İmamet

WikiShia sitesinden
Şuraya atla: kullan, ara
Şia
Şia.jpg
Usul-u Din (İnançlar)
Temel İnançlar Tevhid • Nübüvvet • Mead • Adalet • İmamet
Başka İnançlar İsmet • Velayet • Mehdiyet: Gaybet (Küçük Gaybet, Büyük Gaybet), İntizar، Zuhur, Ric'at ve Beda
Füruu Din (Amali İbadetler)
İbadet Hükümleri Namaz • Oruç • Hums • Zekat • Hac • Cihad •
Gayri İbadi Hükümler Emr-i Bil Maruf • Nehy-i Anil Münker • Tevella • Teberra
İçtihat Kaynakları Kitap (Kur'an) • Sünnet (Peygamber ve İmamların Rivayetleri) • Akıl • İcma
Ahlak
Faziletler Af • Cömertlik • Yardımlaşma •
Çirkinlikler Kibir • Ucb • Gurur • Haset
Kaynaklar İmam Ali'nin İmam Hasan'a Mektubu • Nehcü'l Belaga • Sahife-i Seccadiye •
Tartışmalı Konular
Peygamberin Halifesi • Şefaat • Tevessül • Takiye • Matem • Muta • Sahabenin Adaleti
Karakterler
Şia İmamları İmam Ali (a.s) • İmam Hasan (a.s) • İmam Hüseyin (a.s) • İmam Seccad (a.s) • İmam Bakır (a.s) • İmam Sadık (a.s) • İmam Kazım (a.s) • İmam Rıza (a.s) • İmam Cevad (a.s) • İmam Hadi (a.s) • İmam Askeri (a.s) • İmam Mehdi (a.s)
Sahabe

Hamza • Cafer b. Ebu Talib • Salmanı Farisi • Mikdat b. Esved • Ebu Zer Gaffari • Ammar Yasir • Malik Eşter • Muhammed b. Ebu Bekir • Akil • Osman b. Hanif • Ebu Eyyup Ensari • Cabir b. Abdullah Ensari • İbn Abbas • Abdullah b. Cafer • Huzeyme b. Sabit • Bilal • Yasir

Kadınlar:

Hatice • Fatıma (s.a) • Zeyneb • Ümmü Gülsüm Bint Ali • Esma Bint Ümeys • Ümmü Eymen  • Ümmü Seleme
 • Usulcular • Şairler •  •  •  •  •
Mekke-i Mükerreme ve Mescid-i Haram • Medine-i Münevvere، Mescid-i Nebi ve Baki • Beytü'l Mukaddes ve Mescid-i Aksa • Necef-i Eşref، İmam Ali Türbesi ve Kufe Mescidi • Kerbela-ı Mualla ve İmam Hüseyin Türbesi • Kazımeyn ve Kazımeyn Türbesi • Samarra ve Askereyn Türbesi • Meşhed-i Mukaddes ve İmam Rıza Türbesi • Şam ve Zeynep Türbesi • Kum ve Fatıma Masume Türbesi  • Şiraz ve Şah Çırağ • Rey ve Şah Abdu'l Azim
Dini Bayramlar
Fıtır Bayramı • Kurban Bayramı • Gadir Bayramı • Mebes Bayramı • Peygamberin Doğumu • İmamların Doğumu
Matemler
Fatıma Günleri • Muharrem (Muharrem Matemi, Tasua, Aşura ve Erbain)
Mübahele Olayı • Gadir-i Hum • Beni Saide Sakifesi • Fedek • Fatıma Evi Olayı • Cemel Savaşı • Sıffin Savaşı • Nehrevan Savaşı • Kerbela Vakıası • Sekaleyn Hadisi • Ehli Kisa • Tathir Ayeti • Şia Katliamları

Kur'an • Nehcü'l Belaga • Sahife-i Seccadiye
Kutub-u Erbaa: İstibsar • Kafi • Tehzibu'l Ahkam • Men La Yahduruhu'l Fakih

Fatıma Mushafı • Hz. Ali Mushafı • Esrarı Al-i Muhammed • Vesailu'ş Şia • Biharu'l Envar • el-Gadir • Mefatihu'l Cenan • Mecmeu'l Beyan • El-Mizan Tefsiri •
Şia Fırkaları
On iki İmam (İsna Aşeri) • İsmailiye • Zeydiye • Keysaniye
Şia İnançları
Teoloji
Tevhid Zati Tevhid • Sıfati Tevhid • Efali Tevhid • İbadette Tevhid
Füruu Tevessül • Şefaat • Teberrük •
Adalet (İlahi Fiiler)
Hüsn ve Kubh • Beda • Emru'n Beyne'l Emreyn •
Nübüvvet
Peygamberlerin İsmeti • İslam Peygamberinin Hatemiyeti  • Gaybet İlmi  • Mucize • Kur'an'ın Tahrif Olmaması
İmamet
İnançlar İmam'ın Tayin Edilmesinin Gerekliliği • İmamların İsmeti • Tekvini Velayet • İmamların Gayb İlmi • Gaybet (Küçük Gaybet, Büyük Gaybet), İntizar, Zuhur • Ric'at
İmamlar İmam Ali (a.s) • İmam Hasan (a.s) • İmam Hüseyin (a.s) • İmam Seccad (a.s) • İmam Bakır (a.s) • İmam Sadık (a.s) • İmam Kazım (a.s) • İmam Rıza (a.s) • İmam Cevad (a.s) • İmam Hadi (a.s) • İmam Askeri (a.s) • İmam Mehdi (a.s)
Mead
Berzah • Cismani Mead • Haşir • Sırat • Amel Defteri • Mizan
Belirgin Konular
Ehlibeyt • On Dört Masum • Takiye • Merceiyyet

