Adalet

WikiShia sitesinden
(Adalet (Şia) sayfasından yönlendirildi)
Şuraya atla: kullan, ara
İslam
Allah (1).png

Adl veya adalet (Arapça: العدل), kelami bir kavram olup, Şia’nın Usul-u din esaslarından ve Allah azze ve celle’nin sıfatlarından biridir. Ehlisünnet mütekellimlerinden (Eşaire) bazıları adaleti inkâr ettiklerinden dolayı bu sıfata inanmak, Şia ve Mutezile gibi bazı mezheplerin özelliklerinden olmuştur. Bu sebepten ötürü adalet, bu mezheplerin Usul-u dininden sayılmıştır.[1]

Şia açısından ilahi adalet; Allah, feyiz ve rahmetini ve aynı şekilde bela ve nimetlerini zati ve önceki istihkaklarına göre vermekte ve yaratılış sisteminde feyiz, rahmet, bela, nimet, sevap ve ilahi azaplar belli kurallara göre belirlenmiştir. Öyle ki hüküm ve kararlarında zulmetmez. İyilere mükâfat verir, günahkârları istihkakından fazla değil, hak ettiği ölçüde cezalandırabilir.

Tartışma Alanı ve Sonuçları

Hiçbir İslami fırka ilahi sıfatlardan biri olan adalet sıfatını inkâr etmemekte ve hiç kimse Allah’ın adil olmadığını söylememektedir. Mutezilenin Eşaire ile olan tartışması, adalet hakkındaki yorum ve açıklamalarına yöneliktir.

Eşaire, adaleti öyle bir şekilde yorumlamaktadır ki böyle bir yorum Mutezileye göre adaletin inkârı anlamına gelmektedir. Yoksa Eşaire asla adaletin inkârcısı ve muhalifi olarak tanınmak istememektedir.

Mutezilenin savunup Eşaire’nin reddettiği Hüsn ve Kubhu Zati meselesi, birçok meseleyi de beraberinde getirmiştir. Bunlardan bazıları ilahiyatla ilgili, bazıları da insanla ilgilidir.[2] Örneğin, Allah’ın yaptıkları işlerin -genel bir ifadeyle, eşyanın yaratılış ve hilkatinin- amaç ve hedefi var mıdır, yok mudur? Mutezile, eğer yaratılışta amaç ve hedef olmazsa bu “kabih/yakışıksız” ve “çirkin” olur. Bu da aklen imkânsızdır, demiştir. Teklif-i Mâlâ Yutak nasıl? Acaba Allah Teâlâ, kişiye kaldıramayacağı yükü yükler mi? Mutezile, bunu da yakışıksız, kabih ve imkânsız bilmektedir. Acaba mümin bir kulun, küfür ve inkâr etmeye kudreti var mıdır, yok mudur? Yine kâfir birinin iman edebilme kudreti var mıdır? Mutezilenin tüm bunlara cevabı müspettir. Zira müminin küfre, kâfirin imana kudreti olmazsa, onların mükâfat ve cezalandırılmasının bir anlamı olmaz ve bu kabih olur. Eşaire tüm bunlarda Mutezilenin karşısında durmuş ve aksi görüş belirtmiştir.[3]

Şia

Adalet, Şia’nın kabul ettiği bir konudur. Adaletin anlamı, Allah, feyiz ve rahmetini ve aynı şekilde bela ve nimetlerini zati ve önceki istihkaklarına göre vermekte ve yaratılış sisteminde ki feyiz, rahmet, bela, nimet, sevap ve ilahi azaplar da belli kurallara göre belirlenmiştir.[4]
Şeyh Saduk’un ‘‘Tevhid’’ kitabında, İmam Sadık’a (a.s) mensup bir hadiste adalet şöyle yorumlanmaktadır: “Adalet, seni sakındırdığı şeyleri yaratanına nispet vermemendir.”[5]

Şia ulemalarına göre, adalet, Allah’ın kemali sübuti sıfatlarındandır. Öyle ki hüküm ve kararlarında zulmetmez. İyilere mükâfat verir, günahkârları cezalandırabilir; kullarına kaldıramayacakları yükü yüklemez, teklifte bulunmaz ve istihkaklarından daha fazlasıyla cezalandırmaz.[6]

Mutezile

Mutezilenin adalet hakkındaki inancı şudur; bazı işler haddi zatında adildir, bazı işler de haddi zatında zulümdür. Örneğin: itaat eden muti’ye mükâfat, isyankâr ve günahkâra da ceza vermek haddi zatında adalettir. Allah adildir, yani muti’ye mükâfat verir, isyankâra da ceza. Bunun dışında bir şey yapması mümkün değildir. Muti’ye ceza verilmesi, isyankâra da mükâfat verilmesi haddi zatında zulümdür ve Allah’ın böyle bir şey yapması mümkün değildir. Yine kulunu günaha zorlaması veya yapma gücünü elinden alarak, eliyle günah işlemesini sağlaması ve sonra onu cezalandırması da zulümdür ve Allah asla zulüm etmez. Zulüm Allah’a yakışmaz ve Allah’ın zulmetmesi mümkün değildir. Bu da Allah’ın allahlık işlerine aykırıdır.[7] Mutezile, adalet taraftarı olduğundan fiillerde tevhidi inkâr etmektedir. Mutezile bu konu hakkında şöyle demektedir: fiillerde tevhid şunu gerektirmektedir ki beşerin kendisi kendi fiillerinin yaratıcısı olmadığı ve Allah’ın onun fiillerinin yaratıcısı olduğu halde ahirette Allah tarafından mükâfat ve ceza alması demektir. Dolayısıyla eğer Allah, beşerin fiillerinin yaratıcısı olur ve aynı zamanda kendisinin yapmadığı ve Allah’ın yaptığı işlerden dolayı onlara mükâfat verir veya cezalandırırsa bu zulümdür ve ilahi adalete aykırıdır. Mutezile, tevhid-i efaliyi adalete aykırı bilmektedir. Bundan dolayı, mutezile, insan hakkında özgürlük, serbestlik ve ihtiyar ilkesine kaildir ve katı bir şekilde savunmaktadır.[8]

