Menzilet Hadisi

WikiShia sitesinden
Şuraya atla: kullan, ara
Menzilet Hadisi

Menzilet Hadisi (Arapça: حديث المنزلة); Şia ve Ehlisünnet alimlerinin kabul ettiği meşhur nebevi hadislerdendir.

Bu hadis İmam Ali’nin (a.s) makam ve menziletini tanıtarak, İmam Ali’nin (a.s) Allah Resulüne (s.a.a) olan nispetini ve O’nun (a.s) diğer ashaba olan konumunun üstünlüğünü konu edinmektedir. Şia alimlerine göre mütevatir hadislerden olan menzilet hadisi, Hz. Ali’nin (a.s) Resulü Ekrem’den (s.a.a) sonra hilafetinin hakkaniyetine; başka bir tabirle Ali b. Ebu Talib'in imametine delalet eden hadislerden biri sayılmaktadır. Menzilet hadisi, en önemlisi Tebük savaşında olmak üzere defalarca ve çeşitli münasebetlerde Allah Resulünden (s.a.a) işitilmiştir.
Birçok kez farklı tabir ve yerlerde nakledilen bu hadisin en meşhuru şöyledir: Hz. Muhammed Mustafa (s.a.a) İmam Ali'ye (a.s) şöyle hitap etmiştir: أنتَ مِنّی بِمَنزلةِ هارونَ مِنْ مُوسی، اِلّاأنـّه لانَبی بَعدی

Senin bana olan menziletin (konumun) Harun’un Musa’ya olan konumu gibidir. Ancak benden sonra peygamber yoktur.

Menzilet Hadisinin Beyan Edildiği Yerler

Menzilet hadisi farklı zaman ve mekanlarda ve çeşitli lafız ve tabirlerde, Allah Resulünden (s.a.a) nakledilmiştir. Nitekim ilkin (Medine’ye hicretten önce) ve daha sonra kardeşlik anlaşması gününde (Medine’ye hicretten beş ay sonra), Ümmü Seleme’nin evinde, Hamza’nın kızının sorumluluğunu üstlenecek (himayesi altına alacak) kişiyi belirleme anında, Seddi Ebvab macerasında[1] ve hepsinden de meşhuru Tebük gazvesinde Peygamber Efendimizden (s.a.a) duyulmuş ve rivayet edilmiştir.[2]

Menzilet hadisinin farklı nakillerinin hepsinin ortak noktası şudur: İmam Ali’nin (a.s) Allah Resulüne (s.a.a) olan makam ve menzileti, Hz. Harun’un (a.s) Hz. Musa’ya (a.s) olan nispeti gibidir. Bu hadisin lafız ve tabirlerinde bulunan küçük ihtilaflar da hadisin farklı münasebetlerde tekrarlanmasından ve aynı şekilde hadislerdeki anlamsal nakillerden kaynaklanmaktadır.

Şia ve Ehlisünnet Kaynaklarında Menzilet Hadisi

Menzilet hadisinin çeşitli tarihi, rivayi ve kelami kaynaklarda yer aldığı rapor edilmiştir,[3] hatta bazı Şii alimler bu hadis hakkında müstakil kitaplar da kaleme almıştır. Örneğin Mir Hamid Hüseyin (vefat: 1306 h.k) Abakatu’l Envar kitabının bir cildini bu hadise ayırmıştır. Hakim Hasekani,[4] üstadı Ebu Hazım Hafız Abdevi’den naklettiğine göre, Ebu Hazım menzilet hadisini beş bin senetle rivayet etmiştir. Başka bir rivayete göre en ünlü ravilerden 88’i bu hadisi nakletmiştir.[5] İbni Teymiyye,[6] Abdulhak Dehlevi, Genci Şafii, Ebu’l Kasım Ali b. Muhassin Tenuhi ve Suyuti gibi fertler bu hadisin sıhhat ve şöhretine şahitlik etmişlerdir.[7] Sahih Buhari[8] ve Sahih Müslim’de[9] de gelen Menzilet hadisi, Ehlisünnetin diğer kitaplarında da zikredilmiştir.[10]

Ehlisünnet Nezdinde Hadisin Sahih Oluşu

İbni Abdulbirr[11] bu rivayeti en sağlam ve en muhkem rivayetlerden bilmiştir. Bazı kaynaklarda bu hadisin senet silsilesi detaylı bir şekilde zikredilmiştir.[12] Hakim Nişaburi[13] hadisin senet silsilesini sahih bilmiştir ve Hafız Zehebi de Telhisu’l Müstedrek[14] kitabında onun sıhhatini teyit etmiştir. İbni Ebi’l Hadid[15] ise Menzilet Hadisini bütün İslam fırkalarının ittifak ettiği hadis olarak tanıtmıştır.

