’deki Daru’l Kütubi’l Mısriyye kütüphanesindedir).
  • Cemalü’l Kurra; Alemü’d-Din Sehavi (H. 641)
  • el-Mürşidü’l Veciz; Ebu Şame (H. 665), (Bu eser basılmıştır).
  • el-Burhan fi Ulumi’l Kur’an; Beru’d-Din Zereşki (H. 794), Muhammed Ebu’l Fazl İbrahim tarafından tashis edilerek dört cilt şeklinde hazırlanmış bu nefis eser en temel kaynaklardan birisidir.
  • Mevakiu’l Ulum min Mevakıi’n-Nucum; Celallettin Belkînî (H. 824)
  • el-İtkan fi Ulumi’l Kur’an; İran asıllı Mısırlı muhaddis ve Kur’an araştırmacısı Celaleddin Suyuti (H. 911). Bu eser Ulumu Kur’an dalından en önemli eserlerden sayılmış ve Farsçaya da tercüme edilmiştir.

İslam dünyasında yeni dönemde Ulum'il Kur’an hakkında yazılan en önemli kitapların bazıları şunlardan ibarettir:

  • Menahilü’l İrfan fi Ulumi’l Kur’an; Muhammed Abdülazim Zerkani, iki cilt.
  • Mebahisü fi Ulumi’l Kur’an; Subhi Salih.
  • el-Mucizetü’l Kübra; Muhammed Ebu Zühre (“Büyük Mucize” adıyla Zebihi Bey Farsçaya tercüme etmiştir).[104]

Kur’an Basımı

Kur’an’ın basılma tarihi Avrupa ve dünyada kitap basılmasının yaygınlık kazandığı dönemlere rastlar. Kur’an’ın Arapça metni ilk defa Venedik’te “Paganini” aracılığıyla 1503-1523 yılları arasında basılmış[105] ve nüshalarının tamamı Papa’nın emriyle toplatılmıştır. Daha sonra İbrahim Hinckelman 1694 yılında Hamburg’da söz konusu Kur’an nüshasını basmıştır. Avrupa’da en eski ve en sahih Kur’an baskısı Flogel basımıdır (1836). İşaret edildiği gibi İtalya ve Alman baskısından sonra Müslümanlar için ilk defa Kur’an metni 1787 yılında Rusya’da Sankt Peterburg’da basıldı.[106]

İran’da Kur’an’ın ilk basımı hakkında ihtilaf vardır. Bazıları ilk Kur’an basımını Tebriz’de Hicri 1242 yılında gerçekleştiğini[107] bazıları ise Hicri 1246 yılında basıldığını söylemiştir.[108]

Kur’an-ı Mecid’in ilmi ve münakkah (her türlü yazım hatalarından arındırma) basımının Mısır baskısı olması önemli bir noktadır. Subhi Salih şöyle yazıyor: “Kahire’de 1923 yılında Kur’an’ın nefis basımı Birinci Melik Fuad’ın tayin ettiği heyetin eşliğinde ve Ezher şeyhlerinin gözetimi altında yayınlandı. Asım Kıraati’nin Havs rivayeti esasına göre basılmış bu Kur’an, İslam âleminde büyük bir ilgi ve alakayla karşılandı.”[109] Suriyeli meşhur hattat Osman Taha’nın hattının temel alınarak yazılan Kahire mushafı, Suriye’de çeşitli boylarda ve yüksek tirajlarda basıldı. Daha sonra hicri kameri on beşinci yüzyılın başlarında Melik Faht Kurultayı, Kur’an Âlimleri Heyetini tayin etti ve son derece ilmi çalışmaların neticesinde gerçekte Kahire mushafı olan Osman Taha’nın nüshasının, teknolojik mükemmel baskısını İslam âlemine sundu. Her yıl söz konusu bu nüshadan iki milyon nüsha basılıp dünyanın her yerinden gelen hacılara ve dini kuruluşlara hediye edilmektedir. Resmü’l Hattı Osmanî hattının esas alınması suretiyle yazılan ve İmamiye Şiasına da dayandırılan bu nüsha avam halk ve âlim taifesini de kapsamak üzere İslam âlemi tarafından kabul görmüş ve İslam âleminin resmi mushafı olarak telakki edilmiştir ki bu mesele, Ehlisünnet ve Şia’nın bir araya gelmesinde çok önemli bir role sahiptir.[110]

