Ehlibeyt

WikiShia sitesinden
Şuraya atla: kullan, ara
On Dört Masumun İsimleri.gif
Şia İnançları
Teoloji
Tevhid Zati Tevhid • Sıfati Tevhid • Efali Tevhid • İbadette Tevhid
Füruu Tevessül • Şefaat • Teberrük •
Adalet (İlahi Fiiler)
Hüsn ve Kubh • Beda • Emru'n Beyne'l Emreyn •
Nübüvvet
Peygamberlerin İsmeti • İslam Peygamberinin Hatemiyeti  • Gaybet İlmi  • Mucize • Kur'an'ın Tahrif Olmaması
İmamet
İnançlar İmam'ın Tayin Edilmesinin Gerekliliği • İmamların İsmeti • Tekvini Velayet • İmamların Gayb İlmi • Gaybet (Küçük Gaybet, Büyük Gaybet), İntizar, Zuhur • Ric'at
İmamlar İmam Ali (a.s) • İmam Hasan (a.s) • İmam Hüseyin (a.s) • İmam Seccad (a.s) • İmam Bakır (a.s) • İmam Sadık (a.s) • İmam Kazım (a.s) • İmam Rıza (a.s) • İmam Cevad (a.s) • İmam Hadi (a.s) • İmam Askeri (a.s) • İmam Mehdi (a.s)
Mead
Berzah • Cismani Mead • Haşir • Sırat • Amel Defteri • Mizan
Belirgin Konular
Ehlibeyt • On Dört Masum • Takiye • Merceiyyet

Ehlibeyt (Arapça: أهل البيت عليهم السلام); Peygamberin (s.a.a) hanedanı manasında ve hazretin tathir ve meveddet ayetlerinde işaret edilen birkaç yakın akrabası için kullanılan özel bir unvandır. Bu kimseler İmam Ali (a.s), Fatıma Zehra (s.a), İmam Hasan (a.s), İmam Hüseyin (a.s) ve onun neslinden olan dokuz masum imamdır.

Şiaya göre Ehlibeyt, ismet makamına sahiptir. Takva ve ilahi kimlik (doğrulama, teyit) yönünden diğer üstünlükleri vardır ve onlara muhabbet ve meveddet Müslümanlara farzdır. Şii öğretilere göre Müslümanların velayet ve önderliği Ehlibeyt’e aittir. Ayrıca Müslümanlar dini meselelerde Ehlibeyt’i merci karar kılmalı ve onlara müracaat etmelidirler.

Sözlükte Ehlibeyt Kelimesi

Arap lügat kaynaklarında “Ehil” bir insanın başka bir insan veya şeyle bir çeşit irtibatı ve bağlılığı manasına gelir. Örnek olarak; Arapça’da kadını erkeğin ehli sayarlar, her peygamberin ümmeti onun ehlidir ve bir evin ya da şehrin sakinleri o ev ya da şehrin ehlidirler. Aynı şekilde her bir din ve ayinin mensupları, o din veya ayinin ehlidir.[1] Ehlibeyt, sözlükte Peygamberin (s.a.a) evinin sakinleri ve onun yakınları manasına gelir. Ancak bu tabir, Müslümanlar nezdinde özel bir mana taşır.[2]

“El” (آل) kelimesi ise aslında “Ehl” (اهل) kelimesinden alınmıştır. “اهل”deki “هاء” harfi önce “أ” harfine sonra da “الف” harfine dönüşmüştür.[3] “آل” kelimesinin kullanılışı “اهل” kelimesine göre sınırlıdır. Zira “آل” zaman, mekan, meslek ve benzeri şeylere eklenemez ve sadece insan için kullanılır. İnsan hakkında da sadece, özel konuma sahip kimseler için kullanılır. Âli İbrahim, Âli İmran, Âli Firavun gibi.[4]

Kur’an’da Ehlibeyt

Ehil kelimesi Kur’an’da üç ayette kullanılmıştır:

  1. Hazreti İbrahim (a.s) ve eşiyle ilgili olan Hud suresinin 73. Ayeti: Dediler ki: “Allah’ın emrine mi şaşıyorsun? Allah’ın rahmeti ve bereketleri üzerinizdedir ey ev halkı! O Hamid’dir, Mecid’dir.”

قالُوا أَ تَعْجَبینَ مِنْ أَمْرِ اللَّهِ رَحْمَتُ اللَّهِ وَ بَرَكاتُهُ عَلَیكُمْ أَهْلَ الْبَیتِ إِنَّهُ حَمیدٌ مَجید

  1. Hz. Musa’nın (a.s) hanedanı hakkında olan Kasas suresinin 12. Ayeti: Bu sırada kızkardeşi dedi ki: “Onun bakımını sizin için üstlenecek bir ev halkını size tanıtayım mı?”

‌فَقالَتْ هَلْ أَدُلُّكُمْ عَلی‏ أَهْلِ بَیتٍ یكْفُلُونَهُ لَكُمْ وَ هُمْ لَهُ ناصِحُونَ

  1. Tathir ayeti adıyla meşhur Ahzab suresinin 33. Ayetidi: Allah Teala, Peygamberi ve onun hanedanına hitaben şöyle buyurur: “Allah sadece siz Ehlibeyt’ten her türlü pisliği gidermek ve sizi tertemiz kılmak ister.”

