Mekke'nin Fethi

WikiShia sitesinden
Şuraya atla: kullan, ara
İslam
Allah (1).png

Mekke’nin Fethi (Arapça:فتح مكة); hicretin sekizinci yılında vuku bulmuştur. Hz. Resulü Ekrem’in komutasındaki İslam ordusu Kureyşlilerin Hudeybiye anlaşmasını ihlal etmelerine karşılık olarak Mekke şehrini fethetmiştir. Bu fetih, ileriki yıllarda Arabistan yarımadası müşriklerinin İslam’a yönelmesi gibi sonuçları da beraberinde getirmiştir. Ebu Süfyan gibi Kureyş müşriklerinin ileri gelenleri İslam ordusunun Mekke’ye girmesinden önce Müslüman olmuşlardır. Allah Resulü (s.a.a) Mekke’nin fethedildiği gün “Bugün merhamet günüdür” (الیوم یوم المرحمه) nidasıyla genel af ilan etmiştir.

Savaşın Nedeni

Ana Madde: Hudeybiye Anlaşması

Bu savaş Kureyşlilerin Hudeybiye anlaşmasını ihlal etmesi sonucunda meydana gelmiştir. Bedir, Uhud ve Hendek savaşlarının ardından, hicretin altıncı yılında Hudeybiye bölgesinde Müslümanlar ve müşrikler arasında on yıl sürecek bir barış anlaşması imzalandı.[1]

Ancak anlaşmadan iki yıl sonra Kureyş müşrikleri anlaşmayı ihlal ettiler. Beni Huzae kabilesi Müslümanlarla Beni Bekr kabilesi de Kureyş’le müttefikti. Ama hicretin sekizinci yılında bu iki kabile arasında meydana gelen savaşta, Kureyş müşrikleri Beni Bekr kabilesinin lehine Beni Huzae kabilesinden bazı kişileri öldürdü. Bu Hudeybiye barış anlaşmasının ihlali anlamına geliyordu. Ebu Süfyan Medine’ye giderek şahsen özür dilese de özrü kabul edilmedi ve Allah Resulü (s.a.a) kısa bir süre sonra, barış zamanında ve İslam’ın yayılmasıyla toplanan büyük bir orduyla Mekke’nin fethi için yola çıktı.[2]

Ordunun Toplanması

Allah Resulü (s.a.a) Müslüman olmuş bedevi Araplara “Allah’a ve ahiret gününe inanan Ramazan ayında Medine'de bulunsun” mesajını gönderdi. Bunun yanında diğer kabilelere de elçiler göndererek onları savaşa davet etti. İslam ordusunun sayısının on bin kişi olduğunu ve farklı kabilelerden toplanan askerlerin kabile ve sayılarını ise şöyle zikretmişlerdir:

  • Muhacirler; 700 savaşçı ve 300 at.
  • Ensar; 4000 savaşçı ve 500 at.
  • Muzeyne; 1000 savaşçı, 100 at ve 100 zırh.
  • Eslem; 400 savaşçı ve 300 at.
  • Cuheyne; 800 savaşçı ve 50 at.
  • Beni Ka’b b. Amr; 500 savaşçı.
  • Beni Süleym; 700 savaşçı.
  • Beni Gıfar; 400 savaşçı.
  • Diğer kabilelerden ise yaklaşık 1500 savaşçı.[3]

Mekke’ye Hareket

Allah Resulü (s.a.a) İslam ordusu ile Mekke’ye doğru yola çıktı. Muhacirlerden Hatib bin Ebi Beltaa adlı biri, İslam ordusu daha harekete geçmeden önce “Sare” adındaki bir kadını, İslam ordusunun harekete geçtiği haberini Kureşylilere iletmesi için yolladı.[4] Ancak Resulü Ekrem (s.a.a) onların bu eyleminden haberdar oldu ve Hz. Ali (a.s), Zübeyr ve Mikdad’ı ne pahasına olursa olsun o casus kadını yakalamaları için görevlendirdi.[5]

Onlar casusluk yapan kadını Medine ve Mekke yolu arasındaki “Ravzatu’l-Hah”da (Hah bahçesi) ve başka bir rivayete göre “Halika” bölgesinde yakalayarak Hz. Peygamber Efendimizin (s.a.a) huzuruna getirdiler.[6]