Tefsir İlmi
Önemli Tefsirler

Şia Açısından:

Ehli Sünnet Açısından:

Tefsir Yöntemleri

Tefsir Kısımları
Tefsir Kavramları


Kur’an Araştırma Kaynakları

a) Kur’an Kavramları Sözlükleri

Lisanü’l Arap’tan tutun da ondan öncesi Mucemü’l Vasit’e ve daha sonraki sözlüklere kadar yazılan eserlerin tamamı Kur’an kavramları üzerinde yapılan çalışmaları ortaya koymaktadır. Bu genel kaynaklara ek olarak Kur’an-ı Mecid’in lafızlarını ele alan özel sözlükler ilk asırda yazılmıştır. Bu alanda kaleme alınan en eski eser “Mesaili Nafi b. Ezrak” tır (Nafi’nin Kur’an kelimeleri hakkında İbn-i Abbas’a soruları) ve Suyuti bunların tamamına “İtkan” kitabında yer vermiştir.[111] Söz konusu eserde yer alan lügatler “Mucemu Garibi’l Kur’an” başlığıyla basılmış ve kelimelerin yaklaşık tamamı İbn-i Ebi Talha kanalıyla İbn-i Abbas’tan rivayet edilmiştir. Kur’an kelimelerini ele alan en eski kavram sözlükleri şunlardır:Ebu Ebeyd Muammer b. Müsenna (H. 210)'nın, “Mecazü’l Kur’an”. Bu sözlük gerçekte sözlük olmanın ötesine taşarak zor ve mecazi metinlerin şerhini de yapmıştır. “Tevilü Müşkili’l Kur’an” ve “Tefsirü Garibi’l Kur’an”. Bu eserlerin her ikisi de İbn-i Kuteybe’ye aittir (H. 276). “Müfredat-ı Rağıp İsfehani” (H. 401). Tam ismi “Mucemu Müfredat-i Elfazi Kur’an” olan bu eser defalarca basılmış ve son zamanlarda Farsça'ya da tercüme edilmiştir. Damgani’nin “Kamusu’l Kur’an” adlı eseri de Farsça'ya tercüme edilmiştir. Tıflisi’nin “Vücuhu Kur’an”, adlı eseri “Lisanü’t-Tenzil” (müellifi meçhuldür) ve Mir Seyit Şerif Curcani’nin “Tercümanü’l Kur’an” gibi Arapça-Farsçadır. Şia müelliflerinden Fahrettin b. Muhammed’in Kur’an ve hadis ıstılahlarını içeren “Mecmeu’l Bahreyn” ve Hemu’nun “Tefsirü Garibi’l Kur’an” kitabıyla çağdaş asırda Şia yazarlardan iki lügat kitabı hatırlatılmaya değerdir: Seyit Ali Ekber Kurşi’nin “Kamusu Kur’an” (üç ciltte yedi cüz) ve Hasan Mustafavi’nin “et-Tahkik fi Kelimati’l Kur’ani’l Kerim”, on dört cilt.

b) Kur’an Ansiklopedileri

  1. “el-Mevsuatü’l Kur’aniyeti”, Değerleyen İbrahim el-Ebyari ( 11 cilt, 1405 k)
  2. “Dairetü’l Feraid”, Seyit Muhammed Bakır Muhakkik.

