Altı Kişilik Hilafet Şurası

WikiShia sitesinden
Şuraya atla: kullan, ara

Üçüncü Halifenin Seçimi İçin

Ömer Tarafından Kurulan Altı Kişilik Şura

İmam Ali (a.s)
Osman bin Affan
Abdurrahman bin Avf
Sa'd bin Ebu Vakkas
Zübeyr bin Avvam
Talha bin Ubeydullah

Altı kişilik şura, (شورى الخلافة بعد عمر) Ömer bin Hattab’ın ölüm döşeğinde (h. 23/644) bir sonraki halife seçimi için belirlediği ve seçimde Müslümanların üçüncü halifesi unvanı ile Osman bin Affan’ın seçildiği şuraya işarettir. Ömer, şuraya katılmaları konusunda altı kişiyi mecbur bırakmış ve katılmayanların boynunun vurulmasını emretmiştir. Şurada belirlenen kişilerin İmam Ali’ye (a.s) olan tutumu dikkate alındığında, Ömer, şura seçiminde Osman'ın seçileceğini tahmin etmiş ve ona göre öngörüde bulunmuştur.

Olayın Ayrıntıları

İmam Ali (a.s) şöyle buyurmuştur:

“Allah'ım sana sığınırım, ne şuraydı bu! Benim hakkımda birincisiyle (Ebu Bekir’le) ne zaman şüphe hasıl oldu ki bu tür (şuradaki) kimselere denk tutuldum ben! Ama buna rağmen (kuşlar gibi) inerlerken onlarla indim, uçarlarken onlarla uçtum. İçlerinden biri (Sa’d b. Ebu Vakkas) haset ve kininden ötürü doğru yoldan saptı. Öbürü (Abdurrahman b. Avf’ da) damadı olduğundan ona (Osman'a) meyletti. Diğerleri de öyle şeyler yaptılar ki söylenmesi, anılması bile çok çirkin.”[Not 1]

Nehcü’l-Belağa, Şıkşıkıye Hutbesi

Bazı tarihi nakillere göre Muğayre bin Şu’be’nin Firuz veya Ebu Lulu adındaki kölesi, ikinci halife Ömer’i hicretin 23. Yılında zilhicce ayının 23’ünde yaraladı. Ömer yaralandıktan 3 gün sonra öldü.[1] Ömer bin Hattab, ölüm döşeğinde (veya çok daha önceden) kendisinden sonraki halifenin seçimi düşüncesine kapılarak şöyle demeye başladı: “Eğer Muaz bin Cebel, Ebu Ubeyde Cerrah ve Salim Mevla Huzeyfe’den birisi yaşıyor olsaydı, onlardan birini halife yapardım.”[2] Ancak bu kişiler daha önceden öldüğünden, halife seçimi için yeni bir yöntem ortaya attı.

Şura’nın Teşkil Olması

Rasul-i Ekrem (s.a.a) vefat ettiğinde, Efendimiz daha defnedilmeden Sakife denen yerde toplanan bazı sahabeler, Peygamber Efendimizin (s.a.a) Gadir-i Hum ve yine başka birçok yerde kendisinden sonra Hz. Ali’nin (a.s) halife olması gerektiği yönündeki emir ve buyruklarını görmezlikten gelerek, Ebu Bekiri halife seçmişlerdir. Halife seçildikten sonra kendilerine has yöntemlerle halktan biat alınmıştır. Onlara göre halife seçimi halka bırakılmış ve halkın imam konusunda görüş belirtmesi istenmiştir. Ancak ömrünün sonunda Ebu Bekir buna uymamış ve kendisinden sonra halkın seçimini önemsemeyerek, kendisinden sonraki halife olarak Ömer’i tayin etmiştir.

Ömer ise, iki yöntemin ikisini de bir kenara bırakıp yeni bir model ortaya atmıştır. Ebu Bekir’in seçiminin halkın isteği ve seçimi ile olmadığını itiraf etmiş ve artık halkla istişare edilerek yapılması gerektiğini söylemesine rağmen[3] kendisinden sonraki halifenin seçilmesi için altı kişilik bir şura tertiplemiştir. Bu şurada şu kişiler bulunmaktaydı: Hz. Ali bin Ebu Talip (a.s), Osman bin Affan, Talha bin Ubeydullah, Zübeyr bin Avvam, Sa’d bin Ebu Vakkas ve Abdurrahman bin Avf.[4]

