Şia İmamları

WikiShia sitesinden
(İmamlar sayfasından yönlendirildi)
Şuraya atla: kullan, ara

On İki İmam.gif

Şia İmamları (Arapça: امامان شیعه), Hz. Resulullah’ın ailesinden olan on iki kişi, Şia öğretilerine göre Hz. Resulullah’tan sonraki İslam toplumunun liderleri ve yöneticileridir. İlk imam, Hz. Ali’dir, diğer imamlar ise Hz. Ali ve Hz. Fatıma’nın çocukları ve torunlarıdır.

Şia öğretilerine göre, İmamlar (a.s) Allah tarafından imamete mensup olunmuş ve ilahî ilim, ismet makamı ve şefaat hakkına sahiptirler. Onlara tevessül ederek Allah’a yakınlaşılabilir. İmamlar, dini otorite olmalarının yanı sıra, toplumun siyasi önderleridirler de. Kur’an ayetleri onların isimlerini sarih bir şekilde zikretmeden imamet konusunu ele almıştır. Örneğin: Ulu’l Emr ayeti, Tathir ayeti, İkmal ayeti, Tebliğ ayeti, Sadıkın ayeti

Hz. Resulü Kibriya Efendimizden (s.a.a) nakledilen rivayetlerde, İmamların isimleri, sayısı ve özellikleri belirtilmiştir. Bu hadislerin en meşhurları şunlardan ibarettir: Sakaleyn hadisi, Menzilet hadisi, Sefine hadisi, Yevmu’d Dar hadisi, Medinetu’l ilm hadisi, Kisa hadisi, Tayr meşva hadisi, Bayrak hadisi, Cabir hadisi ve On iki halife hadisi.

Yine hadislerin belirttiğine göre İmamların tamamı Kureyş’ten, Hz. Peygamberin Ehlibeytinden ve beklenen son imam, Hz. Mehdi’dir. Bir çok hadiste imamların ilki olan Hz. İmam Ali hakkında Hz. Peygamber Ekrem’den bir çok rivayet nass şeklinde hadis külliyatlarında bulunmaktadır. Yine Hz. Peygamber Efendimiz ve Hz. Ali’den nakledilen rivayetlerde ikinci imamın (İmam Hasan) imametine (nass olarak) vurgu yapılmıştır. Daha sonra her imam bir sonraki imamı kendisinden sonra nassla belirtmiştir. Bu nasslar (tartışılmaz kati hükümler) gereği, Hz. Peygamberden sonraki imamlar ve önderler 12 kişidir.[1]

İsim Lakap Künye Doğum Doğum yılı Doğum Yeri Şehadet günü Şehadet yılı Şehadet yeri İmamet İmamet süresi Annes ismi
Ali bin Ebu Talip Müminlerin Emiri Ebu'l Hasan 13 Recep 30 Amu'l Fil Kabe 21 Ramazan H. 40 Kufe 11-40 29 Yıl Fatıma bint Esed
Hasan bin Ali Mücteba Ebu Muhammed 15 Ramazan k. 2 Medine 28 Safer k. 50 Medine 40-50 10 yıl Fatıma (s.a)
Hüseyin bin Ali Seyyidu'ş Şüheda Ebu Abdullah 3 Şaban H. 3 10 Muharrem Aşura H. 61 Kerbela 50-61 10 Yıl
Ali bin Hüseyin Seccad, Zeynel Abidin Ebu'l Hasan 5 Şaban H. 38 25 Muharrem H. 95 Medine 61-94 35 Yıl Şehribanu
Muhammed bin Ali Bakıru'l Ulum Ebu Cafer 1 Recep H. 57 7 Zilhicce H. 114 94-115 19 Yıl Fatıma
Cafer bin Muhammed Sadık Ebu Abdullah 17 Rebiülevvel H. 83 25 Şevval H. 148 114-148 34 Yıl Fatıma
Musa bin Cafer Kazım Ebu'l Hasan 7 Safer H. 128 25 Recep H. 183 Kazımeyn 148-183 35 Yıl Hamide Barberiye
Ali bin Musa Rıza Ebu'l Hasan 11 Zilkade H. 148 Safer'in sonu H. 203 Meşhed 183-203 20 Yıl Tüktem
Muhammed bin Ali Taki, Cevad Ebu Cafer 10 Recep H. 195 Zilkade'nin sonu H. 220 Kazımeyn 203-220 17 Yıl Subeyke
Ali bin Muhammed Hadi, Naki Ebu'l Hasan 15 Zilhicce H. 212 3 Recep H. 254 Samarra 220-254 34 Yıl Samanei Mağribiye
Hasan bin Ali Zeki, Askeri Ebu Muhammed 10 Rebiülahir H. 232 8 Rebiülevvel H. 260 254-260 6 yıl Hadise veya Selil
Hüccet ibn Hasan Kaim Ebu'l Kasım 15 Şaban H. 255 Samarra
İmamet 260'tan günümüze kadar (1439)
Nergis Hatun

İmamların Şia Nezdindeki Yeri

On iki İmamların imamet öğretileri İsna Aşer (12 İmam) Şia’sının temel inançlarındandır ve Hz. Resulü Kibriya ve İmamlardan bunun teyidi hakkında çeşitli nasslar kaynak kitaplarda yer almaktadır. Şia mütekellim ve müfessirlerine göre Kur’an-ı Kerim’de de dolaylı olarak İmamların imametine değinilmiştir.[2] Örnek olarak: Ulu’l Emr ayeti, Tathir ayeti, İkmal ayeti, Tebliğ ayeti, Sadıkın ayeti…

On iki İmam Şia inancına göre, On iki imamların imamet dönemi Hz. Resulullah’ın (s.a.a) hicretin 11’inde rıhletinden sonra Hz. İmam Ali’nin (a.s) imameti ile başlamış ve hiçbir kesinti ve kopuş olmadan günümüze kadar süregelmiştir. Hicretin 260’ıncı yılında Hz. İmam Hasan Askeri’nin (a.s) şehadetinden sonra imamet, oğlu İmam Mehdi’ye (a.s) geçmiş ve o günden sonra imamet zuhur hâletinden gaybet hâletine dönmüştür. İmam Mehdi’nin (a.s) imameti tam olarak gaybet döneminde geçmektedir.

Şialar, İmamları masum ve “ilm-i ledunni” (ledün ilmi)’ne sahip olarak bilmektedirler[3] ve İmamlara tevessül ederek Allah Teala’ya yakınlaşılabileceğini ileri sürmektedirler. Yine Şialar İmamların şefaat sahibi olduklarını belirtmektedirler. Ehlibeyt İmamlarının türbelerini ziyaret etmek Şia inançlarındandır.[4]

14 Masum (sembol)

İmametin İspat Delilleri

İmametin ispat delilleri, her daim İmamiye Şiaları arasında telif için önemli konulardan biri olmuş ve Şia düşünür ve âlimleri çeşitli yöntem ve tarzlarla bu konu hakkında çok sayıda kitap telif etmişlerdir. Süleym bin Kays Hilali’nin hicretin ilk yıllarında yazdığı kitap On iki İmamların imameti hakkında yazılan en eski kitaplardandır.[5]

On İki İmamların (a.s) imametini ortaya koyan nasslarla ilgili eserler kaleme alınmıştır. Örneğin: İbn Ayyaş Cevheri’nin (ö.k. 401) Muktezibu’l Eser ve Hazzaz Kummi’nin (dördüncü yüzyılın sonları) yazdığı Kifayetu’l Eser kitaplarında 12 İmamların imametini ispatlayan nasslar, Şia ve Sünni kitaplarından istihraç edilerek yazıya dökülmüştür.

Nass kitaplarının yanı sıra, İbn Rüstem Taberi’nin İmamların (a.s) mucize ve kerametlerini ortaya koyan Delailu’l İmamet adlı eseri, imametin delillerini ortaya koyan genel eserlerdir veya 12 İmamlar silsilesinde vasiyetin intikalini ortaya koyan Mesudi’nin yazdığı İspatu’l Vasiyet kitabı gibi vasiyet hakkında yazılan kitaplara da değinmek gerekir.[6]

12 İmamların imametini ispatlayan nakli deliller de İmamiye mütekellimleri nezdinde öneme sahiptir. Önemli kelam kitaplarında bu konuya değinilmiştir.[7] Bu hadislerin en önemlileri şunlardan ibarettir: Sakaleyn hadisi, Menzilet hadisi, Sefine hadisi, Yevmu’d Dar hadisi, Medinetu’l ilm hadisi, Kisa hadisi, Tayr meşva hadisi, Bayrak hadisi, Cabir hadisi ve On iki halife hadisi.