Hz. Fahri Kâinat efendimiz (s.a.a) Kureyş’in İslam ordusunun harekete geçtiğinden haberdar olmaması için çok fazla özen gösterdi. Bundan dolayı İslam ordusu Mekke’nin birkaç km uzaklığındaki “Merru’z-Zahran” bölgesine varana kadar, Mekke ahalisi ve casuslarının İslam ordusunun hareketinden hiçbir haberleri olmadı.[7]

Mekke’nin İleri Gelenlerinin Teslim Olması

İslam ordusu Merru’z-Zahran bölgesine varınca, Hz. Peygamber (s.a.a) bütün noktalara ateş yakılmasını emretti. Toplamda on bin ateş yakıldı. Haber almak için gelen Ebu Süfyan, Budeyl b. Verka ve Hekim b. Hizam uzaktan ateşlerin yandığını görünce endişeye kapılarak Havazin kabilesinin kendilerine saldırmak için geldiğini düşündüler. Ancak Ebu Süfyan biraz daha yakınlaşınca İslam ordusunu gördü.

Hz. Resulullah'ın amcası Abbas, onları Müslüman olması için Allah Resulünün (s.a.a) yanına getirerek: “Ben onlara güvence verdim, sizinle görüşmek istiyorlar”, dedi. Allah Resulü (s.a.a) de onları huzuruna kabul etti. Onlar bütün geceyi Resulullah’ın çadırında geçirdiler. İslam Peygamberi (s.a.a) onlardan bazı şeyler sorduktan sonra İslam’a davet ederek şöyle buyurdu: “La ilahe illallah deyin ve benim Allah’ın Resulü olduğuma şehadet getirin.” Bunun üzerine ikisi şehadet getirdiler, ancak Ebu Süfyan “La ilahe illallah” dedikten sonra, Allah Resulünün risaletine şehadet getireceği zaman şöyle dedi: Ey Muhammed! Bu konuda benim gönlümde bir şüphe - sıkıntı var, bu sonraya kalsın dedi ve ertesi günün sabahı Hz. Muhammed’in (s.a.a) peygamberliğine şehadet getirdi.[8]

Mekke’ye Giriş

Hz. Fahri Kainat efendimiz (s.a.a) Ramazan ayının onunda, Ensar, Muhacir ve Medine çevresindeki kabilelerden olmak üzere on bin Müslümandan oluşan büyük bir ordunun başında Mekke’ye doğru hareket etti.[9] Bazı sire yazarları ve tarihçiler Mekke’nin mübarek Ramazan ayının on üçünde fethedildiğini zikretmişlerdir,[10] ancak Şia ve Ehlisünnet alimlerinin geneli Mekke’nin mübarek Ramazan ayının yirmisinde fethedildiğini belirtmişlerdir.[11]

Mekke’nin Fethi gününde Müslümanlar “Bizler yaratanın seçkin kullarıyız gerçekten” (نحن عباداللَّه حقا حقا) sloganlarıyla Mekke’ye girdiler.[12]

Genel Af

Mekke’nin fetih gününde Allah Resulü (s.a.a) kendisiyle beraber hareket eden bin kişilik zırhlı birlikle Mekke şehrine girdi. Sa’d bin Ubade İslam ordusu bayrağıyla Ebu Süfyan’ın önünden geçerken, “Ey Ebu Süfyan! Bugün savaş ve öldürme günüdür, Bugün saygıların ortadan kalkacağı gündür; Allah Kureyş’i hakir ve zelil kılacak” diye bağırdı. Hz. Resulullah (s.a.a) Ebu Süfyan’ın yanına geldiğinde Ebu Süfyan, Efendimize şöyle dedi: "Siz akrabalarınızın öldürülmesini mi emrettiniz? Allah için kavmine acı, çünkü sen insanların en hayırlısı ve akrabalık bağlarını en çok gözeten kimsesin." Bunun üzerine İslam peygamberi (s.a.a), "Bugün merhamet günüdür. Bugün Allah Kureyş’i iman vesilesi ile aziz kılacaktır" diye buyurdu[13] ve ardından İmam Ali'ye (a.s) Sa’d b. Ubade’den bayrağı alarak kendisinin Mekke'ye taşımasını emretti.[14]

