Osman bin Affan

WikiShia sitesinden
(Osman b. Affan sayfasından yönlendirildi)
Şuraya atla: kullan, ara
Osman bin Affan

Osman bin Affan (Arapça: عثمان بن عفان) (d. 574/576 - ö. h. 35/17 Haziran 656) Sünni inancına göre dört Raşit Halife'nin (Hulefa-i Raşidin) üçüncüsü ve Hz. Resulü Kibriya Efendimizin (s.a.a) sahabelerindendir. Osman bin Affan, ölümünden önce bir sonraki halifenin seçimi için Ömer bin Hattab tarafından belirlenen altı kişilik şura sonucunda halifeliğe ulaşmıştır. Hicretin 23. Yılından (veya 24) öldürüldüğü tarih olan hicretin 35. Yılına kadar hükümetini sürdürmüştür. Sonunda hükümet yönetimini beğenmeyen ayaklanmış halk tarafından Medine’de öldürülmüştür.

Nesep, Soy ve Kişiliği

İslam tarihi kaynaklarında, nesebi şu şekilde kaydedilmiştir: Osman bin Affan bin Ebu’l-As bin Ümeyye bin Abduşşems bin Abdumenaf İbn Kusay el-Kureyşi el-Emevi. Osman, Beni Ümeyye kabilesindedir.[1] Ceddi ile Beni Haşim Abdu Menaf’ta birleşir.[2] Böylelikle Beni Ümeyye taifesinden ve Ebu’l-As’ın dallarındandır.[3] Babasının taifesinden olan annesi Urva’nın soyunu şu şekilde belirtmişlerdir: Bint Kureyz bin Rabia bin Habib İbn Abduşşems bin Abdu Menaf bin Kusay.[4] Osman’ın annesi, Hz. Peygamber Efendimizin teyzesi Ümmü Hekim Bint Abdulmuttalib’in kızıdır.[5] Osman’ın fil yılının yedi[6] veya altısında[7] dünyaya geldiği kaydedilmiştir. Ebu Amr ve Ebu Abdullah diye iki künyesi vardı, ancak birincisi daha ünlüdür.[8] Osman bin Affan, Hz. Hatice validemizin (s.a.a) kız kardeşi hale’nin kızı olan ve Hz. Peygamber Efendimiz (s.a.a) tarafından büyütülüp yetiştirildiği için Peygamber Efendimize atfedilen Rugayye (Rukiye) ile evlenmiştir. (Rukiye, Sünnilere göre Hz. Peygamber Efendimizin kızıdır.) Bazı tarihçilere göre Amr ve Abdullah adlı iki çocuğu olmuş, ancak her ikisi de çocukken ölmüşlerdir.[9] Bazı kaynaklar ise Amr’ın, Rukiye’nin çocuğu olmadığını, cahiliyet döneminde Osman’ın evli olduğu başka bir kadından dünyaya geldiğini ve bundan dolayı cahiliyet döneminde Osman’ın Ebu Amr künyesine sahip olduğunu belirtmişlerdir. Osman, Müslüman olduktan sonra Rukiye ile evlenmiş ve Abdullah adlı çocuğu dünyaya geldiği için Osman, Ebu Amr künyesi yerine Ebu Abdullah künyesini tercih etmiştir.[10] Bazı kaynaklara göre Osman, Hz. Peygamber Efendimizin (s.a.a) bir diğer üvey kızı olan Ümmü Gülsüm’le de Rukiye’nin vefatından sonra evlenmiştir.[11] Sünniler, Peygamber Efendimize atfedilen iki üvey kızıyla evlendiği için ona iki nur sahibi anlamında, “Zi'n-Nureyn” lakabını takmışlardır.[12]-(Ehlisünnete göre hem Rukiye hem de Ümmü Gülsüm, Peygamber efendimizin öz kızlarıdır, ancak Şia araştırmacılarının bir kısmına göre her ikisi de Hz. Hatice’nin kız kardeşi Hale’nin çocuklarıdır. Ancak her iki çocuğun da bakımlarını Hz. Hatice üstlenmiştir. Hz. Hatice validemiz Hz. Peygamber Efendimizle evlendikten sonra onları da yanında getirdiğinden ve Peygamber Efendimiz tarafından yetiştirildikleri ve üvey babaları oldukları için Efendimize atfedilmişlerdir.)

İslam’daki Geçmişi

Denildiğine göre aynı taifeden olan Ebu Bekir’in daveti üzerine Mekke’de Müslüman olmuştur.[13] Tam olarak ne zaman Müslüman olduğu net değildir, ancak ifade edildiğine göre Hz. Peygamber Efendimizin davetinin ilk dönemlerinde Erkam’ın evinde iman getirmiştir.[14]

Osman, Mekke’den Habeşe’ye hicret eden ilk kişilerdendir.[15] Buna rağmen Bedir savaşında Medine’de olmasına rağmen, Bedir savaşına katılmamıştır. Bazı tarihçilerin naklettiğine göre savaş sırasında eşi Rukiyye hasta olduğu için, Peygamber Efendimizin ondan Medine’de kalarak eşiyle ilgilenmesini istediğinden savaşa katılmamıştır. Rukiye bu savaş sonrasında vefat etmiştir.[16]

Hilafet

Altı Kişilik Şura

Osman bin Affan, Ömer’in ölümünden önce halife seçimi için belirlediği altı kişilik şura sonucunda hicretin 23. Yılında[17] halife olmuş ve hicretin 35. Yılında öldürüldüğü güne kadar halifelik yapmıştır.[18]

Osman bin Affan’dan önce halife seçiminde böyle bir şura tarihte görülmemiştir. Hz. Peygamber Efendimizin (s.a.a) vefatından hemen sonra (efendimizin daha naaşı yerde iken!) bir grup sahabe Sakife denen yerde toplanmış ve Gadir-i Hum’daki Hz. Peygamber Efendimizin emrine rağmen Ebu Bekir’i halife seçmiş ve daha sonra tüm insanlardan yavaş yavaş biat almışlardır. Onların iddiasına göre halifelik seçimi halkın uhdesine bırakılmış ve halkın halife konusunda seçme hakkı olduğudur, ancak Ebu Bekir, ömrünün sonunda bundan vazgeçmiş ve Ömer’i kendisinden sonraki halife tayin ederek atamıştır.