İmamet (Arapça: الإمامة), Şia açısından Allah’ın atamasıyla Hz. Resulullah’ın (s.a.a) ardılı olarak İslam toplumunun din ve dünya işlerindeki liderlik makamıdır. Bu öğreti, Şia’nın mezhep asıllarından ve Şia ve Sünniler arasındaki en önemli temel farklardandır. İmamet Şia nezdinde o kadar önemlidir ki bundan dolayı Şia mezhebine “İmamiye” de denmektedir. Şia inançlarına göre, Hz. Resulü Kibriya Efendimiz (s.a.a) daha nübüvvetinin başından itibaren kendi halifesi ve Müslümanların kendisinden sonraki imamını tanıtmaya başlamıştır. Hz. Resulullah (s.a.a) bu yolda aleni davetinin ilk aşamasında Hz. Ali’yi (a.s) kendisinden sonraki halife ve ardılı olarak tanıtmış ve ömrünün son günlerine kadar bunu çeşitli yerlerde tekrarlamıştır. Yine veda haccından dönerken yolda Gadir-i Hum denilen vadide de İmam Ali’yi tüm ümmete tanıtmış ve kendisinden sonraki halife ve imam olarak açıklamıştır.

Ehli sünnet Müslümanları, imamın varlığına ve vereceği emirlere uymayı gerekli bilmekte, ancak imamın halk tarafından seçileceğine inanmakta ve Peygamberimizin halife olarak yerine kimseyi tayin etmediği düşüncesindedirler.

Şia imamlarının sayısı 12’dir. Onlardan ilki İmam Ali (a.s) ve sonuncusu Hz. İmam Mehdi’dir. İmam Ali’den sonra İmam Hasan ve daha sonra kardeşi İmam Hüseyin (a.s) imamet makamına atanmıştır. Sonra İmam Hüseyin’in soyundan gelen 9 kişi peş peşe imamlık makamına Allah tarafından atanmıştır. İmamın varlığının temel felsefesi, İslam dininin korunup taşınmasıdır. Bundan dolayı görevini en iyi bir şekilde yerine getirmesi için günah işlememe melekesi, ismet ve masumiyet, ledünnü ve Allah vergisi ilim ve Allah tarafından bir velayete sahip olması gerekir.

Etimoloji

Sözlük Anlamı

İmamet, sözlükte liderlik ve önderlik anlamına gelir. Arapçada imam sözcüğü, kendisine bir şeyin veya bir bireyin uymasıdır. Bu anlamda, imam kelimesi için çeşitli örnek ve misaller zikredilmiştir. Örneğin: Kur’an-ı Kerim, Hz. Peygamber Efendimiz (s.a.a), Peygamberin halifesi, Cemaat namazında imam, ordu komutanı, yolcu rehberi, çoban, deve kılavuzu, kendisine uyulan bilim adamı ve alim.[1]-[2]-[3]-[4]-[5]-[6]

Kur’an’da İmam Sözcüğü

Kur’an-ı Kerim, imam sözcüğünü hem bazı insanlar için hem de başka varlıklara işaret etmek için kullanmıştır. İnsan dışında kullanıldığı yerler: levh-i mahfuz[7], açık yol[8] ve Hz. Musa’nın semavi kitabı.[9] Kur’an’ın insanlar için bu kelimeyi kullanması iki türlüdür: Hak imam, batıl imam.

Hak imamın örnekleri şunlardır: İlahî peygamberler[10], Allah’ın seçkin kulları[11] ve mustazaflar.[12]

Batıl ve kâfir imam örnekleri ise şunlardır: Firavun ve hükümet çalışanları.[13] Kur’an’da bir ayette yukarıda açıklanan tüm anlamlar imam kelimesi içinde geçmektedir: “Bütün insanları kendi önderleriyle birlikte çağıracağımız günü hatırla.”[14]

Istılah Anlamı

Mütekellimler, imameti iki şekilde tanımlamışlardır: bazı tanımlar genel ve nübüvveti de içine alacak şekildedir. Örneğin imameti “din ve dünya işlerinde genel liderlik” gibi tarif eden tanımlar.[15]-[16]-[17]-[18]-[19] İkinci kategorideki tanımlar imameti din işlerinde peygamberin halifesi ve ardılı olarak tanımlamakta ve imama itaati farz bilmektedir.[20]-[21]-[22]-[23]-[24]-[25] Dolayısıyla imameti şu şekilde tanımlamak mümkündür: “İslam ümmetinin din ve dünya işlerindeki Hz. Peygamberin (s.a.a) ardılı unvanı ile liderliği.”[26]-[27]

Şia’da İmametin Yeri

Şia açısından imamet, İslami inançların temellerindendir, ancak mutezile, eşaire ve diğer mezhepler füru-u dinden bilmektedir. Bu esasa göre, imamet Şia nezdinde Sünni mezheplere göre daha çok öneme sahiptir. Şia kültüründe, imamet konusu hilafete ilave olarak başka şeyleri de kapsamaktadır. Bu konunun önemini imametle ilgili ayet ve hadislerden açıkça görmek mümkündür, çünkü Şia inancına göre, imamet gerçekte nübüvvet benzeri bir makamdır.

İmamet ve Hilafet

Tarihi açıdan da imamete bakılacak olursa Müslümanlar nezdinde özel yerinin olduğu görülür. İslam Peygamberi Hz. Muhammed Mustafa’dan (s.a.a) sonraki Müslümanlar arasında konuşulan en önemli ve hassas konu imamet konusudur. Hiçbir dini öğreti, hiçbir zaman imamet kadar bahis konusu olmamış ve üzerinde tartışılmamıştır.[28]

İslam ümmetinin Peygamber Efendimizden sonraki liderliği, çeşitli açılardan imamet ve hilafet olmak üzere çeşitli unvanlarla ele alınmaktadır. Bu makam, liderlik ve önderlik makamı olduğundan imamet; peygamberin ardılı ve halefi olduğu için de halifelik olarak ele alınmaktadır. Bu esasa göre, imamet İslam şeriatında Hz. Resulullah’ın (s.a.a) halife ve ardılıdır. Elbette onun (imamın) Allah’ın halifesi olarak alınıp alınamaması konusunda da Sünniler arasında iki farklı görüş vardır: bazıları bu unvanı caiz bilmekte ve bazıları sahih bilmemektedirler.[29] Ehlibeyt (a.s) hadislerinde imamet, Allah ve Resulullah’ın halifesi olarak geçmektedir.[30]

İmamet: İlahî Ahit

Kur’an-ı Kerim, imameti nübüvvetten daha üstün bilmektedir. Zira Hz. İbrahim (a.s) hakkında nübüvvet makamına ulaştıktan sonra başından geçen bela ve sınamaları geçtikten sonra kendisine imamet makamının verildiği ve bağışlandığı kaydedilmiştir.