12 Halife Hadisi

Ana Madde: On İki Halife Hadisi ve On İki İmamın İmameti

Şia hadislerinin yanı sıra, Ehli sünnet arasında da Hz. Fahri Kâinat Efendimizden (s.a.a) sonra 12 İmam ve yöneticilerin varlığı hakkında hadisler yaygın bir şekilde bulunmaktadır. Birinci yüzyıl boyunca, Hz. Resulullah’ın bazı ashabı Efendimizden sonraki 12 imamların müjdesini veren hadisleri çeşitli yerlerde açıklamışlardır. Bunların arasında Sahihi Buhari ve Sahihi Müslim’de de yer alan en meşhur hadis Cabir bin Semure’nin naklettiği hadistir. Bu hadiste Hz. Peygamberden sonraki emirler (İmamlar ve Halifelerin) 12 kişi olacağı ve hepsinin Kureyş’ten olacağı açıkça belirtilmiştir.[8] İslam dünyasının en meşhur hadislerinden olan bu hadis ilk olarak Sünni kaynaklarında yer almış ve oradan da Şia kaynaklarına geçmiştir.[9]

Bir sonraki sırada ise İbn Mesud’un naklettiği şu hadis gelmektedir: Hz. Peygamber Efendimizin (s.a.a) nakipleri (yönetici ve önderleri) beni İsrail’in nakipleri gibi 12 kişi olacaktır.[10] Ehli sünnete mensup bazıları 12 İmamlarla ilgili bu hadisleri Ehlibeyt İmamları (a.s) dışında başka kişilere yorumlamaya çalışmışlardır!

Şia İmamlarının Kısaca Tanıtımı

1- İmam Ali (a.s)

Necef - İmam Ali'nin Türbesi-

Hz. Ali b. Ebu Talip, tüm Şia fırkalarının birinci imamı ve Ehlisünnet nezdinde Hulefa-i Raşidin’dendir. Kendisi vahiy kâtibi ve Hz. Peygambere (s.a.a) iman eden ilk kişi ve ümmetten Allah’a ibadet eden hiç kimse olmadan yedi yıl önce Peygamberle (s.a.a) birlikte Allah’a ibadet etmekteydi. 300 kadar ayet, onun fazileti hakkında nazil olmuştur. Kureyş, Hz. Peygamberi (s.a.a) öldürmeyi kast ettiğinde o, düşmanların sapması için Peygamberin yatağına yatmış ve bu yolla Hz. Peygamber (s.a.a) gizlice hicret etmiştir. Peygamber, kendi kardeşlik akdini onunla yapmıştır. Kendisi –Peygamberin emri ile Tebuk savaşı dışında- Hz. Peygamberin tüm savaşlarına katılmış ve İslam’ın en onurlu ve iftihar edilen komutanı olmuştur. İmam Ali’nin (a.s) babası olan Ebu Talip, cömert, adaletli ve Arap kabileleri arasında saygı duyulan bir insandı. Kendisi Hz. Peygamberin (s.a.a) amcası, hamisi ve Kureyş’in büyük şahsiyetlerinden birisiydi. Uzun yıllar Hz. Resulullah’ı (s.a.a) himaye ettikten sonra imanlı olarak bi’setin onunda vefat etti.[11]

İmam Ali (a.s) Fil Yılının 30. Yılı’nda Recep Ayı’nın 13’ünde Cuma günü Mekke’de Kâbe’nin içinde dünyaya geldi. Hz. Ali (a.s) 6 yaşında iken Mekke’de kıtlık oldu. Ebu Talip, aile sahibi idi ve kalabalık bir ailenin kıtlık döneminde geçimini sağlamak zordu. Bundan dolayı, Hz. Muhammed (s.a.a) ve Hz. Muhammed’in iki amcası Abbas ve Hamza bu konuda Ebu Talib’e yardım etmeye karar verdiler. Bu sebeple Abbas Cafer’i, Hamza Talib’i ve Hz. Muhammed de (s.a.a) Hz. Ali’yi (a.s) kendi evlerine götürdüler.[12]

Hz. Peygamber Efendimiz (s.a.a) Peygamberlik görevi ile görevlendirilip Hira mağarasından evine dönünce, Hz. Ali (a.s) Hz. Hatice (s.a) ile birlikte Efendimizin peygamberliğini kabul ederek ilk iman eden Müslümanlardan oldular. Aleni ve açık tebliğin yanı sıra “Yevmu’d Dar” hadisesi ile herkesin içinde Efendimizi kabul eden tek kişi olmuştur. Hz. Ali (a.s) Allah Teala’dan başka kimseye tapmamıştır.[13] Hz. Ali (a.s) her daim Hz. Resulullah’ın (s.a.a) yanında olmuştur. Kureyş, Hz. Peygamberi (s.a.a) öldürmeyi kastettiğinde Hz. Ali (a.s), düşmanların sapması için Peygamberin yatağına yatmış ve bu yolla Hz. Peygamberin (s.a.a) gizlice hicret edebilmesini sağlamış ve canını hiçe sayarak efendimizi korumuştur.[14] İştera ayeti bu konu hakkında nazil olmuştur. Peygamber Efendimiz, kardeşlik akdini ashabı içerisinde yalnızca onunla yapmıştır.[15]

Hz. İmam Ali (a.s) Hz. Peygamber Efendimizin (s.a.a) Tebuk savaşı (Peygamber efendimiz Medine’de kendi yerine onu tayin etmiştir) dışındaki tüm savaşlarına katılmıştır. Hiçbir savaştan kaçmamış, tüm rakiplerini yenmiş, Hz. Peygamberin tüm emirlerini itiraz etmeden tam bir teslimiyet ile yerine getirmiştir. Dolayısıyla Efendimiz böylesine yiğit ve fedakâr insan hakkında şöyle buyurmuştur: “Hak Ali’den ve Ali de haktan asla ayrılmaz.”[16]

Hz. Peygamber Sonrası

Hz. İmam Ali (a.s), Hz. Resulullah Efendimiz (s.a.a) vefat ettiğinde 33 yaşında idi ve ashap arasında tüm dini fazilet ve üstünlüklerine ve Gadir Hum günü gibi bir çok yerde Efendimiz kendisinden sonra onu kendi yerine atamasına rağmen genç olması ve Peygamber Efendimiz ve İslam yolunda savaşlarda müşriklerden çoğunun canını aldığı gerekçesi ile hilafetten uzak tutulmuş ve bu şekilde Hz. Ali Efendimiz dini işlerden el çektirilmiştir! Hz. Peygamberin (s.a.a) nassına aykırı olarak peygamber dünyadan göçer göçmez, Sakife’de bir grup Ebu Bekir’e halife unvanı ile biat etmiş, Hz. Ali (a.s) ise 25 yıl sessiz kalmıştır. Osman’ın öldürülmesi ve Müslümanların ısrar ve hücumu ile hükümetin sorumluluğunu üstlenmiştir.[17]

Kısa hükümeti döneminde üç ağır iç savaşla karşı karşıya kalmış ve sonunda Küfe mescidinin mihrabında namaz kıldığı sırada Haricîlerden biri tarafından öldürülmüş ve gizlice Necef’te toprağa verilmiştir. Başlarında Ümmü’l Müminin Ayşe, Talha ve Zübeyr olan bir grup ashap, üçüncü halifenin ölümünü bahane ederek Hz. Ali’ye karşı Cemel savaşını başlatmışlardır. Daha sonra Muaviye tarafından Sıffin savaşı Irak-Şam sınırında başlatılmıştır. Bu savaş yaklaşık olarak bir buçuk yıl sürmüştür. Son fitne ise Haricilerin Nehrevan’da başlattıkları fitnedir. Bu şekilde Hz. Ali’nin kısacık hükümeti savaşlarla ve iç karışıklıklarla geçmiştir. Sonunda hicrî 40. Yılında Ramazan ayının 19’unda sabaha doğru Abdurrahman İbn Mülcem Muradi tarafından (namaz kıldığı sırada) saldırıya uğrayarak yaralandı ve Ramazan ayının 21’inde şehit oldu.[18]

Hz. Ali (a.s) üç halife döneminde, onlara danışmanlık yapmayı onlardan esirgememiştir. Uzun yıllar boyunca Emeviler döneminde Muaviye’nin emri ile ona tüm minberlerde lanet okumuşlardır ve onu övenleri tehdit etmekle kalmamışlar hapislere atmış ve öldürmüşlerdir ve hatta Ali adını çocuklara koymayı bile yasaklamışlardır.