إِنَّما یریدُ اللَّهُ لِیذْهِبَ عَنْكُمُ الرِّجْسَ أَهْلَ الْبَیتِ وَ یطَهِّرَكُمْ تَطْهیراً

Ayetteki Ehlibeytten maksadın kim olduğu hakkında çeşitli görüşler belirtilmiştir. Şia’nın ve Ehli Sünnet’in çoğunluğunun kabul ettiği görüş, onların Kisa Ashabı olduğu yönündedir. Yani Peygamber (s.a.a), Ali, Fatıma, Hasan ve Hüseyin’dir (a.s).

Rivayetlerde Ehlibeyt

Ehlibeytin (a.s) İsimleri

Nebevi Hadislerde Ehlibeyt

Ehlibeyt kelimesi nebevi hadislerde dört farklı şekilde kullanılmıştır. Bunları en genel, genel, özel ve en özel (ahas) diye de tabir edebiliriz.

  1. En genel kullanımı, Peygamberle (s.a.a) hiçbir şekilde nesep ve sebepsel olarak kan bağı olmayan kimseleri içerir. Onlar, Peygambere (s.a.a) uymakta sadık ve sabitkademdirler. Peygamberin (s.a.a) Selman-ı Farsi’yi[5] ve Ebuzer el-Gıfari’yi[6], ehlibeytten sayması gibi. Bazı hadislerde ehlibeyt, Usame b. Zeyd[7] ve Vasile b. Eska[8] gibi başka şahsiyetler için de kullanılmıştır.
  2. Ehlibeytin genel kullanımı ise Peygamberin (s.a.a) bütün nesep akrabalarını yani vacip sadakanın (zekatın) kendilerine haram kılındığı kimseleri içerir.[9] Başka bir hadiste, ehlibeyt tabiri Peygamberin (s.a.a) amcası Abbas ve onun çocukları için kullanılmıştır.[10]
  3. Ehlibeytin özel manada kullanımı, Peygamberin (s.a.a) hanımları için geçerlidir. Şüphesiz Peygamberin (s.a.a) eşleri, sözlük manasında ve örfi anlamda Peygamberin ehlibeytidirler. Buradaki beytten kasıt ise, nesep veya nübüvvet beyti değil de sükunet mahallidir.
  4. Ehlibeytin en özel manada kullanımı da, ismet makamını taşıyan Peygamberin (s.a.a) hanedanından bir gurup için geçerlidir. Tathir ve Mübahele ayetlerine ilişkin rivayetlerde ehlibeytin karşılığı Kisa Ashabı yani Hz. Ali, Fatıma, Hasan ve Hüseyin’dir (a.s).[11] Ehlibeytin tüm zamanlarda olacağına işaret eden Sakaleyn hadisi, Sefine hadisi ve benzeri hadislerde kisa ashabına ek olarak İmam Hüseyin’in (a.s) neslinden gelen bütün Masum İmamlar belirtilmiştir.

İmamların Hadislerinde Ehlibeyt

Müminlerin Emiri’nin (a.s) dilinden Peygamber’in (s.a.a) Ehlibeyti:

“Onlar, (Ehlibeyt) ilmin hayatı ve dirilişi, cehaletin ölümüdürler. Hilimleri, size ilimlerinden, zahirleri batınla­rından ve sükûtları konuşmalarındaki hikmetlerinden ha­ber verir. Hakta ayrılığa düşmez, ona karşı durmazlar. On­lar, İslam'ın direkleri ve halkın sığınaklarıdır. Hak, onlarla yerine gelir, batıl onlarla yerinden ayrılır ve dili kökünden kesilir. Dinin hükümlerini işitip rivayet ederek değil, kavrayıp uygulayarak anlamışlardır. Çünkü ilmi rivayet eden çoktur, ama riayet/amel eden çok azdır.”

Nehcü’l Belağa, Hutbe: 239.

İmamlardan nakledilen hadislerde ise Ehlibeyt, üç farklı manada kullanılır:

  1. Gerçek müminleri kapsayan genel manası. İmam Sadık (a.s) bu konuda şöyle buyuruyor: “Kim takva sahibi ve salih insan olursa biz ehlibeyttendir.” İmam (a.s) bu mana için Kur’an’dan iki şahit getirir. (ومن یتولّهم منکم فإنّه منهم) “Sizlerden kim onları veli edinirse o da onlardandır.”[12] (فمن تبعنی فإنّه منّی) “Kim bana tabi olursa, şüphesiz o bendendir.”[13]
  2. Peygamberin (s.a.a) yakınlarına has olan özel manada kullanımıdır. Öyle ki müminlerin emiri (a.s) şöyle buyuruyor: “İslam düşmanlarıyla savaşta ne zaman işler zorlaşır ve insanlar düşmana karşı mücadeleden sakınsalardı Peygamber (s.a.a), Ehlibeytini savaşa sürerdi. Ubeyde b. Haris Bedir savaşında, Hamza Uhut savaşında ve Cafer, Mute savaşında şehadete erdiler.[14]
  3. Ehlibeytin en özel manada kullanımı ise Peygamberin (s.a.a) özel makam ve statüye sahip, söz ve davranışları hakkın ölçüsü ve hakikatin kılavuzu olan bir gurup yakını için geçerlidir. İmam Ali (a.s) şöyle buyuruyor: "Nebinizin Ehl-i Beyt'ine bakın, yollarına uyun, izlerini takip edin. Sizi asla doğru yoldan çıkarmazlar, sapıklığa itmezler. Durduklarında durun, hareket ettiklerinde hareket edin. Onlardan öne geçmeyin ki dalalete düşersiniz ve onlardan geri kalmayın ki helak olursunuz."[15] İmam Hasan (a.s), Irak ahalisine hitaben şöyle buyurdu: “Bizler, Allah’ın Tathir ayetini[16] onlar hakkında buyurduğu Ehlibeytiz.” Bu konuda birçok rivayet mevcuttur.[17]