Hz. Fahri Kâinat Efendimiz (s.a.a) Mekke’nin fethinden sonra Kabe’nin kapısının önünde durarak genel af ilan etti. Daha sonra Kureyş’in ileri gelenlerine bakarak şöyle buyurdu: “Şimdi ne diyorsunuz (ne düşünüyorsunuz)?” Kureyş’in ileri gelenleri şöyle dediler: "Biz hayır düşünüyor, hayır umuyoruz; Sen bizim için kerem sahibi bir kardeş, kerem sahibi bir yeğensin ve şimdi kudret sahibisin." Allah Resulü (s.a.a) onların bu cevabı üzerine şöyle buyurdu: “Ben, kardeşim Yusuf’un kardeşlerine söylediği sözü söylüyorum: Bugün sizin üzerinize bir kınama yoktur ve merhametlilerin en merhametlisi olan Allah sizi bağışlasın.[15]

Tuleka Grubu

Allah Resulünün (s.a.a) affına mazhar olan Ebu Süfyan ve diğerleri “Tuleka” olarak meşhur oldular. Sözlükte “âzat edilmiş, serbest bırakılmış” anlamındaki talikin çoğulu olan tuleka kelimesi, Hz. Peygamber (s.a.a) tarafından Mekke’nin fethinde Kureyşliler’e hitaben söylenmesinin ardından terim manası kazanmıştır. Mekke’yi fetheden Resulü Ekrem (s.a.a) kendilerine yapılacak muameleyi endişe ile bekleyen Kureyş’in ileri gelenlerine, “Size ne yapacağımı düşünüyorsunuz?” diye sormuş, onlar da, “bize hayırla davranacağını umuyoruz. Çünkü sen kerem sahibi bir kardeş ve kerem sahibi bir kardeşin oğlusun” cevabını verince, “Size Yusuf’un kardeşlerine hitap ettiği gibi hitap edeceğim” diyerek “o halde gidiniz, hepiniz serbestsiniz” buyurmuştur.[16]

Başka bir yerde Allah Resulünün (s.a.a) şöyle buyurduğu nakledilmiştir: “Kureyş tulekaları ve Sakif utekaları (kölelikten azat edilenler) dünya ve ahirette birbirlerinin velileridirler” (الطلقاء من قریش و العتقاء من ثقیف، بعضهم أولیاء بعض فی الدنیا و الآخرة)[17]

Bu lakabı bir tür noksanlık sayan insanlar bu lakabı taşıyanlara kötü gözle bakmışlardır.[18] İkinci halife Ömer de tulekayı ve evlatlarını hilafete uygun görmemiş ve bu konuyu şura ehline de hatırlatmıştır.[19] Müminlerin emiri İmam Ali de (a.s) Muaviye yazdığı bir mektupta bu hususa değinmiş ve onu tuleka’dan saymıştır.[20]

Genel Aftan İstisna Edilenler

Hz. Resulü Ekrem (s.a.a) genel af ilan ettikten sonra bazılarını bu aftan müstesna kıldı ve onların, Kabe’nin örtüsünün altında olsalar bile görüldükleri yerde öldürülmelerini emretti.[21] Elbette genel aftan müstesna kılınanların tamamı öldürülmedi ve yarıdan çoğu emanname (güvence) aldılar.

Erkekler:

