Meveddet Ayeti

WikiShia sitesinden
Şuraya atla: kullan, ara

Meveddet Ayeti (Arapça: ‎آية المودة); Şura Suresi'nin 23. ayetinin bir bölümünü oluşturmaktadır. Bu ayet Peygamber Efendimizin (s.a.a) Ehlibeyt’inin faziletine delalet etmekte ve Allah Resulü'nün (s.a.a) risaletinin ecir ve mükâfatını da Ehlibeyt’e (a.s) sevgi ve dostluk olarak bilmektedir.

Terimlerin Anlamı

“Meveddet”; muhabbet, sevmek ve sevgi beslemek anlamına gelmektedir.[1] “Kurba” kelimesi ise nesebî yakınlık ve yakın akrabalık manasında kullanılmaktadır.[2]

Nüzul Sebebi

Şii müfessirlerin tamamı ve Sünni müfessirlerin ise çoğu İbn Abbas’tan şöyle nakletmişlerdir: Peygamber Efendimizin (s.a.a) Medine’ye hicretinden sonra Ensar İslam nizamının yönetimi hakkında sohbet etmeye başladılar. Daha sonra Allah Resulünün (s.a.a) yanına giderek şöyle söylemek istediler: İslam’ın ilerlemesi ve kurduğunuz yeni nizamın idaresi için iktisadi ve mali olarak bir şeye ihtiyacınız varsa bizim naçiz olan bütün servet ve imkânlarımız sizin hizmetinizdedir. Maslahat gördüğünüz yerlerde onları kullanmanız bizim için bir iftihar kaynağıdır. Bu esnada Allah Resulü Hz. Muhammed’in (s.a.a) risaletinin mükâfatının dünyevi ve maddi değil de; Ehlibeyt’ine muhabbet ve dostluk olduğunu açıklamak için Meveddet ayeti nazil oldu.[3]

Kurba’nın Mısdakları

Müfessirler 'kurba' kelimesinin anlamı hususunda farklı görüşler belirtmişlerdir:

  1. Bazı müfessirler –çoğu müfessirlerin böyle söylediğini iddia ederek- bu ayetteki hitabın muhatabının, Hz. Muhammed’in (s.a.a) Kureyş’in ilahlarına itiraz etmesinden dolayı Kureyş olduğunu söylemektedir. Dolayısıyla Allah Teâlâ peygamberine onlardan şöyle istemesini emretmektedir: Eğer iman getirmiyorsanız (peygamberin Kureyş’le olan yakınlık ve akrabalık bağından dolayı) hiç olmazsa onunla düşmanlık etmeyin. Kurba kelimesi akraba değil; yakınlık ve akrabalık bağı anlamında ve “fi” harfi de sebebiyet için kullanılmıştır.
  2. Bazıları şöyle söylemiştir: Kurba’ya nispet verilen meveddet hitabının muhatabı Kureyş değil, Ensar’dır. Ensar Allah Resulüne (s.a.a) bir miktar mal getirerek onu şahsi giderlerinde kullanmasını istediler, ancak Hz. Peygamber (s.a.a) getirilen o malı geri çevirdi. Bundan dolayı meveddet ayeti Ensar’a hitap ederek: Buna karşılık sizden aranızda olan yakınlarımı (annesi Amine tarafından) sevmekten başka bir mükâfat istemem.
  3. Müfessirlerden başka bir grup: Ayetteki Kurba’ya meveddetten kasıt, akrabalara olan sevgi ve dostluktur ve ayeti kerimedeki sevgi ve meveddetin muhatabı ise Kureyş veya halkın genelidir. Bu açıklamaya göre ayetin manası şöyledir; Deki, Buna karşılık sizden kendi akrabalarınızı sevmenizden (sıla-i rahim) başka bir mükâfat istemem.
  4. Başka bir grup ise: Ayetteki Kurba’dan maksat Allah’a takarrüp ve Kurba’ya meveddet ise takarrüp yolu ve itaat vesilesi ile Allah’a sevgi beslemekten ibarettir. Buna karşılık sizden Allah’a yakınlaşma (takarrüp) vesilesi ile ona sevgi beslemenizden başka bir mükâfat istemem.[4] Yukarıda zikredilen dört ihtimale Şii müfessirler tarafından cevap verilmiş ve Meveddet ayeti hakkında yapılan bu tür tefsirler reddedilmiştir. Bu konu hakkında daha fazla bilgi edinmek için bu makalenin sonundaki kaynaklara müracaat edebilirsiniz.
  5. Bazı müfessirler de şöyle demişlerdir: Kurba’ya meveddetten kasıt Allah Resulünün (s.a.a) akrabalarına (yani Ehlibeyt'inden olan itretine) olan sevgidir. Bu tefsire göre ayetin açıklaması şöyledir: De ki: “Buna karşılık sizden o yakınlarımı (Ehlibeyt'imi) sevmekten başka bir mükâfat istemem.” Hem Ehlisünnet ve hem de Şia kanalıyla rivayet edilen hadislerin çoğunda Meveddet ayeti itret ve Ehlibeyt’e sevgi ve dostluk olarak tefsir edilmiştir. Ayrıca Ehlibeyt’e muhabbetin farz oluşu hakkında iki mezhep kanalıyla zikredilen rivayetler bu tefsiri desteklemektedir.[5]