c) Kur’an İndeksleri

Kur’an indeksleri kelime ve konu indeksi olmak üzere iki kısımdır. Kur’an kelimelerinin indeksine “Keşşafü’l Ayat” 'da denilmiştir. “Ayet bulma” olarak da isimlendirilen “Keşfü’l Ayat” ile kelime bulma olarak isimlendirilen “Keşşafü’l Kelimat” arasında teknik fark vardır. Zira ayetin aranıp bulunmasını içeren “Keşşafü’l Kelimat” da yalnızca anahtar kelimelerin fihristi yapılmış ve anahtar olmayan harf ve kelimelere (örneğin ellezi veya ellezine) yer verilmemiştir. Ancak Keşşafü’l Ayat’da harfleri de kapsayacak şekilde Kur’an’ın tüm kelimelerinin tam fihristi yapılmıştır. Bununla birlikte her ikisi arasında yapısal ortaklık ve benzerlik vardır. Kur’an-ı Mecid’in Keşfü’l Kelimat’ı hakkında yapılan en meşhur çalışmalardan birisi Alman Müsteşriki ve Kur’an Araştırmacısı Gustav Leberecht Flügel’in (1802-1870) “Nucümü’l Furkan fi Etrafi’l Kur’an” adlı eseridir. Yeni asırda meşhur Kur’an araştırmacısı ve Farsça dilinde Kur’an tarihi yazarlarının en iyisi Şadervan Mahmut Ramyar’ın (Ş. 1363) Keşfü’l Ayati Elifba’ya benzer bir şekilde hazırladığı Fihristü’l Elfaz veya Fihristü’l Kelimat kitabıdır. Bu eserin elifba sıralaması kelimelerin asli köküne göre değil kelimelerin görünüşüne göredir, dolayısıyla İranlılar kolaylıkla bu kitaptan yararlanabilir. Keşfü’l Ayat konusunda yazılan en yaygın ve en meşhur kitap Muhammed Bakır Fuad Abdülbaki’nin (1882-1968) “el-Mücemü’l Müfehris li’l Elfazi’l Kur’ani’l Kerim” adlı eseridir. Bu kitapta, kelimelerin kökü esas alınarak elifba sırasına göre ve ayetin bir bölümüyle birlikte Kur’an’ın anahtar kelimeleri zikredilmiştir. Bu alanda yapılan son çalışma muasır Kur’an araştırmacılarından Dr. Mahmut Ruhani’nin kelimelerin kökü esasına göre değil, harflerin elifba sıralamasına göre hazırladığı “el-Mucemü’l Ahsa li Elfazi’l Kur’ani’l Kerim” adlı üç ciltlik çalışmasıdır. Bu alanda yapılan bir diğer çalışma Fransız Müsteşrik Jol Labum’un (1876 k) “Tefsilü’l Ayat” kitabıdır. Çok meşhur olmasına rağmen en faydasız eserlerden olan bu çalışmada Kur’an’ın tamamı 18 fasıl ve toplam 350 konuya ayrılmıştır. Kur’an-ı Kerim’in konulu indeksini içeren kapsamlı ve yöntemsel çalışması Kamuran Fani ve Behaüddin Hurremşahi tarafından hazırlanan “el-Fihrisü’l Mevzui li’l Kur’ani’l Kerim” kitabıdır.

d) Kur’an Araştırmaları Eserlerinin İndeksi

Kur’an araştırmacıları için en faydalı ve en gerekli kaynaklarından birisi de Kur’an araştırmaları eserlerinin indeksi ve Kur’an hakkında yazılan kitapların tanınması hakkında yapılan çalışmalardır. Nedim’in “Fihrist”, Katip Çelebi (Haci Halife)’nin “Keşfü’z-Zünun” ve Aga Bozorg Tahrani’nin “ez-Zeria” kitaplarında konu başlıkları veya konu başlıkları altında dağınık olarak Kur’an çalışmalarını içeren yüzlerde kitabın tanıtımı yapılmıştır. Bu alanda yapılan en önemli çalışmalar şöyledir:

  1. Fuad Sezgin, Tarihü’t-Turaki’l Arabî, tek cilt.
  2. Ahmet Münzevi (Tahran, Ş. 1348), Fihristi Nushahayi Hatti Farisi.
  3. Muhammed el-Humeyni, Fihrist-ü Muhatıbat Daru’l Kütübi’z-Zahiriyye.
  4. Charlez Amruz Usturi, Edebiyat-i Farisi ber Mebnayi Telifi Usturi, mütercimler: Yahya Aryin Pur, Siruz İzdi ve Kerim Keşaverz.
  5. Dr. Seyit Muhammed Bakır Hucceti, Fisrist-i Mevzui Nushahayi Hatti Arabi.