وَاِذِ ابْتَلٰى اِبْرٰهٖيمَ رَبُّهُ بِكَلِمَاتٍ فَاَتَمَّهُنَّ قَالَ اِنّٖى جَاعِلُكَ لِلنَّاسِ اِمَامًا قَالَ وَمِنْ ذُرِّيَّتٖى قَالَ لَا يَنَالُ عَهْدِى الظَّالِمٖينَ ; “Bir zamanlar Rabbi İbrahim'i bir takım kelimelerle sınamış, onları tam olarak yerine getirince: Ben seni insanlara imam/önder yapacağım, demişti. «Soyumdan da (imamlar yap, yâ Rabbi!) » dedi. Allah: Ahdim zalimlere ermez buyurdu.” (Bakara, 124)

Buna ek olarak, Allah Teâlâ, bu ayetin devamında imameti, ilahî bir ahit ve sözleşme olarak yâd etmektedir. Dolayısıyla böyle bir makam insanların seçme ve tayini ile gerçekleşemez.

Ehlibeytten (a.s) nakledilen hadislerde de bu konuya değinilmiştir.[31]-[32]-[33]

İmamet: Dinin Kemale Erme Faktörü

Gadir Hum'da Nazil Olan İkmal Ayeti
Tebliğ Ayeti Olarak Ünlenen Maide Suresi 67. Ayet

İkmal ayetinin nüzul sebebini açıklayan hadislerde[34] de imametin yüce bir makam olduğu ortaya çıkmaktadır. Bu hadislere mutabık olarak, ikmal ayeti, Hz. Peygamber Efendimizin (s.a.a) veda haccında Gadir-i Hum denilen yerde insanlara kendisinden sonra İslam ümmetinin önder ve imamının Hz. Ali (a.s) olduğunu açıklamış ve bu olaydan sonra ikmal ayeti nazil olmuştur.[35]-[36] Bundan dolayı İslam dini, imamet vesilesi ve sayesinde kendi kemal ve mükemmeliyetine ulaşmıştır.

Tebliğ ayeti de[37] bu minval üzerine nazil olmuştur. Zira bu ayete mutabık olarak ve nüzul sebebini açıklayan hadislere göre, imamet öyle önemli bir makama sahiptir ki eğer Hz. Peygamber (s.a.a) onu iblağ etmemiş olursa, ilahi risaletini yerine getirmemiş gibi sayılacak ve tüm zahmetleri heder olacaktır.[38]-[39]

Kıyametteki Önemi

Kur’an-ı Kerim açısından, kıyamet günü herkes kendi önder ve liderinin semtine doğru hareket edecektir:

یوْمَ نَدْعُو کلّ أُناس بإِمامِهِمْ  ; “Her insan topluluğunu önderleri ile birlikte çağıracağımız o günde…” (İsra, 71) Bu konu, Şia ve Ehlisünnettin İmam Rıza’dan (a.s) naklettiği bir hadiste de yer almıştır. Bu esasa göre, kıyamet günü, her insan topluluğu semavi kitabı, peygamberinin sünneti ve zamanının imamı ile birlikte çağırılacaktır.[40] Müminlerin Emiri Hz. Ali (a.s) şöyle buyurmuştur:

İmamlar, Allah kullarının kılavuz ve yol göstericileridir. Hiç kimse onları tanımadan ve onlar da onu tanımadan cennete giremez ve yine her kim onları inkâr eder ve onlar da onu inkâr etmeden cehenneme girmeyecektir.”[41]

Şia imamlarından (a.s) nakledilen hadislerde namaz, zekât, oruç, hac ve velayet İslam’ın erkânlarından sayılmış ve bu meyanda velayet en üstün yere sahiptir, zira onların anahtar ve kılavuzudurlar.[42]

İmamın Varlığının Zorunluluğu

İmamiye mütekellimlerinin bakış açısına göre, imamet farzdır ve bu farzlık ve vücub (vacip olma durumu) kelami ve itikadidir, yani farzlık ve vaciplik durumu insanlara yönelik değil, bilakis Allah’a yöneliktir. Bu farz ve vacipliğin anlamı, Allah’ın adalet, hikmet, varlık… ve diğer kemal sıfatlarının bunu gerektirdiği anlamındadır. Zira böyle bir eylem ve zorunluluğun terk edilmesi Allah’ın varlık ve makamında eksiklik ve kusuru gerektirmektedir ve dolayısıyla bu imkânsızdır. O halde bu amel (imamın varlığı) Allah tarafından vacip ve zorunludur. Elbette bu vacip ve farz durumu Allah’ın kemali sıfatlarından naşi olmaktadır, yoksa kimse bunu Allah’a yükleyerek farz ilan etmemektedir. (Allah’lık sıfatları insanların hidayet ve yön bulmaları için bunu gerekli kılmaktadır). Nitekim Allah Teâlâ, rahmet ve hidayeti kendisine vacip ve farz ilan etmiştir: Hace Nasir bu konu hakkında şöyle demektedir:

“İmamiye, imamın atanmasını lütuf olarak bilmektedir; zira insanları itaate yakınlaştırmakta ve günahtan uzaklaştırmaktadır ve lütuf da Allah’a farzdır.”[43]

Diğer Mezhepler Açısından

İslam mezheplerinin çoğu imameti farz bilmektedirler, her ne kadar aralarında imametin farz olma durumu fıkhi mi, kelami mi, nakli mi yoksa akli mi olduğunda ihtilafları olsa da.