Ömer İbn Hattab, Ebu Bekir ve kendisinin (atama yoluyla) seçilme yöntemini bir kenara bırakarak yeni bir yöntem belirlemiştir. Ebu Bekir’in seçilmesinin Müslümanların görüşüyle olmadığını itiraf ederek bundan sonra artık Müslümanlara danışarak bunun sağlanacağını ileri sürmüş[19] ve altı kişilik bir şura kurarak bunu gerçekleştirmeye çalışmıştır. Altı kişilik şurada, sonucu daha önceden belli olan bir seçimle Osman bin Affan halife olarak seçilmiştir. Altı kişilik şura şu kişilerden oluşmaktaydı: Hz. Ali (aleyhi selam), Osman bin Affan, Talha bin Ubeydullah, Zübeyr bin Avam, Sa’d bin Ebu Vakkas, Abdurrahman bin Avf.[20]

Hilafet Döneminde Yaşananlar

Tarihi kayıtların belirttiğine göre Osman’ın halife olur olmaz yaptığı ilk iş, kendisinden önceki halifenin atadığı çok sayıda vali ve hilafet çalışanlarını görevden alarak yerlerine kendi akrabalarını ataması olmuştur.[21] Örneğin, Ammar bin Yasir’i Kufe valiliğinden azlederek yerine üvey kardeşi Velid bin Ukba’yı ve Ebu Musa Eşa’ri’yi Basra valiliğinden alarak yerine küçük yaştaki halaoğlu Abdullah bin Amir’i atamıştır. Osman, Amr bin As’ı fetihler ve Kuzey Afrika savaşları komutanı unvanı ile atamış ve kendi sütkardeşi Abdullah bin Ebu Serh’i de o bölgenin fetih mali işlerinden (haraç ve ganimetler) sorumlu görevlisi olarak atamıştır, ancak sonra Amr bin As’ı azlederek Abdullah bin Ebu Serh’i onun yerine atamıştır.[22]

Fetihler

Osman bin Affan’ın döneminde Müslümanların fetihleri artmıştır. Örneğin bazı Fars bölgeleri Arapların eline geçmiştir. Bu savaşlardaki komutan Osman bin Ebi’l-As’tır. Yine hicretin 29. Yılında kuzey Afrika, Abdullah bin Ebi Serh tarafından, Kıbrıs adası ise Muaviye bin Ebu Süfyan tarafından fethedilmiştir.[23]

İran’ın fars bölgesi gibi bazı bölgelerde o dönemler ayaklanmalar yaşanmış ve kendi özgürlüklerini kazanmak için uğraşmışlar, ancak bastırılmışlardır.[24] Sasani imparatorluğunun son kralı üçüncü Yezdigirt Osman’ın döneminde öldürülmüştür. Kaynakların naklettiğine göre, üçüncü Yezdigirt, son kez İstahr’da Arap ordusuyla karşı karşıya gelmiştir. Arap orduları komutanları Osman bin Ebu’l As ve Abdullah bin As’tır. Bu savaşta Yezdigirt yenilmiş ve Merv’e kaçmıştır. Orada da nakledildiğine göre uykudayken Asyabani tarafından öldürülmüştür.[25]

Osman Karşıtı Ayaklanma

Ayaklanmanın Nedeni

İslami kaynakların naklettiğine göre, Osman karşıtı ayaklanmalar önceki halifelerin uyguladığı hilafet çalışanlarını atama şekli gibi devlet yönetim tarzını değiştirmesi, İslam toplumunun umumi servet ve beytülmal paylaşımını adaletsiz ve eşit olmayan bir şekilde paylaştırması gibi nedenlerden kaynaklanmıştır. Osman’ın akrabalarını kayırması, onlara beytülmal sorumluluğunu vermesi, hükümetin vermiş olduğu makam ve avantajlardan yararlandırması daha hilafetinin ilk günlerinde belli olmuş ve bu gidişat giderek itirazlara neden olmaya başlamıştır. Bu durum, ona karşı halk kıyamlarının fitilini ateşlemiştir.[26] Müslümanların Irak gibi çeşitli bölgelerde ekonomik sorun ve dar boğazda yaşamaları, Osman karşıtı çok sayıda muhalifin artışına neden olmuş ve siyasi ve ekonomik kayırmacılığı Müslümanların ona karşı isyanının önünü açmıştır. Basra ve Kufe gibi şehirlerin valilerini görevden alarak yerine kendi akrabalarını ataması belki de Omsan karşıtı ayaklanmaların kıvılcımını ateşlemiştir.[27] İslam’da bir geçmişleri olmayan Beni Ümeyye’den bazı kimselerin umumi ve genel mal ve servete hâkim olmaları Hz. Peygamber Efendimizin (s.a.a) sahabe ve tabiine çok zor gelmeye başlamıştır. Örneğin, Osman bin Affan, Medine’nin doğusundaki Muhrike adlı yeri Haris bin Hakem’e bağışlamıştır; denildiğine göre Hz. Peygamber Efendimiz oraya vardığında, ayağını oraya vurmuş ve şöyle buyurmuştur: “Burası bizim namazgâhımız, yağmur isteğinde bulunacağımız yer ve kurban ve fıtır bayram yerimizdir. Burasını harap etmeyin ve buradan kira almayın. Allah’ın laneti bizim pazarımızdan azaltanların üzerine olsun.” Daha sonra ilk halife Ebu Bekir tarafından Hz. Fatıma’dan gasp edilen Fedek arazisini Mervan bin Hakem’e vermiş ve yine Afrika’dan ele geçirilen ganimetleri ona bağışlamıştır. Bu olay bazı Müslümanlara çok ağır gelmiştir ki Abdurrahman bin Hambel Cemehi, onu kınayan bir şiir okumuştur.[28] Yine tarihi kaynakların naklettiğine göre Osman, bu ganimetlerden 400 bin dirhemi Abdullah bin Halid bin Useyd bin Rafi’ye ve 100 binini ise Hakem bin Ebu’l-As’a vermiştir.[29]
Bazı tarihi kaynaklardan anlaşıldığı kadarıyla, Osman’ın bu tarz metodu Ömer’in zamanında veya ondan da önceki dönemlerde başlamış, ancak insanlar sindirilmek ve baskıdan korktuklarından itiraz edememişlerdir. Bu tarihi verilere göre, halk Osman’ın yaptıklarından rahatsız olmakta ve onu tenkit edebilmekteydiler, ama aynı şeyleri Ömer bin Hattab yaptığında itiraz edememekteydiler. Bunun nedeni ise halkın Ömer’den korkmasıdır. Ömer, itirazları bastırmakta ve sindirebilmekteydi, ancak Osman daha yumuşak huylu olduğundan halkın itirazları ayyuka çıkmış ve artık kontrol edilemez bir hal almıştı.[30] Ömer’in oğlu Abdullah bin Ömer’den nakledildiğine göre şöyle demiştir: “Osman yaptıklarından dolayı ayıplanmakta ve kötülenmekteydi, ancak aynı şeyleri Ömer yapsaydı onu ayıplamaz ve kötülemezlerdi.”[31] Hakeza Osman’ın kendisi itirazlar başladığı zaman minbere çıkmış ve şöyle demiştir: “Ey Muhacir ve Ensar halkı!... Allah’a andolsun ki sizler benim yaptığım işleri ayıplıyor ve itirazlar ediyorsunuz, sizler Hattab’ın oğluna da aynı şekilde davranıyordunuz, ancak o sizin kökünüzü kazıyor ve eziyordu. Ama kimse ona gözüyle bakmaya bile cüret edemiyordu.”[32]