Yeni asırda Kur’an hakkında yazılan kitapların tanınması konusunda yazılan en önemli kitaplardan birkaçı şunlardır:

  1. Şevah İshak, Mucemu Musennefati’l Kur’ani’l Kerim (4 cilt, Riyad, H. 1403).
  2. Abdülcebbar er-Rufai, Mucemu’d-Dırasati’l Kur’aniye.
  3. Amirü’l Hulv, Mucemu’d-Dırasati’l Kur’aniye.
  4. Kur’an hakkında yazılan kitapların tanınması konusunda Urduca bir kitap yayınlanmıştır. Bu alanda yapılan en kapsamlı çalışma Huccetü’l İslam ve’l Müslimin Muhammed Hasan Bukai’nin “Kitapname-yi Bozorgi Kur’an’i Kerim” adlı kitabıdır.

Dış Bağlantılar

Dipnot

  1. Hurremşahi, Danişname-yi Kur’an ve Kur’an Pejuhi, c.2, s.1630-1631
  2. Hurremşahi, Danişname-yi Kur’an ve Kur’an Pejuhi, c.2, s.1632
  3. Hurremşahi, Danişnameyi Kur’an ve Kur’an Pejuhi, c.2, s.1631
  4. Hurremşahi, Daneşnameyi Kur’an ve Kur’an Pejuhi, c.2, s.1631
  5. Bkz: “İtkan”, Farsça tercümesi, c.1, s.181 sonrası, Hurremşahi, Daneşnameyi Kur’an…, s.1631.
  6. Furkan Suresi, 1.
  7. Enbiya, 50.
  8. Şuara, 192.
  9. Bakara, 2; Hicr, 1.
  10. Tevbe, 6; Feth, 15; Kaf, 2; Buruc, 21.
  11. Kaf, 2; Buruc, 21.
  12. Hicr, 78.
  13. Yasin, 2.
  14. Vakıa, 77.
  15. Hicr, 1.
  16. Hurremşahi, Danişnameyi Kur’an ve Kur’an Pejuhi, c.2, s.1631.
  17. Ferhengi Amariyi Kelimati Kur’ani Kerim, Dr. Mahmut Ruhani, c.1/23; Hurremşahi’nin nakli, Danişnameyi Kur’an ve Kur’an Pejuhi, c.2, s.1631.
  18. Tarih-i Kur’an, Ramyar, 543; Hurremşahi’nin nakli, Danişnameyi Kur’an ve Kur’an Pejuhi, c.2, s.1631
  19. Hurremşahi, Danişnameyi Kur’an ve Kur’an Pejuhi, c.2, s.1631
  20. Hurremşahi, Danişnameyi Kur’an ve Kur’an Pejuhi, c.2, s.1631-1632
  21. Hurremşahi, Danişnameyi Kur’an ve Kur’an Pejuhi, c.2, s.1632
  22. Bakara, 106; Nahl, 101; Bakara, 252; Al-i İmran, 7; Yusuf, 1; Nur, 1.
  23. Tarihi Kur’an, Ramyar, 570; Hurremşahi’nin nakli, Danişnameyi Kur’an ve Kur’an Pejuhi, c.2, s.1632
  24. Bakara, 23; Tevbe, 64; Nur, 1.
  25. Hud, 13.
  26. Hurremşahi, Danişnameyi Kur’an ve Kur’an Pejuhi, c.2, s.1632
  27. Hurremşahi, Daneşnameyi Kur’an ve Kur’an Pejuhi, c.2, s.1632-1633
  28. Hurremşahi, Danişnameyi Kur’an ve Kur’an Pejuhi, c.2, s.1633
  29. Hurremşahi, Danişnameyi Kur’an ve Kur’an Pejuhi, c.2, s.1633
  30. Tabatabai, Kur’an der İslam, s 76
  31. Tabatabai, Kur’an der İslam, s 64
  32. Tarihi Kur’an, s133; Hurremşahi’nin nakli, Danişnameyi Kur’an ve Kur’an Pejuhi, c.2, s.1633