Son iki mana içinden Şii kitaplarında ikinci mana daha rayiçtir ve Ehlibeyt tabirinin emare ve karine olmadan kullanıldığı her yerde, son mana olan en özel anlamı kastedilir.

Ehlibeytin İsmeti

Ehlibeytin en özel manada kullanılmasının en bariz özelliği ismettir. Bu özellik, Tathir ayetiyle kolayca anlaşılır. Çünkü bu ayette ehlibeyt, Allah’ın her türlü pisliği onlardan gidermeyi irade ettiği kimseler unvanında kullanılmıştır. Ayetteki “sadece” kelimesi ve ayetin nüzul sebebi hakkındaki rivayetler, bu meselenin ehlibeytin özelliklerinden olduğunu ve onlara has kılındığını beyan eder.

Mütevatir hadislerden olan ve senedinde hiçbir şüphe olmayan Sakaleyn Hadisi de[18], Peygamber ehlibeytinin (en özel manada) ismetine delalet eder. Zira bu hadiste ehlibeyt, “sıkli ekber” olan Kur’an-ı Kerim’in yanında “sıkli asgar” unvanıyla yer almış ve Peygamberin birbirinden ayrılmayacak ve Müslümanların eğer bu ikisine sımsıkı sarılırlarsa asla sapmayacakları iki ağır emaneti sayılmıştır. Kuşkusuz Kur’an-ı Kerim, Allah’ın kelamıdır ve onda hata ve sapmaya asla yer yoktur: (لا یأْتیهِ الْباطِلُ مِنْ بَینِ یدَیهِ وَ لا مِنْ خَلْفِهِ) Hiçbir şekilde batıl, ne önünden ne de arkasından onda yer bulamaz. (Fussilet Suresi, 42) Bu nedenle, Kur’an-ı Kerim’le birlikte olan Peygamberin (s.a.a) Ehlibeyti de insanın ona sarılması halinde sapmasına engel olur ve onda hiçbir hata ve sapmaya yer kalmaz.

Bazı Ehli Sünnet âlimlerine göre, Hz. Zehra (s.a) ve on iki imamın (a.s) ahlaki ve ameli ismetinde bir kuşku yoktur ve İslam’ı inkâr eden cahil kimseler dışında kimse bundan şüphe duymaz. İhtilaflı olan nokta, onların ilmi ismetleridir.[19] Ancak, dini çerçevede Ehlibeyte sarılmanın dalalete engel olduğunu belirten Sakaleyn hadisine teveccühle, onların ilmi ismeti de açıkça ortaya çıkmaktadır.

Ehlibeytin Üstünlüğü

Sakaleyn Hadisi’nde

Sakaleyn Hadisi ile Peygamber (s.a.a) Ehlibeytinin diğerlerine üstünlüğü açıkça görülmektedir. Zira Peygamber (s.a.a), onları Kur'an’a eş kılmış, Kur'an’ı “sıkli ekber” ve Ehlibeyti “sıkli asgar” olarak adlandırmıştır. Başka kimseyi de Kur'an’a eş tutmamıştır. Bu nedenle nasıl Kur'an-ı Kerim, Müslümanlardan üstünse, Ehlibeyt de diğerlerinden üstündür.

Saadettin Teftazani, bu konuda şöyle söylüyor: “Tathir ayeti ve Sakaleyn Hadisinden, Ehlibeytin diğerlerine üstünlüğü anlaşılıyor. Onların üstünlük ölçüsü de sadece Peygambere (s.a.a) olan yakınlıkları değildir. Çünkü Kur'an, Sünnet ve icmaya göre üstünlük ölçüsü ilim ve takvadır. Bu ölçü Ehlibeytte bulunmaktadır. Bunu onların, Kur'an’a eş kılınmalarından ve onlara sarılmanın farz olmasından anlıyoruz. Çünkü Kur'an’a sarılma ilmine amel ve Kur'an’ın hidayeti olmadan olmaz, aynı şekilde Ehlibeyt'e sarılmak da bu şekildedir.[20]

Mübahele Ayeti’nde

Mübahele Ayeti de Kisa (aba) ehlinin, peygamberin diğer sahabelerine üstünlüğüne delalet eder. Zira bu ayete göre Peygamber (s.a.a) Allah tarafından Müslüman çocuk, erkek ve kadınlar arasından birtakım kimseleri, Necran Hıristiyanlarıyla mübahele etmek için yanına almakla görevlendirildi. Peygamber de (s.a.a) erkeklerden Hz. Ali’yi (a.s), kadınlardan Hz. Fatıma’yı (s.a) ve çocuklardan ise Hasan ve Hüseyin’i (a.s) seçti.