İmam Ali’nin (a.s) muhalif ve düşmanları bile bu hadisi reddedememiş ve mecburen kabul etmek zorunda kalmışlar ve bazen istemeyerek de olsa onu nakletmişlerdir. Hatib Bağdadi’nin[16] naklettiğine göre, Velid b. Abdulmelik Emevi de bu hadisin aslını kabul etmiştir; ancak “Harun” kelimesini “Karun” kelimesiyle değiştirmiştir. Me'mun Abbasi de fakihlere getirdiği delillerde bu hadise istinat etmiştir.[17] Yine Hatib Bağdadi’nin[18] naklettiğine göre, ikinci halife Menzilet hadisine dayanarak İmam Ali’ye (a.s) hakaret eden birini münafık saymıştır.

Muaviye de Menzilet hadisini inkâr etmemiştir ve Sa'd b. Ebi Vakkas’a (İmam Ali’nin (a.s) muhaliflerinden) “Niçin sen Ali’ye sövmüyorsun?” diye sorduğunda, Sa’d “Ben Peygamberin (s.a.a) Ali (a.s) hakkında buyurduğu üç sözünü unutamadığım sürece Ali’ye (a.s.) sövmeyeceğim. Bu sözlerden birinin dahi benim hakkımda söylenmiş olmasını, dünyanın en iyi nimetlerine sahip olmaktan daha çok isterdim” cevabını vererek ardından ilki menzilet hadisi olan üç fazileti söyledi. Bunun üzerine Muaviye de Sa’d’ı İmam Ali’ye (a.s) sövmesi için zorlamaktan vazgeçti.[19]

Zeyd b. Erkam da Menzilet Hadisini nakleden sahabelerden biridir ve kendi nakline şu hususu da eklemiştir: Allah Resulü (s.a.a) Hz. Ali’yi (a.s) Medine’de kendi yerine bırakınca bir grup, peygamberin (s.a.a) İmam Ali’den (a.s) rahatsız olduğu veya hoşlanmadığı bir şey gördüğü için onu geride bıraktığını söylediler. Bu söz İmam Ali’ye (a.s) ulaşınca İmam Ali (a.s) bu konuyu Allah Resulüne (s.a.a) arz etti. Resulü Kibriya (s.a.a) da bu soruya Menzilet Hadisiyle cevap verdi.[20]

Bu hadisi sahih kabul eden Hakim Nişaburi, İbni Abbas’tan Allah Resulünün (s.a.a) bu hadisi Tebük savaşında buyurduğunu nakletmektedir. İbni Abbas’ın naklettiğine göre Allah Resulü (s.a.a) sözlerinin devamında İmam Ali’ye (a.s) şöyle buyurdu: “Senin benim halifem olmadan gitmem uygun değildir (Ancak sen halifem olursan benim gitmem uygun olur)” ve aynı şekilde şöyle buyurdu: “Benden sonra sen her mümin kadın ve erkeğin velisi olacaksın.”[21]

Hadise İstinat

Mezilet hadisi, İmam Ali’nin (a.s) faziletinin yanı sıra, O’nun (a.s) hilafet ve ismetine de delalet etmektedir; zira Peygamber Efendimiz (s.a.a) Nübüvvetin dışında Harun’un bütün nitelik, makam ve faziletlerini İmam Ali (a.s) için de tesbit etmiştir. Kur’an ayetlerine binaen, Hz. Musa (a.s) Allah Teâlâ’dan yardım etmesi için kardeşi Harun’u kendisine vezir ve risalet emrinde ortağı yapmasını istemiştir.[22] Allah Teâlâ Hz. Musa’nın (a.s) isteğini kabul etti[23] ve Harun Hz. Musa’nın (a.s) gıyabında onun halifesi oldu.[24] Dolayısıyla Hz. Musa’nın (a.s) sahip olduğu bütün makamlara kardeşi de sahipti ve eğer Harun (a.s) Hz. Musa’dan (a.s) sonra yaşamış olsaydı onun yerine geçerdi (Yahudilere göre Hz. Harun (a.s) Hz. Musa’dan (a.s) kırk yıl önce vefat etti).

Harun’un Hz. Musa’nın (a.s) nezdinde yüce bir makamı ve konumu vardı ve buradan İmam Ali’nin (a.s) makamının azametini ve Allah Resulünden (s.a.a) sonra hilafete en uygun kişi olduğunu anlayabiliriz. Bu hadisteki teşbihi incelediğimizde birkaç zarif nükte elde edilmektedir.

Kur’an-ı Kerim’deki Harun ve Hz. Musa’nın (a.s) kıssasına istinaden, Hz. Harun Musa’nın (a.s) işlerinde vezir ve ortağı idi. Dolayısıyla Hz. Ali de (a.s) nübüvvet dışında hilafet ve vilayet işinde Peygamber Efendimizin (s.a.a) ortağı idi.[25]

Hz. Harun Hz. Musa’dan (a.s) sonra İsrail Oğulları arasında ikinci şahsiyet idi; Hz. Ali’nin (a.s) durumu da Peygamber (s.a.a) ümmeti arasında böyleydi.