Politik Azletme ve Atamalar

Osman bin Affan, Ammar bin Yasir’i Kufe emirliğinden azletmiş ve aynı anneden olma kardeşi Velid bin Ukba bin Ebu Muit’i Kufe emiri olarak atamıştır. Ebu Musa Eşa’ri’yi Basra emirliğinden almış ve dayıoğlu Abdullah bin Amir bin Kureyz’i daha genç yaşta olmasına rağmen Basra’ya emir olarak atamıştır. Mısır savaşlarının komutanı olarak Amr bin As’ı atamış ve sütkardeşi olan Abdullah bin Ebi Serhi de Mısır haraçlarının sorumlusu yapmıştır. Sonra Amr bin As’ı ordu komutanlığı görevinden alarak her iki görevi de sütkardeşi Abdullah bin Ebu Sarh’a vermiştir.[33]

Müslümanların gözünde bu kişilerden bazılarının İslam dinine ve Hz. Peygamber Efendimizin (s.a.a) manevi mirasına bağlılıkları yoktur. Tarihi kaynakların naklettiğine göre, Hz. Resulullah Efendimizin (s.a.a) Medine’den sürdüğü birkaç kişi, Osman’ın döneminde onun emri ve isteği ile Medine’ye geri getirilmiş ve onlara hükümette önemli makamlarda görevler vermiştir. Örneğin, Osman’ın akrabası olan Hakem bin Ebi’l-As’ı sürgünden geri getirtmiş ve oğlu Mervan’ı kendi danışmanı yapmıştır.[34] Mervan’ın sonraki yıllarda yaşanan bazı fitnelerde doğrudan payı vardır. Hz. Resulü Kibriya Efendimizin (s.a.a) Hakem bin Ebu’l-As’ı sır ve gizli kalması gereken şeyleri ifşa ettiği için sürdüğü rivayet edilmiştir.[35] Bazılarına göre Osman’ın aynı zamanda damadı da olan Mervan’ın onun davranış ve yönetiminde doğrudan etkisi olmuş ve Osman’ın aldığı çok sayıdaki yanlış kararı ona bağlamışlardır. Her ne olursa olsun, Mervan’ın hükümette yüksek bir makamda görev alması Müslümanlar arasında hoşnutsuzlukların artmasına neden olmuş ve bilhassa sahabede büyük etkiler yaratmıştır.

Osman’ın Mısır valisi olarak atadığı sütkardeşi Abdullah bin Ebu Serh’in İslam’da güzel bir sabıkası bulunmamaktaydı.[36] Denildiğine göre bir süre Medine’de vahiy kâtipliği yapmış, ancak mürtet olmuş ve Kureyş’e katılmıştır. Hatta En’am Suresinin 93. Ayeti onu kınamak ve serzeniş etmek için nazil olmuştur.[37] O, Hz. Peygamber Efendimizin (s.a.a) ruhiye ve yapısına olan aşinalığı ile Kureyş’e Hz. Peygamberimize karşı danışmanlık görevi vermiştir.[38] Hz. Fahri Kâinat Efendimiz (s.a.a) Mekke’nin fethinde onun öldürülme emrini vermiş, ancak o, Osman’a sığınmış o da Hz. Peygamberimizin uygun bir zamanında Efendimizin yanına götürmüş ve ona aracılık ederek şefaatte bulunmuştur.[39] Her ne olursa olsun zahiri olarak Efendimiz bu bağışlamaya razı değildi. Tarihi kaynakların naklettiğine göre Osman, Peygamber Efendimizin huzuruna gelmiş Abdullah bin Ebu Serh’in bağışlamasını istemiştir, ancak Efendimiz sessiz kalmış ve bir şey dememiştir ve sonunda bu taleplerin tekrar edilmesi ile onu bağışlamıştır, ancak yanında olan ashabına ‘neden ben onu bağışlamadan önce içinizden birisi onu öldürmemiştir’ diye çıkışmıştır.[40]

Osman’ın üvey kardeşi ve Kufe valisi olan Velid bin Ukbe, hatta İslam’ın zahiri şeylerine bile riayet etmemekteydi. Sabah namazını sarhoş olduğu halde dört rekat kıldırmış ve camide olanlara ‘İstiyorsanız daha fazla kıldırayım’ demiştir. Velid’in içki ve şarap içtiği herkesin kulağına gitmiş, ancak Osman ona şarap içme had cezasını uygulamamıştır.[41] Velid, Hz. Peygamberimizin (s.a.a) zamanında hakkında ayet nazil olmuş bir kişidir. Onun hakkında inen ayette onun “fasık” olduğu belirtilmiştir.[42] Sonunda Osman Müslümanların artan baskılarına dayanamamış ve aradan uzun bir süre geçtikten sonra Velid bin Ukba’yı Kufe valiliğinden almış ve yerine Said bin As’ı atamıştır. Ancak Said bin As’ın yönetimi durumu daha da kötüleştirmiştir. O, söz ve eylemleriyle Irak’ın Kureyş ve Ümeyyeoğullarına ait olduğunu söylemekteydi. Malik Eşter gibi sahabenin ileri gelenlerinden bazıları onun yaptıklarına itiraz etmiş, ancak bu itirazların bir faydası olmamış ve yalnızca Said ve onlar arasında çekişmeler ve itirazların şiddetlenmesine neden olmuştur. Osman, valisini korumak ve destek çıkmak için itiraz edenlerin öncülerini Şam’a sürgün etmiştir. Sürgün edilenler arasında Kufe’nin ileri gelenlerinden Malik Eşter ve Sa’sa’a bin Suhan gibiler de bulunmaktaydı.