Özellikleri

Müminlerin Emiri Hz. Ali (aleyhi selam), tarihin tanıklığı ve dost ve düşmanların itirafı ile insani kemallatta eksiksiz idi ve İslami faziletlerde Hz. Peygamberin (s.a.a) yetiştirmiş olduğu kamil bir insan numunesiydi.[19]

Hz. İmam Ali (a.s), ilim, bilgi ve marifetlerde Hz. Peygamberin (s.a.a) ashabı içindeki en bilgili insandı. İstidlal ve burhan konusunu açmış, ilahi marifetlerde felsefi konulara değinmiş, Kur’an’ın batını hakkında konuşmuş ve Kur’an’ın korunması için Arap dili kanunlarını kurmuştur. Kendisi de Araplar içindeki en bilgili konuşan insandı.[20](Bkz. Nehcü’l Belağa)

Hz. İmam Ali (a.s), cesaret ve şecaatte dillere destan, takva ve ibadette bir tane, elinin altındakilere, ezilenlere şefkatte numune, fakir ve öksüzlere cömertlik ve ikramda emsalsizdi.[21]

Arap Edebiyatı, kelam, fıkıh, tefsir gibi İslam ilimlerinin bir çoğunun dizi başlangıcı ona ulaşmakta ve çeşitli fırkalar kendi senet silsilelerini ona ulaştırmaktadırlar.

2- İmam Hasan (a.s)

Hz. Hasan b. Ali (a.s) Hz. Ali ve Hz. Fatıma’nın oğlu, Şiaların ikinci imamı ve dördüncü masumdur. Kendisi 37 yaşında iken imamet ve hilafet makamına ulaşmıştır. Hz. Peygamber Efendimiz (s.a.a) defalarca şöyle buyurmuştur: “Hasan ve Hüseyin benim çocuklarımdır.” Efendimizin bu sözünden dolayı Hz. Ali (a.s) öteki çocuklarına şöyle buyururdu: “Sizler benim çocuklarım, Hasan ve Hüseyin Resulullah’ın çocuklarıdır.”[22]

İmam Hasan (a.s) Hicretin üçüncü yılında Ramazan ayının ortasında gece yahut gündüz Medine’de dünyaya gelmiştir. 7 yaşında iken dedesi Hz. Resulullah’ı ve ardından da annesi Hz. Fatıma’yı kaybetmiştir.[23] Babası İmam Ali’nin (a.s) şehadetinden sonra Allah’ın emri ve Hz. Ali’nin vasiyeti ile İmamete ulaşmıştır ve 6 ay kadar Müslümanların halifeliğini yapmıştır. Bu süre zarfında Hz. Ali ve ailesine düşmanlık güden ve hilafet arzusuyla her türlü desise ve komplolara imza atan Muaviye ile savaşlar yapmak zorunda kalmıştır. Savaşlar boyunca Muaviye, her türlü hile ve tuzaklarla savaşı lehine çevirmiş ve hatta İmam Hasan’ın bazı ordu komutanlarını bile para ve vaatlerle kendi yanına çekmiştir. Halkın savaşlardan yorulup, bıkması, Şialarının canını korumak istemesi, halkın İmam’ı himaye etmemesi, kan dökülmesini önlemek, dinin korunması, Havaric tehlikesi ve ordunun düzensizliği gibi nedenler İmam Hasan’ın sulh yapmasını zorunlu kılmıştır.[24] Sonunda Hicretin 41. Yılında Muaviye ile sulh yapmıştır. Barış antlaşmasından sonra, Medine’ye gitmiş ve orada on yıllık ikametin ardından Muaviye’nin vaatlerine kanan eşi tarafından şehit edilmiştir.[25]

3- İmam Hüseyin (a.s)

Hz. Hüseyin b. Ali (a.s) Şiaların üçüncü imamı, Kerbela şehidi, Kisa Ashabından, İmam Ali ve Hz. Fatıma’nın (a.s) ikinci oğlu ve Hz. Peygamberin (s.a.a) torunudur. Hicretin 4. Yılında Medine’de dünyaya gelmiş ve kardeşi İmam Hasan’ın (a.s) şehadetinin ardından Allah’ın emri ve kardeşinin vasiyeti üzerine imamete ermiştir.[26] Hz. Resulü Kibriya (s.a.a), onu ve kardeşi Hz. Hasan b. Ali’yi (a.s) cennet gençlerinin efendisi olarak ilan etmiştir.

İmam Hüseyin aleyhi selam, kardeşinin imameti döneminde kardeşine tabi olmuş ve Muaviye hayatta olduğu sürece ağabeyi Hz. İmam Hasan’ın sulh antlaşmasına sadık kalmıştır. Ancak Muaviye’nin ölümüyle birlikte Yezid’e biat etmeyi meşru bilmemiş ve Kufelilerin daveti üzerine onların yöneticiliğini üstlenmek için Mekke’den Kufe’ye doğru yola çıkmıştır, ancak Kerbela’da Kufelilerin ihanet ve sadakatsizliklerinden dolayı Aşura günü iki ordu arasında gerçekleşen savaşta, İmam Hüseyin (a.s) ve az sayıda (yaklaşık 72 kişilik) ashabı şehadete ermiştir. Geride kalan yakınları, Ehlibeyti ve yârenleri esir alınarak Kufe ve oradan da Şam’a gönderilmiştir.

Muaviye, lakayt ve sorumluluk taşımayan oğlu Yezid’in[27] hilafetini sağlamlaştırmak için çok uğraşmıştır. Sonunda hicretin 60. Yılında ölen Muaviye, oğlu Yezid’i kendi yerine atamıştır.[28]

Yezid, hilafete ulaşır ulaşmaz, Medine valisi Velid b. Utbe’ye bir mektup yazarak İmam Hüseyin’den kendi hilafeti için biat almasını ister. Biat etmezse öldürülerek başının Şam’a gönderilmesini ister! İmam Hüseyin (a.s) düşünmesi için süre ister ve geceleyin ailesi ile birlikte Mekke’ye doğru yola koyulur. İslam’da emniyet yeri olarak belirtilen Beytullah’ta dört ay boyunca kalır.[29] İmam Hüseyin (a.s) başta Kufe halkı olmak üzere Irak’tan İmam Hüseyin’in Irak’a gelerek toplumun önderliğini üstlenmesini ve zulme uğrayan halk için kıyam etmesini isteyen çok sayıda mektup alır.[30] İmam Hüseyin (a.s) Yezit taraftarlarından bir grubun hac mevsiminde hacı görüntüsü ile Mekke’ye gelerek kendisine suikast yapacakları bilgisini alır.[31]

Sonra İmam Hüseyin (a.s) toplanmış kalabalık halka bir konuşma yaparak Irak’a doğru hareket edeceğini bildirir. Konuşmasında şehadetine işaret etmiş ve Müslümanlardan bu yolda kendisine yardım etmelerini ve kanlarını Allah yolunda harcamalarını ister.[32] Bazıları İmam Hüseyin’in bu yolculuğa çıkmaması için ısrarda bulunur, ancak İmam (a.s) Yezid’e biat etmeyeceğini, zalim hükümeti onaylamayacağını ilan eder. Ayrıca nereye giderse gitsin, nerede kalırsa kalsın kendisinin öldürüleceğini bildirerek Mekke’nin saygınlığını korumak için oradan ayrıldığını açıklar.[33]

Kerbela

İmam Hüseyin'in Türbesi -Kerbela-

İmam Hüseyin’in (a.s) Yezid’e biat etmemesi üzerine, Kufe ordusu İmam Hüseyin ve ashabına karşı savaşa başladı. Sonunda hicretin 61. Yılında Muharrem Ayının onunda Kerbela’da savaş başladı. İmam Hüseyin (a.s), mümkün olduğunca Kufe ordusunda bulunan ölmüş vicdanları kendilerine getirmek için baştan ayağa şefkat, muhabbet ve hakikatle dolu sözlerle uyandırmaya çalıştı.