  • Eşa’ire: Eşa’ire de imameti farz bilmektedir, ancak hüsn-ü kubhi akli ve hiçbir şeyin Allah’a farz olduğuna inanmadıklarından, insanlara farz bilmektedirler. Ayrıca farz olma durumunu akli değil nakli ve rivayetler esasına göre bilmektedirler. İzzettin İyci, Eşa’ire nezdinde imamın atanmışlığı nakli farzdır demiştir.[44] Bu cümlenin anlamı ise bunu aklımızın algıladığı ve idrak ettiğinden değil, bilakis Allah’ın imamın varlığını ve mensup olunuşunu vacip buyurduğu için anlamaktayız, demektedir.
  • Mutezile: Mutezile, Maturidiye, İbaziye ve bir grup Zeydiye, imameti insanlar için farz bilmektedirler. Mutezilelerden bazıları imametin farz oluşunu akli, bazıları ise nakli bilmektedirler.[45]-[46]-[47]-[48]-[49]

İmametin Farz Oluşunun Delilleri

Ulu'l Emr Ayeti

یا أَیها الَّذِینَ آمَنُوا أَطیعُوا اللّهَ وَأَطیعُوا الرَّسُول وَأُولی الأمرِ مِنْکُمْ فَإِنْ تَنازَعْتُمْ فی شَیء فَرُدُّوهُ إِلی اللّهِ وَالرَّسُول إِنْ کُنْتُمْ تُؤْمِنُونَ بِاللّهِ وَالْیومِ الآخر ذلِکَ خَیرٌ وَأَحْسَنُ تَأْویلاً

Tercüme: “Ey inananlar, Allah'a, peygambere ve sizden olan emir sahiplerine (Ulu’l Emr’e) itaat edin. Allah'a ve ahiret gününe inanıyorsanız bir şeyde ihtilafa düştünüz mü o hususta Allah'a ve Peygambere müracaat edin; bu hareket, hem hayırlıdır, hem de sonu pek güzeldir” (Nisa Suresi - 59)

Bu ayette Allah Teâlâ, ulu’l-Emre itaat edilmesini emretmektedir. Dolayısıyla ulu’l-emr olmalıdır ki onlara itaat edilsin.[50] Taftazani bu delile istinaden şöyle demektedir: “Ulu’l-Emr’e itaat etmenin farz oluşu, onun tahakkuk bulmasına bağlıdır.”[51]

Men Mate Hadisi

Hz. Resulullah Efendimiz (s.a.a) şöyle buyurmuştur:

مَنْ ماتَ وَ لَمْ یعْرِفْ إمامَ زَمانِهِ ماتَ مَیتَةً جاهِلِیةً

“Her kim zamanın imamını tanımadan ölürse, cahiliyet ölümü ile ölmüştür.”[52]-[53]-[54]-[55]-[56] Bu hadise göre her kim zamanının imamını tanımadan dünyadan göçerse, cahiliyet ölümü üzerine ölmüş olur. İslam mütekellimlerinden bazıları bu hadisi imametin farz oluşuna yormuşlardır. Zira bu hadis esasına göre, imamı tanımak her zaman için şeri bir teklif ve görevdir, bunun da anlamı, hiçbir zamanın imamın varlığından boş kalmayacağıdır.[57]-[58]-[59]-[60]

Müslümanların Siyresi

Bazı mütekellimler Müslümanların siyre ve yaşantısını imametin farz oluşuna bir delil olarak öne sürmüşlerdir. Zira Müslümanlar siyre ve yaşamlarında imametin şüphe götürmez kati ve kesin bir şey olduğuna inanmaktaydılar. Şia ve Sünniler arasındaki ihtilaf ve anlaşmazlıkların temel kaynağını da imametin asli değil, imametin mısdak ve ölçütü oluşturmuştur.[61]-[62]-[63]-[64] Ebu Ali ve Ebu Haşim Cubbayi ve diğer bazıları imametin farz olduğunu sahabelerin icmasıyle istidlal etmişlerdir.[65]

Lütuf Kaidesi

İmametin farz olduğuna dair İmamiye mütekellimlerinin ileri sürdüğü en önemli akli delil, lütuf kaidesidir. Şia mütekellimleri, imameti lütuf kaidesinin en açık mısdak ve ölçütü olarak bilmekte ve Allah’ın kullarına karşı lütuf sahibi olması gerektiğini ileri sürerek imamın tanıtılması ve atanmasının bir çeşit lütuf olduğunu ve dolayısıyla imametin de vacip olduğunu savunmaktadırlar.

Seyyid Murtaza (r.a) imametin lütuf olduğunu şu sözlerle ileri sürmüştür[66]:

“Beşer için akli teklif ve görevlerin olduğunu biliyoruz ve yine mükelleflerin masum olmadıklarını da biliyoruz. Buna binaen, imametin farz oluşunun delili şudur: örfü bilen ve akıl sahibi kişilerin yaşam ve siyresini yakından takip eden her akıl sahibi bunu bilir ki toplumda her türlü acımasızlık, zalimlik ve kötülükleri önleyerek eşitlik ve insani değerleri savunacak becerikli ve temkinli bir liderin olması, toplumda erdem ve değerlerin ortaya çıkma sosyal şartlarını oluşturmaktadır ve işte bu, lütuftan başka bir şey değildir. Zira lütuf, mükelleflerin itaat ve faziletlere yüz çevirmesi ve çirkinlik ve kötülükten uzak durmasıdır. Dolayısıyla imamet, mükellefler için bir lütuftur.”

İbn Meysem Bahrani, Sediduddin Humusi, Hace Nasrettin Tusi ve başka mütekellimler de bu kaide ve kurala atıfla imameti beyan etmiş ve farz oluşunu farklı yöntemlerle açıklamışlardır.[67]-[68]-[69]-[70]-[71]

Mutezile görüşüne sahip mütekellimler, lütuf kaidesini kabul etmelerine rağmen, bu konuda lütfun ve imamın lütuf olduğuna inanmamaktadırlar. Kendilerince buna itirazlar ileri sürmüşlerdir. Seyyid Murtaza, “eş-Şafi fi’l-İmamet” kitabında bunlara cevap vermiştir.

