Öncelik: aa, kalite: c
linksiz
resimsiz
kategorisiz
infobox'siz
navbox'siz
kaynaksız

Hz. Ali (aleyhi selam)

WikiShia sitesinden
(Hz. Ali sayfasından yönlendirildi)
Şuraya atla: kullan, ara
İmam Ali (a.s)
Example alt text
Tam İsmi Ali b. Ebi Talip (a.s)
Konumu Şiilerin Birinci İmamı
Sünnilere göre 4. Halife
İsmi Ali
Künyeleri Ebu’l Hasan • Ebu’l Hüseyin • Ebu’s Sibteyn • Ebu’r Reyhaneteyn •Ebu Turab ve Ebu’l Eimme (İmamlar)
Lakapları Emirulmuminin (Müminlerin Emiri)
Ebû Turab (Toprağın Babası)
Mûrtezâ (Seçilmiş)
Esedullah (Allah’ın Aslanı)
Kur'an-ı Natık (Konuşan Kur'an)
Hâydar (Aslan)
• Yasubu’d Din ve’l Müslim’in • Nefsu’r Resul (Peygamberin nefsi) • Ehu’r Resul (Peygamberin kardeşi) • Zevcu’l Betül • Seyfullah el-Meslul • Sahibu’l Liva • Seyyidu’l Arap • Sıddıku’l Ekber • Faruk • Babu’l Medine • Vali • Vasi • en-Nebeu’l Azim
Doğum Tarihi

Fil Yılının 30. Yılında Recep Ayı’nın 13’ünde Cuma günü

(23 Ekim 598, 17 Mart 599 veya 17 Mart 600)
Doğum Yeri Mekke (Kabe'nin içi)
Ölüm Tarihi

H. 40. Ramazan 21 (28 Ocak 661 (63 yaşında)

Kûfe
Baba Adı Ebu Talib bin Abdulmuttalib
Anne Adı Fatıma bint Esed
Ömrü 63 yıl
Türbesi Necef, Irak
EşleriHz. Fatıma ZehraHavletÜmameÜmmü’l BeninLeylaSehbaÜmmü HabipEsmaÜmmü Said
ÇocuklarıHasanHüseyinMuhsinMuhammed bin el-HânifîyyeAbbasEl-Abbâs ibn AliZeyneb-i KübraÜmmü GülsümCaferRukayyeAbdullahMuhammed Esgar (Ebu Bekir) • UbeydullahYahyaOsmanÜmmü’l HasanRamleNefiseZeyneb-i KübraRukayye SuğraÜmmü HaniÜmmü’l KiramCemanetÜmameÜmmü SelmeMeymuneHaticeFatıma

Hz. Ali (a.s)


Hayatı
Şecerename, Gadir Vakıası, Leyletü'l Mebit, Yevmu'd Dar Hadisi, Peygamber'in halefi, Hayat Çizelgesi, Torunları


Miras
Nehcü'l Belaga, Gureru'l Hikem ve Dureru'l Kelim (kitap), Şıkşıkiyye Hutbesi, İmam Ali'nin (a.s) Elifsiz Hutbesi, İmam Ali'nin (a.s) Noktasız Hutbesi, İmam Ali’nin (a.s) Türbesi


Faziletler
Ehlibeytin Faziletleri, Velayet Ayeti • Ehle’z-Zikr Ayeti • Şira Ayeti • Ulu'l-Emr Ayeti • Tathir Ayeti • Mubahele Ayeti • Meveddet Ayeti • Sadıkin Ayeti-Medinetu’l-İlm (İlmin Şehri) Hadisi • Sekaleyn Hadisi • Kırtas Hadisesi • Bayrak Hadisi • Sefine Hadisi • Kisa (Aba) Hadisi • Gadir Hutbesi • Menzilet Hadisi • Yevmu'd Dar Hadisi • Seddu'l-Ebvab


Ashab
Ammar bin Yasir, Malik Eşter, Ebu Zer Gifari, Abdullah b. Ebi Rafi, Hucr b. Adiy, Diğerleri


Ali bin Ebi Talip (Arapça: علي بن أبي طالب) (Hicretten önce 23, Hicrî Kameri 40, Şiaların birinci imamı, sahabe, rivayet eden, vahiy katibi olan İmam Ali (a.s), Ehlisünnet nezdinde Hulefa-i Raşidin’in (dört büyük halife) dördüncüsüdür.Babası Ebutalib, ve annesi fatime binti Esed’dir. İslam Peygamberi Hz. Muhammed bin Abdullah’ın (s.a.a) amcasının oğlu, damadı, Hz. Fatıma’nın (s.a) eşi, Şiaların on bir İmam’ının (a.s) ced ve babalarıdır.
Şia tarihçileri ve çok sayıda Ehlisünnet âliminin söylediğine göre Kâbe’nin içinde dünyaya gelmiş ve anne ile baba tarafından Haşimi olan ilk kimsedir.Hz. Muhammed'e (s.a.a) ilk iman eden kişidir. Şia’nın görüşüne gore Allah’ın emri ve Hz. Peygamber’in (s.a.a) tasrihi ile Allah Resulü’nün (s.a.a) kendisinden hemen sonraki halifesidir.Onun hakkında bir çok fazilet saymışlardır. Kureyş’in, Hz. Peygamber’i (s.a.a) öldürmeğe kastettiği zaman o, düşmanların aldanması için Hz. Peygamber’in (s.a.a) yatağına yatmış ve bu yolla Hz. Peygamber (s.a.a) gizlice hicretetmiştir.Hz.Peygamber (s.a.a), kendikardeşlik akdini Hz. Ali (a.s) ile okumuştur. Ali b. EbuTalib, Hz. Peygamber'in (s.a.a) emri ile katılmadığı Tebuk Savaşı hariç Hz. Peygamber'in (s.a.a) tüm savaşlarına katılmış ve İslam’ın en cesur ve onurduyulan komutanı olmuştur. İmam Ali (a.s) Bedir savaşında müşriklerden bir çoğunu öldürmüştür. Uhud savaşında Hz. Peygamber’in canını korumuştur. Hendek savaşında Amr b. Ebduved’i öldürerek savaşı sonlandırmıştır. Hayber savaşında kalenin büyükkapısını kopararak savaşı devam ettirmiştir. Onun masum olduğuna Kur’an-ı Kerim’in ayetleri delalet etmektedir.
Şia kaynakları ve Ehli Sünnet’in bazı kaynaklarına gore, Kur’an-ı Kerim’den yaklaşık 300 ayet onun faziletine delalet etmektedir. [1] Hz. Peygamber (s.a.a) son hac farizesinden sonra Allah-u Teala’nınTebliğ ayetindeki emri ile halkın Gadir-i Hum bölgesinde toplanmaları emrini verdi. Sonra Gadir hutbesini okuyup, İmam Ali’nin (a.s) elini kaldırarak, şöyle buyurdu: “Ben kimin mevlası isem, Ali de onun mevlasıdır. Allah’ım onu sevenleri sev ve ona düşman olanlara düşman ol.”Bu hutbeden sonra Ömer b. Hattab gibi halifeler İmam Ali’yi (a.s) kutladılar ve ona “Emir’ülMüminin” lakabıyla hitapettiler. Şia ve bazı EhliSünnet müfessirlerine göre, İkmala ayeti bu günde nazil oldu. Şia inancına göre, Hz. Peygamber (s.a.a) “Men kuntu mevlahu fe Aliyyün mevlahu” sözünü Gadir-i Hum günü söylemiştir ve Hz. Peygamber’in (s.a.a) halifesini belirlemektedir. Bu esas gereğince Şialar, başka fırkalardan ayırt eden kendi hüviyetlerini İmam Ali’nin (a.s) Allah tarafından halifeliğe ve İmamlığa seçildiği inancını bilmektedirler. Ehlisünnet inancı ise, Hz. Peygamber’in (s.a.a) halifesini halkın seçimi olarak bilmektedir.Hz. Peygamber (s.a.a) dünyadan göçer göçmez, bir grup Sakife’de Ebu Bekir’e halife unvanı ile biat ettiler. Hz. Ali (a.s) ise, Müslümanların ısrarı ile Ebu Bekir, Ömer ve Osman’ın hilafetinden 25 yıl sonra hükumetin sorumluluğunu üstlenmiştir. [2] O, kısa süren hükumeti döneminde üç ağır iç savaşla karşı karşıya kalmış ve sonunda Kufe Mescidi'nin mihrabında namaz kıldığı sırada Haricîlerden biri tarafından şehit edilmiş ve gizlice Necef’de toprağa verilmiştir. [3]
Arap Edebiyatı, kelam, fıkıh, tefsir gibi İslam ilimlerinin birçoğu ona ulaştığı söylenmekte ve çeşitli fırkalar kendi senet silsilelerini ona ulaştırmaktadırlar. “Nehcü'l Belaga” unvanıyla meşhur olan kitap, Hz. Ali’nin (a.s) seçilmiş olan konuşmaları ve mektuplarını içermektedir. Onun hakkında değişik dillerde yazılmış olan birçok eser bulunmaktadır.
İmam Ali’nin (a.s) Necef şehrinde bulunan türbeleri, Şia kültüründe mukaddes mekanlardan ve ziyaretinde dikkat edilen yerlerdendir. Bazı kaynaklarda “İmam Ali’nin hareminde defnolunanlar” unvanıyla yad edilen ileri gelen şahıslar bu mekanda defnolunmuşlardır.

İçindekiler

Makam ve Konumu

Ali b. Ebi Talib (a.s) sürekli olarak Şialar tarafından özel bir makam ve menzilete sahipti Hz. Peygamber Efendimizden (s.a.a) sonra en iyi, en takvalı, en âlim insan ve Hz. Muhammed’in (s.a.a) hak üzere olan halifesiydi. Bu esas gereğince sahabelerden bir grubu Hz. Peygamber Efendimizin (s.a.a) hayatta olduğu o yıllarda bile Hz. Ali’nin (a.s) takipçileri ve yaranları, yani Şia olarak biliniyorlardı. [4] Şialar, İmam Ali’yi (a.s) Ehli Sünnetin “Halk tarafından seçilen Hz. Peygamber Efendimizin (s.a.a) halifesi” inancına[5] karşı, “Allah tarafından bildirilen Hz. Peygamber efendimizden (s.a.a) hemen sonraki halifesi” olarak biliyorlar. [6]
Şiaların inancına göre İmam Ali’nin (a.s) hilafet makamına ulaşması, Hicri Kameri 35. yılın Zilhicce ayının 19’unda Hz. Peygamber Efendimizin (s.a.a) kaç defa ve özellikle Gadir’de onu “kendi halifesi ve İslam ümmetinin İmamı” unvanıyla seçtiği geç kalınmış bir kararın uygulamasıydı. Şia inancına göre Hz. Peygamber Efendimizin (s.a.a) Gadir-i Hum günü söylediği “Men kuntu mevlahu fe Aliyyun mevlahu” ibareti, Hz. Peygamber Efendimizin (s.a.a) halifesini belirlemektedir. Öyle ki orada hazır bulunanlar Ali b. Ebi Talib’i (a.s) tebrik etmiş ve ona “Emir’ül Müminin” lakabıyla hitap etmişlerdir. Asrımızın Alman vatandaşı olan İslam bilimcisi Hans Halim, bu inanca dayanarak, “Ali (a.s) hak olan tek halife, “Emir’ül Müminin” unvanı sadece ona layık ve onun süresi az olan hükümeti, Hz. Peygamber efendimizin (s.a.a) rihletinden sonra İslam ümmetinin tecrübe etmiş olduğu tek meşru hükümettir. [7]

Nesli, Lakapları ve Fiziksel Özellikleri

Ali b. Ebi Talib b. Abdulmuttalib b. Haşim b. Abdumenaf b. Kusay b. Kilab[8] “Haşimi” ve “Kureyşi” olarak meşhurdur. İmam Ali’nin (a.s) babası olan Ebu Talib cömert, adaletli ve Arap kabileleri arasında saygı duyulan bir insan; Hz. Peygamber’in (s.a.a) amcası, hamisi ve Kureyş’in büyük şahsiyetlerinden biri olduğu bildirilmiştir. [9] Annesi, Fatıma binti Esed[10] ve kardeşleri Talip, Akil, Cafer’dir. Kız kardeşleri ise, Hint veya Ümmü Hani, Cemane, Riyte veya Ümmü Talip ve Esma’dır. [11]Tarihçiler, Ebu Talib ve Fatıma binti Esed’in evliliklerini, Haşimi bir kadın ve bir erkek arasında olan ilk evlilik olarak bilmişlerdir. [12]Bu sebeple Hz. Ali (a.s) anne ve baba tarafından Haşimi olan ilk şahıstır. [13]

Künye, Lakap ve Sıfatları

Ali b. Ebi Talib’in (a.s) künyeleri şöyledir: Ebu’l Hasan[14], Ebu’l Hüseyin, Ebu’s-Sibteyn, Ebu’r-Reyhaneteyn, Ebu Turab ve Ebu’l Eimme (İmamlar babası). [15]
Yine onun için lakap ve sıfatların kaynağını şöyle saymışlardır: Emir’el Müminin Ya'subuddin ve’l Müslimin, Haydar, Murtaza, Kasimu’l Cennet ve’n Nar, Sahibu’l-Liva, Sıddıku’l Ekber, Faruk, Mubiru’ş-Şirk ve’l Müşrikin, Katilu’n Nakisin ve’l Kasitin ve’l Marikin, Mevla’l Mumin’in, Şebih-i Harun (Harun’a benzeyen), Nefsu’r-Resul (Peygamberin nefsi), Ehu’r-Resul (Peygamberin kardeşi), Zevcu’l Betül, Seyfullah el-Meslul, Emiru’l Beraret, Katilu’l Fecere, Zu’l Karneyn, Hadi, Seyyidu’l Arap, Keşşafu’l Kureb, Dai, Şahid, Babu’l Medine, Vali, Vasi, Gazi-i din-i Resulullah, Munciz-i Vadeh, en-Nebeu’l Azim, Sıratu’l Müstakim ve’l Enzau’l Batin. [16]
Müslümanların emiri”, “önderi”, “komutanı” ve “lideri” manasına gelen “Emir’ülmuminin” lakabı, Şiaların inancına göre İmam Ali'ye (a.s) özgü bir lakaptır. Şiiler rivayetlere istinaden bu lakabın Hz. Resul-ü Ekrem'in (s.a.a) döneminde Hz. Ali (a.s) için kullanıldığına ve bu lakabın sadece ona münhasır olup, başta Hulefa-i Raşidin (diğer üç halife) olmak üzere, başkaları için kullanılmasının caiz olmadığınave hatta bu lakabın Şiilerin diğer imamları için bile kullanılmasının doğru olmadığına inanmaktadırlar. [17]

Fiziksel Özellikleri

İmam Ali'nin (a.s) yüz ve fiziksel özellikleri hakkında çeşitli kaynaklarda çok sayıda sözler söylenmiştir. Hz. Ali (a.s) orta boylu ve dolgun biriydi. İri siyah gözlere sahipti. Kaşları uzunca ve bitişikti. Güzel yüzlü ve. buğday tenli idi. Güler yüzlüydü.Sakalları gür ve güzeldi. Omuzları genişti. [18] Bazı kaynaklara göre Hz. Resul-ü Ekrem (s.a.a) Hz. Ali'ye (a.s) "Betin" lakabını vermiştir ve bu da İmam Ali'nin (a.s) fiziksel açıdan şişman olarak algılanmasına neden olmuştur. Fakat bazı kaynakların naklettiğine göre, buradaki "Betin" lakabından "bilimle dolu" olması kastedilmiştir. [19] Bu tefsiri onaylayan başka deliller de bulunmaktadır. Nitekim bazı ziyaretnamelerde İmam Ali (a.s) "Betin" sıfatıyla övülmesiyle maksadın şişman olmadığıdır. [20]
Ali b. Ebi Talib’in (a.s) bedeni gücü hakkında denilmiştir ki “O, her kimle dövüştüyse onu yere sermiştir. [21]” “Nehcü’l Belağa’nın Şerhi” kitabının yazarı İbn-i Ebi’l Hadid şöyle diyor: “İmam’ın fiziksel gücü, dillere destan olmuştur. Hayber kalesinin kapısını yerinden söküp bir kenara atmış, sonra bir kaç kişi bile onu kaldırıp tekrar yerine koymayı başaramamışlardır. Gerçekten büyük bir put olan Hubel putunu Kâbe’nin üstünden o yere atmıştır. Hilafet döneminde büyük bir taşı yerinden kaldırmış ve altından su akmıştır; oysaki ordunun tamamı bunu başaramamıştır.” [22]

Hayatı

Hz. Ali'nin Temsili Olarak Kabe'de Dünyaya Gelişi, Muhammed Ferşçiyan eseri.

Hz. Ali (a.s) Peygamber Efendimize (a.s) iman getiren ilk erkekti. [23] Şialarının birinci imamı[24] ve Ehli Sünnete göre ise Hulefa-i Raşidin’in (dört büyük halife) dördüncüsüdür.

Doğumuda Hicrete Karadar

İmam Ali b. Ebi Talib (a.s) hicretten 23 yıl önce, Fil yılının 30. yılında Recep ayının 13’ünde Cuma günü Mekke’de Kâbe’nin içinde dünyaya geldi. [25] Hz. Ali’nin (a.s) Kâbe’de dünyaya gelişini Seyyid Murtaza, Şeyh Mufid, Kutbu Ravendi, İbn-i Şehri Aşub gibi Şii âlimleri ve Hâkim Nişaburi, Hafız Genci Şafii, İbn-i Cevzi Hanefi, İbn-i Sabbağ Maliki, Halebi ve Mesudi gibi Sünni âlimleri tevatür haddinde bilmektedirler. [26] Hz. Ali (a.s) altı yaşında iken (Hicretten 17 yıl once) Mekke’de kıtlık baş göstermiş, Ebu Talib için kalabalık bir ailenin kıtlık döneminde geçimini sağlamak zor bir hal almıştı. [27] Bundan dolayı, Hz. Muhammed (s.a.a) ve iki amcası Abbas ve Hamza bu konuda Ebu Talib’e yardım etmeye karar verdiler. Bu sebeple Abbas Cafer’i, Hamza Talib’i ve Hz. Muhammed de (s.a.a) Hz. Ali’yi (a.s) kendi evine götürdü.
İmam Ali (a.s) hutbelerinden birinde Peygamber Efendimizin (s.a.a) bu sevecen davranışına değinmiştir. [28] Peygamber Efendimizin (s.a.a) bi’setinden sonra (Hicretten 13 yıl önce), Hz. Peygamber’e (s.a.a) iman getiren Hz. Ali (a.s) ilk erkek ve Hz. Hatice (s.a) ilk kadındı. [29][30] O dönemde Hz. Ali (a.s) on yaşındaydı ve Peygamber Efendimiz (s.a.a) ile birlikte Mekke’nin etrafındaki dağlarda gizlice namaz kılıyorlardı. [31][32]
Peygamber Efendimiz (s.a.a) İslam dinine davetini Bi’setin üçüncü yılında açık olarak yaptıktan sonra, “Yevmud-Dar olayı” veya “İnzar-ı Eşere” diye meşhur olan yakın akrabaları davet olayında İmam Ali (a.s) Peygamber efendimizi (s.a.a) destekledi. Peygamber Efendimiz (s.a.a) cevap olarak onu kendi kardeşi, vasisi ve halifesi olarak niteledi. [33] Hicrette önce 6. yılda Müslümanlar, müşrikler tarafından Ebu Talib deresinde muhasara edilerek, alış-veriş ve gidiş-gelişten yasaklanmışlardı. Bu dönemde Ebu Talib, Peygamber Efendimizin (s.a.a) canını korumak için defalarca Hz. Ali’yi (a.s) onun yattığı yerde yatırmıştır. [34] Muhasaranın kırılmasından bir sure sonra Hicretten 3 yıl önce, Hz. Ali (a.s) 19 yaşında babası Ebu Talib’i kaybetti. [35] Ebu Talib’in ölümünden sonra Müslümanların durumları daha da zorlaştı ve Peygamber Efendimiz (s.a.a) Medine’ye hiret etme fikrine düştü.
Hicret gecesi ve müşriklerin Peygamber Efendimizi (s.a.a) öldürme planlarını bilerek, Hz. Ali (a.s) 23 yaşında “Leylet’ül Mebit” diye meşhur olan gecede Peygamber Efendimizin (s.a.a) yattığı yerde yattı. [36] Hz. Ali (a.s) birkaç gün sonra ve Peygamber Efendimizin (s.a.a) borçlarını ödedikten sonra, aralarında Hz. Fatıma (s.a) ve annesi Fatıma binti Esed’in de bulunduğu bir grupla Medine’ye gitti. [37]

Hicreten Sonra

Peygamber Efendimiz (s.a.a) Medine’ye hicret yolunda Giba’ya ulaştığı zaman, Hz. Ali (a.s) ve beraberindekilerin ulaşmaları için, orada yaklaşık olarak 15 gün bekledi. Medine’de Mescid’ün-Nebi’nin yapımından sonra, Peygamber Efendimiz (s.a.a) ilk hutbelerinde Muhacirler ve Ensar’ı birbilerinin kardeşi olarak akitlerini okudu ve Hz. Ali’yi (s.a) de kendi kardeşliği için seçti. Hicri kameri 2. yılında müşrikler ve Müslümanlar arasında Bedir savaşı meydana geldi. Bu savaşta düşman birliklerinden ve Kureyş’in ileri gelenlerinden birçoğu Hz. Ali (a.s) tarafından öldürülmüştü. Bedir savaşından sonra, Hz. Ali (a.s) 25 yaşında Hz. Fatıma (s.a) ile evlendi. Hz. Fatıma’nın (s.a) başka isteyenlerinin olmasına karşın, Peygamber Efendimizin (s.a.a) kendisi onların nikah hutbelerini okudu.