Kufe’ye 70 kilometre mesafedeki Kerbela adlı çölde Hz. İmam Hüseyin ve ashabı düşmanlar tarafından muhasara altına alınır. Muhasara halkası her gün biraz daha daralarak düşman sayısı artış kaydeder. Sonunda İmam ve ashabı 30 bin kişilik düşman ordusu karşısında kalır.[34]

İmam Hüseyin (a.s) bu bir kaç gün boyunca kendi taraftarlarını savaşa hazırlamaya çalışmaktadır ve savaşın sonunun şehadetle biteceğini bildirir. Muharrem ayının dokuzuncu günü –Tasua günü- ikindi vaktinden kısa bir süre sonra Kufe ordusu Ömer b. Sa’d’ın emriyle “Ya Haylullah” sloganı eşliğinde İmam Hüseyin’in (a.s) ordusu ile savaşmak için hazırlanır; ancak İmamın (a.s) isteğiyle İbn Sa’d, İmam (a.s) ve yârenlerine geceyi namaz ve duayla geçirmeleri ve aynı zamanda aldıkları karar noktasında düşünmeleri için bir gece fırsat verir. İmam Hüseyin (a.s) ordusundan biatini kaldırdığını ve gitmek isteyenlerin gidebileceklerini bildirir,[35] ancak kimse gitmez ve Yezit ordusuna karşı savaş kararı alınır.[36]

Sonunda savaş başlamış ve birkaç saat içinde İmam Hüseyin (a.s) ve onunla birlikte olan erkekler ve gençler şehit olmuş,[37] İmam’ın kadınları ve ergenlik çağına ulaşmayan çocuklarını esir alarak Kufe’ye oradan da Şam’a götürmüşlerdir. O zaman hasta olduğu için öldürülmeyen İmam Ali b. Hüseyin (a.s) dışında herkes öldürülmüştür.[38]

Ehlibeytin Esareti

İmam Hüseyin’in (a.s) şehit olmasından sonra düşman ordusu; at, deve, elbise ve hatta kadınların süs eşyalarını yağmalamak için çadırlara saldırdılar. Onlar İmam Hüseyin’in (a.s) çadırlarını yağmalamada birbirleriyle yarışıyorlardı.[39]

Aşura vakıasında ağır hasta olan Ali b. Hüseyin (a.s), Hz. Zeynep (s.a) ve geride kalan diğerleri ile birlikte esir alındılar. Ömer b. Sa’d ve ordusu esirleri Kufe’ye emevi hakimi İbn Ziyad’ın yanına götürdüler ve oradan da Şam’a Yezit’in sarayına gönderildiler.

Aşura sonrası, esirleri Kufe’ye götürmüşler ve orada canları yakıcı bir şekilde esirleri dolaştırmışlardır. Kufe’ye girer girmez Hz. Zeynep (s.a) oradakilere bir konuşma yapmış ve herkesi etkisi altına almıştır.

Kerbela faciasının ardından, Yezid b. Muaviye, Kufe valisi Ubeydullah b. Ziyad’dan Hz. Zeyneb’in (s.a) kervanını kesik başlarla birlikte Şam’a göndermesini istedi. Şam şehri yıllarca (Muaviye tarafından) Hz. Ali nefreti ile yaşatılmıştı. Yıllarca Ebu Sufyan ve oğlu Muaviye’nin Hz. Ali’ye karşı propaganda ve tebliği bu şehirde doruk noktasına çıkartılmıştı. Dolayısıyla Peygamber Ehlibeytinin (a.s) Şam’a girdiğinde halkın yeni elbiselerini giymesi, şehrin her yerinin süslenmesi, şarkıcıların her yerde şarkılar söylemesi ve Şam şehrinin toptan sevince bürünmesi şaşırtıcı bir durum değildi. Ancak esirler kafilesi kısa bir sürede, koşulları kendilerine dönük olarak değiştirdi. Hz. İmam Zeynel Abidin ve Hz. Zeynep tarafından Şam’da yapılan konuşmalar ve Ümeyye Oğullarının işledikleri cinayetleri ortaya koymalarıyla Şamlıların Ehlibeyte (aleyhimu’s selam) olan düşmanlıkları bir anda sevgi ve muhabbete dönüşmüş ve öte yandan kamuoyunun öfkesi bir anda Yezid’e dönmüştür. İmam Hüseyin’i öldürerek hükümetinin temellerini sağlamlaştıracağını düşünen Yezid, hükümetinin temellerinin sarsıldığını görmeye başlamıştır.[40]

4- İmam Seccad (a.s)

İmam Seccad ve İmam Zeynel Abidin diye meşhur olan Ali b. Hüseyin b. Ali b. Ebu Talip (a.s), Şiaların dördüncü imamıdır. İmamet süresi 34 yıldır. Kerbela vakıasında bulunduğu gibi Harre vakıası, Tevvabun Hareketi ve Muhtar’ın kıyamına şahit olmuştur.[41]

Sahife-i Seccadiye ve Risale-i Hukuk onun eserlerindendir. Velid b. Abdulmelik’in emri ile zehirletilerek şehit edilmiştir. Kabri şerifleri amcası İmam Hasan Mücteba’nın (a.s) yanında Cennetü’l Baki’dedir.[42]

İmam Seccad (a.s) Kerbela olayından sonra 34 yıl yaşamış ve bu süre zarfında her zaman Kerbela şehitlerinin hatıralarını canlı tutmak ve yaşatmak için çalışmıştır. Her ne zaman su içerse babasını anar ve İmam Hüseyin’in (a.s) başına gelen musibetlerden dolayı ağlar ve gözyaşı dökerdi. İmam Zeynel Abidin (aleyhi selam) Medine’ye döndükten sonra evine kapanmış ve Ebu Hamza Sumali, Ebu Halit Kabuli ve onlar gibi has ashabı dışında kimseyle görüşmemeye çalışmış ve ibadetle meşgul olmuştur. Elbette bu has kişiler İmamdan aldıkları sözleri Şialar arasında yaymakta ve onların dini ihtiyaçlarını karşılamaktaydılar. Bu şekilde Şia yayılmaya başlamış ve İmam Cafer Sadık (a.s) döneminde bu daha çok gözle görülmeye başlanmıştır.[43]

57 duadan oluşan Sahife-i Seccadiye kitabı, İmam Zeynel Abidin’in (a.s) eseridir.[44] İmam Seccad (a.s) 94 (veya 95) yılında Velid b. Abdulmelik’in emri ile zehirletilerek şehit edilmiştir. Medine’deki Cennetü’l Baki mezarlığında amcası İmam Hasan Mücteba’nın (a.s) yanında defnedilmiştir.[45]

5- İmam Muhammed Bakır (a.s)

İmam Bakır (a.s) diye meşhur olan Muhammed b. Ali b. Hüseyin b. Ali b. Ebu Talip (a.s), Şiaların beşinci imamıdır. İmamet süresi 19 yıldır. Küçük yaşında iken Kerbela vakıasında hazır bulunmuştur. İmam Muhammed Bakır’ın (a.s) zamanında Şia’nın yayılması için tarihi koşulların münasip olması İmam’ın Şia’nın büyük ilmi kıyamını gerçekleştirmesine neden olmuş ve daha sonra İmam Cafer Sadık (a.s) zamanında doruk noktasına çıkmıştır. Kabri şerifleri Medine’de Cennetü’l Baki mezarlığındadır. Bazı kaynaklarda, Hişam b. Abdulmelik’in onun şehadetindeki faktör olduğu belirtilmiştir. Bazıları İbrahim b. Velid’in zehirletilerek şehit edilmesindeki faktör olduğu belirtilmiştir.[46]

Hicretin 94. Yılından 114. Yılına kadarki yıllar fıkhi akımlar ve tefsir hakkında hadis nakillerinin zirve yaptığı yıllardır. Bunun nedeni Emevilerin zayıflaması ve devlet adamları arasındaki güç savaşlarıydı.[47]