Şüphesiz mübahele için ancak iman ve Allah’a yakınlık açısından yüce makama sahip kimseler seçilirler. Onlardan birinin de Peygamber (s.a.a) olduğu mübahele için de ya Peygamberle aynı makamda olan ya da ona makam açısından diğerlerinden daha yakın kimseler, onun yanında yer almalıdır. Diğer taraftan adlarını zikrettiğimiz kimseler dışında Müslümanlardan iman ve maneviyat yönünden yüce makama sahip başka biri de olsaydı Peygamber (s.a.a) onu da seçerdi. Çünkü Peygamberin (s.a.a) davranışları hususunda adalet ve hikmete ters en küçük bir ihtimal dahi yoktur.[21]

Ümmü Seleme’nin hizmetçisi Ebu Riyah, Peygamberden (s.a.a) şöyle nakleder: Eğer yer yüzünde Ali, Fatıma, Hasan ve Hüseyin’den (a.s) daha değerli kimseler olsaydı Allah Teala, onlar aracılığıyla mübahele etmemi emrederdi. Ancak Allah (c.c), bu insanlar vesilesiyle mübahele etmemi emretti, bunlar insanların en üstünüdürler.[22]

Diğer Ayet ve Rivayetlerde

Ehlibeytin üstünlüğü meveddet ayeti (Şura, 23), Sefine hadisi, Hıtta (mağfiret) kapısı hadisi, Nücum (yıldızlar) hadisi ve benzeri ayet ve rivayetlerden de anlaşılmaktadır.

Ehlibeytin İlmi Merciyeti

Sakaleyn Hadisi’nde

Sakaleyn Hadisi, Ehlibeytin ilmi merciyetinin açıklayıcısıdır. Zira Peygamber (s.a.a) Müslümanlardan, sapmamaları ve yoldan çıkmamaları için Kur'an’a ve Ehlibeyte sarılmalarını istemiştir.

Müslümanların ilk ve temel kaynak ve mercii Kur'an’dır ve ondan sonra Peygamberin (s.a.a) sünnetidir. Ehlibeytin buradaki rolü Kur'an’ın tercümanı, koruyucusu ve Peygamber sünnetini aktaran kimse olmalarıdır. Kuşkusuz Peygamber (s.a.a), Kur'an öğretileri ve hakikatinin büyük bölümünü halka anlattı. Ancak açıklanabilmeleri için şartlar hazır olmayan veya maslahatı sonraki dönemlerde açıklanması yönünde olan bir bölümü ise, yerine getirmeleri için masum imamlara bıraktı.[23] Yani Peygamber (s.a.a) tarafından açıklanan şeyleri korumak ve açıklanmayanları da beyan etmek, Peygamber Ehlibeytine (a.s) bırakıldı.

Kur’an’ı ve Peygamber sünnetini doğru tanımanın yolu, Peygamber Ehlibeytine sarılmaktan geçer. Bu durumda onlar, Müslümanların dini hükümleri ve öğretileri anlamasında ilmi mercilerdir.

Ehli Sünnet alimlerinden Molla Ali Kari şöyle diyor: “Genelde Ehlibeyt, beytin sahibi ve durumu hakkında diğerlerinden daha fazla bilince sahiptir. Bu nedenle Ehlibeyt’ten kasıt, onların içinden ilim adamları, Peygamber sünnetini bilen, onun yol ve yöntemine vakıf, hüküm ve hikmetine aşina kimselerdir. İşte bu yüzdendir ki onlar, Allah’ın kitabıyla omuz omuza olma liyakatine sahiptirler.”[24] İbn. Hacer de şöyle diyor: “Peygamber (s.a.a), Kur'an ve itreti (Ehlibeyti) değerli ve önem sahibi olduğundan “sıkl” diye adlandırmıştır. Kur'an ve Ehlibeyt de öyledirler. Zira her ikisi de ledunni ilimlerin, ilahi esrar ve hikmetin ve şeri hükümlerin kaynağıdırlar. İşte bu sebepten her ikisine de sarılmak ve marifeti o ikisinden elde etmek teşvik ve tekit edilmiştir. Ehlibeyt hakkında bu teşvik ve tekit, Allah’ın kitabını ve Allah Resulünün (s.a.a) sünnetine agah olan ve kıyamete kadar Kur'an’dan ayrılmayacak kimselere özel kılınmıştır.”[25]

Tathir Ayeti’nde

Kur'an-ı Kerim, Tathir ayetinde (Ahzab, 33) Peygamber Ehlibeytini Allah’ın onlardan her türlü pisliği giderdiği kimseler unvanında tanıtmıştır. Diğer taraftan yüce hakikatleri ve Kur'an’ın gizli öğretilerini ancak her türlü pislikten temiz ve mutahhar kılınmış kimseler idrak ederler.[26] Şeri taharetin insanın Kur'ana dokunmasında şart olarak görüldüğü gibi, Kur'an hakikatlerini ve öğretilerini anlamanın şartı da ruhun kötülüklerden taharetidir. Bu hakikat ve öğretiler ne kadar latif ve derin olursa onları anlamak da daha fazla ve derin ruhsal taharet ister ve bunların en yücesi ismeti gerektirir.[27] Bu nedenle Kur'an hakikatlerini ve öğretilerini, tam ve kamil olarak ancak Peygamber (s.a.a) ve onun masum Ehlibeyti bilir. Bu hakikatleri idrak etmek için onlara müracaat edilmelidir.