Müşrikler, Hicretin 3. yılında Bedir savaşı yenilgisini telafi etmek için Müslümanlar aleyhine Uhud savaşını açtılar. İmam Ali (a.s) savaşı bırakmayan kimselerdendi ve Peygamber Efendimizin (s.a.a) canını koruyordu. Bu savaşta 16 yara aldığı söylenmişti. Kuleyni ve Taberi şöyle dediler: “La Seyfe illa zulfigar, la feta illa Ali” cümlesini Cebrail (a.s) bu savaşta Hz. Ali’nin (a.s) methi için söylemiştir. Aynı yıl İmam Ali’nin (a.s) büyük oğlu İmam Hasan Muçteba (a.s) dünyaya gelmiştir. İmam Ali’nin (a.s) 27 yaşında olduğu Hicri kameri 4. yılında annesi Fatıma binti Esed dünyadan gitti. İmam Ali (a.s) ve Hz. Fatıma’nın (s.a) ikinci çocukları olan İmam Hüseyin (a.s) bu yılda dünyaya geldi.

Hicretin 5. yılında Hendek savaşı yaşandı ve Hz. Ali’nin (a.s) gayretleri sonucu Amr b. Abdevud’un ölümüyle sonuçlandı. Hz. Ali (a.s) ve Hz. Fatıma’nın (s.a) üçüncü çocukları olan Hz. Zeynep (s.a) bu yılda dünyaya geldi. Hicri kameri 6. yılında kâtibi Hz. Ali (a.s) olan Peygamber Efendimiz (s.a.a) ve Kureyş arasında Hudeybiye barış antlaşması imzalandı. İmam Ali’nin (a.s) dördüncü çocuğu olan Ümmü Kulsum bu yılda dünyaya geldi. Bu yılın Şaban ayında Peygamber Efendimiz (s.a.a) Hz. Ali’yi (a.s) Fedek seriyyesi ve Yahudilerin dağıtılması için görevlendirdi. Hicri kameri 7. yılında Hayber savaşı meydana geldi ve Hz. Ali (a.s) bu şavaşta İslam ordusunun sancaktarı idi. İslam ordusu onun rehberliğinde Hayber’i fethetmeyi başarmıştı. Hicri kameri 8. yılında, 31 yaşında olan Hz. Ali (a.s), Peygamber Efendimizin (s.a.a) ordusunun sancaktarlığında, Mekke’nin fethi zamanında ve Kabe’deki putların kırılmasında Peygamber Efendimize (s.a.a) yardımcı oldu.

Tebük savaşı Hicri kameri 9. yılında yaşandı. Peygamber Efendimiz (s.a.a) ilk olarak Hz. Ali’yi (a.s) Medine’de kendi halifesi olarak ve ailesini koruması için seçti. Bu savaş, Hz. Ali’nin (a.s) hazır bulunmadığı tek savaştı. Münafıkların çıkarmış oldukları söylentilerden sonra Hz. Ali (a.s) kendisini orduya ulaştırdı ve Peygamber Efendimizi (s.a.a) Medine’de bıraktıklarından haberdar etti. Peygamber Efendimiz (s.a.a) cevabında buyurdu: “Acaba benim yanımda senin makamın, Harun’un Musa’ya olan makamı gibi olmasından mutlu değilmisin?” Bu söz “Menzilet hadisi” olarak meşhurdur. Hz. Ali (a.s) o yıl Peygamber Efendimiz (s.a.a) tarafından müşriklerin Mekke’deki toplanmalarında Beraat ayetini açıklamakla görevlendirildi ve Hz. Ali (a.s) Kurban bayramı günü öğleden sonra bu ayeti açıkladı. Peygamber Efendimiz (s.a.a), hicri kameri 9. yılın Zilhicce ayının 24’ünde Hz. Ali (a.s), Hz. Fatıma (s.a), İmam Hasan (a.s) ve İmam Hüseyin (a.s) ile birlikte Necran Hiristiyanlarıyla Mubahele olayına gitti.

Peygamber Efendimiz (s.a.a) İslam’a davet için Hz. Ali’yi (a.s) hicri kameri 10. yılında Yemen’e gönderdi. Aynı yıl Peygamber Efendimiz (s.a.a) hacca gitti ve Hz. Ali (a.s) kendisini Yemen’den Peygamber Efendimize (s.a.a) ulaştırarak Mekke’de onunla buluştu. Peygamber Efendimiz (s.a.a) Hac farizasından sonra “Gadir-i Hum olayı” olarak meşhur olan Gadir-i Hum bölgesinde Hz. Ali’yi (a.s) kendi halife ve vasisi olarak seçti. O zaman, Hz. Ali (a.s) 33 yaşındaydı.

Hz. Peygamber’in (s.a.a) Rihletinden Sonra

Peygamber Efendimiz (s.a.a) hicri kameri 11. yılın Safer ayında dünyadan gitti. Şiaların inancına göre Hz. Ali (a.s) Peygamber Efendimizin rihletinden sonra, 34 yaşındayken İmamet’e ulaştı. Hz. Ali (a.s), Peygamber Efendimizin (s.a.a) kefenleme ve defin işleriyle meşgulken Sakife’de bir grup, Ebu Bekir’i hilafete seçtiler. Ebu Bekir’in hilafetinden sonra İmam Ali (a.s) ilk olarak biat etmekten sakındı ama sonunda ona biat etti. Şialar bu biatın mecburiyet üzerine olduğuna inanmaktadırlar. Şeyh Müfid, İmam Ali’nin (a.s) kesinlikle biat etmediğine inanmaktadır. Şia’nın inancına göre halifenin adamları biat almak için Hz. Fatıma’nın (s.a) yaralandığı ve çocuğunu düşürdüğü olayda Hz. Ali’nin (a.s) evine saldırdılar. Ebu Bekir, bu günlerde Fedek’i gasbetti ve Hz. Ali (a.s) Hz. Fatıma’nın (s.a) hakkını aramasını destekledi. Hz. Fatıma (s.a), eve saldırılma olayında sonra hastalanarak yatağa düştü ve kısa bir süre sonra hicri kameri 11. yılında şehadete ulaştı.

Hicri kameri 13. yılında Ebu Bekir öldü ve onu vasiyeti gereğince Ömer b. Hattab halife oldu. Ömer, hicri kameri 14. yılın Muharrem ayında Sasaniler ile savaşmak için Medine’den ayrıldı ve “Serar” denilen topraklarda çadır kurdu. O, kendisi orduya komuta etmek için ayrıldığında Medine’de kendi yerine İmam Ali’yi bıraktı. Ama İmam Ali (a.s) gibi bazı sahabelerle meşveret ettikten sonra bu kararından vazgeçerek, Sa'd b. Ebi Vakkas’ı kendi yerine savaşa gönderdi. İbn-i Esir’e isnat edilen nakilde Muadihah şöyle diyor: Hz. Ali (a.s) ikinci halifenin ilk yıllarından başka olan dönemde kadılık makamındaydı. Hicri kameri 16. (ya 17.) yılında Hz. Ali’nin (a.s) önerisi ve Ömer’in kabul etmesile Peygamber Efendimizin (s.a.a) Mekke’den Medine’ye hicreti İslam Tarihinin başlangıcı unvanıyla belirlendi.

Ömer, hicri kameri 17. yılında Beyt’ül Mukaddes’i fethetmek için Şam yoluna yöneldi ve İmam Ali’yi Medine’de kendi yerine bıraktı. Ömer, aynı yılda ısrar ve tehditten sonra İmam Ali’nin (a.s) kızı Ümmü Kulsum ve Fattma ile evlendi. Ömer’in hicri kameri 18. yıldaki Şam yolculuğunda Hz. Ali’nin (a.s) onun yerine bakması tekrarlandı. Ömer, kendisine süikast girişiminden sonra ve hicri kameri 23. yıldaki ölümünden önce, kendisinden sonra halifeyi tayin edecek, Hz. Ali’nin de (a.s) bulunduğu altı kişilik bir şura oluşturdu. Ömer, şurada belirleyici şahıs olarak Abdurrahman b. Avf’u belirledi. Abdurrahman ilk olarak, İmam Ali’den (a.s) Allah’ın kitabına, Peygamber Efendimizin (s.a.a) sünnetine ve Ebu Bekir ve Ömer’in ameline uyarak hilafet görevini üstlenmesini istedi. Ama İmam Ali (a.s) Şeyheyn’in (Ebu Bekir ve Ömer) amellerine uymayı kabul etmeyerek, şöyle dedi: “Kendi ilim, güç ve içtihadım doğrultusunda Allah’ın kitabına ve Allah Resul-ü’nün (s.a.a) sünnetine amel etmeği ümit ediyorum”. Daha sonra Abdurrahman söylenen şartları Osman b. Affan’dan istedi. Onun kabul etmesinden sonra, onun hilafet görevini üstlenmesini istedi.

Muadihah, “El-Muntezem” kitabında İbn-i Cevzi’den nakledilene dayanarak şöyle diyor: Hz. Ali (a.s) hicri kameri 24. yılında yine kadılık görevini üstlenmişti. Osman, hicri kameri 25. yılında Kur’an’ın bir araya toplatılması ve yazımı emrini vermişti. Suyuti, İmam Ali’den (a.s) “Kur’an’ın bir araya toplatılması ve yazımı kendisiyle yapılan meşveretle olmuştur” şeklinde naklediyor. Hicri kameri 26. yılında İmam Ali’nin (a.s) beşinci oğlu olan Abbas b. Ali (a.s) dünyaya geldi. Hicri kameri 35. yılında Medine halkı Osman’dan razı olmamaları sonucu onun evini muhasara etmişlerdi. Hz. Ali (a.s) bu olaydan önce Medine’den çıkmıştı. Muadihah, bu Medine’den ayrılmayı Osman’ın istemesi olarak bilmektedir. Ehli Sünnet kaynaklarına göre İmam Ali (a.s) Haseneyn’i (a.s) (İmam Hasan (a.s) ve İmam Hüseyin (a.s)) halifeyi korumaları için bırakmıştı. Ama ayaklanmacılar sonunda Osman’ı öldürdüler. Osman’ın ölümünden sonra halk, halifeleri olması için İmam Ali’nin (a.s) yakasını tuttular.

Hükümet Dönemi

İmam Ali (a.s), Osman’ın öldürülmesinden sonra hicri kameri 35. Yılın Zilhicce ayında ve 58 yaşında hilafete ulaştı. Osman’ın yakınlarından bir grup ve “Kaidin” (tarafsız bir grup) denilen Peygamber Efendimizin (s.a.a) bazı yaranlarının dışında Medine’nin bütün sahabeleri İmam Ali’ye (a.s) biat ettiler.

İmam Ali (a.s) hilafetinin başlamasından iki gün sonra okuduğu ilk hutbesinde Osman’ın döneminde haksız yere tasarruf edilen Mal varlığının geri verilmesini isteyerek, Beyt’ül Mal’ın adil bir şekilde taksim edilmesini vurguladı.

Hicri kameri 36. yılda Talha b. Ubeydullah ve Zübeyr b. Evvam, İmam Ali (a.s) ile olan biatlarını bozarak, Mekke’de bulunan ve Osman’ın kanını isteyen Aişe’ye katılarak, sonra Basra’ya doğru hareket ettiler. Bu şekilde Cemel savaşı İmam Ali (a.s) ile Müslümanların ilk iç savaşı Nakisin (Biat bozanlar) arasında Basra yakınlarında meydana geldi. Bu savaşta Talha ve Zübeyr öldüler ve Aişe Medine’ye gönderildi.

İmam Ali (a.s) ilk olarak Basra’ya giderek, genel af fermanını çıkardı. Hicri kameri 36. yılın Recep ayında Kufe’ye giderek, orayı hilafetin merkezi olarak karar verdi. Bu yılda İmam Ali (a.s) Muaviye’yi biat etmesi için çağırdı ve Muaviye’nin biat etmekten çekinmesinden sonra, onun şam hükümetinden azledilmesi fermanını verdi.

İmam Ali (a.s) hicri kameri 36. yılın Şevval ayında ordusunu Şam’a doğru hareket ettirdi. Hicri kameri 36. yılın sonları ve 37. yılın başlarında Sıffın bölgesinde Sıffın savaşı meydana geldi. Taberi ve İbn-i Esir tarafında zikredilen Muadihah’ın inancına göre, hicri kameri 37. yılın Safer ayının hilafına, savaşın şiddetli zamanı hicri kameri 38. yıldaydı.

İmam Ali’nin (a.s) askerleri savaşta zafer kazanmak üzereyken, Muaviye’nin ordusundaki Amr b. As bir hile yaparak, Kur’an’ları mızrakların ucuna takıp, aralarında hüküm etmesini istedi. İmam Ali (a.s) kendi askerleri arasında ayaklananların baskılarından dolayı mecbur kalarak, hakemiyet olayını kabul etti ve onların baskıları sebebiyle Ebu Musa Eş’eri’yi hakem karar verdi. Ama Hakemiyet olayını kabul ettikten kısa bir süre sonra, ayaklananlar arasında İmam Ali’ye (a.s) yeni itirazlar şekillendi. Bir grup Kur’an’ın iki ayetine istiatla (Maide suresi: 44 ve Hucurat suresi: 9) Muaviye ile savaşa devam etmeği isteyip, Hakemiyeti küfür bilerek, bu olaydan dolayı tövbe ettiler.

Şaşılacak durum şurdaydı ki itiraz edenlerden bir grubu bir süre önce Hakemiyet olayı için İmam Ali’yi (a.s) zorlayan kimselerdi. Onlar İmam’dan (a.s) bu küfründen dolayı tövbe etmesini ve Muaviye ile koydukları şartları iptal etmesini istediler. Ama Ali b. Ebi Talib (a.s) Hakemiyeti iptal etmeyi kabul etmedi ve hakemlerin Kur’an’ın reyine göre hüküm etmemeleri durumunda Şam ile savaşa devam etme kararına devam etmeği açıkladı.

“Allah’ım! Senin kendin çok iyi biliyorsun ki bunların senin kitabınla işi yoktur. Sen biliyorsun bu Kur’an’a yabancı olan grubu, bu gösterinin ardında ne o hileler olduğunu. Sen bizimle onlar arasında hükmet et ki sen hekim olan Allah’sın; hükmün zülal olan hakikattir.” E’yan’uş-Şia.

Hakemiyet olayında, Ebu Musa Eş’eri Hakemiyetin sonucunu iki hükümdar olan Muaviye ve İmam Ali’nin (a.s) hilafet makamından alınması olarak açıkladı. Daha sonra Amr b. As hilafeti Muaviye’ye verdi. Hakemiyet olayından sonra İmam’ın (a.s) yaranlarından bir grup onunla muhalefet ederek, onu dinden çıkmış ve imanında şüpheli olarak saydılar. Bu arada haricilerin ilk çekirdeğini oluşturan bir grup, Hakemiyet olayını kabul etmeği küfür olarak bilmiş ve İmam’ın (a.s) ordusundan ayrılarak, Kufe yerine Herura tarafına gittiler.

Haricilerin itirazı, Sıffin savaşından altı ay sonraya kadar devam etti ve bu açıdan İmam Ali (a.s), Abdullah b. Abbas ve Sa’sa b. Suhan’ı görüşme için onların yanına gönderdi. Onlar topluma dönmek için bu iki kişinin isteklerine teslim olmadılar. Daha sonra İmam Ali (a.s) onlardan on iki kişiyi belirleyerek, kendileri de bu sayıyı ayırıp, onlarla konuşmalarını istedi. İmam Ali (a.s) Haricilerin ileri gelenlerine mektup yazarak, onları halkın arasına dönmeleri için davet etti. Ama Abdullah b. Veheb, Sıffın olayını hatırlatarak, İmam Ali’nin (a.s) dinden çıktığını ve tövbe etmesi gerektiğini hatırlattı. İmam (a.s) bundan sonra da defalarca Kays b. Sa’d ve Ebu Eyyüb Ensari gibi kimseler tarafından Haricileri kendisine doğru çağırarak, onlara aman verdi.

Ama Haricilerin teslim olmalarından ümitsiz olduktan sonra 14000 kişilik bir ordusunu onların karşısına çıkardı. İmam Ali (a.s) ordusuna savaşı başlatan olmamalarını vurguladı ve sonunda Nehrevanlılar savaşı başlattı. Nehrevan savaşın başlamasıyla hızlı bir şekilde Haricilerin hepsi öldü ya da yaralandı. Yaralılardan 400 kadarı ailelerine teslim edildi. Bunlara karşı İmam Ali’nin (a.s) ordusundan 10 kişiden azı ölmüştü. Haricilerin Nehrevan’da toplanmasından 10 kişi kaçmıştı ve onlardan biri de Abdurrahman b. Mulcem-i Muradi, İmam Ali’nin (a.s) katili idi. İbn-i Mülcem-i Muradi, Kufe camisinde hicri kameri 40. yılın Ramazan ayının 19’unda şafak vakti İmam Ali’yi (a.s) kılıç darbesiyle yaralamıştır. İmam Ali (a.s), iki gün sonra, aynı ayın 21’inde 63 yaşında şehadete ulaşmış ve gizlice defnedilmiştir.

Eşleri ve Çocukları

Hz. Fatıma’tuz-Zehra (s.a) ile Evliliği

Ana Madde: Hz. Ali ile Hz. Fatıma’nın Evliliği

Hz. Fatıma (s.a), İmam Ali’nin (a.s) ilk eşi ve Hz. Peygamber Efendimiz'in (s.a.a) kızıdır. Hz. Ali’den (a.s) önce Ebu Bekir, Ömer İbn-i Hattap ve Abdurrahman b. Avf gibiler Hz. Peygamber-i Ekrem (s.a.a) kızıyla evlilik için hazır olduklarını bildirmişler, ancak Hz. Peygamber (s.a.a) Hz. Zehra’nın (s.a) nikâhı konusunda vahiy beklediğini ve onlara olumsuz cevap buyurmuştur. Bazı kaynaklar Hz. Ali’nin (a.s) Hz. Fatıma (s.a) ile evliliğinin Hicretin ikinci yılında Zilhicce ayının başında, bazıları Şevval ayında ve bir grup ise, Muharrem ayının 21’inde olduğunu söylemiştir. Hz. Ali (a.s) ve Hz. Zehra’nın (s.a) evliliklerinden: Hasan, Hüseyin, Zeynep, Ümmü Gülsüm ve doğumdan önce düşen Muhsin olmak üzere beş çocuk dünyaya gelmiştir

Diğer Eşleri

İmam Ali (a.s), Hz. Fatıma’nın (s.a) hayatta olduğu dönemde başka bir kadınla evlilik yapmamıştır. Ama Hz. Hz. Fatıma’nın şehadetinden sonra, Ebu’l As b. Rebi’in kızı Ümame gibi başka kadınlarla evlenmiştir.

  • Ebu’l As b. Rebi'nin kızı Ümame: Ümame’nin annesi, Hz. Peygamber Efendimiz'in (s.a.a) kızı (yahut evlatlığı) Zeynep’tir.
  • Ümmü’l Benin: İmam Ali’nin (a.s) başka bir eşi, Hizam b. Darem Kilabiye’nin kızı Ümmü’l Benin’dir. Ümmü’l Benin’den olma Hz. Abbas (a.s), Osman, Cafer ve Abdullah adlı çocuklarının hepsi Kerbela’da şehit olmuşlardır.
  • Leyla ve Esma binti Umeys: Ümmü’l Benin’den sonra, Mesud b. Halid’in kızı Leyla ve Esma binti Umeys Has’ami ile evlenmiştir. Yahya ve Avn Hz. Ali’nin (a.s) bu eşinden olma çocuklarıdır.
  • Ümmü Habip: İmam Ali’nin (a.s) bir diğer eşi de Sahba diye bilinen Rebi’i Teğlibiye’nin kızı Ümmü Habip’tir.
  • Havle: Cafer b. Kays Hanefi’nin kızı Hule, Hz. Ali’nin (a.s) bir diğer eşidir. Muhammed b. Hanefiye adlı oğlu bu eşindendir.
  • Ümmü Said ve Muhayyat: Hz. Ali (a.s) ayrıca Urve b. Mesut Sakafi’nin kızı Ümmü Said ve Emri’l Kays b. Adiy Kelbi’nin kızı Muhayyat’la da evlenmiştir.

Çocukları

Şeyh Mufid, “İrşad” kitabında Hz. Ali’nin (a.s) çocuklarından 27’sinin adlarını zikretmekte ve “Muhsin” adında bir başka çocuğunun düşmesiyle İmam Ali’nin (a.s) çocuklarının sayısı 28’dir. İmam Ali’nin (a.s) çocukları annelerine dikkatle aşağıdaki çizelgede gelmiştir:

Hz. Fatıma (s.a) Havle Ümmü Habib Ümmü'l-Benin Leyla Esma Ümmü Said
1. Hasan 6. Muhammed (Ebu'l-Kasım) 7. Ömer 9. Abbas 13. Muhammed Askar 15. Yahya 16. Ümmü'l-Hasan
2. Hüseyin 8. Rukayye[38] 10. Cafer 14. Ubeydullah 17. Remle
3. Hz. Zeynep (s.a) 11. Osman b. Ali b. Ebi Talib
4. Ümmü Gülsüm 12. Abdullah
Muhsin

Diğer eşlerinden olanlar: 18. Nefise, 19. Zeyneb-i Suğra, 20. Rukayye Suğra, 21. Ümmü Hani, 22. Ümmü’l Kiram, 23. Cemanet. Künyesi Ümmü Cafer’dir, 24. Ümame, 25. Ümmü Seleme, 26. Meymune, 27. Hatice, 28. Fatıma

Şeyh Mufid sonda adları geçenlerin annelerinin isimlerini belirtmemiş ve onlar hakkında çeşitli annelerden olma demiştir.[39]


Gazvelerde Hazır Bulunması

Ana Madde: Peygamberimizin Savaşları

İmam Ali (a.s), İslam’ın ilk yıllarında olan gazve ve seriyyelerde önemli bir role sahipti. Tebük gazvesi dışında Peygamber Efendimiz (s.a.a) ile birlikte bütün gazvelerde savaşmış ve birçok gazvede İslam ordusunun asıl sancaktarı olmuştu. O, yine Müslümanların çoğunluğunun kaçtığı savaşlarda Peygamber Efendimizin (s.a.a) yanında kalarak, savaşa devam etmiştir.