Ayaklanmanın Detayları

Osman’ın hükümeti yönetim biçimi ve ehliyetsiz ve liyakatsiz kişileri İslam memleketlerinin ve sahabelerin başına atamasıyla itirazlar şiddet kazanmıştır. İtirazcılar defalarca mektupla ya da yüz yüze itirazlarını halifeye bildirmişlerdir. Osman onlarla konuşmuş ve işlerin rayına konulması için reformlara gideceği sözünü vermiştir. Ancak Osman’ın girişimleri insanları ikna edecek düzeyde ciddi olmamıştır. Osman çoğu kişilerle istişare eder, ancak Mervan bin Hakem ve Muaviye gibi akrabalarının sözlerine kulak asardı.[43] İtirazların artmasına paralel olarak Osman minbere çıkmış ve yaptıkları yanlışları itiraf etmiş ve halkın huzurunda Allah’a tövbe ederek halktan özür dilemiştir. Mervan bin Hakem, Osman’ın itiraf etmesini önlemiş ve tövbesini geri alarak kimseden özür dilememesini istemiştir. Bu yaşananlardan sonra Osman’ın yaptıklarına bakılırsa Mervan’ın dediklerine uyduğu anlaşılmaktadır.[44]

Sahabelerin İtiraz Mektupları

Halk, Osman’ın yönetim biçimini değiştirmesinden ve reformlar yapmasından ümidini kesince, içlerinde Hz. Resulullah’ın ashabından da olan bazıları Osman’a mektup yazarak kendilerince Osman’ın yaptıkları şeylerin Hz. Resulullah’ın sünnetine ve bir önceki halifelerin yaptıklarına aykırı olduğunu belirtmişlerdir. Sahabe ve ileri gelenlerin mektupta işaret ettikleri noktalardan bazıları şunlardı: Afrika humusunun (ganimet) Mervan bin Hakem’e bağışlanması, oysa o humusta Allah’ın ve Resulullah’ın payı vardı; Medine’de yedi bina yaptırılması; eşi Naile için bir ev yaptırılması; Ayşe için evlerin inşa edilmesi; Mervan için ahşaptan saray şeklinde ev yaptırılması; Allah’ın mallarının (beytülmal) Mervan ve başkalarına verilmesi; şehirlerin ve beldelerin yönetimini yakınlarına vermesi; Beni Ümeyyenin genç ve çocuklarına bağışlarda bulunması, hâlbuki onların hiç birinin Hz. Resulullah’la bir birliktelik ve bağları yoktu; İslam hükümlerine ve şeriata zahiri olarak bile riayet etmeyen, içki içmesine rağmen Osman tarafından şeri had uygulanmayan Velid bin Ukba’yı Kufe emiri yapması; Muhacir ve Ensar’dan uzak durulması ve onlara hiçbir iş verilmeyerek onlarla meşveret edilmemesi; Medine çevresindeki arazilerin temellük edilmesi, Resulullah’la hiçbir yakınlığı, birlikteliği, yoldaşlığı olmayan kişilere oldukça büyük miktarlarda arazi, gıda maddesi, erzak ve hediyeler verilmesi; Müslümanları tembih etmek için hizranın (acıtmayan yumuşak dal parçası) yerine kırbaçların kullanılmaya başlanması…vs. İnsanlar bu yazılanların Osman’a ulaştırılması için kendi aralarında ahitleştiler. Ammar bin Yasir, mektubu Osman’a verdi. Osman yazılanları okuyarak Ammar’a (r.a) şöyle dedi: “Burada yazılanları sen mi yazdın?” Ammar: “Evet, ben yazdım.” Dedi. Osman: “bu mektubu yazmanda kimler sana yardımcı oldu?” dedi. Ammar bin Yasir (r.a): “Buraya gelmeyen bir grup insan bu mektubun yazılmasında bana yardımcı oldular”, dedi. Osman: “Onları bana tanıt” dedi. Ammar onları tanıtmayı kabul etmedi. Osman dedi ki: “Sen bana karşı konuşmaya nasıl cüret edersin?” Mervan bin Hakem dedi ki: “Ey Müminlerin Emiri! Bu siyah kul, halkı sana karşı kışkırttı. Eğer onu öldürecek olursan başkalarının girişimlerinden de rahat edersin.” Osman dedi ki: “Onu dövün!” Kendisi de başkaları ile birlikte Hz. Resulullah’ın en önde gelen sahabelerinden yaşlı Ammar bin Yasir’i dövmeye başladı. Sonra onu yaralı halde sürükleyerek halifenin sarayından dışarı attılar. Sonra halktan bazıları Ammar bin Yasir’i Hz. Resulü Kibriya Efendimizin (s.a.a) değerli eşi Ümmü Seleme’nin emri ile onun evine götürdüler.[45]

Mısır Hükümeti Macerası

Osman’a karşı ayaklanmaların hafiflemesine mani olan olaylardan birisi de Medine’de yaşanan karışıklıklar olmuştur. Mısır halkı, Abdullah bin Ebu Serh’in yönetim biçiminden rahatsız olduklarını ve yaptıklarını Osman’a şikâyet ederler. Hz. Ali (aleyhi selam) gibi sahabenin ileri gelenleri Osman’a Abdullah bin Ebu Serh’i görevden almasını ve yerine Muhammed bin Ebu Bekir’i ataması tavsiyesinde bulunurlar. Osman da tavsiyeye uymuş ve Muhammed ibn Ebu Bekir’e bu doğrultuda bir mektup yazarak vermiştir. İtirazcılardan ve Medine halkından bir grup da Muhammed’le birlikte Mısır’a gitmek için yola koyulurlar. Yolda bir kölenin hızla hareket ettiğini fark ederler. Kölenin sanki birilerinden kaçar gibi hareket ettiğini anlarlar ve onu takibe almaya başlarlar. Sonra onun Mervan bin Hakem’in kölesi olduğunu ve onda Abdullah bin Ebu Serh’e yazılmış bir mektup olduğunu anlarlar. Mektupta Muhammed bin Ebu Bekir’in yeni vali olarak atandığı ve Abdullah’ın mektubu aldıktan sonra Muhammed bin Ebu Bekir’i ve yanındakilerin hepsini öldürerek valilik görevine devam etmesi ve bir sonraki mektubu beklemesi yazılıdır. Bu durum Muhammed bin Ebu Bekir’in Medine’ye geri dönmesine ve ashabın içinde mektubu ifşa etmesine neden olur. Bu olayın da patlak vermesiyle Medine halkı arasında kargaşa ve ayaklanma iyice şiddetlenir. Halk, Hükümet binası ile Osman’ın evini kuşatmaya alır ve tüm giriş çıkışları tutarak eve giden suyu bile keserler.[46]