İmam Muhammed Bakır (a.s) bu dönemde, oğlu İmam Cafer Sadık (a.s) döneminde doruk noktasına çıkacak geniş bir ilmi hareket başlattı. Kendisi ilim, züht, azamet ve fazilette Beni Haşim’in tüm büyüklerinin başı konumundaydı ve din ilmi, nebevi sünnet, Kur’an ilimleri, siyre, ahlak, adap alanında anlattığı hadis ve rivayetleri o güne kadar İmam Hasan ve İmam Hüseyin’in çocukları arasında anlatan olmamıştı. İmam Muhammed Bakır’ın (a.s) ilmi şöhreti Hicaz dışında, Irak ve Horasan’da da geniş bir alana yayılmıştı.[48]

6- İmam Cafer Sadık (a.s)

İmam Sadık diye ünlenen Cafer b. Muhammed b. Ali b. Hüseyin, Şiaların altıncı imamıdır. 65 yılında şehit oldu[49] ve babası İmam Muhammed Bakır (a.s) ve dedeleri İmam Seccad (a.s) ve İmam Hasan’ın (a.s) yanında Cennetü’l Baki mezarlığında defnedildi. Annesi Kasım b. Muhammed b. Ebu Bekir’in kızı Ümmü Ferve’dir. İmameti 34 yıl sürmüştür. Künyesi Ebu Abdullah’tır ve Caferi mezhebi ona nispet verilmektedir.

İmam Cafer Sadık’tan (a.s) fıkıh ve kelam alanında çeşitli konularda geniş ve çeşitli hadisler nakledilmiştir. Bundan dolayı Şia mezhebini Caferi mezhebi olarak adlandırmışlardır. Hz. İmam’ın (a.s) imametinin ilk yıllarında meydana gelen siyasi boşluk insanların özgürce İmam Cafer Sadık’a yönelmelerine neden olmuş ve fıkhi ve kelami sorularını ondan öğrenmişlerdir.[50]

İmam Cafer Sadık (a.s) 34 yıllık imameti boyunca dini marifetleri yaymış ve çok sayıda ilmi şahsiyet eğitmiştir. Zurare, Muhammed bin Müslim, Mümin Tak, Hişam bin Hakem, Aban bin Taglib, Hişam bin Salim, Hureyz, Hişam Kelbi Nusabe, Cabir bin Hayyan gibi çok sayıda bilgini akli ve nakli ilimlerde yetiştirmiştir. Hatta Süfyan Servi, Ebu Hanife, Kadı Sekuni, Kadı Ebu’l Bahteri gibi çok sayıda Ehli sünnet bilginini de eğitmiştir. Ehlibeyt İmamlarından hiç birisinin İmam Cafer Sadık (a.s) kadar öğrencisi olmamış ve İmamlardan nakledilen rivayetler ondan nakledilen rivayetlerin sayısına ulaşmamıştır. Hadis ashabı ondan rivayet nakleden ravilerin sayısını 4000 olarak belirtmişlerdir.[51] İmam Muhammed Bakır ve İmam Cafer Sadık’tan nakledilen hadis sayısı Hz. Peygamber ve öteki 10 masumdan nakledilen rivayetlerden daha çoktur.[52]

Fusulu’l Muhimme ve Misbahu Kef’emi kitapları ve başka kitaplarda da zikredildiği gibi İmam Sadık zehirlenerek şehit edilmiştir. İbn Şehri Aşub’un, Menakib kitabında yazdığına göre Ebu Cafer Mensur onu zehirlemiştir, zira Mensur’un ona karşı olan kini ve halkı ona karşı kışkırtma korkusu onu rahat bırakmıyordu. Mensur’un biyografisini bilen herkes, Mensur’un hilafete ulaşmak için çaba sarf edenlere hiç acımadığını ve hatta Abbasi hükümetinin kurulmasında oldukça büyük çabalar sarf eden Ebu Müslim Horasani’ye bile acımadan katlettiğini bilirler. Dolayısıyla İmam Cafer Sadık (a.s) Mansur’un hükümeti döneminde mecburen ömrünün sonuna kadar takiye ile hayatını sürdürmüş ve sonunda Mensur Abbasi tarafından zehirletilerek şehit edilmiştir.[53]

7- İmam Kazım (a.s)

Kazım lakaplı Hz. Musa b. Cafer, Şiaların yedinci imamıdır. Hicretin 128. Yılında Ebva (Mekke ve Medine arasında) bir yerde dünyaya geldi. İmam Kazım (a.s) değerli babası İmam Cafer Sadık’ın (a.s) şehadetinin ardından imamet makamına erdi. 148 yılından 183 yılına kadar 35 yıl Şiaların liderliğini yaptı. Hicretin 183. Yılında Recep ayının yirmi beşinde Bağdat’ta Sindi b. Şahik hapishanesinde zehirletilerek şehit edildi.[54] İmam Kazım (a.s) iki kere Harun Reşit’in emriyle hapse atılmıştır. Birinci zindan hayatının ne kadar sürdüğü bilinmemektedir, ancak İmamın şehadetine neden olan ikinci zindan hayatı 179 ila 183 yılları arasında gerçekleşmiştir. Harun Reşit, İmam Musa Kazım’ı (a.s) hicretin 179. Yılında Medine’de tutukladı. İmam (a.s), zilhicce ayının 7’sinde İsa b. Cafer zindanı diye meşhur olan Basra’daki zindana atıldı. Daha sonra Bağdat’taki Fazıl b. Rabii zindanına intikal ettirdiler. İmam Musa Kazım’ın (a.s) şehadeti Hicretin 183. Yılında Recep ayının 25’inde Bağdat’ta Sindi zindanında gerçekleşmiştir. Tarihçilerin çoğuna göre İmam (a.s) Yahya b. Halit ve Sindi b. Şahik tarafından zehirletilerek şehit edilmiştir.[55]

8- İmam Rıza (a.s)

İmam Rıza'nın Türbesi

Hz. Ebu’l Hasan Ali b. Musa er-Rıza, İsnaaşer (On İki İmam) Şia’sının sekizinci imamıdır. Dünyaya geliş yılının hicretin 148. Veya 153. Yılı Zilhicce ayının veya Zilkade ayının veya Rebiülevvel ayının 11’i Perşembe veya Cuma günü olduğu nakledilmiştir. En meşhur lakabı “Rıza” ve “İmam Rıza’dır. Künyesi Ebu’l Hasan’dır. Babası Şiaların yedinci İmamı, İmam Kazım’dır. Annesinin adı konusunda ihtilaflar bulunmaktadır: Örneğin Ümmü’l Benin, Tüktem, Necime… denilmiştir.[56]

Medine’de dünyaya gelmesine rağmen Abbasi halifesi Me’mun onu zorla Horasan’a getirtmiş ve zorla veliahtlık görevini vermiştir.[57] İmam Rıza (a.s) Medine Horasan yolunda ünlü “Silsiletu’z Zeheb” hadisini Nişabur şehrinde açıklamıştır. Me’mun’un İmam Rıza (a.s) ile öteki din ve mezhep büyükleri arasında teşkil ettiği münazara toplantıları meşhurdur. İmamet süresi 20 yıldır. Tus şehrinde vefat etmiştir. Me’mun vefatında sorumlu bilinmiştir. Kabri şerifleri Meşhed şehrindedir ve her yıl dünyanın çeşitli ülkelerinden milyonlarca Müslüman ziyaretine gelmektedir.[58]

Veliahtlık konusu, İmam Rıza’nın (a.s) siyasi yaşamındaki önemli konulardan biridir. İmamın veliahtlık sürecini incelemek için İslam tarihi, halifeler tarihi ve Emeviler tarihi ile Abbasilerin hilafeti ele geçirmelerinin keyfiyeti konularını yakından analiz etmek gerekir. İslam hilafet topraklarının genel durumu hicretin 203. Yılına (İmam Rıza’nın vefat yılına) kadar özet olarak şu şekildedir: Emevi halifeleri genel olarak zalim ve hilafetten hükümranlık dışında bir şey bilmeyen insanlardı. İçlerinden yalnızca Ömer b. Abdulaziz onlardan biraz farklılıklar göstermiş, ancak onun hükümeti de uzun ömürlü olmamıştır. Halifelerin zülüm ve sitemlerinin sonucu olarak her yerden hükümete karşı ayaklanma ve isyanlar baş göstermiştir. Bu isyanlar daha çok dini renk ve öğretilerle iç içe olmuştur. Müslümanlar İslam dininin ihya edilmesi ve İslam topraklarında yaşayan öteki semavi din taraftarları adalet ve eşitliğin sağlanması için kendilerine Ehlibeyt denilen Hz. Ali (a.s) ailesine ümit bağlamışlardı. Abbasiler insanların bu ümidi sayesinde kendi çıkarlarına hizmet etmişlerdir. Daha işin başında onlar, insanların Emevilerin zulümlerinden kurtarılması için geldiklerini söylemekteydiler.[59]