Bedir Savaşı

Ana Madde: Bedir Savaşı

Bedir Savaşı, Peygamber Efendimizin (s.a.a) komutanlığında Hicri kameri 2. yılın Ramazan ayının 17’si Cuma günü, Kureyş müşrikleri ile Müslümanlar arasında, Bedir kuyuları yanında yaşanan ilk savaştır. Bu savaşta, Ebu Cehil, Utbe b. Rabie gibi Kureyş’in büyüklerinden bazıları öldürülmüştür.

İmam Ali (a.s) savaşın başında olan birebir savaşmada Velid b. Utbe b. Rebie ile savaşmış ve onu öldürmüştür. Bu savaşta Peygamber Efendimiz’in (s.a.a) lanet ettiği Nufel b. Huveylid, İmam Ali’nin (a.s) elleriyle öldürülmüştür. Ayrıca bu savaşta Hanzala b. Ebi Sufyan, As b. Said gibi müşriklerden 20 kadarı da Hz. İmam Ali (a.s) tarafından öldürülmüştür. Daha sonraları İmam Ali (a.s) Muaviye’ye göndermiş olduğu mektupta “Senin ceddin olan ciğer yiyen Hind’in babası Utbe, dayın olan Velid b. Utbe ve kardeşin Hanzala b. Ebu Sufyan’ı öldürdüğüm kılıç hala yanımdadır” diye yazmıştır.

Uhud Savaşı

Ana Madde: Uhud Savaşı

Uhud Savaşında, müşriklerin savaşta zafer kazanmasından sonra Müslümanların birçoğu savaş meydanından kaçarak, Peygamber Efendimizi (s.a.a) yalnız bıraktılar. Hz. Ali (a.s) sınırlı sayıda olan askerlerle kaçmayarak, Peygamber Efendimizi (s.a.a) korudu. İmam Ali’nin (a.s) kendisi bu olayı şöyle naklediyor: “Muhacir ve Ensar evlerine doğru kaçıyorlardı ama ben bedenimde yetmiş tane yara almama rağmen Allah Resul-ü’nü (s.a.a) koruyordum”.

Şia ve Ehli Sünnet kaynaklarının nakline göre, İmam Ali’nin (a.s) fedakârlıkları neticesinde Cebrail (a.s) nazil olup, Hz. Ali’nin (a.s) özveri ve fedakârlığını Hz. Peygamber'in (s.a.a) yanında överek, şöyle dedi: “Bu, onun gösterdiği fedakârlığın nihayetidir.” Hz. Resulullah (s.a.a) da Cebrail’i tasdik ederek, şöyle buyurdu: “Ben Ali’denim, o da bendendir.” Sonra gökyüzünde bir ses şöyle yankılandı: “Ali’den başka yiğit, Zülfikar’dan başka kılıç yoktur.”

Hendek (Ahzab) Savaşı

Ana Madde: Hendek Savaşı

Hz. Peygamber (s.a.a) Medine’nin savunması konusunda ashabıyla istişare ettiğinde, Selman-ı Farisi düşmanlar ile aralarında engel oluşturması için Medine çevresine hendek kazılması önerisinde bulundu. İki ordu kaç gün hendeğin iki tarafında karşı karşıya kaldılar ve bazen birbirlerine taş ve ok atıyorlardı. Sonunda müşriklerin ordusundan olan Amr b. Abduved birkaç kişiyle birlikte hendeğin en dar yerinden atlamayı başardı. Amr b. Abduved’in kaç defa kendisine rakip ve Müslümanların sessiz kalmasından sonra Hz. Ali (a.s) Amr ile savaşmak için Hz. Peygamber Efendimiz'den (s.a.a) istekte bulundu. Hz. Peygamber de (s.a.a) onun bu isteğini kabul etti. Hz. Ali (a.s) Amr ile savaşmaya başladıktan sonra onu yere sererek öldürdü. Bunun üzerine Allah Resul-ü şöyle buyurdu: “Ali'nin (a.s) Hendek günündeki kılıç darbesi, bütün insanların ve cinlerinibadetlerinden daha üstündür”. [Not 1]

Hayber Savaşı

Ana Madde: Hayber Savaşı

Hayber Savaşı, Hicretin 7. yılının Cemaziyülevvel ayında gerçekleşti. Hayber Yahudilerinin Hendek savaşında müşrikleri Müslümanlara karşı tahrik etmelerinden dolayı, Hz. Peygamber Efendimiz (s.a.a) Yahudilerin kalelerine saldırı emri verdi. Ebu Bekir ve Ömer gibi kimseler Yahudilerin kalelerini fethedemeyince Peygamber Efendimiz (s.a.a) şöyle buyurdu: “Yarın sancağı öyle birine vereceğim ki Allah ve Resul-ü onu sever, o da Allah ve Resul-ünü sever.” Sabah vakti Hz. Ali’yi (a.s) çağırarak, sancağı ona verdi. Şeyh Müfid’in naklettiğine gore Hz. Ali (a.s) meydana çıktı. Kale kapılarından birini yerinden sökerek, savaşın sonuna kadar onu kendisine kalkan olarak kullandı.

Mekke’nin Fethi

Ana Madde: Mekke'nin Fethi

Allah Resul-ü (s.a.a) Hicretin sekizinci yılında Ramazan ayının başlarında Mekke’yi fethetmek için Medine’den yola çıktı. Hz. Peygamber (s.a.a) başlangıçta Sa’d b. Ubade’nin elinde olan sancağı, intikam alma konulu konuşmalarından dolayı onun elinden alarak, Hz. Ali’ye (a.s) verdi. Mekke’nin fethinden sonra, Peygamber Efendimiz (s.a.a) Kabe’nin içindeki putları kırdı ve daha sonra Hz. Ali’ye (a.s) omzuna çıkarak, Hazai putunu Kâbe’nin üzerinden aşağı atması için emir verdi.

Huneyn Savaşı

Ana Madde: Huneyn Savaşı

Huneyn savaşı Hicretin sekizinci yılında meydana geldi ve Muhacirlerin sancağı İmam Ali’nin (a.s) elindeydi. Bu savaşta müşriklerin ansızın saldırmasından sonra, Müslümanlar kaçtılar ve sadece İmam Ali (a.s) ve birkaç kişi kalarak, Peygamber Efendimizi (s.a.a) korudular.

Tebük Savaşı

Ana Madde: Tebük Savaşı

Hz. Ali’nin (a.s) Hz. Peygamberin (s.a.a) yanında yer almayıp ve katılmadığı tek savaş Tebük Savaşıdır. Hz. Ali (a.s) Hz. Peygamber Efendimiz'in (s.a.a) emri ile gıyabında münafıkların komplolarına karşı şehri korumak için Medine’de kalmıştır.

Hz. Ali’nin (a.s) Medine’de kalmasıyla münafıklar söylenti ve dedikodu çıkardılar. Bunun üzerine Hz. Ali (a.s) münafıkların söylentilerini boşa çıkarmak ve fitneyi önlemek için silahını kuşanıp, hızla şehrin dışında olan Peygamber Efendimizin (s.a.a) huzuruna giderek, çıkarılan dedikoduyu haber verdi. İşte burada Hz. Resulullah (s.a.a) “Menzilet Hadisi” diye meşhur olan hadisi buyurdu: “Kardeşim Ali Medine’ye geri dön. Zira ben ve senin dışında kimse orayı idare etmek için yeterli değildir. Oysa sen Ehlibeytim, evim ve kavmim içinde benim halifem ve temsilcimsin. Ey Ali! Senin bana olan menzilet ve konumun, Harun’un Musa’ya olan konumu gibi olmasından hoşnut değil misin? Ancak benden sonra peygamber olmayacaktır”.

İmamet Delilleri

İmam Ali b. Ebi Talib’in (a.s) Hz. Resulü Ekrem’den (s.a.a) sonra imamlığına ve halifeliğine delalet eden çok sayıda ayet ve hadis bulunmaktadır. Onlardan bazıları şunlardan ibarettir:

İtaat Ayeti

Ey iman edenler! Allah'a itaat edin. Peygamber'e ve sizden olan ululemre (emir sahiplerine) de itaat edin. (Nisa,59)

Bu ayet Şia âlimlerinin ittifakı ile İmam Ali (a.s) ve İmamlar (a.s) hakkında nazil olmuş ve onlara itaat etmenin farz olduğuna delildir.[40]

Velayet Ayeti

Şüphesiz sizin ‘veliyi emriniz’ ancak Allah'tır, Resulüdür ve Allah'a iman ederek namazı kılan ve rükû halindeyken zekât verenlerdir. (Maide,55)

Bu ayet İmam Ali ve diğer İmamların (a.s) velayetini ispat etmektedir. Müfessirler bu velayet ayetinin nüzul sebebinin İmam Ali (a.s) hakkında ve rükû halindeyken yüzüğünü fakir birisine vermesiyle ilgili olduğunu beyan etmişlerdir.[41]

Menzilet Hadisi: Allah Resulü (s.a.a) Hz. Ali’ye (a.s) hitaben şöyle buyurmuştur: Ey Ali! Senin bana olan menzilet ve konumun Harun’un Musa’ya olan konumu gibidir; ancak benden sonra peygamber olmayacaktır.[42][Not 2]

İnzar Günü Hadisi: Allah Resulü (s.a.a) risalet ve peygamberliğini kavmine tanıttığında yalnızca Hz. Ali (a.s) Peygamberin davetine icabet etmiştir. Bunun üzerine Peygamber Efendimiz (s.a.a) şöyle buyurmuştur: Sen benim kardeşim, vezirim ve benden sonra varisim ve halifemsin.[43][Not 3]

Dosya:Gadir-i Hum

Gadir Hadisesi

Hz. Peygamber Efendimiz (s.a.a) Hicretin onuncu yılı hac farizasını yerine getirmek ve hac merasimini insanlara öğretmek için Mekke’ye gitti. Hac merasimi sona erince Hz. Peygamberi (s.a.a) uğurlamaya gelen büyük bir kalabalıkla birlikte Medine’ye doğru yol aldı. Zilhicce ayının on sekizinde kafileler Cuhfe yakınlarındaki Gadir-i Hum denilen yere ulaştığında Hz. Peygamber'e (s.a.a) Hz. Ali b. Ebi Talib’in (a.s) velayet ahdini insanlara bildirmesi için vahiy indi. Bunun üzerine Peygamber Efendimiz (s.a.a) geridekilerin yetişmesi için önde olanların durmasını emretti.

Daha sonra Hz. Peygamber (s.a.a) ilahî emri Tebliğ Ayetinde beyan etti: [44]

Ey Peygamber! Rabbinden sana indirileni tebliğ et. Eğer bunu yapmazsan, O’nun verdiği peygamberlik görevini yerine getirmemiş olursun. Allah, seni insanlardan korur. Şüphesiz Allah, kâfirler topluluğunu hidayete erdirmeyecektir.(Maide, 67)

Bu ayet indikten sonra Hz. Peygamber (s.a.a) insanlara şöyle buyurdu:

Ben müminlere kendi nefislerinden daha evla değil miyim?” Dediler ki: “Evet”, buyurdu ki: “Ben kimin Mevlası ve önderi isem Ali de onun Mevlası ve önderidir. Allah'ım! O'nu seveni sev, O'na düşmanlık edene düşmanlık et. O'na yardım edene yardım et, O'nu yalnız bırakanı yalnız bırak.[45][Not 4]

Hz. Peygamber'in (s.a.a) Vefatı ve Sakife

Ana Madde: İslam Peygamberi (s.a.a) ve Sakife

Hz. Peygamber'in (s.a.a) ömrünün son nefeslerinde Hz. Ali (a.s) Resulullah’ın yanına geldi. Hz. Peygamber (s.a.a) Hz. Ali’yle (a.s) uzun sırlar paylaştı. Daha sonra Peygamber'in (s.a.a) hastalığı şiddetlendi ve Hz. Ali’ye (a.s) şöyle buyurdu: “Başımı kucağına koy, çünkü ilahî emir yetişti. Her ne vakit ruhum bedenimden çıkarsa onu al ve yüzüne çek ve sonra beni kıbleye döndür ve teçhiz et. Sonra halktan önce bana namaz kıl ve naaşımı toprağa defnetmeden önce benden ayrılma ve Allah’tan yardım dile.”[46]

Hz. Muhammed Mustafa’nın (s.a.a) vefatından sonra, Hz. Ali (a.s) ve Haşim Oğulları Peygamber'in (s.a.a) teçhiz ve defin işlemleri ile meşgul oldukları sırada Ebu Bekir, Ömer, Ebu Ubeyde, Abdurrahman b. Avf, Sa’d b. Ubade, Sabit b. Kays, Osman b. Affan gibi Muhacir ve Ensar’dan bazıları yola koyularak Beni Saide’nin Sakifesinde toplandılar. Burada hükumetin geleceğini konuşmaya başladılar ve aralarında tartışmalar yaşandı. Sonunda Gadir hadisesi dikkate alınmadan Ebu Bekir’i Hz. Peygamber'den (s.a.a) sonra halife unvanı ile tanıttılar.[47]

Üç Halife Dönemi

Üç halifenin her birinin halifelik döneminde, Ehlibeyt (a.s) için acı olaylar yaşandı. Örneğin Hz. Ali’nin (a.s) evine saldırı düzenlenmesi ve Ebu Bekir için biat alınması,[48] Fedek’in gasp ve tasarruf[49] edilmesi ve Hz. Fatıma’nın (s.a) şehadeti gibi.

Yirmi beş yıl süren bu dönemde, İmam Ali (a.s) İslam toplumunun önemli işlerinden geri durmadı, bilakis bilimsel ve sosyal konularda çok çalışmalar yaptı. Örneğin; Kur’an’ı bir araya topladı, dini konular, fetihler ve ülke yöneticiliğinde üç halifeye danışmanlık yaptı. Fakir ve yetimlere infakta bulundu, bine yakın köle satın alarak azat etti; çiftçilik, fidancılık, sondaj ve kanal açma çalışmaları yaptı. Medine’de Fetih camisini yaptı ve ayrıca Hz. Hamza’nın kabrinin yanında bir cami, Mikat’ta bir cami, Kufe’de bir cami, Basra’da bir cami yaptı. Vakıf ve emlaklarının yıllık kazancının kırk bin dinarı bulduğu söylenmiştir,[50] bu dönemde çok önemli çalışmalar yaptı.

Ebu Bekir'in hilafet dönemi

Hz. İmam Ali’nin (a.s) biat etmeye yanaşmaması ve Ebu Bekir’in hilafetine muhalefet eden bir grup sahabenin varlığı Ebu Bekir ve Ömer için ciddi risk ve tehlikeye dönüşmüştü. Bundan dolayı Ebu Bekir ve Ömer bu tehlikeye son verme kararı aldılar. Bunu Hz. Ali b. Ebi Talib’den (a.s) Ebu Bekir’e zorla biat alarak sonlandırmak istediler.[51]

Ebu Bekir, Kunfuz’u biat alması için Hz. İmam Ali’nin (a.s) evine kaç kere gönderdiyse de İmam Ali (a.s) kabul etmedi. Bunun üzerine Ömer, Ebu Bekir’e ‘kendin kalk ve Ali b. Ebi Talib’e gidelim’, dedi. Bunun üzerine Ebu Bekir, Ömer, Osman, Halit İbn Velid, Muğayre b. Şu’be, Ebu Ubeyde Cerrah ve Kunfuz Hz. Ali’nin (a.s) evine gittiler.

Bu grup evin kapısına varınca Hz. Zehra’ya (s.a) hakaret ettikten sonra evin kapısını Hz. Zehra (s.a), kapı ve duvar arasında olduğu sırada kapıyı kırıp ateşe verdiler ve Hz. Zehra (sa)'ya kırbaç ile vurdular;[52] İmam Ali’ye (a.s) de saldırarak elbisesini boynuna doladılar onu sürükleyerek evden Sakife’ye kadar götürdüler.

İmam Ali’yi (a.s) Sakife'ye doğru götürdükten sonra ondan Ebu Bekir’e biat etmesini istediler. İmam (a.s) şöyle buyurdu: “Ben, hilafete sizden daha layığım ve size biat etmeyeceğim. Sizin bana biat etmeniz daha uygundur. Çünkü sizler Peygambere (s.a.a) yakın olduğunuz iddiasıyla hilafeti Ensar’dan aldınız ve şimdi onu bizden gasp ediyorsunuz…”[53]

Ebu Bekir'in hilafet döneminde İmam Ali (a.s)

Ebu Bekir'in hilafet dönemi yaklaşık iki yıl sürmüştür. İmam Ali (a.s) bu dönemde bütün sıkıntı ve problemlere rağmen hilafet işlerinde kabul edildiği miktarda yardım ve yönlendirmede bulunmuştur. Ehli Sünnet alimlerinin naklettiğine göre Ebu Bekir önemli meselelerde İmam Ali'ye (a.s) danışırdı ve İmam (a.s) nasıl uygun görse genelde öyle davranırdı. İmam Ali'nin (a.s) istişaresinden mahrum kalmamak için İmam Ali'nin (a.s) diğer Müslümanlarla Medine'den dışarı çıkmasına izin vermezdi. İmam Ali (a.s) her nekadar ona verilen makam ve memuriyeti kabul etmeyip çekinsede İslam ve Müslümanların maslahatı için halifeyile istişareden kaçınmazdı. Yakubi'nin bu konuyla alakalı nakline göre Ebu Bekir zamanında fıkıh konularında en başta İmam Ali'ye (a.s) danışırlardı, savaş ve fetihler konusunda İmam (a.s) tarafsız kalır en fazla yapsa müşavirlik yapardı. İmam (a.s) Ebu Bekir zamanındaki hiç bir savaşa katılmamıştır. Bazı tarihi nakillere göre Ebu Bekir Şam'ın fethi konusunda ashabın fikrine baş vurmuş fakat aralarından İmam Ali'nin (a.s) görüşünü kabul etmiştir.

Rumlarla Savaş

Hz. Peygamber Efendimiz (s.a.a) vefat ettikten ve Ebu Bekir işlerin kontrolünü ele geçirdikten sonra, Peygamberin (s.a.a) Rumlarla savaş emrini icra etme konusunda tereddüt etmekteydi. Bundan dolayı bir grup sahabe ile bu konuyu istişare etti. Her birisi bir şeyler söyledi, ama onu ikna edemediler. Sonunda İmam Ali (a.s) ile meşveret etti. İmam Ali (a.s) Peygamberin (s.a.a) emri konusunda onu teşvik ederek şöyle söyledi: “Eğer savaşırsan zafer kazanacaksın.” Ebu Bekir, İmam Ali’nin (a.s) teşviki ile sevinerek şöyle dedi: İyi bir öngörüde bulundun ve hayrı müjdeledin.[54]

Ömer'in hilafet dönemi

Ebu Bekir, Osman'nın eliyle yazılan vasiyetinde Müslümanlardan Ömer'i takip etmelerini istemiş bunu ilan etmiştir "ben Ömer bin Hattabı sizler için hakim atadım onu dinleyin ve ona itaat edin." İmam Ali (a.s) bu durumun karşısında sessizliğini korumuş ama yıllar sonra bu atamanın yanlış ve haksız olduğunu söylemiştir ve şu şekilde buyurmuşlardır; "çok şaşkınlık verici ve hayret edici bir olaydır Ebu Bekir'in hayat dayken Müslümanlardan biatını üzerinden kaldırmasını istemesi (beni bırakın ben sizin en üstününüz değilim) ama hilafet zincirlerini ölümünden sonrası için başka birisine bağlaması, öyle bir durumdaki benim yerim bu şahıslara kıyasla, ben bir nehirim ki o nehirden bilgelik sel olup taşar ve hiç kimsenin yardımıda onu bilgelik kaleme ulaştıramaz, ben cesurca bu zor durum karşısında uzun bir süre sabr ettim.

Ömer'in hilafet döneminde İmam Ali (a.s)

Ömer'in hilafet dönemi on yıl sürmüştür ve İmam Ali (a.s) Ebu Bekir'in döneminde olduğu gibi siyaset işlerinden uzak durmuş herhangi bir makam ve memuriyeti kabul etmemiştir ama müşavir olarak Ömer'in yanında bulunmuştur defalarca ona, yönlendirmeleriyle yardımcı olmuştur tıpkı Ehli Sünnet tarihçilerinin nakillerine göre Ömer İmam Ali (a.s) ile istişare etmeden bir iş yapmazdı zira İmam Ali'ın (a.s) üstün zekasına, dikkatine ve dindarlığına inancı vardı. İmam Ali'nin (a.s) bu dönemdeki fetihler karşısındaki duruşu aynı Ebu Bekir'in zamanında olduğu gibi tarafsız kalmaktı sadece meşveret makamında yardımcı olmaktı ama bu dönemde fethlerin çoğalması ve daha geniş bir alana yayılması İmam Ali'nin (a.s) bir önceki döneme nisbetle duruşu ve faliyetleri daha fazla göze batmaktadır. Hiçbir tarihi kaynakta yada hadisde İmam Ali'nin (a.s) fetihlere katıldığı nakil edilmemiştir ve aynı şekilde hiç bir nakilde Ömer'in hükümet işlerinde ki en önemlisi fetihlerdir, İmam Ali (a.s) ile istişare etmemiş olsun. İmam Bakır'dan (a.s) gelen nakilde Ömer hükümet işlerinde ki en önemlisi fetihlerdir İmam Ali 'nin (a.s) görüşlerine göre hareket ederdi.