İmam Sadık (a.s) şöyle buyurmaktadır: “Geçmiş ve geleceğe ait hakikatler ve beşeri hayatta hakkı batıldan ayıran hükümler Kur'an’da mevcuttur ve bizler onları biliyoruz.”[28] Aynı şekilde şöyle buyuruyor: “Bizler ilimde derinleşenleriz ve Kur'an'ın tevilini biliriz.”[29] Bu konuda Ehlibeytten (a.s) rivayet edilen birçok hadis vardır.

Ehlibeyti Takip Etmenin Farz Oluşu

Sakaleyn Hadisi’nde

Sakaleyn Hadisinden Ehlibeyte uymanın farz olmasını açıkça anlayabiliriz. Çünkü ümmetin sapkınlıktan kurtuluşu Allah’ın kitabına ve Peygamber Ehlibeytine sarılma şartına bağlı kılınmıştır. Sarılma (temessük) bir şeye asılmaktır ve Kur'an’a asılmak da Kur'an’ın emirlerini tanımak ve onlara uymakla hasıl olur. Aynı şekilde Ehlibeyte asılmak yani, önce onların emirlerini (düsturlarını) tanımak ve sonra da onları uygulamaktır.

Ulu’l Emr (Emir Sahipleri) Ayeti’nde

Allah Teala, Ulu'l Emr Ayetinde kendine, Resulüne ve emir sahiplerine itaati farz kılmıştır: “أَطیعُوا اللَّهَ وَ أَطیعُوا الرَّسُولَ وَ أُولِی الْأَمْرِ مِنْكُمْ” “Allah’a, Resulüne ve emir sahiplerine itaat edin”[30] Emir sahipleri sözcüğü resul kelimesine atfedilmesinden ve itaat edin emrinin tekrarlanmamasından, emir sahiplerine itaatin farz olması ölçüsü resule itaat ölçüsüyle aynı olduğunu anlayabiliriz. Allah resulüne itaat ise ilahi bir önderlik olduğu ve ismet makamını taşıdığından farz kılınmıştır. Eğer Peygamber masum olmasaydı, ona şartsız ve koşulsuz itaat farz kılınmazdı. Aynı şey emir sahipleri için de geçerlidir ve onlar da ismet sıfatını taşıdıklarından, ayette onlara itaat mutlak surette farz kılınmıştır.

Bu nedenle Ulu'l Emr Ayeti, Peygamberden (s.a.a) sonra İslam toplumunun önderliği hususunda Onun (s.a.a) yardımcısının masum olmasının yanı sıra onlara itaatin farz oluşunu da gösterir.

Diğer taraftan Tathir ayeti ve onunla ilgili rivayetler, emir sahiplerini bizlere tanıtmıştır. Onlar, daha önce de belirttiğimiz gibi Kisa Ashabıdır. Öyleyse Peygamberin (s.a.a) masum Ehlibeytine itaat, hazretten sonra hidayetin mütevellisi ve İslam ümmetinin önderleri olduğu için farzdır.

Sefine Hadisi’nde

Sefine Hadisinde (Nuh’un Gemisi hadisi) Ehlibeyte itaatin farz oluşuna delalet eder. Zira bu hadiste Peygamber (s.a.a), Ehlibeytini Nuh’un gemisine benzeterek, o gemiye binenin tufanlardan kurtulacağını ve terk edenlerin ise helak olacağını buyurmuştur.

İbn Hacer Mekki şöyle diyor: “Onların Nuh’un gemisine benzetilmesi, herkesin bu şerefi ona vermesiyle bir başkasına teşekkür etmesinden ötürü onu sevmesi, büyük görmesi yönüyledir. İnsan aralarından ilim sahiplerinin hidayetine nail olup onu yerine getirerek onlarla muhalefet karanlığından kurtulur ve onlarla muhalefet edenler nimete nankörlük deryasında ve tuğyan uçurumunda helakete sürüklenir.”[31] İbn. Hacer, Sefine hadisinin senedi hakkında da: “Bu hadis, birbirini destekleyen çeşitli yollarla rivayet edilmiştir” der.[32]

Ehlibeyte Sevgi ve Meveddet

Peygamberin (s.a.a) Ehlibeytine muhabbetin farz oluşunda hiçbir şüphe yoktur. Meveddet Ayetinde: “قُلْ لا أَسْئَلُكُمْ عَلَیهِ أَجْراً إِلاَّ الْمَوَدَّةَ فِی الْقُرْبی” Peygamberin (s.a.a) yakınlarına sevgi, hazretin risaletinin karşılığı olarak sayılmıştır. Ayetteki “قربی” (kurba) kelimesinden kasıt, Tathir Ayetinin haklarında nazil olduğu kimselerdir.