  33. et-Temhit, c1-98/93; Hurremşahi’nin nakli, Danişnameyi Kur’an ve Kur’an Pejuhi, c.2, s.1634
  34. Tarihi Kur’an, Ramyar, s 211; Hurremşahi’nin nakli, Danişnameyi Kur’an ve Kur’an Pejuhi, c.2, s.1634
  35. Tarihi Kur’an, Ramyar, s 213; Hurremşahi’nin nakli, Danişnameyi Kur’an ve Kur’an Pejuhi, c.2, s.1634
  36. Tarihi Kur’an, Ramyar, s 255; Hurremşahi’nin nakli, Danişnameyi Kur’an ve Kur’an Pejuhi, c.2, s.1634
  37. Tarihi Kur’an, Ramyar, s 280; Hurremşahi’nin nakli, Danişnameyi Kur’an ve Kur’an Pejuhi, c.2, s.1634
  38. Tarihi Kur’an, Ramyar, s 281; Tercümeyi İtkan, c 1/ 201,205; Hurremşahi’nin nakli, Danişnameyi Kur’an ve Kur’an Pejuhi, c.2, s.1634
  39. Tabatabai, Kur’an der İslam, s 113; es-Secistani, Kitabu’l Mesahif, s16; Suyuti, el-İtkan, c 1, s 161
  40. Hurremşahi, Danişnameyi Kur’an ve Kur’an Pejuhi, c.2, s.1634
  41. Hurremşahi, Danişnameyi Kur’an ve Kur’an Pejuhi, c.2, s.1635
  42. Tarihi Kur’an, Ramyar, s423; Hurremşahi’nin nakli, Danişnameyi Kur’an ve Kur’an Pejuhi, c.2, s.1635
  43. Tarihi Kur’an, Ramyar, s 407-431; Hurremşahi’nin nakli, Danişnameyi Kur’an ve Kur’an Pejuhi, c.2, s.1635
  44. Hurremşahi, Danişnameyi Kur’an ve Kur’an Pejuhi, c.2, s.1635
  45. Hurremşahi, Daneşnameyi Kur’an ve Kur’an Pejuhi, c.2, s.1636
  46. Hurremşahi, Daneşnameyi Kur’an ve Kur’an Pejuhi, c.2, s.1636-1637
  47. Tercümeyi İtkan, 46/1-47; Menahilü’l-İrfan, 1/186-187; Tarih-i Kur’an, Ramyar, s 601-603; Hurremşahi’nin nakli, Danişnameyi Kur’an ve Kur’an Pejuhi, c.2, s.1637
  48. et-Temhit, c 2/270; Hurremşahi’nin nakli, Danişnameyi Kur’an ve Kur’an Pejuhi, c.2, s.1637
  49. Menahilü’l-İrfan, c2/72; Hurremşahi’nin nakli, Danişnameyi Kur’an ve Kur’an Pejuhi, c.2, s.1637
  50. Tefsiru Beyzavi; Hurremşahi’nin nakli, Danişnameyi Kur’an ve Kur’an Pejuhi, c.2, s.1637
  51. Bakara, 106.
  52. Nahl, 101.
  53. Ra’d, 39.
  54. Hurremşahi, Danişnameyi Kur’an ve Kur’an Pejuhi, c.2, s. 1637
  55. 60. Hurremşahi, Danişnameyi Kur’an ve Kur’an Pejuhi, c.2, s. 1637
  56. Tibyan, Zeyli Tefsiri Ayei 7 Sureyi Ali İmran; Hurremşahi’nin nakli, Danişnameyi Kur’an ve Kur’an Pejuhi, c.2, s.1637-1638
  57. et-Temhit, c 3/8; Hurremşahi’nin nakli, Danişnameyi Kur’an ve Kur’an Pejuhi, c.2, s.1638
  58. et-Temhit, c 3/14; Hurremşahi’nin nakli, Danişnameyi Kur’an ve Kur’an Pejuhi, c.2, s.1638
  59. et-Temhit, c 3/15; Hurremşahi’nin nakli, Danişnameyi Kur’an ve Kur’an Pejuhi, c.2, s.1638
  60. Fussilet, 26.
  61. Müddessir, 25.
  62. Enfal, 31.