Harun Hz. Musa’nın kardeşi idi; Hz. Ali (a.s) de Şia ve Sünni kaynaklarda mütevatir olarak nakledilen Muahat Hadisine binaen Resulü Kibriya’nın (s.a.a) kardeşi idi.

Harun (a.s) Hz. Musa’nın kavmi arasında Allah’ın ve peygamberinin nezdinde en iyi şahsiyet idi, Müminlerin Emiri Ali (a.s) de böyleydi.[26]

Harun (a.s) Hz. Musa’nın (a.s) yokluğunda onun mutlak halifesi idi, Ali (a.s) de böyleydi. Özellikle Peygamber Efendimizin açıkça buyurduğu gibi: “لاینبغی أن أذهب اِلّا و أنت خَلیفَتی‌‌” (“Senim benim halifem olmadan (yerime geçmeden) benim Tebük savaşına gitmem uygun değildir (Ancak sen halifem olursan benim gitmem uygun olur)”.

Harun Musa’nın kavminin en âlimi idi; Ali de (a.s) Peygamber Efendimizin de tasrih ettiği gibi Allah Resulünden (s.a.a) sonra ümmetinin en alimi idi.[27]

Hz. Harun’dan itaat etmek Yuşe’ b. Nun’a (Hz. Musa’nın (a.s) vasisi) farz idi; İmam Ali’ye (a.s) itaat etmek de Ebubekir, Ömer, Osman veya her ferde farzdı.[28]

Hz. Harun (a.s) Allah’ın ve Musa’nın (a.s) nezdinde en sevilen idi; İmam Ali (a.s) de böyleydi.

Allah Teâlâ, Hz. Musa’yı (a.s) kardeşi Harun’la; Allah Resulünü de (s.a.a) İmam Ali (a.s) ile güçlendirdi ve destekledi.

Harun hata ve unutkanlıktan masumdu; İmam Ali de (a.s) böyleydi.[29]

Bazı Soru ve Şüphelerin İncelenmesi

Birinci Şüphe

Ehlisünnet âlimlerinden bazıları Menzilet hadisinin senedi hakkında şüpheye düşmüş ve bazıları da bu hadisi ahad hadislerden saymıştır.[30]

Şia âlimleri bu şüpheyi şöyle cevaplandırmışlardır: Şüphesiz menzilet hadisi müstefiz; hatta mütevatir hadislerdendir. Muhaddislerin deyimine göre, bu hadis sünenlerin en sahihi ve eserlerin en sabitidir (Esehhu’s Sünen ve Esbete’l Asar). Hatta Ehlisünnetin önde gelen alimlerinden Zehebi Telhisu’l Müstedrek[31] kitabında, bu hadisin sıhhatine şahitlik etmiştir. Eğer bu hadis sahih olmasaydı Sahih Buhari ve Sahih Müslim’de nakledilmezdi. Ayrıca İmam Ali’nin (a.s) en büyük düşmanı olan ve Hz. Ali’ye (a.s) hakaret ve lanet edilmesi ve aleyhinde yalancı hadisler uydurulması emrini veren Muaviye de Menzilet hadisini inkâr edememiş ve hatta bu hadisi rivayet bile etmiştir.[32]

İkinci Şüphe

Ehlisünnetten bir grup Menzilet hadisini sadece Tebük savaşı hadisesine özgü bilmiş[33] ve bir grup da bu daireyi daha da daraltarak, Allah Resulünün (s.a.a) İmam Ali’yi (a.s) sadece Medine’de veya kendi hanedanı arasında kendi yerine bıraktığını söylemiştir.[34] Ayrıca bu hadisin sahih olduğunu kabul etmenin, nübüvvet haricinde Allah Resulünün (s.a.a) bütün konum ve makamlarının Ali (a.s) için de sabit olduğu manasına gelmediğini; nitekim hadisin zahirinin aynı Hz. Musa’nın (a.s) yokluğunda Harun’un onun halifesi olduğu gibi, Ali’nin de sadece Peygamberin yokluğunda; Tebük’e gittiğinde ve o da sırf Peygamber ailesinin işlerinde Allah Resulünün (s.a.a) halifesi ve halefi olduğuna delalet ettiğini de söylemişlerdir.

Bu sorunun cevabında iki nokta zikredilmiştir:

Birinci nokta: Ehlisünnet âlimlerinden çoğu Menzilet hadisini sadece bu olayla sınırlı bilmeyerek, Hz. Peygamberin (s.a.a) çeşitli münasebetlerde bu hadisi naklettiğini belirtmişlerdir. İbni Ebi’l Hadid[35] Hz. Ali’nin (a.s) vezirliğinin teyidini Kur’an ve rivayetlere dayandırmakta ve şöyle yazmaktadır: Harun’un bütün makam ve mertebeleri İmam Ali (a.s) için de sabit olmaktadır ve eğer Allah Resulü (s.a.a) peygamberlerin sonuncusu olmasaydı Hz. Ali (a.s) peygamberin risaletine bile ortak olurdu. Peygamber (s.a.a) Ali’nin evlatlarının isimlerini Harun’un evlatlarının isimleriyle aynı koyarak onları Hasan ve Hüseyin olarak adlandırdı ve şöyle buyurdu: Ben onların isimlerini Harun’un evlatlarının adıyla isimlendirdim; yani Şubber ve Şubeyr koydum.[36]