İbn. Hacer Mekki, Ehlibeyte sevgi ve muhabbet hakkındaki rivayetleri naklettikten sonra şöyle diyor: “Önceki hadislerden, Ehlibeyte muhabbetin farz oluşu ve onlara kin ve nefret beslemenin şiddetle haram oluşu açıklık kazanmıştır.” Beyheki, Bağvi ve diğerleri, Ehlibeyte sevginin farz oluşunu tasdiklemişlerdir ve Şafii, kendisinden nakledilen beyitlerde bu konuyu belirterek şunları söyler[33]: “Ey Ehlibeyti Resulullah, size muhabbet Allah’ın Kur'an’da nazil buyurmasıyla farz kılınmıştır.” Fahrettin Razi, Ehlibeyte muhabbetin farz oluşunu şu şekilde delillendirir: “Şüphesiz Peygamber (s.a.a) Ali’yi, Fatıma’yı, Hasan’ı ve Hüseyin’i (a.s) severdi. Bu esasa göre bu amel bütün ümmete farzdır. Zira Allah şöyle buyuruyor: “ Ve Ona itaat edin ki hidayete eresiniz (Araf, 158)” ve şöyle buyurmuştur: “Deki: Eğer Allah’ı seviyorsanız bana itaat edin ki Allah da sizi sevsin” Ayrıca: “لَقَدْ كانَ لَكُمْ فی‏ رَسُولِ اللَّهِ أُسْوَةٌ حَسَنَةٌ”[34] Peygamberin risaletinin karşılığı hakkındaki ayetlerin toplamından Onun (s.a.a) Müslümanlardan kendisine yönelik hiçbir maddi ve gayri maddi istekte bulunmadığı ve eğer Ehlibeytinin muhabbetini risaletine karşılık olarak belirtmişse aslında, bu durumu onlar için istediği anlaşılır: قُلْ ما سَأَلْتُكُمْ مِنْ أَجْرٍ فَهُوَ لَكُمْ إِنْ أَجْرِی إِلاَّ عَلَی اللَّهِ وَ هُوَ عَلی‏ كُلِّ شَی‏ءٍ شَهیدٌ “Deki: Sizden risaletime karşılık istediğim şey yine sizin içindir. Benim mükafatım sadece Allah katındadır ve O her şeye şahittir” [35]

Ehlibeytin Velayet ve Önderliği

Ehlibeytin velayet ve önderliği hakkında birçok akli ve nakli deliller mevcuttur. Aklen ve imametin felsefesine teveccühle ismet, bir imamda aranan şartların en önemlilerindendir. Kur'an’dan bazı ayetler de bu konuya işaret eder. (Bkz: Ulu’l emr ve Sadıkin ayetleri)

Diğer taraftan Ehlibeyt, ismet makamına sahiptir. Bu nedenle Peygamber’den (s.a.a) sonra İslam ümmetinin önderliği ve imameti, onlara mahsus kılınmıştır.

Buna ek olarak daha önce de belirttiğimiz gibi Ehlibeyte itaat farzdır. Ehlibeyte itaatin farz olması hakkındaki deliller mutlaktır ve Müslümanların yaşamına yönelik bütün yapılması ve yapılmaması gerekenleri kapsar. Bu yönüyle ibadet, ekonomik, siyasi ve kültürel meseleler arasında bir fark yoktur. Örnek olarak emir sahipleri ayetinde, ulu’l emre itaat Peygambere (s.a.a) itaatin sahip olduğu konum ve genişlik kadardır. Emir sahipleri beyan ettiğimiz gibi ismet özelliğine sahiptirler ve bu özellik sadece Peygamber (s.a.a) Ehlibeytine özeldir.

Ehlibeyte muhabbet hakkındaki meselelerden şu açıklık kazanıyor ki bu meveddet ve muhabbet, mukaddime özelliğine sahiptir ve asıl maksat, insanların hakkı tanıması ve hak yolunu kat ederek saadete ve kurtuluşa ermesidir. Hak yolunu tanımak ve onu kat etmek de tüm bireysel, toplumsal, ibadet ev siyasi alanları kapsar.

Bu konuda dikkate değer bir başka nokta ise sakaleyn hadisinin birçok naklinde hem ehlibeyte sarılma hem de Müminlerin emirinin velayeti beyan edilmiş olmasıdır. Diğer bir tabirle Gadir’i Hum olayında Peygamber (s.a.a), İtret ve Ehlibeyti hakkında konuşmuş ve Müslümanlara onlara itaat etmeyi vasiyet etmiştir. Aynı zamanda Müminlerin emirini (a.s) kendisinden sonra İslam ümmetinin velisi ve önderi olarak tanıtmıştır. [36] Peygamber (s.a.a) bununla, Müminlerin emirinin velayet ve önderliğinin sakaleyn hadisinin tahakkukunda ilk adım olduğunu göstermiştir.

Buradaki diğer bir nokta ise sakaleyn hadisinin bazı nakillerinde Kur'an ve Ehlibeytin halifeteyn (iki halife) olarak tabir edilmesidir.إنّی ترکت فیکم خلیفتین: کتاب اللّه وأهل بیتی [37] Bu hadise göre Ehlibeyt, Peygamberin halifeleridir ve bu halifelik tüm yönlüdür.