Hilafeti hile ile ele geçirerek kendilerinde karar kılan Abbasiler, daha sonra verdikleri tüm vaatleri ayaklarının altına aldılar. Başta Aleviler olmak üzere halka kötü muamele etmeye başladılar. Her bahane ile insanlara istedikleri şekilde eziyet ettiler, hapse attılar ve öldürdüler.[60] Sonunda amcaoğullarına yani Ebu Talip hanedanına yaptıkları onca haksızlıklar insanları onlara karşı öfkelendirdi. Bu şekilde, ayaklanmalar yeniden baş göstermeye başladı. Me’mun’un döneminde isyanlar önceki dönemlerden daha çok yayılmaya başladı. Hz. Ali (a.s) ailesine bağlılık ile kıyamlar bir çok eyalet ve şehirde kendisini göstermeye başladı. Durumun kritiğini yapan Me’mun bu sorunlardan kurtulmak için bir şeyler yapması gerektiğini anladı. Bu da İmam Rıza’ya veliahtlık vermekti. Bu yolla insanların beslediği derin duyguları ortadan kaldıracak, Alevileri şüphe ve kuşkuya düşürerek halk yanında değersiz kılacaktı.[61]

9- İmam Cevad (a.s)

İmam Cevad diye meşhur olan Muhammed b. Ali b. Musa, Şiaların dokuzuncu imamıdır. Hicretin 195. Yılında Recep ayında Medine’de dünyaya geldi. İmam Cevad (a.s) 25 yaşındayken Abbasi halifesi Mu’tasım tarafından şehit ettirildi ve dedesi İmam Musa b. Cafer’in (a.s) Kazımeyn’deki türbesinde toprağa verildi.[62]

İmam Rıza (a.s) hicretin 203’üncü yılında şehit oldu. O sırada sekiz yaşında olan oğlu Hz. Cevad (a.s) imamet makamına erdi. Bu mesele Şialar arasında anlaşmazlıkların yaşanmasına neden olmuş ve bazıları İmam Rıza’nın (a.s) kardeşi Abdullah b. Musa b. Cafer’in peşine takılmıştır, ancak delilsiz kimsenin imametini kabul etmediklerinden onlardan bazıları Abdullah’a bazı sorular yöneltmiş, ancak Abdullah sorulara cevap vermekten aciz kalınca onun yanından dağılmışlardır. Elbette Şiaların çoğunluğu İmam Cevad’ın (a.s) imametine daha küçük yaşındayken inanmıştı, gerçi bazıları İmamın küçük yaşını dile getirmiş, ancak İmam, Hz. Süleyman’ın Hz. Davud’un halefi olması konusunu dile getirmiştir.

İmam Cevad’ın (a.s) imameti iki Abbasi halifesi ile aynı döneme rastlamıştır. Birincisi 193 yılından 218 yılına kadar halifelik yapan Ma’mun’dur. İmam Cevad, ömrünün 23 yılını bu Abbasi halifesi zamanında geçirmiştir. İkincisi, 218 yılından 227 yılına kadar halifelik yapan Mu’tasım’dır. İmam Cevad’ın imametinin iki yılı bu halife döneminde geçmiştir. İmamın sükûnet ettiği şehir Medine idi, ancak mezkûr iki Abbasi halifesinin isteği üzerine İmam, Bağdat’a yolculuk yapmış ve Mu’tasım zamanında orada şehit olmuştur.[63]

10- İmam Hadi (a.s)

Ebu’l Hasan Ali b. Muhammed b. Ali b. Musa, İmam Cevad'ın (a.s) oğlu ve Şiaların onuncu imamıdır. Kendisinden İmam Ali Naki veya İmam Hadi olarak bahsedilmektedir. 220 yılından 254 yılına kadar 34 yıl boyunca Şiaların imamet görevini üstlenmiştir.[64]

İmametinin çoğunluğunu Samarra’da, egemen hükümetin doğrudan kontrolü altında geçirdi. Abbasi halifelerinden 7’isi ile aynı dönemde yaşamıştır. Onlardan en önemlileri Mütevekkil’dir. Kabri şerifleri Irak’ın Samarra şehrindedir.[65]

İmam Hadi ve oğlu İmam Hasan Askeri, askeriyeyn diye ünlüdürler. Zira Abbasi halifeleri onları 233 yılında Samarra’ya götürmüş ve ömürlerinin sonuna kadar orada kontrolleri altında tutmuşlardır. İmam Hadi (a.s) hicretin 220. Yılında imamet makamına erdi. Şiaların İmam Cevad’ın (a.s) küçük yaşta imam olması konusundaki sorunu -az bir grup dışında- aşmasından dolayı İmam Hadi’nin (a.s) küçük yaşta imam olması konusunda önemli bir tereddüt yaşanmamıştır.

Mütevekkil, hicretin 233. Yılında İmam Hadi’yi (a.s) Medine’den Samarra’ya getirtme kararı aldı. İbn Cevzi, bazı kötü niyetli kimselerin Mütevekkil’in huzurunda risalet ailesine kötü söz söylemelerine değinerek şöyle yazmakta: Mütevekkil, halkın İmam Hadi’ye (a.s) olan ilgisini ortaya koyan raporlardan dolayı onu Samarra’ya çağırttı.[66]

Mütevekkil halifelik gücünü ele geçirmeden önce önceki halifelerin politikası Ma’mun’un politikası idi. Ehli Hadis karşısında Mutezile’yi savunan bu politika, Alevilere siyasi açıdan uygun bir atmosfer vermekteydi, ancak Mütevekkil’in gelişi ile dar görüşlülükler başlamış ve Ehli Hadis, Mutezile ve Şialara karşı himaye ve tahrik edilerek onlara karşı ağır baskı ve şiddet baş göstermeye başlamıştır.

Ebu’l Ferec İsfahani, Mütevekkil’in olumsuz ve uygun olmayan davranışlarına işaret etmiş ve Ubeydullah b. Yahya b. Hakan adındaki vezirinin de onun gibi azılı bir Alevi ailesi düşmanı olduğunu belirtmiştir. Mütevekkil’in uygunsuz ve çirkin davranışlarından bazıları şunlardır: İmam Hüseyin’in (a.s) kutsal kabri şeriflerini tahrip etmek, kabrin etrafına tohum ekip biçmek, kabrin üzerinde tarım yapmak ve İmam Hüseyin’in (a.s) kabri şeriflerini ziyaret etmek isteyenlere zorluk çıkarıp ağır cezalara çarptırmak.[67]

İmam Hadi (a.s) Samarra’da zorla tutulduğu dönem boyunca, görüntüde sakin bir hayat yaşamaktaydı. Mütevekkil, İmamı tam olarak kontrol ve takip altında tutmak ve onu halkın gözünde azamet ve saygınlığını kırmak için planlar düzmekteydi.

Mütevekkil’den sonra oğlu Muntasır yönetime geldi. Muntasır’ın hükümeti ile İmam Hadi ve Alevi ailesine olan baskılar bir nebze de olsa azalmaya başladı. Gerçi farklı şehirlerde devlet adamlarının Şialara karşı baskıları aynen devam etmekteydi.