İslam Tarihinin Başlangıcı

İmam Ali’nin (a.s) önerisi ile Ömer, Hz. Peygamber Efendimiz'in (s.a.a) Mekke’den Medine’ye hicretini İslam tarihinin başlangıcı olarak kabul etti.[55]

Osman'ın hilafet dönemi

Ömer, altı kişilik bir şurayı ölümünden önce kendisinden sonra gelecek olan halifenin seçimi için oluşturmuştur. Bu şura Osman'ın halife olmasını sağlamıştır, Ömer bu şuranın herkes tarafından kabulünü ve muhalefet edenlerinde boynunun vurulması emrini vermiştir. İmam Ali (a.s) şuraya seçilenleri dikkate alarak önceden Osman'ın halife seçileceğini bilmiştir şuraya katılanların isimleri İmam Ali (a.s),Osman bin Affan, Talha, Zübeyr bin Avvam, Sa'd bin Ebi Vakkas, Abdurrahman bin Avf.

Osman'ın hilafet döneminde İmam Ali (a.s)

İmam Ali (a.s) geçmiş dönemlerin aksine hükümet işlerinde daha az bulunmuştur ve çok nadir istişare makamında yardımları olmuştur, bu sebep den dolayı tarihi kaynaklardan İmam Ali'nin (a.s) Osman'ın hilafet dönemiyle alakalı yardımına dair yada fetihler konusunda bir görüşü, yönlendirmesi elimize ulaşmamıştır. Önceki halifelere nisbet ile bu farklılığın sebebini Osman'ın hilafet yöntemiyle önceki halifeler arasındaki yöntem farklılığı olarak değerlendirilebilinir. Osman açık bir şekilde Allah'ın kitabıyla ve Peygamber'in (s.a.a) sünnet ile muhalefete kalkışmış ilahi sınırları aşmış, beytülmala olan arzu ve eğilimi, adaletsizlik, yakınlarına ve Emevi hanedanına hesapsız ve sınırsız bağışları, önemli hükümet yerlerine Beni Ümeyye'den atamalar yapması Peygamber'in (s.a.a) ashabına kötülükler yapması ve sürgün edilmelerine sebep olması, İmam Ali'den (a.s) uzaklaşmasına sebep olmuştur. Bütün bunlara rağmen İmam Ali 'nin (a.s) ashabından önemli şahsiyetler Hüseyin bin Yeman, Salman-ı Farisi bir nakile göre Bera bin Azib Osman'nın zamanıdaki fetihlerde bulunmuşlardır.

İmam Ali'nin (a.s) Osman'ın öldürülmesi karşısında duruşu

İslam tarihi kaynaklarından elimize ulaşan bilgilere göre İmam Ali (a.s) Osman'ın öldürülmesine karşıydı. Bu katlin önüne geçe bilmek için iki evladı İmam Hasan ve Hüseyin'i (a.s) bir kaç kişiyle birlikte Osman'ın evini korumaları için görevlendirmiştir. [[Osman'ın ölüm haberini aldıktan sonra rahatsız olmuş onu korumakla görevli olanları kınamış bu işin bahane ve mazur götürmeyeceğini söylemiştir. Seyyid Cafer Murtaza'nın naklettiğne göre İmam Ali (a.s) Osman'ın hilafetini şeri bilmiyordu ve yapılan bütün usulsüz işlerden haberdardı defalarca Osman'a nasihat etmişti. İmam Ali (a.s) Osman'ın öldürülmes ile muhalifti, zira bu iş fırsatçılar için bahane olacak ve kan isteme bahanesiyle fitne çıkarılacaktı. Bu yüzden İmam Ali'nin (a.s) bütün çabası, Osman'ın hilafetten indirilmesi için ayaklananların Osman'ın hilafetten çekilmesiyle yetinmelerini sağlamaktı.

Kur’an-ı Kerim’in Toplanması

Ana Madde: Kur'an ve İmam Ali'nin (a.s) Mushafı

Şia ve Sünni âlimleri, İmam Ali’nin (a.s) Peygamberin (s.a.a) vasiyet ve tavsiyesi üzerine Hz.Peygamber'in (s.a.a) vefatından sonra Kur’an’ın yazılmasının başlatıcısı olduğunu kaydetmiştir.[56] Nitekim nakledilen bir rivayete göre Hz. Ali (a.s) Kur’an’ı toplamadan ridasını omzuna atmayacağına dair yemin etmiştir.[57] Ayrıca şöyle rivayet edilmiştir: “Hz. Ali (a.s) Hz. Peygamberin (s.a.a) vefatından altı ay sonra Kur’an’ı bir araya getirerek topladı.”[58]

Hükumet Dönemi

Osman öldürüldükten sonra bir grup ashap İmam Ali’nin (a.s) yanına gelerek şöyle dediler: “Bizler hilafete senden daha layık kimseyi tanımıyoruz”. İmam Ali (a.s) şöyle buyurdu: “Benim size vezir olmam emir olmamdan daha hayırlıdır.” Onlar dediler ki: Sana biat etmek dışında bir şeyi kabul etmeyiz. Bunun üzerine İmam (a.s) onlara biatin gizlice olmayacağını, camide olması gerektiğini söyledi.[59]

Birkaç kişi dışında Ensar'ın tümü Hz. Ali’ye (a.s) biat ettiler. Muhalefet edenler şunlardı: Hassan b. Sabit, Ka’b b. Malik, Meslemet b. Muhalled, Muhammed b. Musallim ve Osmaniye diye bilinen birkaç kaç kişi. Ensar’dan olmayanlar şunlardır: Abdullah b. Ömer, Zeyd b. Sabit ve Usame b. Zeyd. Bunlar da Osman’a yakın insanlardı.[60]

İmam Ali’nin (a.s) halkın biatine neden yanaşmadığı sorusuna gelince, İmam Ali (a.s) eğer halife olursa Kur'an ve sahih sünnete göre amel edeceğini ve mevcut toplumun İslam'ın usul ve kaidelerine muhalefet edeceğini düşündüğünden halkın biat teklifine yanaşmadı.[61]

Halk ve Hâkimin Karşılıklı Hakları

İmam Ali (a.s) açısından yöneticinin halk üzerindeki hakkı ve halkın yönetici üzerindeki hakkı Allah’ın karar kıldığı en büyük haktır ve tam olarak iki yönlüdür. Nitekim şöyle buyurmuştur: “Başkasının üzerinde hakkı olanın, başkasının da onun üzerinde hakkı vardır. Başkasının kendi üzerinde hakkı olanın da, başkası üzerinde hakkı vardır. Herkes üzerinde hakkı olan, ama başkalarının onun üzerinde hakkı olmayan kullarından kimse yoktur yalnızca Allah Teâlâ’dır.”[62]

İmam Ali (a.s) açısından halk ve yöneticiler arasındaki karşılıklı haklara riayet etmenin birçok faydası vardır: “Halk emredenin hakkını ve emreden de halkın hakkını eda ederse aralarında hak üstün olur, dinin esasları sağlamlaşır, adaletin göstergeleri doğrulur, Peygamberin (s.a.a) sünnetleri kendi yoluna girer ve halk arasında uygulanmaya başlar.”[63]

Daha sonra İmam (a.s) şöyle buyurmaktadır: “Halk emirine karşı koyduğu, emir de halkına zulmettiği zaman aralarında ihtilaf çıkar. İnsanların dert ve hastalıkları çoğalır. Yürürlükten kaldırdıkları en büyük haktan ve uygulamaya koydukları en büyük batıldan korkmazlar. O zaman iyiler zillete düşer kötüler izzet sahibi olur. Allah’ın kullarına yönelttiği azaplar çoğalır ve büyür.”[64]

İmam Ali (a.s) insanların şahsiyet ve hukukuna oldukça değer vermekteydi ve bu konu devlet memurlarına gönderilen genelgelerde tam olarak netlik kazanmaktadır. Vergi ve haraç toplamakla görevli memurlar için yazılan genelgede şöyle geçmektedir: “O halde halka adaletli ve insaflı davranın kendiniz hakkında halka hak veriniz ve çok tahammüllü olunuz. Halkın ihtiyaçlarını karşılamada sabırlı ve istikametli olunuz. Çünkü siz halkın hazine memurları milletin vekilleri ve hükumetin elçilerisiniz.”[65]

Aynı şekilde zekât memurlarına tavsiye içerikli mektubunda şöyle buyurmaktadır: “İnsanların senden hoşlanmayacağı şekilde onlara davranma. Onun malından Allah'ın hakkı dışında fazla bir şey alma… Sonra onlara de ki: “Ey Allah’ın kulları! Allah’ın velisi ve halifesi mallarınızdaki Allah’ın hakkını almam için beni gönderdi. Mallarınızda Allah'ın velisine vereceğiniz Allah'ın hakkı var mıdır?” Birisi yok derse, ona müracaat etme. birisi evet var derse, onu tehdit edip korkutmadan onunla beraber git…”[66]

İmam Ali (a.s) Malik Eşter’i Mısır valiliğine atadığında, atama kararında şöyle buyurmuştu: “Halkına merhametle muamele etmeyi kalbine şiar, onları sevip lütfetmeyi kendine huy edin. Onlara karşı yiyeceklerini ganimet bilen yırtıcı bir canavar gibi olma çünkü onlar iki sınıftır: Bir kısmı dinde kardeşindir, bir kısmı ise yaratılışta senin eşindir…”[67]

Adalet

İmam Ali (a.s) hilafetinin ilk günlerinde halifelerin yanlış uygulamaları karşısında durdu. Mesela beytülmalı insanların İslam’ın ilk günlerindeki savaşlardaki öncelikleri veya imanlarının sabıkası vb. şeylere göre bölünmesi karşısında durarak şöyle buyurmuştur: “Onların bölüşümünde eşit davranın ve hiç kimseyi hiç kimseye tercih etmeyin… Ben Kur’an’ı mütalaa ettim, ancak başından sonuna kadar İsmail’in (a.s) oğullarının (yani Mekke Araplarının) İshak’ın oğullarından üstün ve faziletli olduğuna dair bir şey bulamadım.”[68] Kendisi Ammar b. Yasir ve Ebu’l Haysem b. Teyhan’ı Beytülmal sorumlusu yapmıştı ve onlara yazılı olarak şöyle emretmişti: “Arap, Acem ve her ne soy ve kökenden olursa olsun herkesin beytülmaldaki payı eşittir.”[69] Ayrıca İmam Ali (a.s) halife olduktan sonra Osman’ın birilerine verdiği toprak ve arsaları Allah’ın malı olarak açıklamış ve onların beytülmala geri verilmesi emrini vermiştir.[70]

Beytülmal Hakkında Dost ve Akrabalarına Karşı Davranışı

Hz. Ali (a.s) beytülmal konusunda çok sıkı idi. Nitekim kızı inci bir kolyeyi beytülmaldan emanet olarak aldığında, hem kızını ve hem de Ali b. Ebi Rafi’yi şiddetle sorgulamıştır.[71]

Başka bir olayda da İmam Ali (a.s) yarenlerinden birisinin özel bir mal isteğine karşı şöyle buyurmuştur: “Bu mal ne benimdir ve ne de senin, bilakis kılıçla elde edilen Müslümanlar için bir ganimettir. Eğer sen savaşta onlarla ortak idiysen, onların payı kadar senin de ondan bir payın vardır, yoksa onların elleri ile topladıklarının başkalarının boğazından geçmesi doğru değildir.”[72]

Din ve Yasaların İcrasındaki Hassasiyeti

Hz. Ali (a.s) din işlerinde toleranssız ve kurallı biri idi. Bu durum onu bazıları için tahammül edilmez kılmıştı. Aşağıdaki iki olay bunu ifade etmektedir:

  • Bir gün Kamber’e adamın birine had uygulamasını emretti. Kamber duygularının etkisi altında kalarak üç kırbaç fazladan vurdu. Hz. Ali (a.s) bu üç kırbacın karşılığında o adamı Kamber’e kırbaç vurması için zorladı.[73]
  • Basra eşrafından birisi bir gece Osman b. Huneyf’i (Basra valisi) ağırlayarak onun için bir meclis düzenledi. Bu ziyafetin haberi Hz. Ali’ye (a.s) ulaşınca, hazret hemen Osman b. Huneyf’e şöyle bir mektup yazdı: Ey Huneyf’in oğlu! Basra eşrafından birinin seni ziyafete çağırdığını, oraya koşarak gittiğini, çeşit çeşit yemeklerin ve büyükçe kâselerin sana sunulduğunu öğrendim… Bil ki her kişinin uyduğu, yolundan gittiği, ilminin nuruyla aydınlandığı bir imamı vardır. Yine bil ki sizin imamınız, dünyasında eskimiş bir elbise ve iki lokma ekmeğiyle yetinmektedir…”[74]

Dalkavukları ve Yalakaları Kınaması

İmam Ali (a.s) insanların övgü ve iltifatlarından bıkmıştı. Müslümanları bu tutumlarından şiddetle nehyetmekteydi. Aşağıdaki öyküler bunun açık kanıtıdır:

  • İmam Ali (a.s) Sıffin Savaşından dönünce, Kufe’de Harp b. Şerhebil Şayani (kendisi yaya idi) İmamla (atlı idi) birlikte hareket ediyordu. İmam (a.s) durarak Harb’a: “Geri dön” dedi. Harp geri dönmekten imtina etti. Hz. Ali (a.s) yeniden ona “Geri dön, senin gibi yaya birisinin benim gibi birisiyle hareket etmesi, vali ve yönetici için fitne, mümin için zillet ve düşüklüktür.” Dedi.[75]
  • Bir gün ashaptan birisi İmam Ali’yi (a.s) övünce, İmam şiddetle onu bundan sakındırarak şöyle buyurdu: “Bilin ki Emir sahiplerinin salihlerin yanında en aşağı sayılan durumları, onların böbürlendiği ve işlerinin daha iyi bir şekilde yoluna koyulacağının sanılmasıdır. Ben hatta zihinlerinizden benim övülme ve methedilmeyi sevdiğimin ve bu tür övgü ve metihleri duymaktan hoşlandığımın geçmesinden bile rahatsızım… Zalim ve gaddarla konuştuğunuz gibi benimle konuşmayın, methedici ve övgü dolu tantanalı sözleri söylemeyin bana…”[76]
  • İmam Ali’nin (a.s) ordusu Şam’a sefer ederken, geçtiği Enbar şehrinin büyüklerinin, saygı ifadesi olarak, İmam (a.s) yaklaşınca atlarından inip önünde koştuklarında; “Bu yaptığınız nedir?” diye sordu. Onlar; “Bu bizim geleneğimizdir; emirlerimize böyle saygı gösteririz.” dediler. İmam (a.s) şöyle buyurdu: “Vallahi emirleriniz bundan faydalanmamaktalar. Sizler böyle yapmakla dünyada kendinize zahmet veriyorsunuz; ahirette de bu işinizden dolayı ilahî azaba ve ebedi cezaya çarptırılacaksınız.”[77]

Askeri Yapı

İmam Ali (a.s) orduyu, halkın sağlam sığınakları, yöneticilerin haysiyeti, dinin görkemi ve ülkenin emniyeti olarak görmekte, başarısını ise ülke ekonomisinin durumuna ve halkın vergilerine, devlet memurlarına, tüccarlara ve sanatkârlara bağlamaktadır. Onların varlığı ve güçleri ülkenin korunması için devletin genel yapısına bağlıdır.[78] Askerlerin seçimi hakkında şöyle buyurmaktadır: askerler şahsiyetli kişilerden, asil ailelerden ve tecrübelilerden seçilmelidir. Onlarla toplum lideri arasında sıkı ilişkiler olmalı ve mali olarak temin edilmelidirler.[79] İmam Ali (a.s) açısından halk, devletin en asli yedek savunma gücünü oluşturmaktadır. Eğer onlara destek verilmezse, devletin resmi askeri gücünün uzun soluklu bir savaşta dağılması ve devletin yıkılmasının peşi sıra gelmesi mümkündür. Nitekim şöyle buyurmaktadır: “Toplumun eşraf grubu, her zaman hükumete ağır yükümlülükler yüklemektedir, zira zor günlerde yardımları az, adaletin icrası konusunda herkesten daha rahatsız ve sorunlar karşısında daha az istikamet sahibidirler. Hâlbuki dinin sağlam sütunlarını, hareketli İslam toplumunu ve yedek savunma gücünü, genel halk kitlesi oluşturmaktadır.”[80]

Valiler

İmam Ali (a.s) hükumeti boyunca, şehirlere valiler atamış veya yerlerini değiştirmiştir. Onlardan bazıları şunlardan ibarettir:

  • Muhammed b. Ebu Huzeyfe Mısır valisi
  • Kays b. Sa’d b. Ubade önce Mısır sonra Azerbaycan valisi
  • Muhammed b. Ebu Bekir Mısır valisi
  • Malik Eşter Nahei önce Nusaybin ve Sencar ve ardından Mısır valisi
  • Abdullah b. Abbas Cemel Savaşından sonra Basra valisi
  • Ebu Eyüp el-Ensari Medine valisi
  • Ebu Musa Eş’eri, Osman tarafından Kufe valisi olarak atanmış daha sonra Malik Eşter’in önerisi ile İmam Ali (a.s) onu bir müddet görevde tutmuş, ama bir süre sonra hatalarından dolayı azletmiştir.
  • Huriyet b. Raşit Ahvaz valisi
  • Kumeyl ibn Ziyad Heyt valisi
  • Muhannef b. Süleym İsfahan, Rey ve Hamedan valisi
  • Süleyman b. Sured Cubbel valisi
  • Osman bin Huneyf Basra valisi
  • Ubeydullah b. Abbas Yemen valisi

Huzeyfe b. Yeman Osman tarafından Medain valisi olarak atanmış ve İmam Ali (a.s) de onu azletmemiştir. İmam Ali’nin (a.s) atadığı bazı valiler İmam Ali’nin (a.s) düşmanları tarafından öldürüldü. Örneğin: Malik Eşter, Muhammed b. Ebu Bekir, Abdullah b. Habbab Ert, Muhammed b. Ebu Huzeyfe, Ebu Hassan b. Hassan Bekri ve Halu b. Afv. Bazıları ise İmam’ın (a.s) zamanında ileri yaşlarından ötürü dünyadan göçmüşlerdir. Örneğin: Sehl b. Huneyf, Ebu Kutade ve Huzeyfe b. Yeman. Bir grup ise İmam Ali’nin (a.s) şehadetine kadar görevlerinin başında kalmışlardır. Örneğin: Kays b. Sa’d, Osman b. Huneyf, Kumeyl, Sa’d b. Mesut ve Süleyman b. Sured. Bazıları ise görevlerini ihmal ederek zaaf göstermişlerdir. Örneğin: Ubeydullah b. Abbas ve Said b. Nemran azarlanmış ve kınanmışlardır. Bazıları da ihanetlerinden dolayı İmam Ali (a.s) tarafından görevden alınarak azledilmişlerdir. Örneğin: Munzir b. Carud ve Ukbe b. Amr.[81]


Önceki
-
Şiaların Birinci İmamı
Hz. Ali (aleyhi selam)
Hicri Kameri 11 - 40
Sonraki
İmam Hasan (a.s)

Savaşlar

Cemel (Nakisin) Savaşı

Cemel Savaşı, İmam Ali (a.s) ile Nakisin [Not 5][82] Arasında Hicrî otuz altı yılında Cemaziyülahir ayında gerçekleşti.[83]

Talha ve Zübeyr, ilk önceleri hilafete göz dikmişlerdi,[84] ancak isteklerine kavuşamayınca ve İmam Ali (a.s) halife olunca imamla hilafeti paylaşma eğilimine girmişlerdir. O ikisi, İmam Ali’den (a.s) Basra ve Kufe valiliklerini onlara vermesini istemişler ancak İmam onlara bu iki yerin valiliklerini uygun görmemiştir.[85] Bundan dolayı, kendileri Osman’ın katili olarak bilinmelerine rağmen ve halk arasında Osman’ın öldürülmesinde Talha’dan daha açgözlü kimsenin bulunmamasının bilinmesine rağmen[86] kendi amaçlarına ulaşmak için Ayşe ile birlik oldular. Hâlbuki Ayşe’nin kendisi de Osman’ın evi kuşatıldığında bırakın Osman’a yardım etmeyi Osman’a itiraz edenleri hak talep edenler olarak anmıştır. Ama buna rağmen Ayşe, halkın İmam Ali’ye (a.s) biat ettiğini duyunca, hemen Osman’ın zulümle öldürüldüğünü dile getirmiş ve Osman’ın katillerinin cezalandırılmasını istemiştir.[87] Ayşe, önceden beri İmam Ali’ye (a.s) kin duymaktaydı. Bundan dolayı, Talha ve Zübeyr’le birlik oldu.[88] Dolayısıyla bu grup üç bin kişilik bir ordu kurarak Basra’ya doğru hareket etti.[89] Bu savaşta Ayşe “asker” adlı bir erkek deveye binmişti, bundan dolayı bu savaş, Cemel Savaşı olarak adlandırılmıştır.[90]