İkinci Nokta: Sahabelerin kendileri de bu rivayetten bütün makam ve mertebeleri anlamaktaydı; nitekim Cabir b. Abdullah Ensari’den Menzilet hadisi hakkında sorduklarında şöyle cevap vermiştir: Allah Resulü (s.a.a) bu sözle (Menzilet hadisi) Ali’yi ümmeti arasında hayatında ve ölümünden sonra halifesi karar kılmış ve ona itaati de sizlere farz kılmıştır.[37]

Üçüncü Şüphe

Hz. Harun, Hz. Musa (a.s) hayattayken hilafet veya diğer makamlara sahip idi; ancak Harun (a.s) Musa’dan (a.s) önce vefat etmiştir. Dolayısıyla Hz. Ali’nin de (a.s) peygamber efendimiz hayattayken Harun’un konum ve menziletine sahip olması mümkündür; peygamberin vefatından sonra değil. Netice itibari ile menzilet hadisini peygamberin vefatından sonraki halifelik makamı için delil olarak kabul edemeyiz.[38]

Bunun karşısında Şia alimleri şöyle cevap vermişlerdir: Evvela: Benden sonra nebi yoktur (اِلّا أنـَّه لانبی بعدی) cümlesindeki istisna kelimesi umuma delalet etmektedir ve bu menzilet ve makamlar, peygamberin hayatında ve vefatından sonra da Ali (as) için sabittir. Yoksa istisna kelimesinin getirilmesine gerek kalmazdı. Tabersi’nin[39] deyimine göre muhaddisler, Allah Resulünün Tebük hadisesinde İmam Ali’yi Medine’de kendi yerine bıraktığı ve onu azl etmediği ve bu makamın İmam Ali (a.s) için devam ettiği konusunda icma etmişlerdir.

İkincisi, Harun şüphedeki varsayıma göre Musa’dan sonra hilafet etmek için hayatta değildi. Eğer Hz. Harun Hz. Musa’dan (a.s) sonra hayatta olsaydı kesinlikle Musa’nın halifesi olurdu; zira hilafet makamı onda muhakkaktı. Menzilet hadisine binaen Hz. Ali (a.s) peygamberin halifesi şanına ve makamına sahipti ve peygamberin olmadığı her zaman ve mekan diliminde, hayatta olduğu müddetçe O, peygamberin halifesi olacaktır.

Zarif Bir Benzerlik

Hz. Harun Hz. Musa’nın (a.s) yokluğunda halife oldu. Bu süreçte halk Samiri’ye kanarak buzağıya tapmaya başladı. Kimsenin Harun’a yardım etmemesi üzerine Hz. Harun (a.s) sabretmeyi maslahat gördü. Menzilet hadisi de bütün bu olayları İmam Ali (a.s) hakkında beyan etmektedir. Müminlerin Emiri Ali de (a.s) peygamberin yokluğunda onun halifesidir ve İmam’ın Harun’la olan benzerliği bu konulara da matuftur ve kesinlikle peygamberin (s.a.a) vefatından önce veya sonra olacağı gibi bir şey söz konusu değildir.