Başka bir hadiste, Peygamberin (s.a.a) Kur'anı ve Ehlibeyti, İslam ümmeti için iki paha biçilmez miras unvanında tanıtmasından sonra şöyle buyurmuşlardır: “Yeryüzü asla Ehlibeytten yoksun olmayacaktır. Zira öyle olursa yer, üzerindekileri yutar.” Devamında ise: “Allahım! Sen yeryüzünü hüccetsiz bırakmayacaksın. Onlar sayısal olarak az ancak makam olarak senin dergâhında en yüce mertebeye sahiptirler” buyurmuştur.[38] Bu nedenle Ehlibeyt, Allah’ın yeryüzündeki hüccetleridir ve imamet ve önderlik Allah’ın hüccetlerine aittir. Sakaleyn hadisinin, Ehlibeytin (a.s) imametine delalet etmesinin bir diğer şahidi de Müminlerin emirinin (a.s) şura günü gibi bazı yerlerde bu hadisi delil olarak kullanmasıdır.[39]

Diğer yerler ise İmam Ali’nin (a.s) Talha, Abdurrahman b. Avf ve Sa’d b. Ebu Vakkas’a delil olarak sunmasıdır.[40] Ayrıca bir başka yeri ise Osman’ın hilafeti zamanında ve Peygamber mescidinde sahabeden bir gurup karşısında yaptığı konuşmadır. [41]

Ahmed b. Hanbel, Ebu Hureyre’den şöyle rivayet eder: Peygamber (s.a.a) Ali’ye (a.s), Fatıma’ya, Hasan ve Hüseyin’e (a.s) baktı ve şöyle dedi: “Ben sizin savaştığınız kimselerle savaştayım ve sizin sulh ve barış yaptığınız kimselerle sulh ve barıştayım.”[42] Bu kimselere itaatin farz olması hakkında bu rivayetten de faydalanabiliriz.

Ayrıca bakınız

Kaynakça

  1. Mu’cemu’l Mekayis fi’l Lugat, c. 1, s. 93; el-Misbahu’l Munir, c. 1, s. 37; Lisanu’l Arab, c. 1, s. 186; Ekrebu’l Mevarid, c. 1, s. 23; el-Müfredat fi Garibi’l Kur’an, s. 29; el-Mu’cemu’l Vesit, c. 1, s. 31.
  2. El-Müfredat fi Garibi’l Kur’an, s. 29.
  3. Lisanu’l Arab, c. 1, s. 186.
  4. El-Müfredat, s. 30.
  5. Menakıbı İbn Şehri Aşub, c. 1, s. 85; es-Sevaiku’l Muharrike, s. 281.
  6. Mekarimu’l Ahlak, s. 459.
  7. Es-Sevaiku’l Muharrike, s. 281.
  8. Tefsiri Taberi, c. 22, s. 12.
  9. Sahihi Müslim, c. 4, s. 1873, Babu Fezaili Ali b. Ebu Talib, hadis: 7.
  10. Es-Sevaik, s. 281.
  11. Muşkilu’l Asar, c. 1, s. 332 – 339; es-Sevaiku’l Muharrike, s. 281.
  12. Maide Suresi: 51.
  13. İbrahim Suresi: 36.
  14. Nehcü’l Belağa, Mektup: 9.
  15. Nehcü’l Belağa, Hutbe: 97.
  16. Ahzab Suresi: 33.
  17. Tefsiri İbn Kesir, c. 5, s. 458.
  18. Nefahatu’l Ezhar fi Hulaseti Ebakatu’l Envar, c. 1.
  19. En-Nebras, s. 532; Haşiyehu Bahru’l Ulum.
  20. Şerhu’l Mekasıd, c. 5, s. 301 - 303.
  21. Nehcü’l Hak ve Keşfu’s Sıdk, s. 179 ve 215 – 216; el-Levamiu’l İlahiyye, s. 515; Delailu’s Sıdk, c. 2, s. 132 - 133.
  22. Yenabiu’l Mevedde, s. 287.
  23. Aslu’ş Şia ve Usuluha, s. 162.
  24. El-Mirkat fi Şerhi’l Mişkat, c. 5, s. 600.
  25. Es-Sevaiku’l Muharrike, s. 189.
  26. Vak’a, s. 77 - 79.
  27. El-Mizan fi Tefsiri'l Kur'an, c. 19, s. 137.
  28. Usul-u Kafi, c. 1, Babu er-Reddi ile’l Kutubu ve’s Sünne, hadis: 9.
  29. Usul-u Kafi, c. 1, Babu er-Rasihune fi’l İlm, hadis: 1.
  30. Nisa Suresi: 59.
  31. Es-Sevaiku’l Muharrike, s. 191.
  32. Es-Sevaiku’l Muharrike, s. 191.
  33. Es-Sevaiku’l Muharrike, s. 217.
  34. Et-Tefsriru’l Kebir, c. 27, s. 166.
  35. Sebe Suresi: 47.
  36. Yenabiu’l Mevedde, s. 36 - 40.
  37. El-Müsned, c. 5, s. 181; Mecmeu’z Zevaid, c. 9, s. 163; Feyzu’l Gadir, c. 3, s. 14; Kenzu’l Ummal, c. 1, s. 166; Nefehatu’l Ezhar, c. 2, s. 284 - 285.
  38. Yenabiu’l Mevedde, s. 27.
  39. Menakıbı İbn Magazeli, s. 112.
  40. Yenabiu’l Mevedde, s. 43.
  41. Yenabi’ul Mevedde, s. 137.
  42. Ahmed İbn Hanbel, Fezailu’s Sahabe, c. 2, tahkik: Vasiyullah b. Muhammed Abbas, Mekke: Camiatu Ummu’l Kura, 1403 / 1983, s. 767.