İmam Ali’nin (a.s) emri ile Basra valisi Osman b. Huneyf, isyancıları hak yola davet etmekle görevlendirildi. Daveti kabul etmemeleri durumunda İmam Ali (a.s) oraya ulaşıncaya kadar onlara karşı direnmesi istendi.[91] İmam Ali (a.s) Basra’ya ulaşır ulaşmaz biatlerini bozanlara nasihat etmeye koyulmuş ve bu şekilde yaşanabilecek bir savaşı önlemeye çalışmıştır, ancak İmam’ın (a.s) bu girişimleri sonuç vermemiş ve karşı taraf İmam’ın (a.s) yarenlerinden birini öldürerek savaşı başlatmıştır.[92] Elbette Zübeyr, savaş başlamadan önce İmam Ali’nin (a.s) Peygamber Efendimiz'in (a.s) Zübeyr’e hitaben buyurduğu bir hadisi [Not 6] kendisine hatırlatması üzerine ordudan ayrılmış ve Basra’nın dışında Amr b. Curmuz tarafından öldürülmüştür.[93]

Cemel ashabı, muharebeden birkaç saat sonra çok sayıda ölü vererek yenilmiştir.[94] Bu savaşta Talha öldürülmüş, Ayşe ise savaş sonrası saygın bir şekilde Medine’ye gönderilmiştir.[95]

Sıffin (Kasitin) Savaşı

Sıffin Savaşı, İmam Ali (a.s) ile Kasitin yani Muaviye ve ordusu[96] arasında Safer ayının Hicrî otuz yedinci yılında Şam’da Fırat yakınlarında “Sıffin” denen bir yerde gerçekleşmiştir. Bu savaş Hicrî otuz sekizinci yılı Ramazan ayında hakemlik olayı ile sona ermiştir.[97]

Osman muhasara altına alındığında Muaviye ona yardım edebileceği halde ona yardım etmemişti ve onu Şam’a götürerek işleri kendi lehine çevirmek istiyordu. Muaviye Osman öldürüldükten sonra Şamlıların gözünde Hz. Ali’yi (a.s) Osman’ın katili olarak tanıtmaya çalışıyordu. İmam Ali (a.s) işe koyulur koyulmaz Muaviye’ye mektup yazmış ve ondan kendisine biat etmesini istemiştir. Fakat Muaviye bahaneler üreterek ilk önce yanında dolaşan Osman’ın katillerini bana gönder ben onlara kısas uygulayayım, eğer böyle yaparsan sana biat ederim demiştir. İmam Ali (a.s) bu yazışmanın ve Muaviye’ye elçiler göndermesinin ardından Muaviye’nin kendisiyle savaşma niyetinde olduğunu anladı. Bunun üzerine ordusunu Şam’a doğru harekete geçirdi. Diğer taraftan ise Muaviye kendi ordusunu harekete geçirdi. Her iki ordu da Sıffin yakınlarında mevzi aldılar. İmam Ali (a.s) savaşın patlak vermemesi için mümkün olan her yola başvurdu. Dolayısıyla yeniden mektup yazışmaları yaşanmış, ancak bir sonuç alınamamıştır. Sonunda savaş Hicrî otuz altı yılında başladı.[98]

Eğer son saldırı gerçekleşmiş olsaydı İmam Ali’nin (a.s) ordusu savaşı kazanmış olacaktı. Ancak Muaviye, Amr b. As’la yaptığı görüşmelerin ardından hile yoluna başvurdu. Yanlarında bulunan Kur’anları mızrakların ucuna taktırarak Hz. Ali’nin (a.s) ordusunu Kur’an’ın hükmüne çağırmaları emrini verdi. Bu hile ve aldatmaca sonuç vermiş ve Hz. Ali’nin (a.s) ordusunda bulunan Kur’an karileri İmamın (a.s) yanına giderek: Bizler bu insanlarla savaşamayız, onların dediklerini kabul etmeliyiz, demişlerdi. Her ne kadar İmam Ali (a.s) bunun onların savaştan kaçmak için başvurdukları bir hile olduğunu söylese de fayda etmemiştir.[99]

İmam Ali (a.s), Muaviye’nin, her ne kadar Kur’an ehli olmadığını bilse de hakemliği kabul etmek zorunda olduğunu belirten bir mektup yazar.[100] Bir kişinin Şam ordusundan ve bir kişinin de Irak ordusundan oturarak Kur’an hükmüne göre bu konu hakkında görüş belirtmesi kararlaştırıldı. Şam ordusundan bu iş için Amr b. As görevlendirildi. Irak Ordusundan ise sonradan Havarici (Haricîleri) oluşturan Eş’as ve başka bir grup, Ebu Musa Eş’eri’yi önerdiler. Ancak İmam Ali (a.s) İbn Abbas veya Malik Eşter olması gerektiğini söyledi ama Eş’as ve taraftarları ise bunu kabul etmediler. Bahaneleri ise Malik Eşter’in savaşa eğilimli olduğu ve İbn Abbas’ın ise olmaması gerektiği yönündeydi. Çünkü bu gruba göre Amr b. As, Mısır’dan olduğu için karşı tarafın da Yemenli olması gerekiyordu![101] Sonunda Amr b. As, Ebu Musa Eş’eri’yi aldatarak, hakemlik olayını Muaviye’nin lehine sonuçlandırmıştır.[102]

Nehrevan (Marikin) Savaşı

Ana Madde: Nehrevan Savaşı

Sıffin’de gerçekleşen Hakemlik olayı, İmam Ali’nin (a.s) bazı yarenlerinin itiraz ve muhalefeti ile düşman tarafın lehine sonuçlanmıştır. Onlar neden Allah’ın işinde yargıda bulundun diye isyan etmişlerdir. Hâlbuki İmam Ali (a.s) bu işe başlangıçta muhalefet etmiş ve onların kendileri İmam Ali’yi (a.s) hakemliğe zorlamışlardı. Sonunda İmam Ali’yi (a.s) tekfir etmiş ve lanetlemişlerdir.[103]

Havaric (Hariciler) veya Marikin olarak adlandırılan bu grup, sonunda halkı öldürmeye başladılar. Babası Allah Resulünün (s.a.a) sahabesi olan Abdullah b. Habbab’ı öldürdüler ve gebe olan eşinin karnını deştiler.[104] Böylece, İmam Ali (a.s) onlarla savaşmak zorunda kaldı. İmam savaştan önce İbn Abbas’ı onlarla müzakere etmesi için gönderdi ancak bir yararı olmadı. Nihayet kendisi aralarına giderek onlarla konuştu. Birçokları hatasını anlayarak pişman oldu ve diğerleri kendi düşüncelerinde baki kaldılar. Sonunda savaş başladı ve Haricîlerden dokuz kişi geride kaldı, İmamın (a.s) yarenlerinden ise yedi veya dokuz kişi öldürüldü.[105]

Şehadeti

Nehrevan Savaşından sonra, İmam Ali (a.s) Irak halkını yeniden Şam’a karşı savaşması için hazırlamaya başladı, ancak az bir grup dışında kendisine katılan olmadı. Öte yandan Irak’ın durumundan ve Iraklıların iradesizliğinden haberdar olan Muaviye, İmam’ın egemenliği altında bulunan Arap yarım adasına ve hatta Irak’ın çeşitli yerlerine saldırarak onların gücünü zayıflatmaya ve Irak yolunu açmaya koyuldu.[106] İmam Ali (a.s) Sıffin’e gitmek için ordusunun hazırlanmaya koyulduğu zaman, hicri kırkıncı yılında Ramazan ayının on dokuzunda sabaha doğru Abdurrahman İbn Mülcem Muradi tarafından namaz kıldığı sırada saldırıya uğrayarak yaralandı ve Ramazan ayının yirmi birinde şehit oldu. İmam Ali (a.s), Muaviye ve Amr b. As’ın öldürülmesi için Haricîlerden üç kişinin iş birliği yaptığı ve Kuttam adlı bir kadının da bu işte rolü olduğu kaynaklarda geçmiştir.[107] Emirilmüminin Hz. Ali’nin (a.s) çocukları İmam Hasan, İmam Hüseyin ve Muhammed b. Hanifiyye, Abdullah İbn Cafer’le birlikte gece vakti Gariyin (Şimdiki Necef) denen yerde İmam'ı toprağa verdiler ve kabri gizlediler.[108] Çünkü Emeviler ve Hariciler eğer Hz. Ali’nin (a.s) kabri şeriflerinin yerini bilecek olsaydılar naaşını kabirden çıkarıp saygısızlık yapacaklardı.[109]

Vasiyetleri

İmam Ali’nin (a.s) çocuklarına gusül, kefen, namaz ve tedfin işlerinin nasıl olması gerektiğine dair nasihatler ettiği rivayet edilmiştir.[110] İmam (a.s) çocuklarına defnedildiği yerin gizli kalmasını vasiyet etmiştir.[111] İbn Mülcem tarafından başından aldığı darbenin ardından oğulları İmam Hasan ve İmam Hüseyin’e (a.s) şöyle nasihatte bulunmuştur:

Allah’tan korkmanızı, dünya sizi istese bile onu istememenizi vasiyet ederim. Ona ait bir şeye ulaşamadığınız veya kaybettiğiniz için üzülmeyin. Hakkı söyleyin; ahiret ecri için çalışın. Zalime düşman, mazluma yardımcı olun.

Siz ikinize, bütün evlatlarıma, ehlime ve bu vasiyetin ulaştığı kimselere Allah’tan korkmayı, işlerinizde intizamlı olmayı, birbirinize iyilikle davranmayı, insanlarla barışık yaşamayı vasiyet ederim. Ben dedeniz Resulullah’tan (s.a.a) şöyle duydum: “Birbiriyle barışık yaşamak bir yıllık namaz ve oruçtan daha faziletlidir.” Allah için, Allah için yetimlerin hakkını gözetin, onları bir aç bir tok bırakarak nezdinizde zayi etmeyin. Allah için, Allah için komşularınızın hakkına riayet edin. Onlar, size Nebi’nizin vasiyetidirler. O, komşular hakkında öylesine tavsiyelerde bulunurdu ki biz mirasa da dâhil olacaklar sandık. Allah için, Allah için Kur’an’a uyun; onunla amel etmede ve onun hükümlerine uymada başkası sizden önde olmasın. Allah için, Allah için namaza dikkat edin; çünkü namaz, dininizin direğidir. Allah için, Allah için, Rabbinizin evi Kâbe’ye dikkat edin, var olduğunuz müddetçe orayı boş bırakmayın, eğer orayı terk edecek olursanız ve saygınlığını korumazsanız azap hususunda sizlere fırsat dahi verilmez. Allah için, Allah için mallarınızla, canlarınızla ve dillerinizle Allah yolunda cihat edin. Size düşen görev, karşılıklı iyi ilişkilerde bulunmak, karşılıklı olarak hediyeler vermektir. Sırt çevirip gitmekten ve birbirinize dargın durmaktan sakının, iyiliği emredip kötülükten men etmeyi terk etmeyin. Aksini yaptığınız takdirde başınıza en kötüleriniz geçer ve sonra ne kadar çağırsanız da artık sizlere icabet edilmez. Ey Abdulmuttalip oğulları! “Müminlerin Emiri katledildi” diyerek Müslümanların kanını akıtmaktan, öç almaya kalkışmaktan sakının. Sakın, benim için katilimden başkasını öldürmeyin. Biraz bekleyin bakın; şayet onun darbesinden ölürsem, darbesine karşı kendisine bir darbe vurun, organlarını kesmeyin. Ben Resulullah’ın (s.a.a) şöyle dediğini işittim: “Öldüreceğiniz kuduz köpek bile olsa, ölünün bedenini kesmeyin.”[112]

Kabrin Gizli Olması

Hz. Ali’nin (a.s) kabrinin gizli kalması için vasiyet etmesinin nedeni, Havariç ve Münafıkların naaşını kabirden çıkararak ona saygısızlıkta bulunacaklarından çekiniyor olmasından dolayıdır.[113] İmam Ali’nin (a.s) kabrinin yerini yalnızca çocukları ve has yarenleri bilmekteydi. İmam Cafer Sadık (a.s) Abbasi halifelerinden Mansur’un zamanında hicrî 135. Yılda ilk kez Hz. Ali’nin (a.s) kabri şeriflerinin yerini açıklayarak Necef’teki kabrin yerini göstermiştir.[114]

Fazileti ve Menkıbeleri

Kur’an Ayetleri

İmam Ali’nin (a.s) fazilet ve menkıbeleri için nazil olan ayet sayısı oldukça fazladır. Hatta İbn Abbas’tan nakledildiğine göre üç yüzün üzerinde ayet İmamın fazileti hakkındadır.[115] Burada bu ayetlerden bazılarını zikredeceğiz:

Mübahale Ayeti

De ki: "Gelin, oğullarımızı ve oğullarınızı, kadınlarımızı ve kadınlarınızı, kendimizi ve kendinizi çağıralım; sonra karşılıklı lanetleşelim de Allah'ın lanetini yalan söyleyenlerin üstüne kılalım. (Al-i İmran suresi, 61)

Hicrî onuncu yılında Mübahele günü, Allah’ın yalancılara azap etmesi için Müslümanlarla Necran Hristiyanları arasında lanetleşme yapılması kararlaştırıldı. Bu amaçla, Peygamber Efendimiz (s.a.a), Hz. Ali, Hz. Fatıma, Hz. Hasan ve Hz. Hüseyin’i (a.s) kendisiyle beraber sahraya götürdü. Hristiyanlar Peygamber'in (s.a.a) kendisinden çok emin bir şekilde yalnızca en yakınlarını kendisiyle getirdiğini görünce, korkarak cizye ödemeyi kabul ettiler.[116]

Tathir Ayeti

Ey Ehl-i Beyt! Allah sizden, sadece kiri (günah ve çirkinliği) gidermek ve sizi tertemiz yapmak istiyor. (Ahzab suresi, 33)

Şia ulemalarına göre, bu ayet Peygamber Efendimiz'in (s.a.a) eşi Ümmü Seleme’nin evinde nazil olmuş ve nüzul anında orada Peygamberimizin (s.a.a) yanı sıra Hz. Ali (a.s), Hz. Fatıma (s.a), Hz. Hasan (s.a) ve Hz. Hüseyin (s.a) de bulunmaktaydı. Tathir ayeti nazil olduktan sonra Hz. Muhammed (s.a.a) oturduğu bir parçayı (kisa) alarak “Kisa (Aba) kendisinin, Hz. Ali, Hz. Fatıma, Hz. Hasan ve Hz. Hüseyin’in üzerine örttü. Sonra ellerini göğe doğru kaldırarak şöyle dua etti: “Allah’ım! Benim Ehlibeytim bu dört kişidir, bunları her türlü kir ve kötülükten temizle.”[117]

Meveddet Ayeti

De ki: “Ben buna (yaptığım tebliğ görevine) karşılık sizden yakın akrabalarımı/Ehlibeytimi sevmeniz dışında bir ücret istemiyorum. (Şura suresi, 23)

İbn Abbas şöyle diyor: Bu ayet nazil olduğunda Allah Resulüne (s.a.a) şöyle arz ettim: Meveddet ve sevgisi farz olanlar kimlerdir? Hz. Muhammed (s.a.a) şöyle buyurdu: “Ali, Fatıma, Hasan ve Hüseyin.” Ve bu cümleyi üç kere tekrar etti.[118]

Tarih ve Rivayetler

İlk Müslüman
Meşhur olduğuna ve hatta tevatür haddinde ulaştığına göre Hz. Ali (a.s) ilk Müslümandır.[119] Nitekim Hz. Peygamber (s.a.a) şöyle buyurmuştur: “Kıyamet günü havuz (Kevser) başında benimle ilk görüşecek olanınız İslam’da da en önde olanınız olan Ali olacaktır.”[120] Yine Hz. Peygamber (s.a.a) Hz. Fatıma (s.a) hakkında şöyle buyurmuştur: “Acaba seni ümmetim arasında herkesten önce İslam’ı kabul eden, onların en bilgili ve en sabırlı olanı ile evlendirmeme razı olmaz mısın?”[121]

Hz. Ali (a.s) Hz. Muhammed'e (s.a.a) ilk iman eden kişidir. Ümmetten Allah’a ibadet eden hiç kimse olmadan yedi yıl önce, O Peygamberle (s.a.a) birlikte Allah’a ibadet etmekteydi.[122] Ehlisünnet alimlerinin ileri gelenlerinden İbn Ebi'l-Hadid şöyle yazmaktadır: Hadis alimlerinin çoğu Hz. Ali'nin (a.s) Hz. Resulü Ekrem'e (s.a.a) iman ve yolunu takip eden ilk kişi olduğuna inanmaktadır. İmam Ali'nin (a.s) kendisi de şöyle buyurmuştur: "En büyük Sıddık benim, Faruk’ul Azam [Not 7] benim, ben herkesten önce iman getirdim ve herkesten önce namaz kıldım."[123]

Leyletü’l Mebit
Kureyş’in, Müslümanlara işkence ve eziyet etmesinin ardından, Hz. Peygamber (s.a.a) Müslümanlara Medine’ye hicret etme emrini verdi. Hazretin yarenleri de birkaç aşamada Medine’ye doğru harekete geçtiler.[124]

Kureyşlilerin Daru’n Nedve’de [Not 8] yaptıkları toplantıda bir çok görüş ileri sürüldü. Alınan karara göre her kabileden genç ve cesur birisi Allah Resulünü (s.a.a) kendi evinde öldürmesi için görevlendirildi. Cebrail (a.s) Peygamber Efendimiz'e (s.a.a) nazil olarak Kureyş’in planını deşifre etmiş ve o geceyi kendi yatağında yatmaması ve hicret etmesi emrini iletmiştir. Hz. Peygamber (s.a.a) Hz. Ali’ye (a.s) düşmanın komplosunu anlatarak onun kendi yatağına yatmasını ister.[125] Müfessirler bu ayetin nüzul sebebini Hz. Ali (a.s) ve “Leyletu’l Mebit” hakkında olduğu görüşündedirler.[126]

İnsanlardan öyleleri de var ki, Allah'ın rızasını almak için kendini feda eder. Allah da kullarına şefkatlidir.(Bakara suresi, 207)

Hz. Muhammed’in (s.a.a) hicret ettiği ve Hz. Ali’nin (a.s) O'nun yatağına yattığı gece "Leyletü'l Mebit" olarak adlandırılır.

Allah Resulünün Kardeşi
Hz. Peygamber (s.a.a) Medine’ye girdikten sonra önce Muhacirler arasında, daha sonra Muhacir ve Ensar arasında kardeşlik akdi kıydı. Her ikisinde de Hz. Ali’ye : “Sen dünya ve ahirette benim kardeşimsin,” diyerek aralarında kardeşlik akdi kıydı.[127]

Reddu'ş Şems
Hicrî yedinci yılda gün</nowiki>lerden bir gün Hz. Peygamber'le (s.a.a) Hz. Ali (a.s) öğlen namazını kıldılar ve Hz. Resulullah (s.a.a) Hz. Ali’yi (a.s) bir iş için görevlendirdi, ama Hz. Ali ikindi namazını kılmamıştı. Hz. Ali (a.s) geri dönünce, Peygamber Efendimiz başını Hz. Ali’nin (a.s) kucağına koyarak uyudu. Bu sırada güneş batmıştı. Hz. Peygamber (s.a.a) uykudan uyanınca “Allah’ım! Senin kulun Ali, kendisini Peygamberi için korudu, güneşi onun için geri döndür.” diye dua etti. Bu sırada güneş geri döndü. Hz. Ali (a.s) kalkarak abdest aldı ve ikindi namazını kıldı.Sonra güneş yeniden battı.[128]

Beraat Suresinin İblağ Edilmesi
Tövbe suresinin ilk ayetleri ‘Müşriklerin tevhit inancına inanmaları ve Müslümanların zümresine katılmaları, ancak inat etmeleri durumunda savaşa hazırlıklı olmaları ve her nerede tutuklanırlarsa öldürüleceklerini bilmeleri gerektiğine dair kendilerine dört ay süre tanınması’ hakkında indiğinde Hz. Peygamber (s.a.a) hac merasimine katılma düşüncesinde değildi. Bundan dolayı ilahî emir gereği: ‘Bu emri Peygamberin kendisi veya ondan olan birisi insanlara ulaştırmalı ve bu iki kişi dışında kimsenin bu iş için salahiyetinin olmadığı’ belirtilince,[129] Hz. Muhammed Mustafa (s.a.a) Hz. Ali’yi (a.s) çağırarak ondan Mekke’ye gitmesini ve Mina’da Kurban Bayramı günü Beraat suresini Müşriklere tebliğ ederek ulaştırmasını istedi.[130]

Hak Hadisi: Hz. Peygamber (s.a.a) şöyle buyurmuştur:

Ali hak ile hak da Ali iledir.[131]


Seddul Ebvab
Hz. Peygamber Efendimiz (s.a.a) Hz. Ali’nin (a.s) kapısı dışında Mescid-i Nebi’ye bakan tüm kapıların kapatılmasını emretti. Bunun nedenini sorduklarında Efendimiz (s.a.a) şöyle buyurdu: “Ben Ali’nin kapısı dışında tüm kapıların kapatılması için görevlendirildim, ama bu konuda tartışmalar yaşandı. Allah’a andolsun ki hiçbir kapıyı kapatıp, açmadım, ancak bu iş için görevlendirilmiş ve ona itaat etmişimdir.”[132]