Kaynakça

  1. Menakıbı İmam Ali (a.s), İbni Megazili, s. 255 - 257.
  2. İbni Hanbel, Müsnedi Ahmed b. Hanbel, c. 1, s. 277, c. 3, s. 417, c. 7, s. 513, 591; Buhari, Sahihu’l Buhari, c. 5, s. 129; Sahihi Müslim, c. 2, s. 1870 – 1871; Süneni Tirmizi, c. 5, s. 638, 640 – 641; Süneni Nesai, s. 50 – 61; Hakim Nişaburi, Müstedrek, c. 3, s. 133 – 134; Ahmed b. Abdullah Taberi, er-Riyadu’n Nedreti fi Menakıbı’l Aşreti, c. 3, s. 117 – 119; İbni Kesir, el-Bidaye ve’n Nihaye, c. 5, s. 7- 8; Heysemi, Mecmeu’z Zevaid ve Menbeu’l Fevaid, c. 9, s. 110; Ayni, Umdetu’l Kari: Şerhu Sahihu’l Buhari, c. 16, s. 301; Suyuti, Tarihu’l Hulefa, s. 168; Suyuti, ed-Durru’l Mensur, c. 3, s. 236, 291; Muttaki, Kenzu’l Ummal, c. 13, s. 163, 171 – 172; Ayrıca bakınız: Mir Hamid Hüseyin, Abakatu’l Envar, c. 2, Defter 1, s. 29 – 59; Şerefuddin, s. 130; Hüseyni Milani, Nefahatu’l Ezhar, c. 18, s. 363 – 411.
  3. İbni Hanbel, Müsnedi Ahmed b. Hanbel, c. 1, s. 277, c. 3, s. 417; Buhari, Sahihu’l Buhari, c. 5, s. 129; Süneni Tirmizi, c. 5, s. 638; Kafi, c. 8, s. 106 – 107; Baglani, Kitabu Temhidu’l Evail ve Telhisu’d Delail, s. 457; Gazi Abdulcabbar Ahmed, el-Mugni, c. 10, Bölüm 1, s. 158; Hatib Bağdadi, Tarihi Bağdadi, c. 4, s. 465; Fahrı Razi, el-Berahin der İlmi Kelam, c. 2, s. 257; Taftazani, Şerhu’l Mekasid, c. 5, s. 296.
  4. Meşhur Muhaddis, Beşinci asırda vefat etmiş, c. 1, s. 195.
  5. Hüseyni Milani, Nefahatu’l Ezhar, c. 17, s. 23 - 28.
  6. Minhacu’s Sünnetu’n Nebeviyye, c. 7, s. 326.
  7. Mir Hamid Hüseyin, Abakatu’l Envar, c. 2, Defter 1, s. 204 - 206; Hüseyni Milani, Nefahatu’l Ezhar, c. 17, s. 151 – 162.
  8. حَدَّثَنِی مُحَمَّدُ بْنُ بَشَّارٍ، حَدَّثَنَا غُنْدَرٌ، حَدَّثَنَا شُعْبَةُ، عَنْ سَعْدٍ، قَالَ: سَمِعْتُ إِبْرَاهِیمَ بْنَ سَعْدٍ، عَنْ أَبِیهِ، قَالَ: قَالَ النَّبِی صَلَّی اللهُ عَلَیهِ وَسَلَّمَ لِعَلِی: «‌أَمَا تَرْضَی أَنْ تَکونَ مِنِّی بِمَنْزِلَةِ هَارُونَ، مِنْ مُوسَی‌», (“Acaba Harun'un Musa'nın nezdindeki makamına, benim nezdimde sahip olmaya razı değil misin? Şu farkla ki benden sonra nebi yoktur.”), c. 4, s. 208, c. 5, s. 129.
  9. ۶۳۷۰ - حَدَّثَنَا یحْیی بْنُ یحْیی التَّمِیمِی وَأَبُو جَعْفَرٍ مُحَمَّدُ بْنُ الصَّبَّاحِ وَعُبَیدُ اللَّهِ الْقَوَارِیرِی وَسُرَیجُ بْنُ یونُسَ کلُّهُمْ عَنْ یوسُفَ الْمَاجِشُونِ - وَاللَّفْظُ لاِبْنِ الصَّبَّاحِ - حَدَّثَنَا یوسُفُ أَبُو سَلَمَةَ الْمَاجِشُونُ حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ الْمُنْکدِرِ عَنْ سَعِیدِ بْنِ الْمُسَیبِ عَنْ عَامِرِ بْنِ سَعْدِ بْنِ أَبِی وَقَّاصٍ عَنْ أَبِیهِ قَالَ قَالَ رَسُولُ اللَّهِ -صلی الله علیه وسلم- لِعَلِی «‌أَنْتَ مِنِّی بِمَنْزِلَةِ هَارُونَ مِنْ مُوسَی إِلاَّ أَنَّهُ لاَ نَبِی بَعْدِی ». قَالَ سَعِیدٌ فَأَحْبَبْتُ أَنْ أُشَافِهَ بِهَا سَعْدًا فَلَقِیتُ سَعْدًا فَحَدَّثْتُهُ بِمَا حَدَّثَنِی عَامِرٌ فَقَالَ أَنَا سَمِعْتُه‍. فَقُلْتُ آنْتَ سَمِعْتَهُ فَوَضَعَ إِصْبَعَیهِ عَلَی أُذُنَیهِ فَقَالَ نَعَمْ وَإِلاَّ فَاسْتَکتَا. (Said b. Museyyib’den, o da Amir b. Sad b. Ebi Vakkas’tan, o da babasından: Resulullah (s.a.a), Ali’ye (a.s) hitaben “Senin bana olan menziletin (konumun) Harun’un Musa’ya olan konumu gibidir; ancak benden sonra peygamber yoktur!” dedi. Said der ki: Ben bunu bizzat Sad’dan duymak istedim. Bu yüzden Sad’la görüştüm. Amir’in bana anlattıklarını söyledim. “Ben bunu duymuştum” deyince “Bizzat kendin mi bunları duydun?” diye sordum. Bunun üzerine: Evet, dedi. Eğer böyle değilse -kulaklarına işaretle- şu ikisi sağır olsun! dedi.), Sahih Müslim, Daru’l Ciyli Beyrut – Daru’l Efaku’l Cedide – Beyrut, c. 7, s. 119, Babu min Fezaili Ali b. Ebi Talib.