  • İkrime b. Ebi Cehl: İkrime İslam ordusu Mekke’ye girmeden önce kaçtı. Ama önceden Müslüman olan eşi Allah Resulünün (s.a.a) huzuruna gelerek onun için eman aldı.[22]
  • Safvan b. Ümeyye: Cidde’ye kaçtı ve Umeyr b. Veheb Cehmi onun için eman aldıktan sonra İslam peygamberinin yanına geri döndü. Safvan Müslüman olmak için Allah Resulünden (s.a.a) iki ay mühlet istedi ve Resulullah ise ona dört ay fırsat verdi. Neticede bir müddet sonra Müslüman oldu.[23]
  • Abdullah b. Ebi Serh: Üçüncü halife Osman’ın sütkardeşi olan Abdullah b. Ebi Serh Müslüman olduktan sonra mürtet olmuştu. Osman b. Affan onun için eman aldı.[24]
  • Abdullah b. Hatal: Müslüman birini öldürmüş ve mürtet olmuştu.[25] Kendisi de Mekke’nin fethinden sonra Müslümanların eliyle öldürüldü.[26]
  • Huveyris b. Nukayz: Mekke’de İslam Peygamberinin (s.a.a) aleyhine şiirler yazan Huveyris genel af ilan edildiğinde bu affı dikkate almayarak evinden dışarı çıkarak kaçtı ve yolda öldürüldü.[27]
  • Mikyas b. Subate veya Zubabe; Müslümanlardan birini öldürdükten sonra kaçan ve mürtet olan Subate, Numeyle b. Abdullah Kenani tarafından öldürüldü.[28]
  • Eslem b. Zeb’ari: Necran’a kaçtı, ama bir müddet sonra Müslüman oldu ve emanname aldı.[29]
  • Vahşi b. Harb: Hz. Peygamberi Ekrem’in (s.a.a) amcası Hamza b. Abdulmuttalib’in katili olan Vahşi bir müddet sonra Allah Resulünün (s.a.a) huzura gelerek eman aldı.

Kadınlar:

  • Utbe’nin Kızı Hind: Muaviye’nin annesi.
  • Amr b. Abdulmuttalib’in cariyesi Sare: İslam ordusunun hareketinden önce müşriklere casusluk yapan[30] Sare için eman alındı. Sare ikinci halife Ömer’in hilafeti döneminde öldü.[31]
  • Abdullah b. Hatal’ın iki cariyesi: Kureybe ve Fertane adlı bu iki cariye[32] şarkıcıydı ve Hz. Peygambere hakaret içeren şarkılar söyleyerek müşrikleri eğlendirir, içki alemlerinde Resulullah’ı öldürecek olanları öven şiirler ve şarkılar teğanni eder, rakkaselik yaparlardı. Onlardan birisi öldürüldü ve diğeri ise (bazı kaynaklarda Fertane olduğu nakledilmiştir) Müslüman oldu.[33]

Hz. Fahri Kainat Efendimizin (s.a.a) Konuşmasından Bir Kesit

“Bilmelisiniz ki Cahiliyye devrine ait olup, iftihar vesilesi yapılıp gelinen her şey, kan, mal davaları... Bunların hepsi bugün, şu ayaklarımın altında kalmış, ortadan kaldırılmıştır. Allah sizden cahiliyye gururu ile ve yine o döneme ait atalarla böbürlenme geleneğini giderdi. Müslüman, Müslümanın kardeşidir; bütün Müslümanlar kardeştirler. Hepiniz topraktan yaratıldınız ve Allah katında en değerliğiniz en takvalı olanınızdır. Savaşta güçlü olan da zayıf olan da eşit olarak ganimet alır. Cephenin sağında veya solunda yer almak ganimet almada farklılık oluşturmaz. Müslümanların kanı muhteremdir ve korunması gereklidir. Müslümanlar, düşmanların karşısında bir olmalı ve el birliğiyle harekete etmelidirler. İyi bilmelisiniz ki ne bir kâfir için bir Müslüman öldürülür, ne de onlardan taahhüd sahibi olanlar, taahhüdleri döneminde öldürülürler.”[34]

Putların Kırılması

Hz. Resulü Ekrem (s.a.a) Mekke’nin fethinden sonra putları kırmaya koyuldu. Peygamberi Ekrem’in (s.a.a) emri üzere İmam Ali (a.s) peygamberimizin mübarek omuzuna çıktı ve putları birbiri ardınca alaşağı etti.[35] Putları kırdıktan sonra da “Ve de ki: Hak geldi, batıl yok olup gitti. Gerçekten batıl yok olmaya mahkûmdur.[36] ayeti nazil oldu.[37]