Nitekim Şeyh Mufid ve başkalarının rivayet ettiğine göre İmam Hadi (a.s) Hicretin 254. Yılında Recep ayında Samarra’da 20 yıl, 9 ay ikamet ettikten sonra şehit olmuştur. Bazıları şehadetinin Recep ayının üçünde gerçekleştiğini belirtmiştir.[68]

11- İmam Hasan Askeri (a.s)

Ebu Muhammed Hasan b. Ali İsna Aşeri (On İki İmam) Şialarının 11. İmamıdır. Babası (İmam Hadi) ve kendisinin Asker’de (Samarra) zorla alıkonulmasından dolayı bu iki imam Askeri diye ünlü olmuşlardır. İmam Hasan Askeri (a.s) hicretin 260. Yılında Rebiülevvel ayının sekizinde şehit olmuştur.[69]

Hz. Hasan b. Ali (İmam Askeri) babası İmam Hadi’nin (a.s) vefatının ardından İmam Hasan Askeri’nin (a.s) imametle ilintili gerekli ve tüm fazilet ve erdemlere sahip olmasının yanı sıra İmam Hadi’nin (a.s) onun hakkında 11. imam olduğuna dair açıklaması buna delalet etmektedir. İmam Hasan Askeri (a.s) babası ile birlikte yaklaşık olarak 3 yaşında iken h. 233/ m. 847 yılında Samarra’ya getirildi ve yaşamının geri kalanını orada sürdürdü.

İmam Hasan Askeri (a.s) birkaç kere hapse atılmasının yanı sıra öteki insanlar gibi sıradan bir hayat yaşamaktaydı. Doğal olarak hareketleri hükümet güçleri tarafından kontrol altında tutulmaktaydı. Açıktır ki İmam Hasan Askeri (aleyhi selam) öteki İmamlar gibi (birkaçı istisna) özgür ve seçme hakkı olsaydı Samarra’da değil, Medine de yaşamayı seçerdi. Gerçekte İmamın (a.s) Samarra’daki uzun süreli ikameti, Abbasi halifesi tarafından göz hapsinde tutulması dışında açıklanamaz. Bu konu ve özellikle uzun süre önce Şialarca kurulan düzenli ağ, halife tarafından üzerinde titizlikle durulan bir konuydu. Bu da halifenin endişelenmesine ve korkmasına neden olmaktaydı. Dolayısıyla İmamı her daim kontrol altında tutmaktaydı.

İmam Hasan Askeri (a.s) vefatından hemen önce hicretin 259. Yılında annesini hacca göndermiş, hicretin 260. Yılında başına gelecek hadiseleri ona anlatmış, oğlu İmam Mehdi’ye (a.f) gerekli vasiyetlerini anlatmış ve İsm-i Azam, imamet mirası ve silahı ona teslim etmiştir.[70] İmam Hasan Askeri (a.s) hicretin 260. Yılının Rebiülevvel ayının başlarında hastalandı ve aynı ayın sekizinde 28 yaşında iken Samarra’da vefat etti ve babasının defnedildiği eve defnedildi.[71]

Tabersi (ö. 548) şöyle yazmaktadır: Ashabımızın (yani Şia ulemalarının) çoğu, İmam Hasan Askeri’nin zehirletilerek öldürüldüğüne inanmaktadır. Yazısının devamında imamın babasının, dedesinin ve tüm Şia imamlarının şehit olduklarını belirtmiştir. Bu konudaki Şia ulemalarının delili ise İmam Cafer Sadık’ın (a.s) şu buyruğudur: Allah’a ant olsun ki hepimiz öldürülerek şehadete ermekteyiz.[72]

12- İmam Mehdi (a.s)

On ikinci İmam Hz. Mehdi (a.s), on birinci İmam Hz. Hasan Askeri’nin (a.s) tek oğludur. İsmi ve künyesi Hz. Resulü Kibriya Efendimizin (s.a.a) isim ve künyesinin aynısıdır. Şu anda gaybette yaşamaktadır. Hicretin 255. Yılında Şaban ayının 15’inde dünyaya geldi. Hz. Peygamber Ekrem ve önceki İmamlar, Hz. Mehdi’nin geleceğini müjdelediği için zamanın hükümeti onu ele geçirme peşine düşmüştür. Dolayısıyla İmam Hasan Askeri (a.s) oğlunun dünyaya gelişini gizli tutmuş ve kendi dönemi boyunca onu gözlerden uzak tutmuştur. İnsanların çoğu o şehit olurken oğlundan haberdar değildi.

İmam Mehdi (a.s) 5 yaşında iken (h. 260) imamet makamına erdi ve bu tarihten küçük gaybeti bitene kadar dört naip diye bilinen elçileri aracılığı ile tanınmakta ve insanlarla ilişki kurmaktaydı. Son naibin vefatından (h. 329) sonra büyük gaybet başlamıştır. Şu anda büyük gaybettedir ve tıpkı hadislerin bildirdiğine göre İmam Mehdi’nin (a.s) zuhur tarihi hiçbir şekilde belli değildir. Hz. Peygamber Efendimizin (s.a.a) İmam Mehdi (a.f) hakkında buyurmuş olduğu hadisler yalnızca Şia kaynaklarında yer almamış, bilakis Ehli sünnet başta olmak üzere tüm mezheplerin kaynak kitaplarında çokluca yer almıştır.

İmam Mehdi’nin aleyhi selam gaybeti iki bölümden oluşur:

  1. Küçük Gaybet: Hicretin 260. Yılında başlamış ve 329’unde sona ermiştir (yaklaşık 70 yıl) Bu süre zarfında İmam Mehdi (a.s) has naipleri vasıtasıyla insanlarla ilişki kurmaktaydı.[73]
  2. Büyük Gaybet: Hicretin 329. Yılından bugüne kadar sürmektedir. Hz. Fahri Kainat Efendimiz (s.a.a) Şia ve Sünnilerin kabul ettikleri bir hadiste şöyle buyurmaktadır:

“Dünyanın sonuna bir gün kalmış olsa dahi, Allah zulüm ve kötülükle dolmuş olan yeryüzünü adaletle doldurması için, benim Ehlibeytimden bir kişiyi gönderecektir.”[74]

İmamlar Hakkındaki Ehlisünnet Kitapları

Anlatılanların dışında, Ehlibeyt İmamları (a.s) hakkında Ehli sünnet çevresinde de büyük saygı ile anılmakta ve değer verilmektedir. Bu sevgi bazen imamlar hakkında kitapların yazılmasına da neden olmuştur.

Ehlibeytin (a.s) faziletleri hakkında Ehli sünnet tarafından yazılan kitapların sayısı az değildir. Bu kitaplardan birisi de Ebu’l Fazl Yahya bin Selamet Hasaki’nin (k. 553) kasidesidir. Bu kitapta 12 İmamlar tek tek ele alınmış ve haklarında övgü dolu bilgiler verilmiştir.[75]

Ehli sünnet dünyasında Ehlibeyt İmamlarının faziletleri hakkında yazılan kitaplardan bir kaçına numune olarak değiniyoruz:

  1. Metalibu’s Suul fi Menakibu Al-i Resul, telif: Kemalettin İbn Talha Şafii (k. 562);
  2. Tezkiretu Havasu’l Ummet fi Hasaisu’l Eimme, telif: Hanefi Yusuf bin Kazoğlu Sabt İbn Cevzi (k. 654);
  3. el-Fusulu’l Muhimmet fi Marifeti’l Eimme, telif: İbn Sabbah Maliki (k. 855), Bu kitap defalarca basılmıştır. Kitabın yüksek tirajlı ve farklı çeşitlerde baskıları, kitabın ne kadar çok ilgi gördüğünün bir delilidir.[76] Kitabın yazarı bu kitabında Şia’nın önde gelen âlimlerinden Şeyh Müfid’in “el-İrşat” adlı kitabından da çokça nakillerde bulunmuştur. (sayfa: 192, 213)
  4. eş-Şuzuratu’z Zehebiye veya el-Eimmetu’l İsna Aşer, telif: Suriyeli Hanefi âlimi Şemsettin İbn Tulun (m. 1958);
  5. el-İthaf bi-Hubbi’l İşraf, telif: Mısırlı şafii alimi Abdullah bin Amir Şebrevi (k. 1172);
  6. Nuru’l Ebsar fi Menakibu Al-i Beyti’n Nebi el-Muhtar, telif: Seyyid Mümin Şeblençi (k. 1290);
  7. Yenabiu’l Meveddet, Hanefi alimi Süleyman bin İbrahim Kunduzi (k. 1294).[77]