  10. Hakim Nişaburi, Müstedrek, c. 3, s. 133 – 134; Müfid, el-İrşad, s. 81 – 84; İbni Abdulbirr, el-İstiab fi Marifeti’l Ashab, c. 3, s. 1097 – 1098; İbni Esir, el-Kamilu fi’t Tarih, c. 2, s. 278; Sibti İbni Cevzi, s. 27 – 28; İbni Ebi’l Hadid, c. 13, s. 211; Cuveyni Horasani, Feraidu’s Simteyn fi Fezaili’l Murtaza ve’l Betul ve’s Sibteyn ve’l Aimmeti min Zürriyyetihim alehimu’s selam, c. 1, s. 122; Heysemi, Mecmeu’z Zevaid ve Menbeu’l Fevaid, c. 9, s. 111; İbni Hacer Askalani, Kitabu’l İsabe fi Temyizi’s Sahabe, c. 2, s. 509; Suyuti, Tarihu’l Hulefa, a.g.e; Halebi, c. 3, s. 187 – 188; Kunduzi, Yenabiu’l Mevedde li Zevi’l Kurba, c. 1, s. 111 – 112, 137; Hüseyni Firuzabadi, Fezailu’l Hamse mine’s Sihahi’s Sitte, c. 1, s. 347 – 364; Hızri, İtmamu’l Vefa fi Sireti’l Hulefa, s. 169.
  11. İbni Abdulbirr, el-İstiab fi Marifeti’l Ashab, c. 3, s. 1097.
  12. İbni Abdulbirr, el-İstiab fi Marifeti’l Ashab, c. 3, s. 1097; İbni Asakir, Tercümetu’l İmam Ali b. Ebi Talib (a.s) min Tarihi Medineti Demeşk, c. 1, s. 306 - 391.
  13. Hakim Nişaburi, Müstedrek, c. 3, s. 134.
  14. Bakınız; Hakim Nişaburi, Müstedrek, c. 3, s. 134.
  15. İbni Ebi’l Hadid, Şerhi Nehcü’l Belağa, c. 13, s. 211.
  16. Tarihi Bağdadi, c. 8, s. 262.
  17. İbni Abdurabbih, el-Akdu’l Ferid, c. 5, s. 357 - 358.
  18. Tarihi Bağdadi, c. 8, s. 498.
  19. İbni Esir, Usdu’l Gabe, c. 4, s. 104 – 105; Kunduzi, Yenabiu’l Mevedde li Zevi’l Kurba, c. 1, s. 161; Şerefuddin, el-Müracaat, s. 132 - 133.
  20. Bakınız: Heysemi, Mecmeu’z Zevaid ve Menbeu’l Fevaid, c. 9, s. 111.
  21. Bakınız: İbni Hanbel, Müsnedi Ahmed b. Hanbel, c. 1, s. 545; Hakim Nişaburi, Müstedrek, c. 3, s. 134; İbni Kesir, el-Bidaye ve’n Nihaye, c. 5, s. 351; Diğer nakiller için ikinci kısımdaki Peygamber Efendimizin (s.a.a) ibaretlerine bakınız; Süneni Nesai, s. 64; Muhammed Cerir Taberi, Tarihi Taberi, c. 3, s. 129; İbni Hacer Heytemi, es-Sevaiku’l Muhrika, s. 124; Kazvini, Mea’d Dr. Musa el-Musevi fi Kitabihi’ş Şia ve’t Tashih, s. 82 - 87.
  22. Taha Suresi, 29 – 32.
  23. Taha Suresi, 36.
  24. A’raf Suresi, 142.
  25. Bakınız: Mir Hamid Hüseyin, Abakatu’l Envar, c. 2, defter 1, s. 86 - 88.
  26. Bakınız: Mir Hamid Hüseyin, Abakatu’l Envar, c. 2, defter 1, s. 104 - 110.
  27. Bakınız: Muttaki, Kenzu’l Ummal, c. 11, s. 614; Mir Hamid Hüseyin, Abakatu’l Envar, c. 2, defter 1, s. 113 - 129.
  28. Bakınız: Mir Hamid Hüseyin, Abakatu’l Envar, c. 2, defter 1, s. 88 - 93.
  29. Mir Hamid Hüseyin, Abakatu’l Envar, c. 2, defter 1, s. 100 - 104.
  30. Örneğin bakınız: Amedi, el-İmame min Ebkari’l Efkar fi Usulu’d Din, s. 167.
  31. Hakim Nişaburi, Müstedrek, c. 3, s. 134.
  32. İbni Hacer Heytemi, es-Sevaiku’l Muhrika fi’r-Reddi ala Ehli’l Bid’a ve’z-Zındıka, s. 179.
  33. İbni Teymiyye, Minhacu’s Sünnetü’n Nebeviyye, c. 7, s. 322.
  34. Bagillani, Kitabu Temhidu’l Evail ve Telhisu’d- Delail, s. 457; Mir Hamid Hüseyin, Abakatu’l Envar, c. 2, defter 1, s. 74 - 76.
  35. Şerhi Nehcü’l Belağa, c. 13, s. 211.
  36. Bakınız: Müsnedi Ahmed b. Hanbel, c. 1, s. 158; Hakim Nişaburi, Müstedrek, c. 3, s. 168; Muttaki, Kenzu’l Ummal, c. 12, s. 117 – 118; Meclisi, Biharu’l Envar, c. 101, s. 110 - 112.
  37. Bakınız: İbni Babeveyh, Meaniu’l Ahbar, s. 74.
  38. Bakınız: Gazi Abdulcabbar b. Ahmed, el-Muğni, c. 10, bölüm 1, s. 159 – 160; Mir Hamid Hüseyin, Abakatu’l Envar, c. 2, defter 1, s. 86.
  39. Esraru’l İmame, s. 252.