  63. Tur, 33-34.
  64. Hud, 13-14.
  65. Bakara, 23-24. Tercüme-yi Fuladvend
  66. Hurremşahi, Danişnameyi Kur’an ve Kur’an Pejuhi, c.2, s. 1638
  67. Hurremşahi, Danişnameyi Kur’an ve Kur’an Pejuhi, c.2, s. 1638-1639
  68. Hurremşahi, Danişnameyi Kur’an ve Kur’an Pejuhi, c.2, s. 1639
  69. Nisa, 103.
  70. Hui; el-Beyan, “Hudusu’l Kur’an ve Kıdemuhu”, s 432; Hurremşahi’nin nakli, Danişnameyi Kur’an ve Kur’an Pejuhi, c.2, s.1639
  71. Hurremşahi, Danişnameyi Kur’an ve Kur’an Pejuhi, c.2, s. 1639
  72. Muhammed Suresi 24; Zümer Suresi 27; Şuara Suresi 192-195
  73. Hurremşahi, Danişnameyi Kur’an ve Kur’an Pejuhi, c.2, s. 1639
  74. Furkan, 32.
  75. Kemali, Seyit Ali, Kanun-u Tefsir, s 27; Hurremşahi’nin nakli, Danişnameyi Kur’an ve Kur’an Pejuhi, c.2, s.1639
  76. Kemali, Seyit Ali, Kanun-u Tefsir, s 46-47; Hurremşahi’nin nakli, Danişnameyi Kur’an ve Kur’an Pejuhi, c.2, s.1639-1640
  77. Zerkani, Menahilu’l-İrfan, c1/471; Hurremşahi’nin nakli, Danişnameyi Kur’an ve Kur’an Pejuhi, c.2, s 1640
  78. Zerkani, Menahilu’l-İrfan, c1/471; Hurremşahi’nin nakli, Danişnameyi Kur’an ve Kur’an Pejuhi, c.2, s 1640
  79. Tercümeyi İtkan, c 1/570-572; Hurremşahi’nin nakli, Danişnameyi Kur’an ve Kur’an Pejuhi, c.2, s.1640
  80. Kamus.
  81. Ali İmran, 7; Nisa, 59.
  82. et-Temhit, c 3/28; Hurremşahi’nin nakli, Danişnameyi Kur’an ve Kur’an Pejuhi, c.2, s.1640
  83. et-Temhit, 3/30-31; Hurremşahi’nin nakli, Danişnameyi Kur’an ve Kur’an Pejuhi, c.2, s.1640
  84. Kanuni Tefsir, s 31; Hurremşahi’nin nakli, Danişnameyi Kur’an ve Kur’an Pejuhi, c.2, s.1640
  85. Et-Tefsiru ve’l-Müfessirun, 1/22; Hurremşahi’nin nakli, Danişnameyi Kur’an ve Kur’an Pejuhi, c.2, s.1640
  86. Hurremşahi, Danişnameyi Kur’an ve Kur’an Pejuhi, c.2, s. 1640
  87. Hurremşahi, Danişnameyi Kur’an ve Kur’an Pejuhi, c.2, s. 1640
  88. en-Neşr, İbnü’l Cezeri, c 1/209; Hurremşahi’nin nakli, Danişnameyi Kur’an ve Kur’an Pejuhi, c.2, s.1640
  89. en-Neşr, İbnü’l-Cezeri, c 1/207; Hurremşahi’nin nakli, Danişnameyi Kur’an ve Kur’an Pejuhi, c.2, s.1640
  90. Hurremşahi, Danişnameyi Kur’an ve Kur’an Pejuhi, c.2, s. 1641
  91. Cennati, Muhammed İbrahim, Menabiu İçtihat ez Didgahi Mezahibi İslami, s 6; Hurremşahi’nin nakli, Daneşnameyi Kur’an ve Kur’an Pejuhi, c.2, s.1641
  92. Cennati, Muhammed İbrahim, Menabiu İçtihat ez Didgahi Mezahibi İslami, s 13-14; Hurremşahi’nin nakli, Daneşnameyi Kur’an ve Kur’an Pejuhi, c.2, s.1641