İmametin Felsefe ve Hikmeti

Ehlisünnet Müslümanları, imamı yalnızca toplumun siyasi hâkimi bildiklerinden, genellikle imamın varlık felsefesini hükümetin teşkil olması, hükümet işlerinin yerine getirilmesi ve toplum yönetilmesine bağlamaktadırlar.

Örnek olarak Mutezile açısından şeri hükümlerin tahakkuku için hududun ikame edilmesi, İslam ümmetinin varlığının korunması, düşmanlara karşı koymaları için İslam savaşçılarının hazırlanması ve yönlendirilmesi imametin amaçlarındandır.[72]-[73] İmamiye Şia’sı, imamet konusunda imamın varlığı için iki çeşit amaç olduğunu ileri sürmüştür:

Birincisi, ehlisünnetin de beyan ettiği amaç ve ameli faydalar. Bu esasa göre, Müslümanların sosyal düzeninin korunması, sosyal adaletin sağlanması, başta sosyal yönü olan İslam hükümlerinin icra edilmesi, ilahî hadlerin yürütülmesi gibi nedenler, imametin amaç ve hedeflerinden sayılmıştır.[74] Ancak imametin en önemli bölümünü teşkil eden diğer kısmı şeriatın korunması, yayılması ve beyan edilmesidir.

Şeriatın Nakledilme ve Yayılması

İmamiye açısından, Allah Teâlâ, dini kâmil ve tam bir biçimde Hz. Resulü Kibriya Efendimize (s.a.a) vahyetmiş ve Efendimiz de onu kâmil ve tam bir biçimde imamlara iblağ etmiştir. Bu şekilde tüm şeri hükümleri tedrici olarak insanlara açıklamaları sağlanmıştır. Bundan dolayı, ibadet, muamelat, akit, ikaat, irs, hudut ve diyatla ilgili hükümlerin ayrıntıları Kur’an-ı Kerim ve nebevi sünnette açıklanmamıştır. Kur’an ve nebevi sünnette, bu hükümlerin külliyatı ve genellemesi açıklanmıştır. Öte yandan Hz. Resulullah Efendimizden (s.a.a) bize ulaşan hadisler sınırlı ve bir çoğu senet açısından muteber ve güvenilir değildir.

Bu sebeple Sünniler, bu eksikliği gidermek için bilgi ve yakin oluşturmayan kıyas, istihsan vb. gibi şeylere yönelmişlerdir.

Kıyas, istihsan ve yakin oluşturmayan diğer metotlar, Şia açısından itibarsızdır ve İslami hükümlerin istihraç ve istinbatı için bu yöntemlerden yararlanmanın hiçbir şeri ve akli delili yoktur. Örneğin Ramazan ayının son gün orucunu tutmak farz, bir gün sonraki şevval ayının ilk günkü orucunu tutmak haram ve ikinci gününün orucunu tutmak müstahaptır. Hâlbuki görüntüde bunların arasında hiçbir fark yoktur. Dolayısıyla sırf iki şey birbirine benziyor diye birisinin hükmünü bir diğerine vermek sahih değildir.

Şia açısından Hz. Fahri Kâinat Efendimiz (s.a.a), İslam dinini kâmil bir şekilde iblağ etmiştir. Onda kıyas ve istihsan gibi yöntemlerle telafi edilmesini zorunlu kılacak hiçbir eksiklik ve kusur bulunmamaktaydı. Ancak insanların hazır olmaması ve hükümlerle alakalı konuların ortaya çıkmaması sebebiyle bir çok İslami hüküm insanlar için temelden hiç gündeme gelmemiştir. Hz. Peygamber Efendimiz (s.a.a) bu kategoriye giren hükümleri kendisinden sonra tedrici olarak insanlara iblağ etmeleri için Ehlibeyt İmamlarına (a.s) açıklamıştır.

Şeriatın Korunması

İmamın varlığını zorunlu kılan ve imametin felsefesinden sayılan bir diğer şey de İslam şeriatının korunmasıdır. Bu esasa göre, imamın varlığı dinin tahrif ve değişikliklerden (bidatlerden) korunmasını sağlamaktadır. Çünkü Kur’an şeri hükümlerin cüziyatını açıklamadığı gibi, öte yandan kendi kendisine konuşmamaktadır da, bilakis ilahî bir şekilde yorumlanmaya ihtiyaç duymaktadır. Ancak başkalarının Kur’an’ı anlamada en azından hata payı olduğundan ve yanlışa düşmeleri söz konusu olduğundan, Kur’an’ı anlamada hata ve yanlıştan korunmuş kişilere ihtiyaç duyulmaktadır. İmamın varlığı, başkalarının hata ve yanlışlarını teşhis için bir ölçü ve kriterdir. O ölçü ve kriter her ne olursa olsun, hakikatte şeriatın korunma sebebi olacaktır.

Bunun yanı sıra, mütevatir ve icma haddinde nakledilen hüküm ve marifetler, mahdut ve sınırlıdır ve tüm şeriat hükümlerini kapsamamaktadır. İcmanın da kendi kendine ve masumun söz ve bakışına istinat edilmeden itibarı olmadığından geriye yalnızca bir yol kalmaktadır, o da şeriatın masum bir imam tarafından korunmasıdır. Zira bu durumda, imamın ismet ve günahtan arınmış olmasından dolayı görüş ve reyi, her türlü hatadan masundur. Dolayısıyla Kur’an’ın tefsiri ve şeriatın beyanı için başkalarının sözlerini onunla ölçmek ve değerlendirmek mümkün olacaktır.

Dini Marifetlerin Açıklaması

İmamın varlığını zorunlu kılan diğer faktörler, şeriatın hüküm ve marifetlerinin beyan edilmesidir. Koşulların hazır olmaması ve Hz. Peygamber Efendimizin (s.a.a) yeterince vaktinin olmaması buna sebep olmuştur. Dolayısıyla bu konuların beyan edilmesi imamın uhdesine verilmiştir.