Bibliyografi

  • Kur’an-ı Kerim.
  • İbrahim b. Muhammed Cuveyni Horasani, Feraidu’s Simteyn fi Fezaili’l Murtaza ve’l Betul, ve’s Sibteyn ve’l Aimmeti min Zürriyetihim aleyhimu’s selam, tahkik: Muhammed Bakır Mahmudi, Beyrut, 1398 – 1400 / 1978 – 1980.
  • İbni Ebi’l Hadid, Şerhi Nehcü’l Belağa, tahkik: Muhammed Ebu’l Fazl İbrahim, Kahire, 1385 – 1965 / 1387 – 1967, baskı ofset, Beyrut.
  • İbni Esir, el-Kamilu fi’t Tarih, Beyrut, 1385 – 1386 / 1965 – 1966, baskı ofset, 1399 – 1402 / 1979 – 1982.
  • İbni Esir, Usdu’l Gabe fi Marifeti’s Sahabe, tahkik: Muhammed İbrahim Bina ve Muhammed Ahmed Aşur, Kahire, 1970 – 1973.
  • İbni Babıveyh, Meaniu’l Ahbar, tahkik: Ali Ekber Gaffari, Kum, 1361.
  • İbni Teymiyye, Minhacu’s Sünneti’n Nebeviyye, tahkik: Muhammed Reşat Salim, Riyad, 1986 / 1406.
  • İbni Hacer Askalani, Kitabu’l İsabe fi Temyizi’s Sahabe, Mısır, 1328, baskı ofset, Beyrut.
  • İbni Hacer Heytemi, es-Sevaiku’l Muhrika fi’r Reddi ala Ehli’l Bid’a ve’z Zındıka, tahkik: Abdulvahhab Abdullatif, Kahire, 1385 / 1965.
  • İbni Hanbel, Müsnedu’l İmam Ahmed b. Muhammed b. Hanbel, Beyrut, 1414 / 1993.
  • İbni Tavus, et-Taraif fi Marifeti Mezahibi’t Tavaif, tahkik: Ali Aşur, Beyrut, 1420 / 1999.
  • İbni Abdulbirr, el-İstiyab fi Marifeti’i Ashab, tahkik: Ali Muhammed Bicavi, Beyrut, 1412 / 1992.
  • İbni Abdurabbih, el-Akdu’l Ferid, c. 5, tahkik: Abdulmecid Terhini, Beyrut, 1404 / 1983.
  • İbni Asakir, Tercümetu’l İmam Ali b. Ebi Talib (a.s) min Tarihi Medineti Demeşk, tahkik: Muhammed Bakır Mahmudi, c. 1, Beyrut, 1398 / 1978.
  • İbni Kesir, el-Bidaye ve’n Nihaye, Beyrut, 1411 / 1990.
  • Ebu Naim İsfahani, Hilyetu’l Evliya ve Tabakatu’l Esfiya, Beyrut, 1407 / 1978.
  • Ahmed b. Hüseyin Beyhaki, es-Sünenu’l Kübra, Beyrut, 1424 / 2003.
  • Ahmed b. Abdullah Taberi, er-Riyadu’n Nedreti fi Menakıbı’l Aşere, Beyrut, 1405 / 1984.
  • Ahmed b. Ali Nesai, Tehzibu Hasaisu’l İmam Ali, tahkik: Ebu İshak Cuveyni Eseri, Beyrut, 1406 / 1986.
  • Hasan b. Ali Tabersi, Esraru’l İmame, Meşhed, 1380.
  • Hatib Bağdadi, Tarihi Bağdadi.
  • Sibti İbn Covzi, Tezkiretu’l Havas, Beyrut, 1401 / 1981.
  • Süleyman b. İbrahim Kunduzi, Yenabiu’l Mevedde li Zevi’l Kurba, tahkik: Ali Cemal Eşref Hüseyni, Kum, 1416.
  • Abdu’l Hüseyin Şerefuddin, el-Müracaat, tahkik: Hüseyin Razi, Kum, 1416.
  • Abdurrahman b. Ebi Bekir Suyuti, ed-Durru’l Mensur fi’t Tefsiri bi’l Me’sur, tahkik: Necdet Necib, Beyrut, 1421 / 2001.
  • Abdurrahman b. Ebi Bekir Suyuti, Tarihu’l Hulefa, tahkik: Muhammed Muhyuddin Ebdulhamid, Kum, 1370.
  • Ebdurrezzak b. Hammam San’ani, el-Musannef, tahkik: Habiburrahman A’zami, Beyrut, 1403 / 1983.