Şia uleması birçok delile dayanarak “el-Kurba”dan (yakınlardan) kastın Ehlibeyt olduğuna ve bunun da en bariz mısdaklarının Hz. Ali (a.s), Hz. Fatıma (s.a), Hz. Hasan (a.s), Hz. Hüseyin (a.s) ve İmam Hüseyin’den (a.s) sonra onun 9 evladı olduğuna inanmaktadırlar.[6]

Aynı şekilde Allame Hilli Meveddet ayetini İmam Ali’nin (a.s) imametine delalet eden ayetlerin sıralamasında dördüncü sırada getirmiş ve bu ayetin açıklamasında ise İbn Abbas’tan şöyle nakletmiştir: De ki: “Buna karşılık sizden o yakınlarımı (Ehlibeyt'imi) sevmekten başka bir mükâfat istemem.” ayeti nazil olunca, -insanlar- ey Allah’ın Resulü! Sevgileri bize farz olan yakınlarınız kimlerdir? diye sordular. Bunun üzerine Peygamber Efendimiz (s.a.a) şöyle buyurdu: “Ali, Fatıma, Hasan ve Hüseyin’dir.”[7]

Rivayetler

İmam Zeynelabidin'den (a.s) meveddet ayeti hakkında sorulması üzerine İmam (a.s) şöyle buyurdu: “Meveddet ayetinden maksat, Hz. Muhammedin (s.a.a) Ehlibeyt’i olan bizleri sevmektir.”[8]

İmam Bakır’dan (a.s) nakledildiği üzere Meveddet ayetinin mısdağı Masum imamlar'dır.[9]

İmam Sadık (a.s) şöyle buyurmuştur: “Meveddet ayeti sadece biz Ehlibeyt'in, Ashab-ı Kisa hakkında nazil olmuştur.”[10]

Ehlisünnet âlimlerinden Hakim Haskani, Meveddet ayetinin açıklamasında yedi rivayet zikrederek ayetteki “Kurba”dan (yakınlardan) kastın Ali, Fatıma, Hasan ve Hüseyin olduğuna inanmaktadır.[11]

Aynı şekilde Ahmed b. Hanbel şöyle rivayet etmektedir: De ki: “Buna karşılık sizden o yakınlarımı (Ehlibeyt'imi) sevmekten başka bir mükâfat istemem.” ayeti nazil olunca, ashap Allah Resulüne (s.a.a) şöyle arz ettiler: Ey Allah’ın Resulü (s.a.a)! Sevgileri bize farz olan yakınlarınız kimlerdir? Bunun üzerine Peygamber Efendimiz (s.a.a); “Ali, Fatıma ve onların iki oğludur” diye buyurdu ve bu sözü üç defa tekrarladı.[12]

Merhum Şeyh Şahabuddin Mer'aşi Necefi “İhkaku’l Hak” kitabının şerhinde, Meveddet ayeti ilgili rivayetleri çeşitli senetlerle kendi kitaplarında getiren Ehlisünnet âlimlerinin büyüklerinden yaklaşık elli kişinin ismini zikretmektedir.[13] Seyyid Haşim Bahrani de Gayetu’l Meram kitabında Meveddet ayeti hakkında Ehlisünnet kaynaklarından 17 rivayet, Şia kaynaklarından ise 22 rivayet nakletmiştir.[14]