Kuşatma

Halkın ileri sürdüğü isteklere ki bu isteklerden en önemlisi Osman’ın istifa etmesidir, Osman’ın olumlu yanıt vermemesi üzerine Hicaz’da ayaklanma ve karışıklıklar doruk noktasına çıkmıştır. İtiraz ve protestolara katılan Medine halkı, Kufe ve Mısır halklarını da yanlarına alarak Osman’a karşı girişimlerini arttırma kararı alırlar.[47] Sonunda Eşter Nahai Kufe’den 1000 kişi, İbn Ebu Huzeyfe ise Mısır halkından 400 kişiyle Osman’ın evine gelerek evi gece ve gündüz olmak üzere kuşatma altına alırlar. Bu meyanda Talha, her iki grubu da Halife Osman aleyhine kışkırtmakta ve onlara şöyle demekteydi: “Osman, onu kuşatma ve muhasara altına almanızdan korkmuyor ve endişelenmiyor, çünkü Ali (a.s) ona yemek ve su götürmekte. Bundan dolayı Osman’a su ulaşmasına mani olun.”[48] Bu olaydan önce Hz. Ali (aleyhi selam) Osman’a bir süreliğine Medine’de olmayacağını haber vermiş Osman da bunu onaylamıştır.[49] Her ne kadar Hz. Ali (a.s) iki evladını (İmam Hasan ve İmam Hüseyin) silahlı olarak Osman’ın evinde onu koruması için görevlendirmiş olsa da onun olmaması ile Osman’ın durumu daha da vahim olmuştur.[50] Osman ve onunla birlikte olanlar, hatta yeme ve içme konusunda bile zorluklarla karşı karşıya kalmışlardır. Osman, Mekke ve Şam’a (Muaviye bin Ebu Süfyan’a) bir mektup yazmış ve bu iki şehirdeki Müslümanlardan yardım talep etmiştir. Mektubunda ‘tövbe etmeme rağmen bu cemaat benim tövbemi kabul etmiyor ve görevi (halifeliği) bırakmam dışında bir şeyi kabul etmiyorlar; kısa bir süre içinde evdeki gıda maddelerinin bitmesinden korkuyorum.” diye yazmıştır.[51] Ünlü tarihçi Vakıdi’nin naklettiğine göre Osman’ın kuşatma altında tutulması tam 49 gün sürmüştür.[52]

Osman’ın Öldürülmesi

Ayaklanan halk yavaş yavaş artık hiçbir şekilde Osman’ın halifelik görevinden istifa etmeyeceğini ve halkın isteklerine boyun eğmeyeceğini anlar ve onun öldürülmesi gerektiğine karar verirler. Ancak İmam Hasan bin Ali’nin (a.s) Osman’ı korumak için orada olması ve onunla bir çatışmaya girmek istememeleri ve Beni Haşim’in Osman’ın evine saldırılmasına mani olduğundan, sonunda Osman’ın evine ok atmaya başladılar. Bu esnada İmam Hasan (aleyhi selam) yaralandı. Oklardan birisi Mervan’a saplandı. Muhammed bin Talha ise Hz. Ali’nin kölesi Kanber’in yüz ve kafasını yaraladı. Muhammed bin Ebu Bekir, İmam Hasan’ın yaralanmasından dolayı Beni Haşim’in olaya müdahale etmesinden ve fitne çıkmasından korkmaktaydı.[53] Hz. Hasan (a.s) yaralandığından iki kişi onu Osman’ın evinden dışarı çıkardı. Ayaklanan halk, ‘eğer Beni Haşim Hasan’ın (a.s) yüz ve üstündeki kanları görecek olursa insanları Osman’ın çevresinden dağıtırlar’ o yüzden kimse bundan haberdar olmadan önce Osman’ı öldürmeliyiz, dediler. Sonra kaç kişi Ensar’dan birkaçının evini geçerek hiç kimse onların oraya girdiğini anlamadan Osman’ın evine girdiler. O esnada Osman’ın yanında yalnızca eşi bulunmaktaydı. Osman’ı öldürdüler, eşi ağlamaya başladı. Hz. Hasan ve Hz. Hüseyin (a.s) sesleri duyunca oraya koştular ve Osman’ın öldürüldüğünü ve vücuduna müsle yapıldığını gördüler. (Müsle: Başkalarına ibret olsun diye, burnunu, kulağını bazen de diğer uzuvlarını kesip, gözlerini oyarak kendisini çirkin bir şekle sokmak suretiyle işkence etmektir.)

Hz. Ali (a.s), Talha, Zübeyr ve Sa’d olaydan haberdar oldular ve inna lillah ve inna ileyhi raciun ayetlerini okumaya başladılar.[54] Dinaveri’nin naklettiğine göre bazı sahabelerin örneğin Hz. Ali’nin Osman’ın öldürüldüğüne ağladığını ve hatta bayıldığını iddia etmiştir.[55]

Osman, hicretin 35. Yılında öldürüldü.[56] Öldürüldüğünde kaç yaşında olduğu konusunda ihtilaf vardır. Vakıdi’den (h. 207 veya 209) nakledildiğine göre Osman öldürüldüğünde 82 yaşındaydı.[57] Bazı tarihi kaynaklar, Osman’ın katilinin Sudan bin Himran olduğunu yazmıştır.[58]