Mutezile, adalet ilkesi tasarımının ardı sıra, daha geniş kapsamı olan başka bir tasarı daha ileri sürmüştür. O tasarı “hüsün ve kubhi zati efali”dir. Buradan da insan aklı hakkında başka bir ilkeye daha ulaşmışlardır. O da şudur: insan aklı eşyanın hüsün ve kubhunu idrak etmekte bağımsızdır. Yani şa’rinin (şeriatı belirleyen Allah’ın) beyanı olmadan insan hüsün ve kubuhla işleri idrak edebilir. Eşaire buna da karşı çıkmıştır.[9]

Eş’aire

Eşaire, hiçbir şeyin kendi haddi zatında adil ve hiçbir şeyin kendi haddi zatında zulüm olmadığına inanmaktadır. Allah her ne yaparsa adaletin kendisidir. Allah, mutileri cezalandırabilir, günahkâr asilere mükâfat verebilir. Yine Allah, kullarından yapabilme gücünü elinden alır ve onların eliyle günah işletirse ve sonra onlara azap ederse, bu haddi zatında zulüm değildir. Allah’ın böyle yaptığını varsayarsak bile yine bu adaletin kendisidir.[10]

Eşariye göre, Allah’ın meşiyyeti mutlaktır ve her mümkün işe taalluk edebilir. Hatta Allah’ın, çocuklara ahirette azap etmesi caizdir. Eğer böyle yaparsa bu adalettir. Allah, hiç kimsenin emri altında değildir, Onun yaptığı şeyler kabih olarak değerlendirilemez. Bizim amellerimizin kabih olmasının nedeni, (öyle olduğundan değil) eşya ve a’yanın maliki, yani Allah’ın, bizleri onlardan sakındırdığından dolayıdır.[11]

Şer Konusu

Ana Madde: Şer

İlahi adalet konusu hakkındaki en önemli meselelerden birisi şer konusudur. Şer konusu hakkında çeşitli cevaplar verilmiştir. Onlardan bazıları şu şekildedir[12]:

  1. Ehli imanın avam halkı ve Ehli hadis tabakası: bizlerin şer diye adlandırdığı şeyler, gerçekte bizlere gizli olan ve fakat Allah’ın bildiği bir çeşit hikmet ve maslahattır. Başka bir ifadeyle “kaderin sırrı”dırlar.
  2. Eşaire: Allah her ne yaparsa güzeldir (yani şer diye bir şey yoktur).
  3. Diğer mütekellimler ve ilahiyatta duyusal ve deneysel yöntem taraftarları: ilahi adalet hakkındaki (şerlerin) çözüm yolu, kâinatın sırlarının incelenerek araştırılması ve onların fayda ve gereklerinin bilinmesi gerekir.
  4. Filozoflar: şerler, varlık değil, varlığı olmayan şeyler kabilindendir ve bizzat değil, mecul-u bil-arazdırlar. Şerler, gerekli ve zorunludur, hayırdan ayrılamazlar. Başka bir ifadeyle, yaratılış bölümlenemez ve çözümlenemez. Buna ilaveten, şerler, mutlak şer değildirler, bilakis fayda ve yararları da vardır.

Kaynakça

  1. Mutahhari, Mecmua Asar, c. 3, s. 69, 70.
  2. Mutahhari, Mecmua Asar, c. 3, s. 73.
  3. Mutahhari, Mecmua Asar, c. 3, s. 75.
  4. Mutahhari, Mecmua Asar, c. 3, s. 99.
  5. Es-Saduk, et-Tevhid, s. 96.
  6. El-Muzaffer, Akaidu’l-İmamiye, s. 40.
  7. Mutahhari, Mecmua Asar, c. 3, s. 73, 74.
  8. Mutahhari, Mecmua Asar, c. 3, s. 74.
  9. Mutahhari, Mecmua Asar, c. 3, s. 74.
  10. Mutahhari, Mecmua Asar, c. 3, s. 74.
  11. Cihnagiri, Mecmua Makalat, s. 167.
  12. Mutahhari, Mecmua Asar, c. 1, s. 112, 114

Bibliyografi

  • Cihangiri, Murtaza, Adli İlahi, der mecmua asar, c. 1, Tahran, Sadra, ş. 1377.
  • es-Saduk, et-Tevhid, Kum, Müessese en-Neşr el-İslami, k. 1393.
  • Mutahhari, Murtaza, Mecmua Asar, c. 1, Tahran, Sadra, ş. 1377.
  • Mutahhari, Murtaza, Mecamua Asar, c. 3, Tahran, Sadra, ş. 1375.
  • el-Muzaffer, Muhammed Rıza, Akaidu’l-İmamiye, tahkik: Hamid Hanefi, Kum, Ensariyan, ş. 1387.