İslam Bilimlerinin Başlatıcısı

İbn Ebi’l Hadid, Hicrî yedinci yüzyıl mutezili Ehli Sünnet âlimlerindendir. Nehcü’l Belağa’ya yazdığı açıklamanın mukaddimesinde şöyle yazmaktadır: Düşmanlarının faziletlerini itiraf ettiği ve faziletlerini inkâr edemeyip, gizleyemedikleri kişi hakkında ne diyebilirim ki? Herkes Emevilerin, İslam ülkelerinin doğusundan batısına kadar ellerinin her yere ulaştığını biliyor, onlar her hile ve desise ile O'nun azamet nurunu söndürmeye çalışmış, O'nu kötüleyen ve kınayan çok sayıda hadisler uydurmuş, tüm minberlerde O'na lanet okutmuş, O'nu övenleri tehdit etmek bir yana hapislere atarak öldürmüşler. O'nun faziletini anlatan yahut adını yücelten hadis ve rivayetleri hatta insanların çocuklarına Ali adını koymalarını bile yasaklamışlardı. Ama tüm bunların etki etmemesi bir yana O'nun adı daha da yücelmiş ve daha da üstün olmuştur. O, misk gibiydi, her ne kadar çok örtülürse atmosfere daha çok güzel koku yaymaktadır.[133] [Not 9]

İbn Ebu’l Hadid sözünün devamında şunları yazmaktadır: Her faziletin başlangıç dizesi ve her insanlık imtiyazının kaynağı olan kişi hakkında ne diyebilirim ki? Her fırka ve grup kendisini Hz. Ali'ye (s.a) bağlamakta ve Onunla olan bağlantısıyla övünmektedir. O, tüm imtiyaz ve seçkilerin başlangıç kaynağı idi. Bu meydanda kimse O'nu geçememiş ve O bu mücadelenin öncüsü olmuştur.[134]

Kelam İlmi

İbn Ebi’l Hadid şöyle demektedir: İlahiyat ilmi ve Allah Teâlâ’nın sıfatlarını tanımak ilimlerin eşrefi ve en üstünüdür. Bu ilmin detaylı açıklaması Hz. Ali (a.s) ile başlamıştır. Bu ilimde görüş sahipleri olanlar, O'nun öğrencileridir. Tevhit ve Adl ehli olan Mutezile, onun öğrencileri ve ashabıdırlar. Zira onların öncüleri olan Vasıl b. Ata, Ebu Haşim Abdullah b. Muhammed b. Hanefiyye’nin öğrencisidir. Ebu Haşim ise babasının öğrencisidir, babası da İmam Ali’nin (a.s) öğrencidir.[135]

Eş’ariler de Hz. Ali’de (a.s) sonlanmaktadırlar. Şöyle ki bu fırkanın kurucusu Ebu’l Hasan Ali b. (İsmail b.) Ebu Beşer Eş’ari’dir. O, Ebu Ali Cubbai’nin öğrencisidir ve o da Mutezilenin üstatlarından birisidir. Dolayısıyla Eş’arilik de nihayetinde Mutezilenin üstadına dayanmaktadır ve O, İmam Ali’dir (a.s).[136] İmamiye ve Zeydiye’nin de Hz. Ali’ye (a.s) mensup oldukları açıktır ve açıklanmaya ihtiyaç duymamaktadır.[137]

Fıkıh İlmi

İbn Ebi’l Hadid şöyle diyor: İmam Ali (a.s) fıkıh ilminin temel ve esasıdır. İslam’daki her fakih onun sofrasından yararlanmaktadır. Şia fıkhının ona istinadı açıktır ve açıklamaya hacet yoktur. Ebu Yusuf, Muhammed gibiler Ebu Hanife’nin yârenleridirler ve fıkhı Ebu Hanife’den öğrenmişlerdir. Ahmed b. Hambel, Şafii’nin öğrencisidir ve O da Ebu Hanife’den fıkhı öğrenmiştir ve Ebu Hanife de İmam Cafer Sadık’ın (a.s) öğrencisidir. Ve O da babası İmam Muhammed Bakır (a.s) ve O da babaları vasıtasıyla İmam Ali’ye (a.s) ulaşmaktadır.

Malik İbn Enes, fıkhı Rabietu’r Rey’den öğrenmiştir. Rabiet, İkrime’nin öğrencisi ve O da Abdullah b. Abbas’ın öğrencisidir. İbn Abbas’da Hz. Ali’nin (a.s) öğrencisidir. Şafii’nin fıkhını da Malik’in öğrencisi olması hasebiyle İmam Ali’ye (a.s) nispet verebiliriz. Bu şekilde, Ehlisünnetin dört fakihi de İmam Ali’ye (a.s) mensup olmuş olur.

Sahabe fakihler, Ömer b. Hattab ve Abdullah b. Abbas’ın her ikisi de ilimlerini İmam Ali’den (a.s) almıştır. İbn Abbas’ın öğrenciliği açıktır. Herkes biliyor ki Ömer de bir çok kere zor konularda İmam Ali’ye (a.s) başvurmuş ve bir çok kere şöyle demiştir: “Ali olmasaydı Ömer helak olurdu”, ve “Ebu’l Hasan’ın (İmam Ali’nin künyesi) olmadığı bir yerde zor ve karışık konularla karşılaşmaktan Allah’a sığınırım.” Ayrıca yine şöyle demiştir: “Ali mescitte olduğu sürece kimsenin fetva vermeye hakkı yoktur.” Dolayısıyla İslam fıkhının da O'na ulaştığı netlik kazanmaktadır.

Şia ve Sünniler, Hz. Peygamber Efendimiz'den (s.a.a) şöyle bir rivayet nakletmişlerdir: “Sizin en kadınız (yargılayıcınız) Ali’dir.” Kadılığın fıkıh ilminin bir parçası olduğuna binaen bu şekilde Hz. Ali’nin (a.s) öteki sahabelerden daha fakih olduğu ortaya çıkmaktadır.[138]

Tefsir

İbn Ebi’l Hadid, şöyle diyor: Hz. Ali (a.s) tefsir ilminin kurucusudur ve her kim tefsirlere müracaat edecek olursa bunu açıkça görür. İster o kısımdaki ayet doğrudan O'nun tarafından tefsir edilmiş olsun ve isterse o ayetin tefsiri İbn Abbas tarafından yapılmış olsun. Çünkü nihayetinde O da Hz. Ali’den almıştır. İbn Abbas’a senin ilmin ile amcaoğlunun (İmam Ali’nin) ilminin nispeti nedir? Diye sorulduğunda İbn Abbas şöyle cevap vermiştir: "Sonsuz bir okyanusta bir yağmur tanesi gibidir."[139]

Tarikat İlmi

İbn Ebi’l Hadid şöyle diyor: Tarikat, hakikat ve tasavvuf ilim sahipleri senet ve belgeleri İmam Ali’ye (a.s) dayanmaktadırlar ve Sufilerin şu ana kadarki şiarı olan “hırka” [Not 10] buna delalet etmektedir.[140]

Arap Edebiyatı

İbn Ebi’l Hadid şöyle demektedir: Herkes İmam Ali’nin (a.s) nahv ilmi ile Arap edebiyatının mucit ve yenilikçisi olduğunu bilmektedir. İmam Ali (a.s) o bilimin tüm kaide ve kurallarını Ebu’l Esved Dueli’ye yazdırmıştır. İmam Ali’nin (a.s) Ebu’l Esved Dueli’ye öğrettiği kurallardan bazıları şunlardır: Kelam üç kısımdır; isim, fiil ve harf. Kelime marife ve nekre olarak taksim edilir. İ’rablar ref’, nasb, cer ve cezm olarak taksim edilir.[141]

Fesahat ve Belagat

İbn Ebi’l Hadid şöyle diyor: Fesahat açısından Hz. Ali (a.s), fasihlerin öncüsü ve belagatçıların başıdır. O'nun kelamı hakkında şöyle denmiştir: “O'nun kelamı Allah’ın kelamından aşağı, mahlûkun kelamından üstündür.” Ve buna en açık tanık Nehcü’l Belağa’dır. Kendi zamanının en fasihlerinden olan Abdulhamid b. Yahya, Hz. Ali’nin (s.a) yetmiş hutbesini ezberlediğini ve fesahetinin O'nun edebi kaynağından başladığını söylemiştir. İbn Nubate ise şöyle demiştir: hutbelerden hazine ezberledim, ondan her ne kadar alırsam azalmaz, aksine artar. Ali b. Ebi Talib’in (a.s) vaaz ve nasihatlerinden yüz fasıl ezberledim.[142]

Ahlaki Özellikleri

Cömertliği

İbn Ebi’l Hadid şöyle diyor: Hz. Ali’nin (a.s) cömertlik durumu aşikardır. Oruç tutar, iftarını ise ihtiyaç sahiplerine verirdi. "Ve onlar ihtiyaçları olduğu halde yemeklerini yoksula ve yetime ve esire verirler, onları doyururlar." (İnsan suresi, 8) ayeti onun hakkında nazil olmuştur. Müfessirlerin dediğine göre Hz. Ali’nin (a.s) bir gün dört dirhemi vardı. Bir dirhemini gece, bir dirhemini gündüz, üçüncü dirhemini gizli ve dördüncü dirhemini ise açıkça sadaka verdi. Bunun üzerine "Onlar mallarını gece gündüz; gizli ve açık Allah yolunda harcarlar." (Bakara, 274) ayeti nazil oldu. Kendi eliyle Medine’deki hurmalıklarını suladığı söylenmiştir. Nitekim elleri nasır bağlamış ve ondan gelen ücreti ise sadaka olarak vermiş, buna rağmen kendisi yemek yerine karnına taş bağlamıştır. Diyorlar ki: hiçbir zaman hiçbir dilenciye “yok” demedi.

Bir gün Mahfen b. Mahfen Muaviye’nin yanına geldi. Muaviye ona nereden geliyorsun? diye sordu. Mahfen Muaviye’nin hoşuna gitsin diye, "İnsanların en cimrisinin (yani Ali’nin (a.s)) yanından geliyorum", dedi. Muaviye dedi ki, sana yazıklar olsun; eğer yanında bir depo dolusu altın ve bir depo dolusu saman olsa, altın deposunu saman deposundan daha erken ihtiyaç sahiplerine ulaştıracak birisi hakkında nasıl böyle konuşabilirsin?!". Evet İmam Ali'nin (s.a) düşmanları bile onun cömertliğini itiraf etmek zorunda kalmıştır. [143]

Bağış ve Hoşgörüsü

İbn Ebi’l Hadid şöyle diyor: İmam Ali (a.s) alçakgönüllülük, bağış, büyüklük, hatayı görmezlikten gelme konularında herkesten daha toleranslı idi. Nitekim Cemel Vakıası bunun en güzel örneğidir. Şöyle ki onun en azılı düşmanlarından olan Mervan b. Hakem’i ele geçirince onu azat etmiş ve işlediği büyük hatasından geçmiştir. Abdullah ibn Zübeyr, halkın önünde İmam Ali’ye (a.s) kötü sözler sarf etmekteydi. Abdullah ibn Zübeyr, Ayşe’nin ordusu ile Basra’ya gelince bir hutbe okumuş ve hutbesinde ağzına gelen her şeyi O'nun hakkında söylemiş ve hatta, "şimdi insanların en alçağı ve düşüğü (neuzibillah) sizin şehrinize doğru geliyor" demiştir. Ancak İmam (a.s) onu ele geçirince onu bağışlamış ve ona yalnızca şöyle demiştir: "Git, seni gözüm görmesin." Nitekim düşmanlarından birisi Said b. As’ı Cemel Savaşı'ndan sonra Mekke’de ele geçirmiş, ancak ona sırtını dönmüş bir şey dememiştir.

Hz. Ali’nin (a.s) Cemel Savaşı'ndan sonra Ayşe’ye davranışı meşhurdur. Ayşe’ye galip gelince, ona kıymet vermiş ve onu Medine’ye göndermek istediğinde Abd Kays kabilesinden yirmi kadına erkek elbisesi giydirmiş ve ellerine hamail kılıcı vererek onunla göndermiştir. Oysa Ayşe yol boyunca durmadan Hz. Ali’ye (a.s) beddua ederek hakaret etmiş ve benim saygınlığımı çiğneyerek beni erkeklerle birlikte gönderdi demiştir. Ancak Medine’ye ulaştıklarında (yüzleri örtülü) erkek elbisesi giymiş kadınlar ona dönerek: "bak gör, seninle birlikte buraya gelen bizler kadınız" demişlerdir.Ayşe ile birlikte Hz. İmam Ali’ye (a.s) karşı savaşıp İmam'ın bazı yârenlerini öldüren Basra halkının hepsini azat etmiş ve ordusuna hiç kimseye dokunmamalarını emrederek "her kim silahını yere koyarsa azattır" diye buyurmuştur. Ne onlardan esir almış ve ne de ganimet olarak onlardan mal almıştır. Hz. Peygamberin (s.a.a) Mekke’nin Fethinde Mekkelilere yaptığının aynısını yapmıştır.

Muaviye Ordusu, Sıffin’de İmam Ali’nin (s.a) ordusunun suyunu kesmiş ve O'nun ordusu ile Fırat havzası arasında engel koymuşlardı. Muaviye’nin ordusunun ileri gelenleri şöyle diyorlardı: Ali ve ordusunu susuz bir şekilde kılıçtan geçirelim, nitekim o da Osman’ı susuz öldürmüştü! Daha sonra İmam Ali’nin (a.s) ordusu savaşarak suyu onların elinden geri aldılar. Bu esnada İmam'ın askerlerinden bazıları da "Muaviye ordusunun susuzluktan bitkin düşerek susuz ölmeleri için Muaviye’nin ordusundan kimsenin su almasına izin vermemeliyiz" demişlerdi. Ancak Hz. İmam Ali (a.s) şöyle buyurmuştur: " Biz asla böyle yapmayacağız. Fırat’ın bir kısmından yararlanmaları için onlara izin verin."[144]

Tebessüm ve Güler Yüzlülüğü

İbn Ebi’l Hadid şöyle diyor: Hz. Ali’nin (a.s) güler yüzlü ve tebessümlü oluşu insanlar arasında deyim olmuştu. Nitekim düşmanları Hz. Ali’nin (a.s) bu sıfatını O'nun için bir ayıp saymışlardır! Hz. İmam’ın (a.s) Sa’sa’a b. Suhan ve öteki yarenleri şöyle diyorlar: "Ali (a.s) bizim aramızda bizlerden biri gibiydi, kendisi için hiçbir ayrıcalığa sahip değildi, ancak tevazu ve alçakgönüllülüğünün yanı sıra o kadar heybetli idi ki O'nun karşısında, kendimizi elinde kılıç tutmuş bir adamın eli altında, elleri kolları bağlı bir esir gibi hissederdik."[145]

Allah Yolunda Cihadı

İbn Ebi’l Hadid, şöyle diyor: Hz. Ali’nin (a.s) dost ve düşmanları O'nun mücahitlerin başı olduğunu itiraf etmektedirler. Onun karşısında kimse bu sıfata layık değildir. Herkes, İslam’ın müşriklerle yaptığı en zor ve en ağır savaşın Bedir Savaşı olduğunu biliyor. Bu savaşta müşriklerden yetmiş kişi öldürülmüştür. Bunlardan yarısı Hz. Ali (a.s) tarafından öldürülmüş ve diğer yarısı ise Meleklerin yardımı ile öteki Müslümanlarca öldürülmüştür. Hz. Ali’nin (a.s) Uhud, Ahzab, Hayber, Huneyn ve diğer gazvelerdeki durumu da tarihte meşhurdur.[146]

Cesurluğu

İbn Ebi’l Hadid şöyle diyor: O, cesurluk meydanının bir numarası idi. Geçmişteki (kahramanları) insanların aklından çıkarttı ve gelecektekileri de kendisiyle yok etti. Hz. Ali’nin (a.s) savaşlardaki konum ve pozisyonu tarihte öyle meşhur olmuştur ki Kıyamet'e kadar onu misal olarak söyleyeceklerdir. Asla kaçmayan, kahraman bir yiğitti. Orduların çokluğundan korkmamış, yokluk diyarına göndermediği kimse ile tutuşmamış ve hiçbir zaman ikincisine ihtiyaç duyulan bir darbe vurmamıştır. İkisinden birisinin ölmesiyle insanların zarar görmemesi için Muaviye’yi mübarezeye (teke tek savaşmaya) çağırdığında Amr b. As, Muaviye’ye şöyle dedi: "Ali sana karşı insaflı davrandı." Muaviye ona dönerek şöyle dedi: "Benimle olduğun süre zarfında bana asla hiç bu şekilde bir kazık atmamıştın! Sen beni hiçbir zaman kimsenin pençesinden kaçamadığı kişiye karşı mı mübarezeye çağırıyorsun? Öyle sanıyorum ki benden sonra Şam’a hükmetmeyi gönlünden geçiriyorsun!"[147]

Arap milleti her zaman savaşta Hz. Ali (a.s) ile karşı karşıya kaldığı veya her hangi bir akrabasının Hz. Ali’nin (a.s) eliyle öldürüldüğü için gurur duymaktaydı. Bir gün Muaviye, tahtında uyuya kalmıştı. Gözünü açınca birden Abdullah ibn Zübeyr’i karşısında gördü. Abdullah İbn Zübeyr, ona şaka yolu ile şöyle dedi: “Ey Müminlerin emiri! Eğer istersen seninle bir güreş tutalım.” Muaviye ona şöyle cevap verdi: “Kendine gel ey Abdullah! Görüyorum ki yiğitlik ve cesurluğundan dem vuruyorsun!” Abdullah dedi ki: “Yoksa sen benim cesurluğumu inkâr mı ediyorsun? Ben Ali’nin karşısına çıkmış O'na karşı savaşmış biriyim.” Muaviye dedi ki: “Asla böyle olmadı. Eğer sen bir an bile Ali’nin karşısında durmuş olsaydın sen ve babanı sol eliyle öldürür, sağ elini kullanmazdı bile."[148]

İbadeti

İbn Ebi’l Hadid şöyle diyor: Hz. Ali (a.s) insanların en çok ibadet edeni ve namaz ve orucu herkesten daha çok olanı idi. İnsanlar gece namazını, zikir ve müstahap namazlarda sürekliliği O'ndan öğrenmişlerdir. Müstahap namazlara öyle önem veriyordu ki Sıffin Savaşında Leyletu’l herir gecesinde iki saf arasında bir seccade yere atmış ve oklar havada sağdan soldan uçuştuğu halde o, namazla meşgul olmuştu. Böyle birisi hakkında ne düşünülebilir? Secdenin çokluğundan alnı nasır bağlamıştı. Her kim O'nun münacat ve dualarına dikkat edecek olursa Allah’ın azamet ve büyüklüğünü, Onun heybeti karşısındaki tevazusunu, izzeti karşısındaki huşusunu ve Onun karşısındaki toprağa bulanışını görür ve onlarda gizlenmiş ihlası anlar, nasıl bir kalpten coştuğunu ve nasıl bir dilden aktığını bilir.[149]

Zühdü

Hz. İmam Ali (a.s) zahitlerin önderi idi. Her kim bu meydanda adım atmak isterse O'nu dikkate alırdı. Hz. Ali (a.s) asla karnını yemekle doyurmadı, yiyecek ve giyecekleri en kaba olanlardı. Abdullah b. Ebu Rafi şöyle diyor: Bir bayram günü Ali’nin (a.s) yanına gittim. Yanında başı mühürlenmiş bir kese gördüm. Keseyi açtığında arpa kepeğinden yapılmış ekmek kırıntılarının olduğunu gördüm. Onu yemeğe başladı. Dedim ki: “Ey Emirülmüminin! Neden bunu mühürlemişsin? Buyurdu ki: “Çocuklarımın bu ekmekleri yağlamaları veya zeytinyağına bulamalarından korktuğum için.”

Elbiseleri bazen deri ve bazen de hurma lifleri ile bağlanmış olurdu. Ayakkabısı her zaman lif idi ve en sert kumaşlardan kıyafetler giyerdi. Yiyeceği eğer olursa sirke yahut tuz olurdu ve eğer şayet denk gelirse bundan daha üstünü bazı bitkiler olurdu ve eğer bundan da daha üstünü olursa birazcık deve sütü olurdu. Çok az et yerdi ve şöyle derdi: “Midelerinizi, hayvan mezarlıklarına çevirmeyiniz.” Buna rağmen insanların en güçlüsü idi ve açlık O'nun gücünden eksiltmezdi. O, dünyayı terk etmişti, hâlbuki Şam dışında tüm İslam topraklarının bütün malları O'nun ihtiyarındaydı. Ancak hepsini insanlar arasında bölerdi.[150]

Eserleri

Nehcü’l Belağa

İmam Ali’nin (a.s) konuşma ve yazılarının bir araya getirildiği en meşhur eser Nehcü’l Belağa’dır. Hicrî dördüncü yüzyıl ulemasından Seyyid Razi, tarafından bir araya getirilmiştir. Nehcü’l Belağa, Arapların en seçkin edebi eseridir. Bu kitap üç bölümden oluşmaktadır: Hutbeler, mektuplar ve İmam Ali’nin (a.s) çeşitli zamanlarda söylediği veya çeşitli insanlara yazdığı bazı kısa sözler

  1. Hutbeler, 239 hutbeden oluşmakta ve zaman olarak üç bölüme ayrılmaktadır:
  • Hükumet öncesi
  • Hilafet dönemi
  • Hilafet sonrası
  1. Mektuplar, 79 mektuptan oluşmaktadır ve neredeyse tamamı hilafeti döneminde yazdıklarıdır.
  2. Kısa sözler yahut hikmetli kısa sözler, 480 sözden oluşmaktadır.