Osman’ın Öldürülmesinde İmam Ali’nin Duruşu

İslami tarihi kaynaklara göre, İmam Ali (aleyhi selam) Osman’ın öldürülmesine karşı idi ve onun öldürülmemesi için iki oğlu İmam Hasan ve İmam Hüseyin’i (a.s) ve ayrıca birkaç kişiyi daha onu koruması için evine göndermiştir.[59] Bazı Sünni kaynakların rivayet ettiğine göre, Hz. Ali (a.s) Osman’ın öldürüldüğünü duyunca ağlamış, evini korumakla görevli olanları azarlamış ve Osman’ın öldürülmesinde hiçbir gerekçe olmadığını söylemiştir.[60] Başka bir kaynakta ise Osman’ın kendisini koruyan Hz. Hasan ve Hz. Hüseyin’i evine saldıranlara karşı savaşmaması için mani olduğu rivayet edilmiştir.[61] Osman öldürülmeden önce de Hz. Ali (a.s) defalarca ona aracılık etmiş ve ona yardımlar ulaştırmıştır. Örneğin Osman’ın evini kuşatanlar eve su ve yiyecek girişine izin vermeyince Hz. Ali’nin kendisi ona yiyecek ve su ulaştırmıştır.[62]

Ehlisünnet kaynaklarının, İmam Ali’den (aleyhi selam) naklettiğine göre efendimiz şöyle demiştir: “Eğer Osman benden kendisini korumam için yardım isteseydi onu korumaktan geri durmaz ve gerekirse Hasan ve Hüseyin’in ölmesine razı olurdum. Ben, halkı Osman’ın öldürülmemesi konusunda uyarmıştım.”[63] Denildiğine göre Mısırlı protestocular Osman’ın kuşatılarak öldürülmesine karar verince İmam Ali’nin yanına giderek şöyle demişlerdir: “Kalk ve bizimle birlikte onun yanına gidelim. Allah, onun kanını helal etmiştir. Hz. Ali (a.s) şöyle buyurmuştur: “Allah’a andolsun ki böyle yapmayacağım ve sizinle gelmeyeceğim.” Mısır halkı ise şöyle demiştir: “Öyleyse neden bize mektup yazdın?” İmam Ali (a.s) şöyle buyurmuştur: “Allah’a yemin ediyorum ki ben asla size mektup yazmadım.” Bu esnada onlar birbirlerine bakmaya başladılar.[64]

Osman’ın Öldürülmesinin Yansımaları

Osman bin Affan’ın halk ayaklanmasında öldürülmesinin ardından, Müslümanlar topluca halife olarak Hz. Ali’ye (a.s) biat ettiler. Şam valisi Muaviye bin Süfyan Hz. Ali’ye biat etmesi gerektiği yerde hilafet iddiasında bulundu, ancak Hz. Ali’nin (a.s) Hz. Peygamber Efendimizden sonraki İslam toplumundaki en önemli kişi olduğunu bildiğinden bu iddiasını ortaya koymak için yeterli gücü olmadığını biliyordu ve bunun için gerekli ön hazırlıkları yapması gerektiğinin farkında idi. Bu yüzden Osman’ın öldürülmesini bahane ederek, Osman’ın öldürülmesinde Hz. Ali’nin parmağı olduğu ithamında bulunmuş ve kendisini de Osman’ın kanının velisi olduğunu iddia ederek Şamlıları Hz. Ali’ye karşı savaşması için ayaklandırmaya başlamıştır. Muaviye, Hicaz halkının kendi istekleri ve meşru halife unvanı ile Hz. Ali’ye biat ettiklerini, kendisinin de ona biat etmesi gerektiğini söyleyenlere: ‘Osman’ın öldürülmesinde Ali kusursuz değil, eğer taksiri yoksa katilleri bize versin ve sonra Müslümanların hilafet meselesi konusuna geçelim ve onun hakkında düşüncemizi ortaya koyalım’ diyerek uğursuz planlarını ortaya koymuştur.[65] Öte yandan, Osman’ın eşi, Osman’ın kana bulanmış gömleği ile yolunmuş sakalından bir miktarını bir mektupla birlikte Muaviye’ye gönderir ve ondan intikam alınmasını ister! Muaviye, bu mektuptan ve Osman’ın kanlı gömleğinden halktan kendisine biat almak için suistifade eder ve öte yandan Osman’ın öldürülmesinde Hz. Ali’nin kusuru olduğunu iddia ederek halkı dolduruşa getirmeye çalışır. Buna ek olarak Osman’ın kanlı gömleğini kullanarak Şam halkını İmam Ali’ye (a.s) karşı savaşması için kışkırtmaya başlar. Bu şekilde Osman’ın gömleği ve intikamının alınma isteği, Hz. Ali’nin hilafetinin haksız, Muaviye’nin hilafetinin hakkaniyeti için bahane olarak kullanılmaya başlanmıştır. Yıllarca Muaviye’nin kontrolünde, yalan propaganda ve tebliği altında olan Şam halkı, Muaviye’ye desteklerini bildirmiş ve şöyle demişlerdir: “Osman, senin amcanın oğludur ve sen onun kanının velisisin, bizler de senin yanındayız.”[66]
Osman’ın öldürülmesi ve ardından yaşanan fitne girişimleri Muaviye’nin hilafet iddiasına ve Sıffin savaşı gibi Müslümanlar arasında büyük savaşların yaşanmasına neden olmuştur. Bu savaşlar, Ammar bin Yasir gibi Hz. Resulü Kibriya Efendimizin (s.a.a) çok değerli sahabelerinden bazılarının da aralarında olduğu sahabeler ve yine binlerce kişinin ölmesine neden olmuştur. Müminlerin Emiri Hz. İmam Ali’nin (aleyhi selam) şehit edilmesi, Muaviye’nin hükümeti ele geçirmesi ve İslami hilafeti, saltanat ve verasete çevirmesi de Osman bin Affan’ın öldürülmesinin sonuçlarındandır.