İmametin Özellikleri ve Gereçleri

İsmet

İmametin koşul ve gereçlerinden biri, imamın görev ve sorumluluklarında hata ve günahtan korunmuş olmasıdır. Bunun delili şudur: imam, Hz. Peygamber Efendimizin (s.a.a) halefi ve ardılıdır ve aynı zamanda şeri hükümlerde, dini marifetlerde, Kur’an-ı Kerim ve nebevi sünnetin açıklamasında ilmi mercidir. Dolayısıyla insanların ona ve sözlerine itimat edip amel etmesi için onun (imamın) günah ve hatadan korunmuş olması gerekir. Böyle olmazsa insanların güveni sarsılacak ve beşerin hidayeti için imamların görevlendirilme amacında kusur meydana gelecek ve ortadan kalkacaktır.

Allah Vergisi İlim

Masum İmamlar (a.s), Hz. Peygamber Efendimizden (s.a.a) vasıtalı ve vasıtasız duydukları şeyler dışında, başka ilimlere de sahiptirler. Bu bilgi ve malumat, Hz. Hızır, Hz. Zülkarneyn, Hz. Meryem ve Hz. Meryem’in (a.s) annesine verilen ilimler gibi ilham ve tahdis şeklinde olağan dışı bir şekilde onlara verilmiştir. Bazı Ehlibeyt İmamları (a.s) bu ilimlere sahip olduklarından daha küçük yaştan itibaren imamet makamına ulaşmışlardır. Bu ilim sayesinde onlar, insanların hidayeti yolunda ve kendi imamet görevlerini yerine getirmede her neye ihtiyaç duymuşlarsa, onları bilmekteydiler ve başkalarından öğrenmeye ihtiyaç duymamaktaydılar.[75]

Velayet

Velayet, veli kişinin bir çeşit tasarrufuna neden olan ilahî dergâha yakınlık ve ulaşmadır.[76] Bu velayet, tekvini ve teşrii olmak üzere iki çeşittir. Tekvini velayet veya tekvin üzerine velayet, âlemdeki varlıklara ve dış âleme yöneticilik ve onlarda ayni tasarruftur. Velayetin diğer bir kısmı, imamın teşrii velayetidir. İmamın, Kur’an-ı Kerim ve nebevi sünneti açıklayıp tefsir etmesi ve topluma liderliğidir.[77]

Sözlerinin Hüccet ve İtaatinin Farz Oluşu

Masum imamın Allah’ın kelamındaki söz ve yorumları muteberdir ve ona itaat etmek gereklidir. Bu özellik, ledünnü ve Allah vergisi ilim, Allah’ın semavi kitaplardaki maksadını bilme hususiyetinden kaynaklanmaktadır.[78]

Şia İmamları

Ehlibeyt İmamları (a.s), Hz. Fahri Kâinat Efendimizin (s.a.a) ailesinden olan 12 kişidir. Onlardan ilki İmam Ali ve ondan sonraki imamlar, o ve Hz. Fatıma’nın soyundan gelen 11 kişidir. İmamlar, ilahî ilim, ismet makamı ve şefaat hakkına sahiptirler. Onlara tevessül ederek Allah’a yakınlaşılabilir. İlmi merci olmalarının yanı sıra, dini öğretiler ve toplumun siyasi liderlik görevi de bu 12 imamın uhdesindedir.

Hz. Resulü Kibriya Efendimizden (s.a.a) nakledilen hadislerde imamların özellikleri, sayısı ve isimleri belirtilmiş ve İmamların tamamının Kureyş’ten ve Peygamberin Ehlibeytinden oldukları, beklenen Mehdi’nin onlardan ve onların sonuncusu olduğu anlaşılmaktadır.

İmamların ilki olan İmam Ali’nin (a.s) imamlığını açıkça ortaya koyan hadisler Peygamber Efendimizden nakledilmiş ve ikinci imamın imamlığı konusunda Hz. Peygamberden ve İmam Ali’den kati naslar zikredilmiştir. Bu şekilde bir önceki imamdan bir sonraki imamın imamlığını belirten kati delil ve naslar belirtilmiştir. Bu deliller esasına göre İslam imamları 12 kişidir ve isimleri şunlardır[79]:

On İki İmam.gif
  1. Ali bin Ebu Talib
  2. Hasan bin Ali
  3. Hüseyin bin Ali
  4. Ali bin Hüseyin
  5. Muhammed bin Ali
  6. Cafer bin Muhammed
  7. Musa bin Cafer
  8. Ali bin Musa
  9. Muhammed bin Ali
  10. Ali bin Muhammed
  11. Hasan bin Ali
  12. Hüccet bin Hasan (aleyhimu’s-Selam).

İmametin Hatemiyet İle Uyumsuzluğu İddiası

İmametin açıklanan ve Şiaların itikadında yer alan özüne yönelik ortaya konulan itirazlardan birisi hatemiyetle uyumsuz olduğu iddiasıdır. Çünkü imamet şartlarına haiz olan kişi ile Peygamber arasında hiçbir fark yoktur.[80] Ayetullah Cafer Subhani bu itiraza şu şekilde cevap vermiştir:

“Nübüvvet ve Peygamber Ekrem’in (s.a.a) ilimlerini ulaştıranlar arasındaki fark açıktır, açıklamaya ihtiyaç yoktur. Zira nübüvvet, vahyin muhatabı idi, Allah’ın kelamını duymakta, onun gönderdiği elçiyi (Hz. Cebrail’i) görmekte ve bağımsız bir şeriata veya kendisinden önceki şeriatın yayıcısıdır, ama İmam, vahye muhatap olmadan ya Allah’ın kelamını duymadan veya kelamı taşıyan meleği görmeden ümmetin ihtiyaç duyduğu her şeyde peygamberin hazinedarıdır.”[81]