Müminlerin emiri Hz. Ali’nin (a.s) Allah Resulünün (s.a.a) mübarek omuzuna çıkarak putları alaşağı etme hadisesini Ehlisünnet âlimlerinin birçoğu kitaplarında nakletmişlerdir. Nitekim Ahmed b. Hanbel, Ebu Ya’la Mevsili, Ebubekir Hatib Tarihi Bağdadi’de, Muhammed b. Sabbag Zaferani el-Fezail’inde, Hafız Ebubekir Beyhaki, Gazi Ebu Ömer ve Osman b. Ahmed kendi kitaplarında, Sa’lebi tefsirinde, İbn Merdeveyh el-Menakıb’da, İbn Mende el-Marife kitabında, Taberi el-Hasais’inde, Hatib Harezmi el-Erbain’de ve Ebu Ahmed Curcani et-Tarih kitabında bu hadiseyi zikretmiştir.[38] Aynı şekilde Ebu Abdullah Ca’l, Ebu’l-Kasım Hasekani ve Ebu’l-Hasan Şazan bu hadisenin ispatı için kitaplar kaleme almışlardır.[39]

Ölenler

Mekke’nin fethi gününde yolu kaybeden Kürz b. Cabir el-Fahri[40] ve Hüneys b. Halid Eş’ari[41] veya Halid Eş’ari[42] adlı iki kişi dışında Müslümanlardan hiç kimse öldürülmedi. Bu iki kişi ayrı bir yoldan gittiklerinden dolayı müşriklerin eline düşmüş ve onlar tarafından şehit edilmişlerdir.[43]

Mekke’nin Fethinin Getirileri

Mekke’nin fethiyle Allah’ın Müslümanlara verdiği kudret vaadi gerçekleşti. Mekke, Müslümanların kontrolü altına girdi ve müşrikler sonsuza kadar yenilgiye uğratılmış oldu. Mekke’nin fethedilmesiyle Arap yarımadasında, hiçbir kabile veya kabilelerin oluşturduğu birliklerin karşı koyamayacağı büyük bir askeri kuvvet şekillendi. Bir müddet sonra da Arap yarımadasının tamamına yakını Müslüman oldu. Bu fethin Mekke’ye çok fazla dini, siyasi ve içtimai getirileri olmuştur.

Ayrıca bakınız

Kaynakça

  1. İbn Hişam, c. 2, s. 784; İbn Esir, c. 2, s. 204.
  2. İbn Esir, c. 2, s. 239 - 244.
  3. Tarihi Yakubi, c. 2, s. 58, Beyrut, 1379.
  4. Ensabu’l-Eşraf, c. 1, s. 354.
  5. Tarihi İbn Haldun, metnin tercümesi, c. 1, s. 441.
  6. Tarihi İbn Haldun, metnin tercümesi, c. 1, s. 441.
  7. Tarihu’t-Taberi, c. 3, s. 50.
  8. Vakıdi, Mağazi, c. 2, s. 655.
  9. Tarihi İbn Haldun, c. 2, s. 458.
  10. El-Bidaye ve’n-Nihaye (İbn Kesir), c. 4, s. 326.
  11. Tarihu’t-Taberi, c. 2, s. 343.
  12. El-Kafi, c. 5, s. 47.
  13. Vakıdi, Mağazi, c. 2, s. 822.
  14. El-İrşad, c. 1, s. 53.
  15. Mağazi, c. 1, s. 701.
  16. Kurbu’l-Esnad, s. 384; İmtau’l-Esma, c. 1, s. 391.
  17. Şeyh Tusi, s. 268.
  18. El-İsabe, c. 4, s. 301.
  19. El-İsabe, c. 4, s. 70.
  20. Vak’atu Sıffin, s. 29.
  21. El-Garat, s. 124.
  22. El-İstiab, c. 3, s. 1082.
  23. El-Mağazi, metnin tercümesi, s. 653.
  24. Delailu’n-Nubuvve, c. 5, s. 63.
  25. İbn Esir, Kamil, tercüme, c. 7, s. 295.
  26. İmtau’l-Esma, c. 1, s. 399.
  27. El-Kamil, tercüme, c. 7, s. 296.
  28. Futuhu’l-Buldan, metnin tercümesi, s. 60.
  29. Futuhu’l-Buldan, metnin tercümesi, s. 61.
  30. Ensabu’l-Eşraf, c. 1, s. 354.
  31. Zindiğaniyi Muhammed (s.a.a), tercüme, c. 2, s. 273.
  32. Ensabu’l-Eşraf, c. 1, s. 357; (baskı Zekkar, c. 1, s. 453); Tarihi Yakubi, tercüme, c. 1, s. 420.
  33. Tarihu’t-Taberi, tercüme, c. 3, s. 1187.
  34. Mağazi, c. 1, s. 639 - 640.
  35. Et-Taraif, İbn Tavus, c. 1, s. 80.
  36. İsra Suresi, 81. ayet.
  37. Et-Taraif, İbn Tavus, c. 1, s. 80.
  38. Et-Taraif, İbn Tavus, c. 1, s. 81.
  39. Et-Taraif, İbn Tavus, c. 1, s. 81.
  40. El-İstiab, c. 3, s. 1310.
  41. Usdu’l-Gabe, c. 1, s. 319.
  42. İmtau’l-Esma, c. 1, s.391.
  43. El-İstiab, c. 3, s. 1310.