Nehcü’l Belağa’nın bazı yorumlamaları bunlardan ibarettir: Şerh-i İbn Meysem Bahrani, Şerh-i İbn Ebi’l Hadid-i Mutezili, Şerh-i Muhammed Abduh, Şerh-i Muhammed Taki Caferi, Nehcü’l Belağa’dan dersler, Hüseyin Ali Munteziri, Şerh-i Fahri Razi, Minhacu’l Berae, Kutbuddin Ravendi ve şerh-i Nehcü’l Belağa, Muhammed Bakır Nevvab Lahicani.[151]

Gureru’l Hikem ve Dureru’l Kelim

Gureru’l Hikem ve Dureru’l Kelim, beşinci yüzyıl ulemalarından Abdulvahit b. Muhammed Temimi Amedi tarafından toplanarak bir araya getirilmiştir. Gureru’l Hikem kitabında İmam Ali’ye (a.s) ait yaklaşık olarak 10760 söz bulunmaktadır. Kitap alfabetik sırayla bu konular esasına göre tasarlanmıştır: İmani ve itikadi hadisler, ibadetle ilgili hadisler, ahlaki hadisler, siyasi hadisler, iktisadi hadisler ve sosyal hadisler.[152]

Desturu Mealimu’l Hikem ve Me’suru Mekarimu’ş Şiyem

Desturu Mealimu’l Hikem ve Me’suru Mekarimu’ş Şiyem kitabı, Kadı Kudai tarafından toplanarak bir araya getirilmiştir. Kendisi dördüncü yüzyılda yaşamış Şafii mezhebi ulemalarındandır. Ehli Hadis arasında güvenilir birisidir. Elbette bazıları Kadı Kudai’yi Şii olarak tanıtmıştır.[153] Desturu Mealimu’l Hikem kitabı, dokuz bölümden oluşmaktadır: İmam Ali’nin (a.s) faydalı hikmetli sözleri, dünyayı kınaması ve ona temayülü olmadığına dair sözleri, nasihatler, vasiyet ve nehiyler, kendisine sorulan sorulara verdiği cevaplar, garip sözleri, nadir sözleri, dua ve münacatları ve elimize ulaşan şiirleri.[154] İmam Ali’ye (a.s) ait sözlerin bir araya getirilerek yazılan bazı kitaplar ise şunlardan ibarettir:

  • Nesru’l La’li, Ebu Ali Fazıl b. Hasan Tabarsi tarafından yazılmıştır.
  • Matlub Kullu Talib min Kelami Emire’l Mümin’in Ali b. Ebi Talib aleyhi selam, intihab Cahiz, Şerh-i Reşit Vetvat.
  • Kalaidu’l Hikem ve Fevaidu’l Kelim, Kadı Ebu Yusuf Yakup b. Süleyman İsfrayani tarafından toplanmıştır.
  • Emsalu’l İmam Ali b. Ebi Talib, Sıffin Nasr b. Mezahim kitabı da İmam Ali’ye (a.s) ait sözler ve mektuplardan oluşmaktadır.

Ashabı

Selman-ı Farisi: Hz. Peygamber Efendimiz (s.a.a) ve İmam Ali’nin (a.s) en üstün ashap ve yarenlerindendir. Masum İmamlar (a.s) tarafından hakkında çok sayıda hadis nakledilmiştir.[155] Örneğin Peygamber Efendimiz'in (s.a.a) onun hakkında buyurduğu şu hadis-i şerif: “Selman biz Ehlibeyttendir.”[156]

Malik Eşter Nahai: Malik Eşter diye bilinen, Malik b. Haris Abd Yağus Nahai. Yemen’de dünyaya geldi. O, İmam Ali’ye (a.s) biat eden ilk kişidir. Cemel, Sıffin ve Nehrevan savaşlarında İmam Ali’nin (a.s) komutanlarındandı.[157]

Ebu Zer Gaffari: Cündeb b. Cünâde, Ebu Zer Gaffari diye meşhurdur. Peygambere iman etmiş[158] ve Peygamber Efendimiz'in (s.a.a) vefatından sonra İmam Ali’nin (a.s) destekçilerinden olmuştur. Ebu Bekir’e biat etmeyen birkaç kişiden birisidir.[159]

Mikdad b. Amr: Peygamber Efendimiz'in (s.a.a) Bi’setinin başında O'na iman edip Müslüman olan ilk yedi kişiden birisidir. Hz. Peygamber'in (s.a.a) vefatından sonra Mikdad, Ebu Bekir’e biat etmeyenlerden birisi olmuş ve İmam Ali’nin (a.s) 25 yıllık sessizliği dönemi boyunca her zaman O'nun yanında yer almıştır.[160]

Kumeyl İbn Ziyad: Allah Resulünün ashabının tabiinlerinden olan Kumeyl İbn Ziyad Nahai, aynı zamanda İmam Ali (a.s) ve İmam Hasan’ın (a.s) has yarenlerindendir.[161] O, Hz. Ali’nin (a.s) hilafetinin ilk günlerinde ona biat etmiş ve İmam Ali’nin (a.s) savaşlarında düşmanlarına karşı savaşmıştır.[162]

Ammar Yasir: Hz. Peygambere (s.a.a) iman eden ilk kişilerdendir ve Habeş’e hicret eden ilk Müslüman kafilesi ile birlikte hicret etmiştir. Peygamber Efendimiz'in (s.a.a) Medine’ye hicretinden sonra Ammar da oraya gitmiştir. Kendisi Hz. Peygamberin (s.a.a) vefatından sonra Ehlibeyt (a.s) ve İmam Ali’yi (a.s) savunma yolunda sağlam ve ilkeli bir duruş sergilemiştir. İkinci halife Ömer İbn Hattab’ın hükumeti döneminde, bir süreliğine Kufe’nin emirliğini yapmış, ancak adil bir kişiliğe sahip oluşu ve sade yaşamından dolayı bir grup onun görevden çekilmesi ortamını hazırlamışlardır. Sonra Medine’ye geri dönerek Hz. Ali’nin (a.s) yanında yer almıştır.[163]

İbn Abbas: Abdullah b. Abbas Hz. Peygamber (s.a.a) ve İmam Ali’nin (a.s) amcaoğludur. Peygamber'den (s.a.a) çok sayıda hadis nakletmiştir.[164] İbn Abbas halifelerin döneminde her zaman Hz. Ali’yi (a.s) hilafet makamına layık görmüş ve İmam Ali’nin (a.s) hükumeti döneminde Cemel, Sıffin ve Nehrevan savaşlarında İmam'ın (a.s) yardımına koşmuş ve İmam tarafından Basra valisi olmuştur.[165]

Muhammed İbn Ebu Bekir: Hicri onuncu yılında dünyaya geldi. Kendisi İmam Ali’nin (a.s) has ashabından idi ve önceki halifelerin Hz. Ali’nin (a.s) hakkını yediklerine inanmaktaydı. Şöyle diyordu: "Hilafet için Hz. Ali’den daha layık kimse yoktur."[166] Muhammed, İmam Ali’nin (a.s) hilafeti döneminde Cemel, Sıffin savaşlarında İmam'ın (a.s) yanında yer almıştır. Hicri 36 yılında Ramazan ayında Mısır valisi oldu ve Hicri 38. Yılında Safer ayında Muaviye ordusu tarafından öldürüldü.[167]

Meysem-i Tammar: Meysem Temmar Esedi Kûfi, İmam Ali(a.s), İmam Hasan (a.s) ve İmam Hüseyin’in (a.s) has ashabından idi. O, “Şortetu’l Hamis”ten birisiydi. Bu grup, savaşlarda son nefeslerine kadar İmam Ali’nin (a.s) yanında yer alarak O'na yardım edeceklerine dair İmam Ali (a.s) ile ahitleşmişlerdi.[168]

Veysel Karani: Uveys b. Amir Muradi Karani, zahitliği ile meşhurdur. Kendisi Hz. Peygamber (s.a.a) hayattayken O'na iman etmiştir.[169] Uveys, İmam Ali’nin (a.s) has yarenlerinden idi ve İmam'a (a.s) biat ederek son nefesine kadar O'nun yanında yer alacağına ve savaşlarda asla O'na sırtını dönmeyeceğine dair söz vermişti.[170]

Zeyd b. Suhan: Zeyd b. Suhan Abdi, İmam Ali’nin (a.s) ashabındandı. İmam Ali’nin (a.s) savaşlarında düşmana karşı savaşmış ve sonunda Cemel Savaşında Nakisin ordusu tarafından şehit edilmiştir.[171]

Sa’sae b. Suhan: Sa’sae b. Suhan Abdi de İmam Ali’nin (a.s) ashabından idi. İmam Ali’nin (a.s) savaşlarına katılmıştır.[172] Kendisi Osman’ın ölümünden sonra İmam Ali’ye (a.s) biat eden ilk kişilerden birisidir.[173]

Ayrıca Bakınız

Dış Bağlantılar

Kaynakça

  1. Erbili, Keşf’il Ğumme, 93; Suyuti, Tarih’ul Hulefa 189.
  2. İbn-i Ebil Hadid, Şerh-i Nehc’ül Belağa, c.6, s.8 .
  3. Meclisi, Bihar’ul Envar, c.42, s.29 .
  4. Suyuti’nin “Durr’ul Mensur” kitabında naklettiğine göre, “Şia” kelimesi ilk olarak Peygamber Efendimiz (s.a.a) tarafından İmam Ali’nin (a.s) bazı özel ashabı için kullanılmıştır. (Suyuti, Durr’ul Mensur, 1404 h.k, c.6, s.379) Bazıları bu rivayet ve buna benzer rivayetlerden “Şia’nın Allah Resulü (s.a.a) döneminde zahir olduğunu çıkarmaktadırlar. (Halim, Teşeyyü, 1389 h.ş, s.73-76).
  5. İyci, Şerh’ül Mevakıf, c.8, s.354 .
  6. Müfid, Evail’ül Makalat, s.35.
  7. Halam, Teşeyyü, s.31 .
  8. Müfid, el-İrşad, c.1, s.15 .
  9. İbn-i Esir, Usd’ul Ğabe, c.1, s.15.
  10. Müfid, el-İrşad, c.1, s.2 .
  11. Meclisi, Bihar’ul Envar, c.19, s.57 .
  12. Kanavat, Danişname-i İmam Ali (a.s), c.8, s.68 .
  13. Mesahib, Dairet’ül Maarif-i Farsi, c.6, s.1760 .
  14. Şeyh Müfid, el-İrşad, 1413 h.k, c.1, s.5 .
  15. Mar’eşi Necefi, Movsuet’ul İmamet, 1430 h.k, c.6, s.197 ve 198; Muhammedi Reyşehri, Denışname-i Emir’ül Müminin (a.s) 1398 h.ş, c.14, s.308. .
  16. İbn-i Şehraub, c.3, s.321-334 .
  17. Meclisi, Bihar’ul Envar, c.37, s.334; Hürr-ü Amuli, Vesail’üş-Şia, c.14, s.600 .
  18. Emin, Sire-i Masuman, c.2, s.13.
  19. Tusi, el-Emali, s.293 .
  20. Nuri, Müstedrek’ül Vesail, c.18, s.152 .
  21. İbn-i Kuteybe, el-Maarif, 1407 h.k, s.121.
  22. İbn-i Ebil Hadid, Şerh-i Nehc’ül Belağa, c.1, s.21 .
  23. Nesai, el-Sünen’ül Kubra, c.5, s.107; İbn-i Ebil Hadid, Şerh-i Nehc’ül Belağa, c.1, s.15; Ayeti, Tarih-i Peyamber-i İslam s.65; İbn-i Ebil Hadid, Şerh-i Nehc’ül Belağa, c.1, s.30 .
  24. Müfid, el-İrşad, c.1, s.2 .
  25. Müfid, el-İrşad, c.1, s.5 Yaddaş-1: “Mekke’de Beyt’ül Haram’da dünyaya geldi”. Mes’udi (vefat: 346 h.k.) İmam’ın (a.s) doğum yeri hakkında şöyle yazmıştır: “Dünyaya geldiği yer Kâbeydi.” .
  26. Emini, Kitap, c.6, s.21-23 .
  27. İbn-i Hişam, el-Siret’ül Nebeviyye, c.1, s.162 .
  28. Şehidi, Tercüme-i Nehc’ül Belağa, s.222 .
  29. Mesahib, Dairet’ül Maarif-i Farsi, c.2, s.1760 .
  30. Şehidi, Danışname-i İmam Ali (a.s) c.8, s.13 .
  31. Muadihah, Tarih-i İslam (Asr-ı Bi’set) s.64 .
  32. Mesahib, Dairet’ül Maarif-i Farsi, c.2, s.1760 .
  33. Muadihah, Tarih-i İslam (Asr-ı Bi’set) s.80 .
  34. Şehidi, Danışname-i İmam Ali (a.s) c.8, s.14 .
  35. Kanavat, Danışname-i İmam Ali (a.s), c.8, s.99 .
  36. Şehidi, Danışname-i İmam Ali (a.s) c.8, s.14 .
  37. Muadihah, Tarih-i İslam (Asr-ı Bi’set) s.155-158; Mesahib, Dairet’ül Maarif-i Farsi, c.2, s.1760 .
  38. Rukayye ve Ömer ikiz kardeşlerdi.
  39. El-Mufid, el-İrşad, Kum; Said b. Cubeyr, 1428 k. S. 270–271.
  40. Kuleyni, c. 1, s. 189; Saduk, el-Hidayet, s. 31; Saduk, Kemalu’d Din, s. 24; Hilli, c. 1, s. 453; Meclisi, c. 23, s. 89; Feyzi Kaşani, el-Hakku’l Mubin, s. 4; Tabarsi, Cevamiu’l Cami, c. 1, s. 410; Cuveyzi, c. 2, s. 158; Tabatabai, c. 4, s. 411.
  41. Kurtubi, c. 6, s. 208; Tabatabai, c. 6, s. 25; Fahri Razi, c. 12, s. 30; Suyuti, ed-Durru’l Mensur, c. 3, s. 98.
  42. Kunduzi, s. 50.
  43. Genci Şafii, s. 205.
  44. Bkz. İbn Mağazili, s. 16; Kuleyni, c. 1, s. 290; Tabarsi, İhticac, c. 1, s. 73; Ali b. İbrahim, c. 1, s. 173; Reşit Rıza, c. 6, s. 464–465.
  45. İbn Mağazili, s. 24.
  46. Mufid, İrşad, c. 1, s. 186.
  47. İbn Ebi’l Hadid, c. 6, s. 8.
  48. Tusi, Telhisu’ş Şafi, c. 3, s. 76; Şehristani, c. 2, s. 95; İbn Kuteybe, c. 2, s. 12.
  49. Halebi, c. 3, s. 400; İbn Ebi’l Hadid, c. 16, s. 316.
  50. İbn Şehri Aşub, c. 1, s. 388.
  51. Pişvai, c. 2, s. 191.
  52. İbn Kuteybe, c. 1, s. 29–30; Meclisi, c. 43, s. 70; Meclisi, Mir'atu’l Ukul, c. 5, s. 320; Şehristani, c. 1, s. 57.
  53. İbn Kuteybe, c. 1, s. 28.
  54. Yakubi, c. 3, s. 39.
  55. El-Hakimu’n Nişaburi, el-Müstedrek ale’s Sahiheyn, c. 3, s. 14.
  56. Suyuti, el-İtkan, c. 1, s. 99; İbn Nedim, s. 41–42; Süleyman, s. 97; Feyzi Kaşani, Tefsiru’s Safi, c. 1, s. 24.
  57. İbn Nedim, s. 41–42.
  58. Meclisi, c. 89, s. 52.
  59. Tabari, c. 4, s. 429.
  60. Tabari, c. 4, s. 427–431.
  61. Nehcü’l Belağa, hutbe, 92.
  62. Nehcü’l Belağa, hutbe, 216.
  63. Nehcü’l Belağa, hutbe, 216.
  64. Nehcü’l Belağa, hutbe, 216.
  65. Nehcü’l Belağa, mektup, 51.
  66. Nehcü’l Belağa, mektup, 25.
  67. Nehcü’l Belağa, mektup, 53.
  68. Mahmudi, c. 1, s. 224; Mufid, İhtisas, s. 151.
  69. Hüseyni Deşti, Seyyid Mustafa, Maarif ve Maarif, c. 7, Tahran, Müessese Ferhengi Areye, 1379, s. 457.
  70. Mesudi, İsbatu’l Vasiyye, s. 158.
  71. Tabari, c. 3, cüz, 6, s. 90.
  72. İbrahim b. Muhammed, c. 2, s. 45.
  73. Kummi, c. 2, s. 167.
  74. Nehcü’l Belağa, mektup, 45.
  75. İbn Esir, el-Kamil fi’t Tarih, c. 3, s. 318.
  76. Nehcü’l Belağa, hutbe, 216.
  77. Nehcü’l Belağa, hikmetli sözler, 37.
  78. Nehcü’l Belağa, mektup, 53, s. 587.
  79. Nehcü’l Belağa, mektup, 53, s. 575.
  80. Nehcü’l Belağa, mektup, 53, s. 569.
  81. Zakiri, s. 67.
  82. Zubeydi, c. 3, s. 273.
  83. Tabari, c. 4, s. 534.
  84. Tabari, c. 4, s. 453.
  85. Tabari, c. 4, s. 453.
  86. Nehcü’l Belağa, tercüme Seyyid Cafer Şehidi, hutbe, 174, s. 180.
  87. Tabari, c. 6, s. 3096; Şehidi’nin nakli ile Ali’nin dilinden Ali, s. 84–85.
  88. Tabari, c. 4, s. 451, 544 ve c. 5, s. 150; Şehidi, Ali’nin dilinden Ali, s. 82–83 ve 108.
  89. Tabari, c. 4, s. 454.
  90. Tabari, c. 4, s. 507.
  91. İskafi, c. 1, s. 60.
  92. Tabari, c. 4, s. 511; Şehidi, Ali’nin dilinden Ali, s. 104.
  93. Şehidi, Ali’nin dilinden Ali, s. 104.
  94. Yakubi, c. 2, s. 183.
  95. Taberi, c. 4, s. 510; Şehidi, Ali’nin dilinden Ali, s. 108.
  96. Cevheri, c. 3, s. 1152.
  97. Yakubi, c. 2, s. 188; Halife, s. 191.
  98. Şehidi, Ali’nin dilinden Ali kitabından telhis, s. 113–121.
  99. El-Miyar ve’l Muvazine, s. 162; Şehidi’den naklen, Ali’nin dilinden Ali, s. 122.
  100. İbn Mezahim, s. 490.
  101. İbn A’sem, c. 3, s. 163.
  102. Şehidi, Ali’nin dilinden Ali, s. 129.
  103. Eş-Şehristani, el-Milel ve’n Nihel, tahric; Muhammed b. Fethullah Bedran, Kahire, et-Tabu’s Sani, el-Kısmu’l Evvel, s. 106–107.
  104. Şehidi, Ali’nin dilinden Ali, s. 132.
  105. Şehidi, Ali’nin dilinden Ali, s. 133–134.
  106. Caferiyan, Resul, Şia İmamlarının Siyasi ve Fikri Hayatı kitabının özeti, Kum, Neşr Maarif, 1391, s. 53–54.
  107. Caferiyan, Resul, Şia İmamlarının Siyasi ve Fikri Hayatı kitabının özeti, s. 55.
  108. El-Mufid, Muhammed b. Muhammed b. Numan, el-İrşad, Kum, Said b. Cubeyr, 1428 k. S. 27–28.
  109. Abdulkerim b. Ahmed b. Tavus, Ferhetu’l Gara, s. 93; Meclisi, Bihar, c. 42, s. 222; Mukaddesi, Yadullah’tan naklen, Baz Pejuhi tarih veladet ve şahadeti Masuman (a.s), Kum, İslami Kültür ve Bilimler Araştırması, 1391, s. 239–240.
  110. Meclisi, c. 36, s. 5.
  111. Meclisi, c. 42, s. 290.
  112. Nehcü’l Belağa, tercüme Seyyid Cafer Şehidi, mektup, 47, s. 320–321.
  113. Meclisi, c. 42, s. 338; Kutbu Ravendi, el-Haraicu ve’l Ceraih, c. 1, s. 234; Mufid, İrşad, c. 1, s. 10.
  114. Mufid, İrşad, s. 13.
  115. Genci Şafii, s. 231; Heysemi, s. 76; Kunduzi, s. 126.
  116. Suyuti, ed-Durru’l Mensur, 61. Ayetin açıklaması, Zamahşeri, Al-i İmran Suresi 61. Ayetin açıklaması, Tabarsi, Mecmeu’l Beyan, Al-i İmran Suresi, 61. Ayetin açıklaması, Tabatabai, Al-i İmran Suresi, 61. Ayetin açıklaması.
  117. İbn Babeveyh, c. 2, s. 403; Seyyid Kutub, c. 6, s. 586; Tabarsi, Mecmeu’l Beyan, c. 8, s. 559.
  118. Meclisi, c. 23, s. 233.
  119. Emini, c. 3, s. 191–213.
  120. Hâkim Nişaburi, c. 3, s. 136.
  121. Ahmed Hambel, c. 5, s. 26.
  122. En-Nesai, es-Sünenu'l-Kübra, c. 5, s. 107; İbn Ebi’l Hadid, Şerh-i Nehcü’l Belağa, c. 1, s. 15; Ayeti, Muhammed İbrahim, İslam Peygamberi Tarihi, yeniden gözden geçirme ve eklemeler Ebu’l Kasım Gürcü, Tahran, Tahran Üniversitesi, 1378, s. 65, ikinci dipnot.
  123. Şerh-i Nehcu’l Belağa, c. 1, s. 30.
  124. İbn Hişam, c. 1, s. 480.
  125. İbn Esir, el-Kamil fi’t Tarih, c. 2, s. 72; Meclisi, c. 19, s. 59.
  126. Fahri Razi, c. 5, s. 223; Hâkim Hasakani, c. 1, s. 96; Ali b. İbrahim, s. 61; Tabatabai, c. 2, s. 150.
  127. İbn Abdulbirr, el-İstiyab, el-Emin’in nakli ile A’yanu’ş Şia, Beyrut, Daru’t Tearif Lilmetbuat, 1418 k/1998 m. C. 2, s. 27.
  128. Emini, c. 3, s. 140; Şuşteri, İhkaku’l Hak, c. 5, s. 522.
  129. İbn Hişam, c. 4, s. 545.
  130. Taberi, c. 6, cüz, 10; İbn Hişam, c. 4, s. 188–190.
  131. Bahrani, bap, 390.
  132. Mutakki Hindi, c. 6, s. 155.
  133. İbn Ebi’l Hadid, Şerh-i Nehcü’l Belağa, c. 1, s. 16–17;
  134. İbn Ebi’l Hadid, Şerh-i Nehcü’l Belağa, c. 1, s. 17.
  135. İbn Ebi’l Hadid, Şerh-i Nehcü’l Belağa, c. 1, s. 17.
  136. İbn Ebi’l Hadid, Şerh-i Nehcü’l Belağa, c. 1, s. 17.
  137. İbn Ebi’l Hadid, Şerh-i Nehcü’l Belağa, c. 1, s. 17.
  138. İbn Ebi’l Hadid, Şerh-i Nehcü’l Belağa, c. 1, s. 18.
  139. İbn Ebi’l Hadid, Şerh-i Nehcü’l Belağa, c. 1, s. 19.
  140. İbn Ebi’l Hadid, Şerh-i Nehcü’l Belağa, c. 1, s. 19.
  141. İbn Ebi’l Hadid, Şerh-i Nehcü’l Belağa, c. 1, s. 20.
  142. İbn Ebi’l Hadid, Şerh-i Nehcü’l Belağa, c. 1, s. 24.
  143. İbn Ebi’l Hadid, Şerh-i Nehcü’l Belağa, c. 1, s. 21–22.
  144. İbn Ebi’l Hadid, Şerh-i Nehcü’l Belağa, c. 1, s. 22–24.
  145. İbn Ebi’l Hadid, Şerh-i Nehcü’l Belağa, c. 1, s. 25.
  146. İbn Ebi’l Hadid, Şerh-i Nehcü’l Belağa, c. 1, s. 24.
  147. İbn Ebi’l Hadid, Şerh-i Nehcü’l Belağa, c. 1, s. 20.
  148. İbn Ebi’l Hadid, Şerh-i Nehcü’l Belağa, c. 1, s. 20–21.
  149. İbn Ebi’l Hadid, Şerh-i Nehcü’l Belağa, c. 1, s. 27.
  150. İbn Ebi’l Hadid, Şerh-i Nehcü’l Belağa, c. 1, s. 26.
  151. Zamiri, s. 365–367.
  152. Zamiri, s. 375.
  153. Nuri, c. 3, s. 367.
  154. Kadı Kudai, kitabın mukaddimesi.
  155. Meclisi, c. 22, s. 343.
  156. Saduk, Uyunu Ahbari er-Rıza, c. 1, s. 70.
  157. Nehcü’l Belağa, tercüme Muhammed Deşti, s. 565.
  158. İbn Saad, c. 4, s. 224.
  159. Dairetu’l Maarif Teşeyyü, c. 1, Ebu Zer maddesi.
  160. Yakubi, c. 1, s. 524.
  161. Kutbu Ravendi, Minhacu’l Berae, c. 21, s. 219; Mufid, İhtisas, s. 7.
  162. Mufid, İhtisas, s. 108.
  163. Kumpani, s. 412.
  164. Mufid, Emali, s. 140.
  165. Mufid, Cemel, s. 265; İbn Mezahim, s. 410; İbn Ebi’l Hadid, c. 2, s. 273 ve c. 6, s. 293.
  166. Şuşteri, Kamusu’r Rical, c. 7, s. 495.
  167. İbrahim b. Muhammed, c. 1, s. 224 ve 285; Zerkuli, c. 6, s. 220.
  168. Berki, s. 3.
  169. İbn Esir, Usdu’l Gabe, c. 1, s. 179.
  170. Mufid, Cemel, s. 59.
  171. Şuşteri, Mecalisu’l Muminin, c. 1, s. 289.
  172. İbn Esir, Usdu’l Gabe, c. 3, s. 20.
  173. Yakubi, c. 2, s. 179.
  1. ضَربَةُ عَلیّ یومَ الخندقِ أفضلُ مِن عبادةِ الثقلَین
  2. انت منی بمنزلة هارون من موسی الا انه لا نبی بعدی
  3. انت اخی و وزیری و وارثی و خلیفتی من بعدی
  4. الست اولی بالمؤمنین من انفسهم؟ قالوا بلی، قال: من کنت مولاه فهذا علی مولاه، اللهم وال من والاه و عاد من عاداه و انصر من نصره و اخذل من خذله
  5. neks, bozmak, ihlal etmek çiğnemek anlamındadır. Talha, Zübeyr ve taraftarları, ilk önce İmam Ali’ye (a.s) biat etmiş ve ardından biat ve anlaşmalarını ihlal ederek bozdukları için onlara nakisin denmektedir.
  6. Peygamber Efendimiz (s.a.a) Zübeyr’e hitaben sen bir gün Ali ile savaşa tutuşacaksın demiştir
  7. hak ve batılı birbirinden ayıran
  8. Kureyş kabilesinin ileri gelenlerinin istişare etmeleri için yaptırdığı binadır
  9. İbn Ebi’l Hadid’e ait cümlelerin bu bölümdeki tercümesi Seyyid Mustafa Hüseyni Deşti’nin eseri olan “Maarif ve Maarif” kitabının Ali b. Ebi Talib maddesinden yararlanılmıştır.
  10. خرقه