Ömer'e göre, halife şuraya katılanların çoğunluğunun onayı ile seçilecekti. Ancak Ömer "Eğer 6 kişilik şura, farklı bir kişi hakkında 3 kişilik 2 gruba bölünecek olursa, Abdurrahman bin Avf’ın içinde bulunduğu grubun görüşü kabul edilmelidir" demiştir. Yine Ömer’in emri şu yöndeydi: Eğer şura üyelerinden birinin görüşü çoğunluğun görüşüne muhalif olursa, onun boynunu vurun. Şuranın iki gruba ayrılması ve karşı grubun Abdurrahman bin Avf’ın içinde olduğu grubu kabul etmemesi durumunda, 3 kişilik karşı grubun tamamını öldürün. Yine eğer şura 3 gün içinde her hangi bir kişi üzerinde anlaşmaya varamazsa, hepsinin boyunun vurun.[5] Ensar’dan 50 kişilik bir grup bu şuranın icrasında nezaret ve kontrolle görevlendirilmişti.[6]

Şura’nın Oryantasyon ve Yönelimi

Bazı araştırmacı ve yazarlara göre, sonunda Osman'ın seçilmesine yönelik olarak şuranın düzeni ayarlanmıştı. Zira tıpkı Müminlerin Emiri İmam Ali'nin (a.s) öngörüsüne göre, Sa’d bin Ebu Vakkas amcasının oğlu Abdurrahman bin Avf’a muhalefet etmeyecek ve Osman'ın kayın biraderi olan Abdurrahman bin Avf da Osman'a rey verecekti. Bu durumda Talha ve Zübeyr’in İmam Ali’ye rey vermesinin bir anlamı ve faydası olmayacaktı. Çünkü Abdurrahman kayın biraderi Osman'ın yanında yer alacak ve onun taraftarlığını yapacaktı.[7] Bu da seçimin önceden belli olduğunu ve şuranın da göstermelik ve bir aldatmacadan ibaret olduğunu ortaya koymaktadır.

Sa’d bin Ebu Vakkas, kendi reyini Abdurrahman bin Avf’tan yana kullanmış ve halife adayı olmamıştır. Zübeyr, Hz. Ali’yi (a.s) desteklemiş, reyini ondan yana kullanmış ve kendisi hilafetten el çekmiştir. Abdurrahman bin Avf ise, halife olma düşüncesinde olmadığını açıklamıştır. Ebu Bekir’in amcaoğlu ve Hz. Ali’nin muhaliflerinden biri olan Talha ise, Osman’dan yana reyini açıklamıştır. Dolayısıyla yalnızca Hz. Ali (a.s) ve Osman halife olmak için aday olmuş oluyorlardı.[8] Bundan dolayı Abdurrahman’ın görüşü kilit öneminde ve belirleyici durumdaydı.

Abdurrahman bin Avf’ın Kararı

Abdurrahman bin Avf, 3 gün boyunca halkla ve halkın ileri gelenleri, eşraf ve emirlerle yaptığı istişarelerle Hz. Ali (a.s) eğer halife olmak istiyorsa, Allah’ın kitabına, Hz. Resulullah’ın sünnetine, Ebu Bekir ve Ömer’in siyre ve yaptıklarına göre amel etmesi konusunda söz verirse, ona reyini vereceğini açıklamıştır. İmam Ali (a.s) şöyle buyurmuştur: “Kendi bilgi, güç ve içtihadım sınırları içinde Allah’ın kitabına ve Resulullah’ın sünnetine uyacağıma inanıyor ve ümit ediyorum.” (Hz. Ali (a.s) bu açıklaması ile Ebu Bekir ve Ömer’in yaptıklarını teyit etmediğini, onların siyre ve tutumlarını baz almayarak, yalnızca Allah’ın kitabı, Resulullah’ın sünneti ve kendi içtihadına göre amel edeceğini açıkça deklere etmiş oluyordu.)

Aynı soruyu Abdurrahman bin Avf, Osman'a yöneltmiş ve o da anında kabul etmiştir. Abdurrahman bin Avf bundan dolayı Osman'a biat etmiş ve Osman, üçüncü halife olarak seçilmiştir.

Birçok tarihi kaynağın naklettiğine göre, İmam Ali (a.s) Abdurrahman bin Avf’ın şartını bir çeşit aldatmaca olarak değerlendirmiş ve şöyle buyurmuştur: “Sen, sonradan sana geri çevirmesi için Osman'ı halifeliğe seçtin. Şüphesiz bu bana karşı birleştiğiniz ve bizim hakkımızı bizden aldığınız ilk oluşum ve birlikteliğiniz değil. Bu tutumunuz, bize karşı bir geleneğe dönüşmüştür.”[Not 2] [9] (İmam Ali (a.s) bu açıklamasıyla Ebu Bekir’in nasıl halife seçildiğine temas etmiş ve o zaman nasıl Hz. Rasulullah’ın (s.a.a) emir ve buyruklarının görmezlikten gelinerek, Ebu Bekir’in halife olması için Ebu Bekir, Ömer, Ebu Ubeyde Cerrah, Abdurrahman bin Avf… gibi bazı kişilerin dayanışmasına vurgu yapmıştır…)