Kaynakça

  1. Mu’cemu’l-Mukayis fi’l-Lügat, s. 48.
  2. El-Misbahu’l-Munir, c. 1, s. 31, 32.
  3. Lisanu’l-Arab, c. 1, s. 157.
  4. El-Müfredat fi Garibi’l-Kur’an, s. 24.
  5. Akrabu’l-Mavarid, c. 1, s. 19.
  6. Mu’cemu’l-Vesit, c. 1, s. 27.
  7. Yasin, 12.
  8. Hicr, 79.
  9. Hud, 17.
  10. Bakara, 124; Enbiya, 73 ve Secde, 24.
  11. Furkan, 74.
  12. Kasas, 5.
  13. Tevbe, 12 ve Kasas, 41.
  14. İsra, 71.
  15. Et-Tarifat, s. 28.
  16. Kavaidu’l-Meram fi İlmi’l-Kelam, s. 174.
  17. İrşadu’t-Talibin, s. 325.
  18. Şerhu’l-Makasid, c. 5, s. 234.
  19. Şerhu’l-Mevakif, c. 8, s. 345.
  20. El-Babu’l-Hadi Aşer, s. 66.
  21. İrşadu’t-Talibin, s. 325, 326.
  22. El-Levamu’l-İlahîye, s. 319, 320.
  23. Şerhu’l-Mevakif, c. 8, s. 345.
  24. Ebkaru’l-Efkâr, c. 3, s. 416.
  25. Şerhu’l-Makasid, c. 5, s. 234.
  26. Gevher Murad, s. 461, 462.
  27. Serymaye İman, s. 107.
  28. El-Milel ve’n-Nihel, c. 1, s. 22.
  29. Mukaddime, İbn Haldun, s. 191.
  30. Usul-u Kâfi, c. 1, s. 155.
  31. Usul-u Kâfi, c. 1, s. 133, 134, 149, 151, 154.
  32. Gayetu’l-Meram, c. 3, s. 127, 129.
  33. El-Burhan fi Tefsiri’l-Kur’an, c. 1, s. 149, 151.
  34. Maide, 3.
  35. El-Gadir, c. 1, s. 230, 236.
  36. Gayetu’l-Meram, c. 3, s. 328, 340.
  37. Maide, 67.
  38. El-Gadir, c. 1, s. 214, 223.
  39. Gayetu’l-Meram, c. 3, s. 320, 327.
  40. Mecmeu’l-Beyan, c. 3, s. 430.
  41. Nehcü’l-Belağa, hutbe: 252.
  42. Usul-u Kâfi, c. 2, s. 16: hadis. 5 ve 8.
  43. Telhisu’l-Muhassel, s. 407.
  44. Şerhu’l-Mevakif, c. 8, s. 345.
  45. Kavaidu’Akaid, s. 110.
  46. Şerhu’l-Makasid, c. 5, s. 235.
  47. Telhisu’l-Muhassel, s. 406.
  48. Keşfu’l-Murad, s. 290.
  49. Şerhu’l-Mevakif, c. 8, s. 345.
  50. Telhisu’l-Muhassel, s. 407.
  51. Şerhu’l-Makasid, c. 5, s. 239.
  52. Biharu’l-Envar, c. 23, s. 76, 95.
  53. İsbatu’l-Vasiyet, c. 1, s. 112, 115.
  54. El-Müstedrek ale’s-Sahiheyn, c. 1, s. 150, 204, hadis: 259 ve 403.
  55. Müsned-i Ahmed bin Hambel, c. 12, s. 277; c. 13, s. 188, hadis: 15636 ve 16819.
  56. Şerhi Nehcü’l-Belağa, c. 9, s. 125.
  57. Şerhu’l-Makasid, c. 5, s. 239.
  58. Şerhu’l-Fıkhu’l-Ekber, s. 179.
  59. El-Nebras, s. 514.
  60. Telhisu’l-Muhassel, s. 407.
  61. Şerhu’l-Mevakif, c. 8, s. 346.
  62. Şerhu’l-Akaidu’n-Nesefiyye, s. 110.
  63. Nihayetu’l-Ekdam, s. 479.
  64. Gayetu’l-Meram, s. 364.
  65. El-Muğni fi Ebvabu’t-Tevhih ve’l-Adl, el-İmamet, c. 1, s. 47.
  66. Ez-Zehire fi ilmi’l-Kelam, s. 409, 410.
  67. Kavaidu’l-Meram, s. 175.
  68. Tekribu’l-Maarif, s. 95.
  69. El-Munkiz mine’t-Teklid, c. 2, s. 240.
  70. Keşfu’l-Murad, s. 490.
  71. İrşadu’t-Talibin, s. 328.
  72. El-Muğni fi Ebvabu’t-Tevhih ve’l-Adl, el-İmamet, c. 1, s. 39, 41.
  73. Şerhu’l-Usulu’l-Hamse, s. 509.
  74. El-Elfeyn, s. 7 ve 8.
  75. Misbah Yezdi, Amuzeş Akaid, s. 321, 322.
  76. Tabatabai, el-Mizan fi Tefsiri’l-kuran, c. 6, s. 12.
  77. Cevadi Amuli, Velayeti Fakih, s. 124, 125.
  78. Tabatabai, Şia der İslam, s. 31, 32.
  79. Tabatabai, Şia der İslam, s. 197, 199.
  80. Bkz. Nasır bin Abdullah bin Ali el-Gıfari, Usul Mezhebu’ş-Şia el-İmamiye el-İsna Aşeriye, c. 2, s. 655.
  81. Subhani, el-İlahyet ale Hedyi’l-Kitab ve’s-Sünnet ve’l-Akl, c. 4, s. 39.