  93. Hurremşahi, Daneşnameyi Kur’an ve Kur’an Pejuhi, c.2, s. 1642
  94. Ramyar, Tarihi Kur’an, s 601-603; Hurremşahi’nin nakli, Daneşnameyi Kur’an ve Kur’an Pejuhi, c.2, s.1642
  95. Kahire, 1324 k, 1/37; Hurremşahi’nin nakli, Daneşnameyi Kur’an ve Kur’an Pejuhi, c.2, s.1642
  96. Mecelletü Mecmei’l Lugati’l Arabiyeti bi Demeşk, el-Mücelled 54, cüz 3, Şaban 1399 k/1979 m, s 635-660
  97. Mecelletü Mecmei’l Lugati’l Arabiyeti bi Demeşk, el-Mücelled 55, cüz 1, Sefu’l Hayr 1400 k/1980 m, s 632-665
  98. Hurremşahi, Daneşnameyi Kur’an ve Kur’an Pejuhi, c.2, s. 1642
  99. Bkz: el-Merru Gaynani, Ali, el-Hidayetü fi’l Furu’, Hind, 1302 k, c 1/86; Hurremşahi, Daneşnameyi Kur’an ve Kur’an Pejuhi, c.2, s. 1642
  100. C. 9/313, 319-320.
  101. Bkz: Kitabu’l Heyevan, Tahkik Abdüsselam Muhammed Harun, Kahire, 1353 k, c 1/74-75; Hurremşahi’nin nakli, Daneşnameyi Kur’an ve Kur’an Pejuhi, c.2, s.1643
  102. Bkz: Rey ve Nazari Sari Ayetullah Hui der el-Beyan, Ta’lika 5; Hurremşahi’nin nakli, Daneşnameyi Kur’an ve Kur’an Pejuhi, c.2, s.1643
  103. Hurremşahi, Daneşnameyi Kur’an ve Kur’an Pejuhi, c.2, s. 1643
  104. Hurremşahi, Daneşnameyi Kur’an ve Kur’an Pejuhi, c.2, s. 1643-1644
  105. Dairetü’l Mearifi Farsi; Subhi Salih; Hurremşahi’nin nakli, Daneşnameyi Kur’an ve Kur’an Pejuhi, c.2, s.1646
  106. Hurremşahi, Daneşnameyi Kur’an ve Kur’an Pejuhi, c.2, s. 1644
  107. Tarihu Cem’i Kur’ani Kerim, Celali Nayini, 406; Hurremşahi’nin nakli, Daneşnameyi Kur’an ve Kur’an Pejuhi, c.2, s.1644
  108. “Kur’anhayi Çapi”, Kazım Müdir Şaneçi, Meşkut, Şomare 2, s 135; Hurremşahi’nin nakli, Daneşnameyi Kur’an ve Kur’an Pejuhi, c.2, s.1644
  109. Mebahisu fi Ulumi’l Kur’an, s 100; Hurremşahi’nin nakli, Daneşnameyi Kur’an ve Kur’an Pejuhi, c.2, s.1644
  110. Hurremşahi, Daneşnameyi Kur’an ve Kur’an Pejuhi, c.2, s. 1644
  111. Metni Asli, c . 2/67-105.

Bibliyografi

  • Kur’an-ı Kerim, Tecüme Muhammed Mehdi Fuladvend, Tahran: Daru’l Kur’ani’l Kerim, 1418 k/1376 ş.
  • Daneşnameyi Kur’an ve Kur’an Pejuhi, c 2, Bahauddin Hurremşahi, Tahran: Dustani Nahid, 1377.
  • es-Secistani, Abdullah b. Süleyman, Kitabu’l Mesahif, Beyrut: Daru’l Kutubi’l İlmiye, 1405 k/1985 m.
  • Tabatabai, Seyit Muhammed Hüseyin, Kur’an der İslam, Musahhih: Muhammed Bakır Behbudi, Tahran: Daru’l Kutubi’l İslamiye, 1376 ş.
  • Suyuti, Celaleddin, el-İtkan fi Ulumi’l Kur’an, Tahkik: Seyit el-Mendup, Lübnan: Daru’l Fikr, 1416 k/1996 m.