Ayrıca Bakınız

Dış Bağlantılar

Kaynakça

  1. Murucu’z-Zeheb, c. 2, s. 320, 321.
  2. el-İmame ve's-Siyase, c. 1, s. 42.
  3. El-Musannef, c. 5, s. 445; et-Tabakatu’l-Kubra, c. 3, s. 344.
  4. Suyuti, Tarih-i Hulefa, s. 129.
  5. Tarih-i Yakubi, c. 2, s. 160; Ensabü'l-Eşraf, Belazuri, c. 2, s. 261.
  6. Suyuti, Tarih-i Hulefa, s. 129, 137.
  7. Nehcü’l-Belağa, Deşti, s. 30; Şerh-i Nehcü’l-Belağa, İbn-i Ebi’l-Hadid, c. 1, s. 188.
  8. Taberi, Tarihü'l-Ümem ve'l-Müluk, c. 3, s. 296; Şerh-i Nehcü’l-Belağa, İbn-i Ebi’l-Hadid, c. 1, s. 188.
  9. Tarihu'l-Yakubi, c. 2, s. 162; Taberi, Tarihü'l-Ümem ve'l-Müluk, c. 3, s. 296, 302; el-Musannef, c. 5, s. 447; et-Tenbih ve`l-İşraf, s. 252, 253; Şerh-i Nehcü’l-Belağa, İbn-i Ebi’l-Hadid, c. 1, s. 194; el-Bed’u ve’t-Tarih, İbn-i Mutahhar, c. 5, s. 192; es-Sakife ve Fedek, s. 87.
  1. فَیالَلّهِ وَ لِلشُّوری! مَتَی اعْتَرَضَ الرَّیبُ فِی مَعَ الاَْوَّلِ مِنْهُمْ حَتّی صِرْتُ اُقْرَنُ اِلی هذِهِ النَّظائِرِ؟! لکنّی اَسْفَفْتُ اِذْ اَسَفُّوا، وَ طِرْتُ اِذْ طارُوا. فَصَغی رَجُلٌ مِنْهُمْ لِضِغْنِهِ، وَ مالَ الاْخَرُ لِصِهْرِهِ، مَعَ هَن وَ هَن.
  2. Taberi, Amr bin As’ın bu olaydaki rolünü ve Abdurrahman bin Avf’ın şartına işaret etmiştir.

Bibliyografi

  • İbn-i Kuteybe, Ebu Muhammed Abdullah bin Muslim ed-Deyneveri (276), el-İmamet ve’s-Siyaset el-Maruf bi-Tarihi’L-Hulefa, tahkik: Ali Şiri, Beyrut, daru’l-Edva, birinci baskı, m. 1990.
  • Belazuri, Ahmed bin Yahya bin Cabir (279), Kitab Cemel bin Ensabu’l-Eşraf, tahkik: Suheyl Zekkar ve Riyad Zerkuli, Beyrut, daru’l-Fikr, birinci baskı, m. 1996.
  • Mukaddesi, Mutahhar bin Tahir (m. 507), el-Bed’u ve’t-Tarih, Bur Said, mektebetu’s-Sakafetu’d-Diyniye.
  • Taberi, Tarihü'l-Ümem ve'l-Müluk, tahkik: Muhammed Ebu’l-Fazl İbrahim, Beyrut, Daru’t-Turas, ikinci baskı, m. 1967.
  • İbn-i Ebi’l-Hadid, Şerh-i Nehcü’l-Belağa, Kum, Mektebet Ayetullah Mer’aşi Necefi, k. 1404.
  • Târihu'l-Ya'kubî, Yakubi, Daru Sadır, Beyrut.
  • İbn-i Sa’d, et-Tabakatü'l-Kübra, tahkik: Muhammed Abdulkadir Ata, birinci baskı, Beyrut, Daru’l-kutubu’l-ilmiye, k. 1410.
  • Mesudi, Ali bin Hüseyin, Murucu’z-Zeheb ve Maadinu’l-Cevher, Kum, Daru’l-hicret, ikinci baskı, m. 1984.
  • Et-Tenbih ve’l-İşraf, Ebu’l-Hasan Ali bin Hüseyin el-Mesudi, Tashih: Abdullah İsmail es-Savi, Kahire.
  • es-Sakife ve Fedek, Ebu Bekir bin Abdulaziz el-Cevheri Basri, Beyrut, Şirketu’l-Ketbi, k. 1413.
  • Tarihi Hülefa, Suyuti, Celalettin Abdurrahman bin Ebu Bekir, Halep, Daru’l-Kalem el-Arabi, m. 1993.