Bibliyografi

  • Kur’an-ı Kerim
  • İbn Ebi’l Feth Erbili, Keşfu’l Gumme, Daru’l Edva, Beyrut
  • İbn Esir, Usdu’l Gabe, tahkik Muhammed İbrahim Bena, Daru’ş Şueb, Kahire
  • İbn Esir, el-Kamil fi’t Tarih, Daru Sadır, Beyrut
  • Emini, el-Gadir, Daru’l Kitabu’l Arabi, Beyrut
  • Ahmed Hambel Şeybani, Musned-i Ahmed b. Hambel, Daru İhyau’t Turasu’l Arabi, Beyrut
  • İbn Hişam, es-Siyretu’n Nebeviye, Tahkik Muhammed Muhyiddin Abdulhamid, Mektebet Muhammed Ali Sabih, Kahire
  • İbn Abdulbirr, el-İstiyab, tahkik Ali Muhammed Becavi, Beyrut, Daru’l Cebel, birinci baskı, 1412 h.K.
  • İbn Babevey, Kitabu’l Hisal, Ali Ekber Gaffari, Camiu’l Müderrisin, Kum
  • Emin, Siyre-i Masuman, Tercüme Ali Hücceti, intişar suruş, Tahran
  • Ahmed b. Abdullah Tabari, Zahairu’l Ukba, mektebetu’l Kudsi, Kahire
  • İbn Mağazili, Menakib Ali b. Ebi Talib, Mektebetu’l İslamiye, Tahran
  • İbn Nedim Bağdadi, Fihrist ibn Nedim, Tahkik Rıza Teceddüd
  • İbn Şehri Aşub, Menakib Al-i Ebu Talib, Mektebetu Haydariyye, Necef
  • İbn Ebi’l Hadid, Şerh-i Nehcü’l Belağa, tahkik Muhammed Ebu’l Fadl İbrahim, Daru ihyau’l kutubu’l Arabiye, Kahire
  • İbn Fakih Hamedani, Ahbaru’l Buldan, Tahkik Yusuf el-Hadi, Alimu’l kutub, Beyrut
  • İbrahim b. Muhammed Sakafi, el-Garat, tahkik ermevi
  • İskafi, el-Miyar ve’l Mevazine fi fazail-i Emiru’l Müminin Ali b. Ebi Talib, Muhammed Bakır Mahmuhdi, Beyrut
  • İbn A’sem, el-Futuh, Daru’n Nedve, Beyrut
  • İbn Mezahim, Vek’tu’s Sıffin, intişar Basireti, Kum
  • Ebi Ebu Saad, men nesru’d dar, vezatu’s sekafet Suriye, Dımeşk
  • Eş’ari, Makalatu’l İslamiyyin, Daru’n neşr, Beyrut
  • Ebu’l Ferec İsfahani, Mekatülü’l Talibin, tahik Kazım Muzaffer, mektebetu Haydariyye, Necef
  • İbn Sabbağ Maliki, el-Fusulu’l Muhimme, tahkik Sami’l Gariri, Daru’l hadis, Kum
  • İbn Saad, Tabakatu’l Kubra, daru Sadr, Beyrut
  • İbn Kuteybe Deyneveri, el-İmametu ve’l Siyasetu, tahkik Ali Şiri, intişar Şerif Razi, Kum
  • El-Emin, es-Seyyid Hasan, A’yanu’ş Şia, c. 2, es-Seyyid Hasan el-Emin, Beyrut, Daru’t Taarif lilmetbuat, 1418/1998 miladi
  • Bahrani, Gayetu’l Meram, tahkik Seyyid Ali Aşur, müessese tarihu’l Arabi, Beyrut
  • Berki, Rical-u Berki, tahkik Muhaddis Ermevi, Tahran Üniversitesi, Tahran
  • Belazuri, Ensabu’l Eşraf, tahkik Muhammed Bakır Mahmudi, Müessese A’lemi, Beyrut
  • Pişvai, Siyre-i Pişvayan, intişar tevhit, Kum
  • Cevheri, es-Sihah, tahkik Ahmd Abdulgaffar, daru’l ilm lilmelabin, Beyrut
  • Caferiyan, Tarih-i Hülafa, intişar delili ma, Kum
  • Hâkim Nişaburi, el-Mustedrek, tahkik Yusuf Abdurahman Murşeli
  • Hâkim Hasakani, Şevahidu’t Tenzil, tahkik Muhammed Bakır Mahmudi, Vezaratu İrşat İslami, Tahran
  • Hilli, Tezkiretü’l Fukaha, müessese Alu’l Bayt, Kum
  • Hemuni Cevini, Feraidu’s Simteyn, tahkik Muhammed Bakır Mahmudi, müessese Mahmudi, Beyrut
  • Halebi, es-Siyretu’l Halebiye, Daru’l Marifet, Beyrut
  • Huveyzi, Tefsir-i Nuru’s Sakaleyn, tahkik Resuli Mehallati, müessese İsmailiyan, Kum
  • Halifet b. Hayyatu’l Usfuri, Tarih-u Halife b. Hayyat, tahkik Suheyl Zekkar, Daru’l Fikr, Beyrut
  • Dairetu’l Maarif Teşeyyü
  • Zakiri, Siyma-i Kar kuzaran İmam Ali (a.s), intişar defteri tebligat, Kum
  • Rey Şehri, Mevsuetu’l İmam Ali b. Ebi Talib, Daru’l Hadis, Kum
  • Reşit Rıza, Tefsiru’l Menar, Daru’l Marifet, Beyrut
  • Zamahşeri, el-Keşşaf an Hakaiku’t Tenzil, mektebetu’l babi Halebi, Kahire
  • Zübeydi, Tacu’l Erus, tahkik Ali Şiri, Daru’l Fikr, Beyrut
  • Zerkuli, el-A’lam, Daru’l İlm Lilmelayin, Beyrut
  • Seyyid b. Tavus, İkbalu’l A’mal, tahkik Cevad Kayyumi, mekteb-u A’lamu’l İslami
  • Seyyid Kutup, Fi Zilali’l Kur’an, Daru’ş Şuruk, Beyrut
  • Suyuti, ed-Durru’l Mensur, Daru’l Marifet, Beyrut
  • Suyuti, el-İtkan fi Ulumi’l Kur’an, tahkik Said Mendub, Daru’l Fikr, Beyrut
  • Süleyman b. Abdulvahhab, Faslu’l Hitab, Nehbatu’l Ahbar, Bombai
  • Şehristani, el-Milel ve’n Nihel, tahkik Muhammed Seyyid Kilani, Daru’l Marifet, Beyrut
  • Şuşteri, İhkaku’l Hak, mektebetu Ayetullah Meraşi, Kum
  • Şuşteri, Kamusu’r Rical, merkez neşri kitap, Kum
  • Şuşteri, Mecalisu’l Mümin’in, kitabu furuşu İslami, Tahran
  • Saduk, el-Hidayet, el-Hadi, Kum
  • Saduk, Uyunu Ahbari er-Rıza, intişar A’lemi, Tahran
  • Saduk, Kemalu’d Din, tahkik Ali Ekber Gaffari, Camietu’l Müderrisin, Kum
  • Zamiri, Kitapşinasi tefsili Mezahibi İslami, müessese Amuzeşi pezuheşi Mezahabi İslami, Kum
  • Taberi, Tarihi Taberi, Müessese A’lemi, Beyrut
  • Tabersi, İhticac, neşri Murtaza, Meşhed
  • Tabersi, Cevamiu’l Cami, tahkik müessese neşri İslami, Camietu’l Müderrisin, Kum
  • Tabatabai, el-Mizan, Camietu’l Müderrisin, Kum
  • Tusi, Misbahu’l Müteheccid, müessese Fıkhu’ş Şia, Beyrut
  • Tusi, Telhisu’ş Şafi, tahkik Seyyid Hüseyin Bahru’l Ulum, Daru’l Kutubu’l İslamiye, Tahran
  • Ali b. İbrahim, Tefsiri Kumi, tahkik Seyyid Tib Musevi, Daru’l Kitab, Kum
  • Feyzi Kaşani, el-Hakku’l Mubin, Tashih Ermevi, üniversite baskısı
  • Feyzi Kaşani, Tefsiru’s Safi, müessese el-Hadi, Kum
  • Fahri Razi, Tefsiru’r Razi, Daru İhyau’t Turas, Beyrut
  • Kadi Kudai, destur Mealimu’l Hikem, tercüme Firuz Haririçi, Ulumu Hadis Üniversitesi, Kum
  • Kutbu Ravendi, el-Haraic ve’l Ceraih, müessese İmam Mehdi (a.f), Kum
  • Kutbu Ravendi, Minhacu’l Berae, tahkik Ayetullah Meraşi, Ayetullah Meraşi kütüphanesi, Kum
  • Kurtubi, Tefsiru’l Kurtubi, tahkik Ahmed Abdulalim, Daru İhyau’t Turas, Beyrut
  • Kunduzi, Yenabiu’l Meveddet, tahkik Seyyid Ali Cemal Eşref, Daru’l Usve, Tahran
  • Kumi, Sefinetu’l Bihar, Senai Kütüphanesi, Tahran
  • Kuleyni, el-Kâfi, tahkik Ali Ekber Gaffari, Daru’l Kutub, Tahran
  • Kumpani, Ali Kist, Daru’l Kutubu İslamiye, Tahran
  • Genci Şafii, Kifayetu’t Talib, Daru İhyau’t Turas, Beyrut
  • Mutakki Hindi, Kenzu’l Ummal, müessese er-Risalet, Beyrut
  • Porsiman Dergisi, İsfend, 1380, 7. Sayı
  • Mahmudi, Nehcü’s Saadet fi Müstedrek Nehcü’l Belağe, müessese A’lemi, Beyrut
  • Mesudi, İsbatu’l Vesiletu Lilimam Ali b. Ebi Talib, Daru’l Adva, Beyrut
  • Müslim Nişaburi, Sahih Müslim, Daru’l Fikr, Beyrut
  • Meclisi, Miratu’l Ukul, Daru’l Kutubu’l İslamiye, Tahran
  • Meclisi, Biharu’l Envar, müessese el-Vef, Beyrut
  • Mesudi, Murucu’z Zeheb ve Meadinu’l Cevahir, tercüme Ebu’l Kasım Payende, intişar İlmi ve Ferhengi, Tahran
  • Mufid, Cemel, tercüme Mahmut Mehdevi Damağani, neşri ney, Tahran
  • Mufid, Emali, tahkik Ali Ekber Gaffari, Daru’l Mufid, Beyrut
  • Mufid, el-İhtisas, tahkik Ali Ekber Gaffari, Daru’l Mufid, Beyrut
  • Mufid, İrşad, müessese Alu’l Beyt, Kum
  • Nuri, Müstedreku’l Vesail, müessese Alu’l Beyt, Beyrut
  • Nehcü’l Belağe, Subhi Salih
  • Nehcü’l Belağe, tercüme Deşti, müessese neşri Şehr, Tahran
  • Vakidi, el-Mağazi, Alimu’l Kutub, Beyrut
  • Heysemi, es-Savaiku’l Muhriketu’l Mektebetu’l Asriyye, Beyrut
  • Yakubi, Tarihi Yakubi, tercüme İbrahim Ayeti, tercüme ve neşri kitap vakfı, Tahran


Sıralama İsim Lakap Künye Konumu Doğum Doğum yılı Doğum Yeri Şehadet günü Şehadet yılı Şehadet yeri Vefat şekli Defin yeri
1 Muhammed bin Abdullah Resulullah Ebu'l-Kasım İslam Peygamberi 12 veya 17 Rebiülevvel 1 Amu'l Fil Mekke 28 Safer Hicri 11 Medine - Medine
2 Fatıma Zehra, Betul, Sıddıka Ümmü Ebiha, Ümmü'l-Eimme İmamların Annesi 8 Cemaziyelahir Bi'set, 5 Mekke 3 Cemaziyelahir Hicri 11 Medine Şia inancına göre, Ebu Bekir’in hilafeti için biat alma girişimi sırasında kendisine saldırılması sonucu yaralanmış ve şehit olmuştur. Belli Değil
3 Ali bin Ebi Talip Müminlerin Emiri Ebu'l Hasan Birinci İmam 13 Recep 30 Amu'l Fil Kabe 21 Ramazan Hicri 40 Kufe İbn Mülcem Muradi’nin Kufe Mescidinde namaz kıldığı sırada kafasına vurduğu kılıç darbesiyle şehit olmuştur. Necef
4 Hasan bin Ali Mücteba Ebu Muhammed İkinci İmam 15 Ramazan Hicri 2 Medine 28 Safer Hicri 50 Medine Muaviye’nin isteği ile Eş’es bin Kays’ın kızı, eşi Cu’de tarafından zehirle şehit edilmiştir. Medine (Cennetü'l-Baki)
5 Hüseyin bin Ali Seyyidu'ş Şüheda Ebu Abdullah Üçüncü İmam 3 Şaban Hicri 3 Medine 10 Muharrem Aşura Hicri 61 Kerbela Yezit ordusunun saldırısıyla yârenleri ile birlikte şehit olmuştur. Kerbela
6 Ali bin Hüseyin Seccad, Zeynel Abidin Ebu'l Hasan Dördüncü İmam 3 veya 4 Şaban Hicri 38 Medine 25 Muharrem Hicri 95 Medine Emevi halifesi Velid bin Abdulmelik’in emri ile zehirletilerek şehit edilmiştir. Medine (Cennetü'l-Baki)
7 Muhammed bin Ali Bakıru'l Ulum Ebu Cafer Beşinci İmam 1 Recep Hicri 57 Medine 7 Zilhicce Hicri 114 Medine Emevi halifesi Hişam bin Abdulmelik’in emri ile zehirletilerek şehit edilmiştir. Medine (Cennetü'l-Baki)
8 Cafer bin Muhammed Sadık Ebu Abdullah Altıncı İmam 17 Rebiülevvel Hicri 83 Medine 25 Şevval Hicri 148 Medine Abbasi halifesi Mansur’un emri ile zehirletilerek şehit edilmiştir. Medine (Cennetü'l-Baki)
9 Musa bin Cafer Kazım Ebu'l Hasan Yedinci İmam 7 Safer Hicri 128 Medine 25 Recep Hicri 183 Kazımeyn Abbasi halifesi Harun Reşid’in emri ile zehirletilerek şehit edilmiştir. Kazımeyn
10 Ali bin Musa Rıza Ebu'l Hasan Sekizinci İmam 11 Zilkade Hicri 148 Medine Safer'in sonu Hicri 203 Meşhed Abbasi halifesi Memun’un tarafından zehirletilerek şehit edilmiştir. Meşhed
11 Muhammed bin Ali Taki, Cevad Ebu Cafer Dokuzuncu İmam 10 Recep Hicri 195 Medine Zilkade'nin sonu Hicri 220 Kazımeyn Abbasi halifesi Mu’tasım’ın emri ile Memun’un kızı eşi ümmü Fazıl tarafından zehirlenerek şehit edilmiştir. Kazımeyn
12 Ali bin Muhammed Hadi, Naki Ebu'l Hasan Onuncu İmam 15 Zilhicce Hicri 212 Medine 3 Recep Hicri 254 Samarra Abbasi halifesi El-Mu’tez Billah’ın emri ile zehirletilerek şehit edilmiştir. Samarra
13 Hasan bin Ali Zeki, Askeri Ebu Muhammed On Birinci İmam 10 Rebiülahir Hicri 232 Medine 8 Rebiülevvel Hicri 260 Samarra Abbasi halifesi El-Mu’temid Billah’ın emri ile zehirletilerek şehit edilmiştir. Samarra
14 Hüccet ibn Hasan Kaim Ebu'l Kasım On İkinci İmam 15 Şaban Hicri 255 Samarra
İmam Mehdi (a.s) yaşamakta ve gözlerden gayıptır.