Ehlibeyt’e Meveddetin Farz Oluşunun Delili

Her iki taraftan (Şii - Sünni) ve her iki tarafın kanalıyla Allah Resulünden (s.a.a) ulaşan rivayetlere ve halkın Allah’ın kitabını ve dinin Usul ve Füru’u maariflerini anlamada ve onların hakikatlerini açıklamada Ehlibeyt’e (Sakaleyn hadisi ve Sefine hadisi ve… gibi) yönlendirilmesine dikkatli bir şekilde bakarsak, Ehlibeyt’e meveddetin farz oluşu ve risaletin mükafatı olarak karar kılınmasındaki kastın sadece Ehlibeyt’e muhabbeti vesile kılarak insanları onlara yönlendirmek ve Ehlibeyt’i halkın ilmî mercisi olarak onlara başvurmalarını sağlamak olduğu noktasında hiçbir şüphemiz kalmayacaktır. Dolayısıyla risaletin mükâfatı olarak farz edilen meveddet, risalet ve risaletin bekası ve devamından başka bir şey değildir ve bu ayetin mefhumu risalet için mükâfatı nefyeden diğer ayetlerle bir ihtilafı bulunmamaktadır. Bu tefsire binaen Ehlibeyt’e meveddet iddia olarak risalet mükafatı sayılmıştır, yoksa hakikatte bu babın diğer ayetlerinde (risaletin mükafatının nefyi) delalet ettiği gibidir; zira bu ayette istenen ecir ve mükafatın faydası Ehlibeyt’e değil yine insanlara dönmektedir.[15]

Ayrıca bakınız

Dış Bağlantılar

Kaynakça

  1. İbn Menzur, “Vedde” kelimesinin açıklaması.
  2. İbn Menzur, “Kurb” kelimesinin açıklaması.
  3. İbn Hacer Askalani, c. 4, s. 434.
  4. Şükri, Alusi, 25 / 30 – 32, 1405.
  5. Tabersi, 9 / 48, 1425.
  6. Tusi, c. 9, s. 158; Tabersi, c. 9, s. 48.
  7. Hilli, s. 175.
  8. Kufi, s. 392.
  9. Kuleyni, c. 1, s. 413.
  10. Hakim Hasekani, c. 2, s. 213.
  11. Hakim Hasekani, c. 2, s. 189 - 196.
  12. Kurtubi, c. 3, s. 2.
  13. Hüseyni Mer’aşi Tusteri, c. 3, s. 2 - 18.
  14. Bahrani, eski baskı, c. 3, s. 23 - 244.
  15. Allame Tabatabai, el-Mizan, c. 18, s. 66.

Bibliyografi

  • Kur’an-ı Kerim.
  • İbn Hacer Askalani, Lisanu’l Mizan, Müessese-i A’lemi li’l Metbuat, Beyrut.
  • İbn Manzur, Lisanu’l Arab, Neşr-i Edeb-i Hovze, Kum.
  • Hakim Hasekani, Şevahidu’t-Tenzil, tahkik: Muhammed Bakır Mahmudi, Vezareti İrşadı İslami, Tahran.
  • Hüseyni Mer'aşi Tusteri, İhkaku’l Hak, Kitaphane-i Ayetullah Mer'aşi, Kum.
  • Hilli, Nehcü’l Hak ve Keşfu’s-Sıdk, tahkik: Aynullah Hasani Ermevi, Daru’l Hicre, Kum.
  • Tabersi, Mecmeu’l Beyan fi Tefsiri’l Kur’an, Müessese-i A’lemi li’l Metbuat, Beyrut.
  • Tusi, et-Tibyan fi Tefsiri’l Kur’an, tahkik: Ahmed Habib Kasir, Mektebu el-A’lamu’l İslami.
  • Kuleyni, el-Kafi, tahkik: Ali Ekber Gaffari, Daru’l Kutubu’l İslamiyye, Tahran.
  • Kufi, Fıratu’l Kufi, tahkik: Muhammed Kazım, Vezaret-i İrşad-i İslami, Tahran.