Kur’an’ın Toplatılması ve Derlenmesi

Kur’an-ı Kerim, Hz. Peygamberin (s.a.a) zamanında da kitabet haline getirilmekte ve yine Efendimizin (s.a.a) çok sayıda ashabı da Kur’an’ı hıfz etmekteydiler. Ancak buna rağmen çeşitli nedenlerle Ebu Bekir’in zamanına kadar Kur’an, bir kitap kalıbı haline getirilememiştir. Çok sayıda Kur’an hafızının ölmesiyle sonuçlanan Yemame savaşı, Kur’an’ın bir kitap kalıbı halinde bir araya getirilerek tedvin edilmesini gündeme getirmiştir. Ebu Bekir, bu iş için Zeyd bin Sabit’i seçmiştir.[67] Zeyd, dağınık bir durumda olan Kur’an’ı bir araya getirmişti ve her bir Kur’an ayetini her ne kadar onlarca yazı ve teyit edici veriler olsa da yine de en az iki şahitle (birisi yazılmış kitabet, diğeri ise hıfz) kabul etmekteydi. Zeyd’in derleyerek tedvin ettiği Kur’an, sayfalardan oluşmuş, ancak Mushaf şeklinde değildi ve sonunda onu bir sandığa koymuş ve onu koruması ve hıfzetmesi için birisini görevlendirmişlerdi. Bu derleme çalışması, 14 ay ve maksimum olarak Ebu Bekir’in öldüğü hicretin 13. Yılına kadar sürmüştür. Bu nüsha, Ebu Bekir’in vasiyeti üzerine Ömer’e verilmiştir. Ömer’den sonra onun vasiyeti üzerine kızı Hafsa’ya verilmiştir.[68]

Osman’ın hilafeti zamanında, İslami fetihler ve Kur’an’ın yeni kazanılmış topraklara gitmesi ile Kur’an’ın kıraatinde bir çok ihtilaf ve sorun ortaya çıkmıştır. Osman, Zeyd bin Sabit, Said bin As, Abdullah bin Zübeyr ve Abdurrahman bin Haris’ten oluşan bir grup oluşturdu. Bu grup, Hz. Ali’nin (aleyhi selam) nezaret ederek bir çeşit kontrolünün olduğu Kureyş ve Ensar’dan 12 kişilik bir ekiple Kur’an’a son şeklini vermeye çalıştı.[69] Bu ekip, Hz. Resulullah zamanında yazılmış tüm kitabetleri bir araya getirmiş ve ardından Ebu Bekir zamanında toplatılan Kur’an, Hafsa’dan emanet olarak alınmıştır. Her ne zaman Zeyd’e yardımcı olan hafızlardan üçü arasında kelimenin yazılışında bir ihtilaf yaşansa Kureyş şivesi temel alınmıştır. Bu şekilde nihai tedvin, sahabelerden geride kalan sayfalarla tabanlı olarak, Zeyd ve Hafsa’daki nüshalar baz alınarak ve hafızların hıfzı ve şahitlerin tanıklığı ile son halini almaya başladı. “Mushaf-ı İmam”, yani örnek alınan ve Osmani Mushaf’ diye maruf olan resmi ve nihai Mushaf, dört beş yıl içinde hicretin 24. Yılında başlamış, hicretin 30. Yılından önce bitmiş ve o nüshanın üzerinden 5 veya 6 nüsha alınarak aynen kopyalanmıştır. İki nüsha Mekke ve Medine’de korunmaya alınmış, 3 ya da 4 nüsha ise bir Kur’an hafızı ile birlikte doğru okuma ve rehber olarak baz alınarak Basra, Kufe, Şam ve Bahreyn gibi İslam toplumunun önemli merkezlerine gönderildi. Sonra Osman, önceki tüm nüshaların yok edilmesini ve bu şekilde yaşanabilecek her türlü niza ve tartışmanın sona ermesi için emir verdi.[70]