Bibliyografi

  • İbn Esir, Ebu’l-Hasan Ali b. Muhammed el-Cezeri (vefat 630), Usdu’l-Gabe fi Marifeti’s-Sahabe, Beyrut, Daru’l-Fikir, 1409.
  • İbn Haldun, Abdurrahman b. Muhammed (vefat 808), Dîvânu'l-Mubtede' ve'l-Haber fî Tarihi’l-Arabi ve’l-Berber ve Men Asarehum min Zevi’ş-Şa’ni’l-Ekber, tahkik: Halil Şahade, Beyrut, Daru’l-Fikr, Tab’atu’s-Saniye, 1408 / 1988.
  • İbn Hacer Askalani, Ahmed b. Ali (vefat: 852), el-İsabe fi Temyizi’s-Sahabe, tahkik: Adil Ahmed Abdu’l-Mevcut ve Ali Muhammed Muavvez, Beyrut, Daru’l-Kutubu’l-İlmiyye, Tab’atu’l-Uvla, 1415.
  • İbn Haldun, el-İber Tarihu İbn Haldun, tercüme: Abdu’l-Muhammed Ayeti, Müessese-i Mutalaat ve Tahkikati Ferhenği, birinci baskı, 1363.
  • İbn Hişam, es-Siretu’n-Nebeviyye, baskı: Süheyl Zekkar, Beyrut, 1412.
  • Belazuri, Ahmed b. Yahya b. Cabir (vefat: 279), Kitabu Cumelu Men Ensabu'l-Eşraf, tahkik: Süheyl Zekkar ve Riyad Zerkeli, Beyrut, Daru’l-Fikr, birinci baskı, 1417.
  • Sakafi, İbrahim b. Muhammed (328), el-Garat, Daru’l-Kitab, Kum, 1410, birinci baskı.
  • Himyeri, Abdullah b. Cafer, Kurbu’l-İsnad (Tab’atu’l-Hadise), Müessese-i Alu’l-Beyt, Kum, 1413, birinci baskı.
  • Şeyh Tusi, Muhammed b. Hasan, el-Emali, Tusi, Daru’s-Sakafe, Kum, 1414, birinci baskı.
  • Şeyh Müfid, el-İrşad, tercüme: Resul Mahallati, İslamiyye, Tahran, ikinci baskı.
  • Taberi, Tarihu’l-Umem ve’l-Muluk, tahkik: Muhammed Ebu’l-Fazl İbrahim Beyrut, Daru’t-Turas, Tab’atu’s-Saniye, 1387.
  • Kuleyni, Muhammed b. Yakub b. İshak (328), el-Kafi, Musahhih: Gaffari Ali Ekber ve Ahundi, Muhammed, Daru’l-Kutubu’l-İslamiyye, Tahran, 1407, dördüncü baskı.
  • Makdisi, Mutahhar b. Tahir (vefat: 507), el-Bed’u ve’t-Tarih, Bur Said, Mektebetu’s-Sakafeti’d-Diniyye.
  • Nasr b. Muzahim, Vak’atu’s-Sıffin, Mektebetu Ayetullah Mer’aşi Necefi, Kum, 1404, ikinci baskı.
  • Vakıdi, Muhammed b. Ömer (vefat: 207), Kitabu’l-Mağazi, tahkik: Marsden Johannes, Beyrut, Müessesetu’l-A’lemi, Tab’atu’s-Saniye, 1409.
  • Yakubi, Ahmed b. Ebi Yakub b. Cafer b. Veheb b. Vadihu’l-Katib el-Abbasi (vefat: 292’den sonra), Tarihu’l-Yakubi, Beyrut, Daru Sadır.