  • Ubeydullah b. Abdullah Hasekani, Şevahidu’t Tenzil li Kavaidi’t Tefzil, tahkik: Muhammed Bakır Mahmudi, Tahran, 1411 / 1990.
  • Alauddin Kazvini, Mea’d Doktor Musa el-Musevi fi Kitabeti’ş Şia ve’t Tashih, Kum, 1414 / 1994.
  • Ali b. İbrahim Halebi, es-Siretu’l Halebiyye, tahkik: Abdullah Muhammed Halili, Beyrut, 1422 / 2002.
  • Ali b. Ebubekir Heysemi, Mecmeu’z Zevaid ve Menbeu’l Fevaid, Beyrut, 1402 / 1982.
  • Ali b. Ebi Talib (a.s), İmam-ı Evvel, Nehcü’l Belağa, tercüme: Cafer Şehidi, Tahran, 1371.
  • Ali b. Hisamuddin Muttaki, Kenzu’l Ummal fi Süneni’l Akvali ve’l Ef’al, tahkik: Bekri Hayyani ve Saffet Saka, Beyrut, 1409 / 1989.
  • Ali b. Muhammed Amedi, el-İmametu m.n Ebkari’l Efkar fi Usulu’d Din, tahkik: Muhammed Zübeydi, Beyrut, 1412 / 1992.
  • Ali b. Muhammed Corcani, Şerhu’l Mevakıf, tahkik: Muhammed Bedruddin Ne’sani Halebi, Mısır, 1325 / 1907, baskı ofset, Kum, 1370.
  • Ali Hüseyni Milani, Nefahatu’l Ezhar fi Hulaseti Abakatu’l Envar, Kum, 1384.
  • Gazi Abdulcabbar b. Ahmed, el-Mugni fi Ebvabı’t Tovhidi ve’l Adl, c. 10, tahkik: Mahmud Muhammed Kasım.
  • Kuleyni, Kafi.
  • Meclisi, Biharu’l Envar.
  • Muhammed Hızri, İtmamu’l Vefa fi Siretu’l Hulefa, Beyrut, 1402 / 1982.
  • Muhammed b. İsmail Buhari, Kitabu’t Tarihu’l Kebir, Beyrut, 1986.
  • Muhammed b. İsmail Buhari, Sahihu’l Buhari, tahkik: Muhammed Zihni Efendi, İstanbul, 1401 / 1981, baskı ofset, Beyrut.
  • Muhammed Cerir Taberi, Tarih, Beyrut.
  • Muhammed b. Tayyib Baglani, Kitabu Temhidu’l Evail ve Telhisu’d Delail, tahkik: İmaduddin Ahmed Haydar, Beyrut, 1414 / 1993.
  • Muhammed b. Abdullah Hakim Nişaburi, el-Müstedrek Ale’s Sahiheyn ve Beziletu’t Telhis li’l Hafız ez-Zehebi, Beyrut, Daru’l Marife.
  • Muhammed b. Ömer Fahrı Razi, el-Berahin der İlmi Kelam, tahkik: Muhammed Bakır Sebzevari, Tahran, 1341 – 1342.
  • Muhammed b. İsa Tirmizi, el-Camiu’s Sahih ve Huve Sünenu’t Tirmizi, c. 5, tahkik: İbrahim Atve Ovz, Beyrut.
  • Muhammed b. Muhammed Müfid, el-İrşad, Kum, Mektebetu Basireti.
  • Muhammed b. Ahmed Ayni, Umdetu’l Kari, Şerhu Sahihu’l Buhari, tahkik: Abdullah Mahmud Muhammed Ömer, Beyrut, 1421 / 2001.
  • Murtaza Hüseyni Firuzabadi, Fezailu’l Hamse mine’s Sihahi’s Sitte, Beyrut, 1402 / 1982.
  • Mesud b. Ömer Taftazani, Şerhu’l Makasid, tahkik: Abdurrahman Umeyre, Kahire, 1409 / 1989, baskı ofset, Kum, 1370 – 1371.
  • Müslim b. Haccac, Sahihi Müslim, tahkik: Muhammed Fuad Abdulbaki, İstanbul, 1413 / 1992.
  • Mehdi Semavi, el-İmame fi Zov’i’l Kitab ve’s Sünne, c. 1, Kuveyt, 1399 / 1979.
  • Mir Hamit Hüseyin, Abakatu’l Envar fi İmameti'l Eimmeti'l Ethar (a.s), c. 2, Defter 1, tahkik: Abdurrahim Mübarek ve Diğeran, Meşhed, 1383.