Bibliyografi

  • Nehcü’l Belağa, tercüme: Seyyid Cafer Şehidi, Tahran: İlmi ve Ferheği, 1377.
  • Nehcü’l Belağa, Beyrut: Subhi Salih, 1387.
  • Aslu’ş Şia ve Usuluha, Kaşifu’l Kıta, Muhammed Hüseyin, el-Matbaatu’l Arabiyye, el-Kahire, 1377.
  • Usul-u Kafi, Kuleyni Razi, Ebu Cafer Muhammed b. Yakup, el-Mektebetu’l İslamiyye, Tahran, 1388.
  • Ekrebu’l Mevarid, Şertuni, Said el-Huri, Mektebetu’l Mer’aşi, Kum, 1403.
  • Tefsiri İbn Kesir, İbn Kesir Dımeşki, İsmail, Daru’l Endulus, Beyrut, 1416.
  • Tefsiri Taberi, Taberi, Muhammed b. Cerir, Zabt ve talik: Mahmud Şakir, Daru İhyau’t Turasu’l Arabi, Beyrut, 1421.
  • Deaimu’l İslam, Ebu Hanife Magribi, Numan b. Muhammed, Kahire, Daru’l Mearif.
  • Delailu’s Sıdk, el-Muzaffer, Muhammed Hasan, Mektebetu’z Zucac, Tahran.
  • Şerhu’l Mekasıd, Taftazani, Sa’duddin, Mes’ud b. Ömer, Daru’l Mearifi’l Osmaniyye, Pakistan.
  • Şevehidu’t Tenzil, Hakim Hasekani, Abdullah b. Abdullah, tahkik: Muhammed Bakır Mahmudi, Müessesetu’l E’lami, Beyrut, 1393.
  • Sahihi Müslim, Nişaburi, Müslim b. Haccac, tahkik: Muhammed Fuad Abdulbaki, Daru İhyau’t Turasu’l İslami, Beyrut.
  • Es-Sevaiku’l Muharrike, Heysemi Mekki, İbn Hacer, el-Mektebetu’l Asriyye, Beyrut, 1425.
  • Feyzu’l Gadir fi Şerhi’l Camii’s Sagir, Menavi, Muhammed Abdurrauf, Daru’l Fikr, Beyrut, 1416.
  • Kifayetu’t Talib, Genci Şafii, Muhammed b. Yusuf, Tahran, Daru İhyau’t Turasu Ehlu’l Beyt (a.s).
  • Kenzu’l Ummal, Muttaki Hindi, Müessesetu er-Risale, Beyrut, 1405.
  • Lisanu’l Arab, İbn Manzur, Muhammed b. Mükrim, Daru Sadır, Beyrut, 2000.
  • El-Levamiu’l İlahiyye, Fazıl-ı Mikdad, Cemaluddin Mikdad b. Abdullah, Mektebetu’l Mer’aşi, Kum, 1405.
  • El-Müstedrek Ale’s Sahiheyn, Hakim Nişaburi, Muhammed b. Abdullah, Daru’l Kutubu’l İlmiyye, Beyrut, 1978.
  • Mecmeu’z Zevaid, Heysemi, Ali b. Ebi Bekr, Beyrut, Daru’l Kutubu’l Arabi.
  • El-Mirgat fi Şerhi’l Mişkat, Molla Ali Kari.
  • El-Müsned, İbn Hanbel, Ahmed b. Muhammed, Daru’l Hadis, Kahire, 1416.
  • Muşkilu’l Asar, Tahavi, Ebu Cafer, Daru Sadır, Beyrut.
  • El-Misbahu’l Munir, Feyuli, Ahmed b. Muhammed, Kahire.
  • El-Mu’cemu’l Vesit, İbrahim Mustafa ve diğerleri, el-Mektebetu’l İslamiyye, İstanbul.
  • Mucemu Mekayis fi’l Lugat, İbn Faris, Ebu’l Hüseyin Ahmed, Daru’l Fikr, Beyrut, 1418.
  • El-Müfredat fi Garibi’l Kur’an, Ragıb Hüseyin b. Muhammed, el-Mektebetu’l Murtezeviyye, Tahran.
  • Mekarimu’l Ahlak, Tabersi, Hasan b. Fazl, Müessesetu’l E’lemi, Beyrut, 1392.
  • Mefatihu’l Gayb (Tefsiri Kebir), Fahruddin Razi, Muhammed b. Ömer, Beyrut, Daru İhyau’t Turasu’l Arabi.
  • Menakıb, İbn el-Magazeli, Ali b. Muhammed, Daru’l Kutubu’l İlmiyye, Beyrut.
  • El-Mizan, Allame Tabatabai, Muhammed Hüseyin, Müessesetu’l E’lemi, Beyrut, 1393.
  • En-Nebras, el-Hafız Muhammed, Abdulaziz, Mektebetu Hakkaniyye.
  • Nefehatu’l Ezhar fi Hulaseti Abakatu’l Envar, Miylani, Seyyid Ali, Merkezi tebyin ve tercüme ve neşr: Ara’, Kum, 1423.
  • Nehcü’l Hak ve Keşfu’s Sıdk, Hilli, Ebu Mansur Cemaluddin Hasan b. Yusuf, Daru’l Hicre, Kum, 1414.
  • Yenabiu’l Mevedde, Kunduzi Hanefi, Şeyh Süleyman, Müessesetu’l E’lemi, Beyrut, 1418.

Dış Bağlantılar