Bibliyografi

  • Kur’an-ı Kerim.
  • Nehcü’l-Belağa.
  • İbn Ebi’l Hadid, Abdulhamid, Şerhu Nehcü’l-Belağa, tashih: Muhammed Ebu’l Fazl İbrahim, İbn Ebi’l Hadid, Kum, Ayetullah Necevi Meraşi Kütüphanesi.
  • İbn Hambel, Müsned-i Ahmed bin Hambel.
  • İbn Faris, Ahmed, Mu’cemu’l-Mukayis fi’l-Lügat, tashih: Abdusselam Muhammed Harun, Kum, k. 1404.
  • İbn Manzur, Muhammed bin Mukrim, Lisanu’l-Arab, tashih: Cemalettin Mirdamadi, Beyrut, daru’l-fikr ve daru sadır, k. 1414.
  • Ebu Hanife, şerhu’l-Fıkhu’l-Ekber, Beyrut, daru’l-Kutubu’l-ilmiye, ikinci baskı, k. 1428.
  • el-Mu’cemu’l-Vesit.
  • el-Nebras.
  • Emini, Abdulhüseyin, el-Gadir, Kum, Merkez Gadir, k. 1416.
  • Amedi, Seyfuddin, Gayetu’l-Meram fi ilmi’l-Kelam, Beyrut, daru’l-kutubu’l-ilmiye, k. 1413.
  • Amedi, Seyfuddin, Ebkaru’l-Efkâr, Kahire, daru’l-kutub, k. 1423.
  • Bahrani, İbn Meysem, Kavaidu’l-Meram fi ilmi’l-Kelam, Kum, Ayetullah Necevi Meraşi Kütüphanesi.
  • Bahrani, Seyyid Haşim, el-Burhan fi Tefsiri’l-Kur’an, Kum, Neşri Biset, ş. 1374.
  • Taftazani, Saduddin, Şerhu’l-Akaidu’n-Nesefiye, Kahire, mektebet el-Külliyatu’l Ezheriyye, k. 1407.
  • Cevadi Amuli, Velayeti Fakih.
  • Hakim Nişaburi, el-Mustedrek ale’s-Sahiheyn.
  • Halebi, Ebu Salah, Takribu’l-Maarif, Kum, el-Hadi, k. 1404.
  • Hilli, Hasan bin Yusuf, el-Elfeyn, Kum, müessese İslamiye, k. 1423.
  • Hilli, Hasan bin Yusuf, el-Babu el-Hadi Aşer, Tahran, müessese mutalaat İslami, ş. 1365.
  • Hilli, Hasan bin Yusuf, Keşfu’l-Murad, Kum, neşri İslami, k. 1413.
  • Humsi, Mahmud, el-Munkiz mine’t-Taklit.
  • Rağıb İsfahani, Hüseyin bin Muhammed, el-Müfredat fi Garibi’l-Kur’an, tashih: daru’l-kalem, Beyrut, k. 1412.
  • Subhani, Cafer, el-Milel ve’n-Nihel.
  • Subhani, Cafer, el-İlahiyat ale hedyi’l-Kitab ve’s-Sünnet ve’l-Akl, Şeyh Hasan Amuli, Kum, müessese İmam Sadık, dördüncü baskı, k. 1417.
  • Şurtuni, Said, Akrabu’l-Mevarid, Kum, Ayetullah Necevi Meraşi Kütüphanesi.
  • Şerif Murtaza, ez-Zehire fi İlmi’l-Kelam, Kum, Neşri İslami, k. 1411.
  • Şehristani, Nihayetu’l-Ekdam, Beyrut, daru’l-Kutubu’l-İlmiye, k. 1425.
  • Tabatabi, Muhammed Hüseyin, el-Mizan fi tefsiri’l-Kur’an, Kum.
  • Tabersi, Fazıl bin Hasan, Mecmeu’l-Beyan.
  • Tusi, Nasiruddin, Telhisu’l-Muhassal, Beyrut, daru’l-Avda, ikinci baskı, k. 1405.
  • Tusi, Nasiruddin, Kavaidu’l-Akaid, Lübnan, daru’l-Kurbe, k. 1413.
  • Fazıl Mikdad, İrşadu’t-Talibin, Kum, Ayetullah Necevi Meraşi Kütüphanesi.
  • Fazıl Mikdad, el-Levamiu’l-İlahiyyet, Kum, defteri tebligat İslami, ikinci baskı.
  • Feyyaz Lahici, Sermaye İman der Usulu İtikadat, tashih: Sadık Laricani, Tahran, neşri ez-Zehra, üçüncü baskı, . 1372.
  • Feyyaz Lahici, Gevher Murad, Tahran, Saye, ş. 1383.
  • Feyummi, Ahmed bin Muhammed, el-Misbahu’l-Munir fi Garibi’ş-Şerhi’l-Kebir, Kum, Daru’l-Hicret, k. 1414.
  • Gazi Abdulcabbar, el-Muğni fi Ebvabi’t-Tevhid ve’l-Adl, el-İmmaet, Kahire, darul mısriyye, 1962.
  • Gazi Abdulcabbar, Şerhu’l-Usulu’l-Hamse, Beyrut, Daru ihya et-Turas el-Arabi, k. 1422.
  • Kuleyni, Muhammed bin Yakup, Usul-u Kafi, Tashih: Ali Ekber Gaffari ve Muhammed Ahundi, Tahran, daru’l-Kutubu’l-İslamiye, dördüncü baskı, k. 1407.
  • Meclisi, Muhammed Bakır, Biharu’l-Envar, Beyrut, daru ihya et-turas el-arabi, ikinci baskı, k. 1403.
  • Mesudi, Ebu’l-Hasan, İsbatu’l-Vasiyet lil-İmam Ali bin Ebi Talib, Kum, Ensariyan, üçüncü baskı, k. 1423.
  • Misbah Yezdi, Muhammed Taki, Amuzeş Akaid, Tahran, neşri Beyne’l-Milel, 1377.
  • Mukaddime İbn Haldun.
  • Mir Seyyid Şerif, et-Tarifat, Tahran, Nasır Husrev, dördüncü baskı, k. 1412.
  • Mir Seyyid Şerif, Şerhu’l-Mevakif, Kum ofset baskısı, Şerif Razi, k. 1325.

ِِّّّّ ِِِِّّّّّّّّ