Ayrıca Bakınız

Dış Bağlantılar

Kaynakça

  1. İbn Abdulberr, el-İstiyab, c. 3, s. 1037.
  2. İbn Abdulberr, el-İstiyab, c. 3, s. 1038.
  3. Dairetu’l-Maarif İslam (İngilizce), 'UTHMAN B. 'AFFAN’ maddesi.
  4. İbn Abdulberr, el-İstiyab, c. 3, s. 1038.
  5. İbn Abdulberr, el-İstiyab, c. 3, s. 1038.
  6. İbn Abdulberr, el-İstiyab, c. 3, s. 1037.
  7. İbn Hacer, el-İsabet, c. 4, s. 377.
  8. İbn Abdulberr, el-İstiyab, c. 3, s. 1037.
  9. İbn Abdulberr, el-İstiyab, c. 3, s. 1037.
  10. İbn Cevzi, el-Muntazam, c. 4, s. 334.
  11. İbn Abdulberr, el-İstiyab, c. 3, s. 1039.
  12. İbn Abdulberr, el-İstiyab, c. 3, s. 1039.
  13. Zehebi, Usdu’l-Gabe, c. 3, s. 481.
  14. İbn Cevzi, el-Muntazam, c. 4, s. 335.
  15. İbn Abdulberr, el-İstiyab, c. 3, s. 1038.
  16. Vakıdi, el-Mağazi, c. 1, s. 101; İbn Abdulberr, el-İstiyab, c. 3, s. 1038; Zehebi, Usdu’l-Gabe, c. 3, s. 482.
  17. İbn Abdulberr, el-İstiyab, c. 3, s. 1044.
  18. Dinaveri, el-İmamet ve Siyaset, c. 1, s. 44, 46; Zerkuli, el-İ’lam, c. 4, s. 210.
  19. El-Musannef, c. 5, s. 445; et-Tabakatu’l-Kubra, c. 3, s. 344.
  20. Suyuti, Tarihi Hülefa, s. 129.
  21. Dinaveri, el-Abaru’t-Tival, s. 139.
  22. Dinaveri, el-Abaru’t-Tival, s. 139.
  23. Dinaveri, el-Abaru’t-Tival, s. 139.
  24. Dinaveri, el-Abaru’t-Tival, s. 139.
  25. Dinaveri, el-Abaru’t-Tival, s. 139 ve 140.
  26. Bkz. Mukaddesi, el-Bed’u ve’t-Tarih, c. 5, s. 299.
  27. Dairetu’l-Maarif İslam (İngilizce), 'UTHMAN B. 'AFFAN’ maddesi.
  28. Mukaddesi, el-Bed’u ve’t-Tarih, c. 5, s. 200.
  29. Mukaddesi, el-Bed’u ve’t-Tarih, c. 5, s. 200.
  30. Dinaveri, el-İmamet ve Siyaset, c. 1, s. 48.
  31. Dinaveri, el-İmamet ve Siyaset, c. 1, s. 48.
  32. Dinaveri, el-İmamet ve Siyaset, c. 1, s. 49.
  33. Dinaveri, el-Abaru’t-Tival, s. 174.
  34. İbn Abdulberr, el-İstiyab, c. 3, s. 1388.
  35. Mukaddesi, el-Bed’u ve’t-Tarih, c. 5, s. 200.
  36. Dinaveri, el-Abaru’t-Tival, s. 139.
  37. İbn Abdulberr, el-İstiyab, c. 1, s. 69.
  38. Vakıdi, Mağazi, c. 2, s. 787.
  39. İbn Kesir, Usdu’l-Gabe, c. 2, s. 249.
  40. Vakıdi, Mağazi, c. 2, s. 856.
  41. Dinaveri, el-İmamet ve Siyaset, c. 1, s. 54.
  42. Taberi, Tefsiri Camiu’l-Beyan, 26, 78.
  43. Muaviye ile istişareler için Bkz. el-İmamet ve Siyaset, c. 1, s. 52.
  44. Dinaveri, el-İmamet ve Siyaset, c. 1, s. 53.
  45. Dinaveri, el-İmamet ve Siyaset, c. 1, s. 53, 54.
  46. Dinaveri, el-İmamet ve Siyaset, c. 1, s. 60, 61.
  47. Dinaveri, el-İmamet ve Siyaset, c. 1, s. 61.
  48. Dinaveri, el-İmamet ve Siyaset, c. 1, s. 61.
  49. Dinaveri, el-İmamet ve Siyaset, c. 1, s. 57, 58.
  50. Dinaveri, el-İmamet ve Siyaset, c. 1, s. 57, 58, 64.
  51. Dinaveri, el-İmamet ve Siyaset, c. 1, s. 58, 59.
  52. İbn Abdulberr, el-İstiyab, c. 4, s. 1044.
  53. Dinaveri, el-İmamet ve Siyaset, c. 1, s. 67.
  54. Ayrıntılı bilgi için Bkz. Dinaveri, el-İmamet ve Siyaset, c. 1, s. 67, 70.
  55. Dinaveri, el-İmamet ve Siyaset, c. 1, s. 69.
  56. İbn Abdulberr, el-İstiyab.
  57. İbn Abdulberr, el-İstiyab, c. 3, s. 1048.
  58. İbn Abdulberr, el-İstiyab, c. 3, s. 1045.
  59. Dinaveri, el-İmamet ve Siyaset, c. 1, s. 64, ayrıca Bkz. İbn Abdulberr, el-İstiyab, c. 3, s. 1046.
  60. Dinaveri, el-İmamet ve Siyaset, c. 1, s. 69.
  61. Dinaveri, el-İmamet ve Siyaset, c. 1, s. 76.
  62. Dinaveri, el-İmamet ve Siyaset, c. 1, s. 61.
  63. Dinaveri, el-İmamet ve Siyaset, c. 1, s. 76.
  64. Dinaveri, el-İmamet ve Siyaset, c. 1, s. 61.
  65. İbn Mezahim,, Vakatu’s- Sıffin (tercüme), s. 271.
  66. Dinaveri, el-İmamet ve Siyaset, c. 1, s. 110.
  67. Hurremşahi, Danışnamei Kur’an ve Kur’an Pejuhi, c. 2, s. 1634.
  68. Hurremşahi, Danışnamei Kur’an ve Kur’an Pejuhi, c. 2, s. 1635.
  69. Tarihi Kur’an, s. 423; Hurremşahi, Danışnamei Kur’an ve Kur’an Pejuhi, c. 2, s. 1635.
  70. Tarihi Kur’an, s. 407, 431; Hurremşahi, Danışnamei Kur’an ve Kur’an Pejuhi, c. 2, s. 1635.

Bibliyografi

  • İbn Abdulberr (m. 463), el-İstiyab fi Marifeti’l-Ashab, araştırma: Ali Muhammed el-Becavi, Beyrut, Daru’l-Ceyl, birinci baskı, 1992.
  • Mukaddesi (m. 507), el-Bed’u ve’t-Tarih, Mektebetu’s-Sekafetu’d-Diyniye, Bur Said.
  • İbn Mezahim, Nasr, (ö. 212), Vaketu’s-Sıffin, Tercüme: Perviz Etabaki, Tahran, intişarat ve Amuzeş İnkılabı İslami, ikinci baskı, ş. 1370.
  • Dinaveri, Ahmed bin Davud (ö. 282), el-Ahbaru’t-Tival, tahkik: Abdulmunim Amir, Cemalettin Şiyal, Kum, menşurat Razi, ş. 1368.
  • İbn Esir (ö. 630), Usdu’l-Gabe fi Marifeti’s-Sahabe, Beyrut, daru’l-fikr, 1989.
  • İbn Cevzi (ö. 597), el-Muntazam fi Tarihi’l-Umem ve’l-Muluk, araştırma: Muhammed Abdulkadir Ata ve Mustafa Abdulkadir Ata, Beyrut, daru’l-kutubu’l-ilmiye, birinci baskı, 1992.
  • Vakıdi, Muhammed bin Ömer (ö. 207), Kitabu’l-Mağazi, tahkik: Marseden Huns, Beyrut, müessese el-A’lemi, üçüncü baskı, 1989.
  • Ramyar, Mahmut, Tarihi Kur’an, Tahran, Emir Kebir, ş. 1369.
  • Danışname-i Kur’an ve Kur’an Pejuh, Bahattin Hurremşahi baskısı, Tahran, Dustan Nahid, ş. 1377.
  • Dinaveri, İbn Kuteybe (ö. 276), İmamet ve Siyaset (tarihi hulefa), tercüme: Seyyid Nasır Tabatabai, Tahran, Kaknus, ş. 1380.
  • Dairetu’l-Maarif İslam (İngilizce), 'UTHMAN B. 'AFFAN’ maddesi.
  • Suyuti, Celalettin, Tarihi Hülefa, tahkik: Lecnet mine’l-Udeba, Abbas Ahmed el-Baz, Mekke-i Mükerreme.
  • Haşimi Basri (m. 230), et-Tabakatu’l-Kubra, tahkik: Muhammed Abdulkadir Ata, Beyrut, daru’l-kutubu’l-ilmiye, birinci baskı, 1990/1410.
"http://tr.wikishia.net/index.php?title=Osman_bin_Affan&oldid=92134" adresinden alındı.