Ayrıca Bakınız

Kaynakça

  1. Tabatabai, Şia der İslam, s. 197-199.
  2. Mekarim Şirazi, Peyam Kur’an, c. 9, İmamet Der Kur’an, s. 182 ve sonrası.
  3. Tercüme el-Mizan, c. 13, s. 474.
  4. Et-Tibyan, Şeyh Tusi, c. 1, s. 214.
  5. Bkz. Neccaşi, s. 440.
  6. Bkz. Neccaşi, s. 219, 298.
  7. Seyyid Murtaza, s. 502, 503; Allame Hilli, s. 314.
  8. Buhari, c. 8, s. 127; Müslim, c. 3, s. 1452-143; Ebu Davud, c. 4, s. 106; Tirmizi, c. 4, s. 501.
  9. Numani, s. 62; İbn Babaveyh, 429 ve sonrası, Hazzaz, s. 49; İbn Ayyaş, s. 4.
  10. Ahmed bin Hambel, c. 1, s. 398, 406; Hakim, c. 4, s. 501; Numani, s. 74-75; Hazzaz, s. 23; İbn Ayyaş, s. 3.
  11. Tabatabai, Şia der İslam, s. 199.
  12. Tabatabai, Şia der İslam, s. 199.
  13. Tabatabai, Şia der İslam, s. 199, 200.
  14. Tabatabai, Şia der İslam, s. 200.
  15. Tabatabai, Şia der İslam, s. 200, 201.
  16. Tabatabai, Şia der İslam, s. 201.
  17. Tabatabai, Şia der İslam, s. 201.
  18. Tabatabai, Şia der İslam, s. 201, 202.
  19. Tabatabai, Şia der İslam, s. 202.
  20. Tabatabai, Şia der İslam, s. 202, 203.
  21. Tabatabai, Şia der İslam, s. 204, 205.
  22. Tabatabai, Şia der İslam, s. 205.
  23. Tabatabai, Şia der İslam, s. 205.
  24. Tabatabai, Şia der İslam, s. 205, 206.
  25. Tabatabai, Şia der İslam, s. 206, 207.
  26. Tabatabai, Şia der İslam, s. 207.
  27. Tabatabai, Şia der İslam, s. 207, 208.
  28. Tabatabai, Şia der İslam, s. 208.
  29. Tabatabai, Şia der İslam, s. 209.
  30. Tabatabai, Şia der İslam, s. 209, 210.
  31. Tabatabai, Şia der İslam, s. 210.
  32. Tabatabai, Şia der İslam, s. 210.
  33. Tabatabai, Şia der İslam, s. 211.
  34. Tabatabai, Şia der İslam, s. 211, 212.
  35. Tabatabai, Şia der İslam, s. 212.
  36. Tabatabai, Şia der İslam, s. 212, 213.
  37. Tabatabai, Şia der İslam, s. 213.
  38. Tabatabai, Şia der İslam, s. 213.
  39. Tabatabai, Şia der İslam, s. 213, 214.
  40. Tabatabai, Şia der İslam, s. 214.
  41. Tabatabai, Şia der İslam, s. 215, 216.
  42. Tabatabai, Şia der İslam, s. 216.
  43. Tabatabai, Şia der İslam, s. 216.
  44. Tabatabai, Şia der İslam, s. 216.
  45. Tabatabai, Şia der İslam, s. 216, 217.
  46. Tabatabai, Şia der İslam, s. 217.
  47. Tabatabai, Şia der İslam, s. 217.
  48. Tabatabai, Şia der İslam, s. 217, 218.
  49. Tabatabai, Şia der İslam, s. 218.
  50. Tabatabai, Şia der İslam, s. 218, 219.
  51. Tabatabai, Şia der İslam, s. 219.
  52. Tabatabai, Şia der İslam, s. 219.
  53. Tabatabai, Şia der İslam, s. 220.
  54. Tabatabai, Şia der İslam, s. 221.
  55. Tabatabai, Şia der İslam, s. 221.
  56. Tabatabai, Şia der İslam, s. 222.
  57. Tabatabai, Şia der İslam, s. 222, 223.
  58. Tabatabai, Şia der İslam, s. 223.
  59. Tabatabai, Şia der İslam, s. 223, 224.
  60. Tabatabai, Şia der İslam, s. 224.
  61. Tabatabai, Şia der İslam, s. 224, 225.
  62. Tabatabai, Şia der İslam, s. 225, 226.
  63. Tabatabai, Şia der İslam, s. 226.
  64. Tabatabai, Şia der İslam, s. 226.
  65. Tabatabai, Şia der İslam, s. 226, 227.
  66. Tabatabai, Şia der İslam, s. 227.
  67. Tabatabai, Şia der İslam, s. 227, 228.
  68. Tabatabai, Şia der İslam, s. 228.
  69. Tabatabai, Şia der İslam, s. 229.
  70. Tabatabai, Şia der İslam, s. 229, 230.
  71. Tabatabai, Şia der İslam, s. 230.
  72. Tabatabai, Şia der İslam, s. 231.
  73. Tabatabai, Şia der İslam, s. 232.
  74. Tabatabai, Şia der İslam, s. 232.
  75. Sabt bin Cevzi, s. 365, 367; İbn Tulun, s. 40, 43.
  76. Tabatabai, Şem, 17, s. 109, 113.
  77. Diğer eserler için Bkz. Tabatabai, şem, 2, s. 52, 100, 101.

Bibliyografi

  • Nehcü’l Belağa, Seyyid Cafer Şehidi, Tahran: İlmi ve Ferhengi, 1377.
  • Tabatabai, Seyyid Muhammed Hüseyin, Şia der İslam, Kum, Defteri İntişar İslami, 1383.
  • İbn Babaveyh, Muhammed, el-Hisal, Ali Ekber Gaffari’nin katkılarıyla, Kum, k. 1403.
  • İbn Sabbah Maliki, Ali, el-Fusulu’l Muhimme, Necef, Daru’l Kutubu’l Ticariye.
  • İbn Tulun, Muhammed, el-Eimme el-İsna Aşer, Salahattin Muncid’in katkılarıyla, Beyrut, m. 1958.
  • İbn Ayyaş Cevheri, Ahmed, Muktezib el-Eser, Kum, km. 1379.
  • İbn Yemin Firumedi, Divan Eşari, Tashih, Hüseyin Ali Bastani Rad, intişar kitabhane senai, ş. 1344.
  • Ebu Davud Secistani, Süleyman, Sünnen, Muhammed Muhyiddin Abdulhamid’in katkılarıyla, Kahire, Daru İhya Sünnetu Nebevviye.
  • Ahmed bin Hambel, Müsned, Kahire, k. 1313.
  • Buhari, Muhammed, Sahih, İstanbul, k. 1315.
  • Tirmizi, Muhammed, Sünnen, Ahmed Muhammed Şakir ve diğerlerinin katkılarıyla, Kahire, m. 1938.
  • Hâkim Nişaburi, Muhammed, el-Müstedrek, Haydarabad Dükn, k. 1334.
  • Hazzaz Kummi, Ali, Kifayetu’l Eser, Kum, k. 1401.
  • Sabt İbn Cevzi, Yusuf, Tezkiretu’l Havas, Necef, m. 1964.
  • Seyyid Murtaza, Ali, ez-Zehire, Ahmed Hüseyni’nin katkılarıyla, Kum, k. 1411.
  • Tabatabai, Abdulaziz, “Ehlibeyt (a.s) fi mektebetu’l Arabiye”, Turasena, Kum, k. 1405.
  • Allame Hilli, Hasan, Keşfu’l Murad fi Şerhi Tecrid el-İtikad, Kum, Mektebetu’l Mustafavi.
  • Kitab Süleym bin Kays, Alevi Hasani Necefi’nin katkılarıyla, Beyrut, m. 1980.
  • Müslim bin Haccac Nişaburi, Sahih, Muhammed Fuad Abdulbaki’nin katkılarıyla, Kahire, m. 1955.
  • Neccaşi, Ahmed, er-Rical, Musa Şübeyri Zencani’nin katkılarıyla, Kum, k. 1407.
  • Numani, Muhammed, el-Gaybet, m. 1983.

Dış Bağlantılar

  • Makalenin kaynağı: Danışname-i Bozorg İslami
  • İmaman Şia ve Berhord Ba İnhirafat