Hudeybiye Anlaşması

WikiShia sitesinden
(Hudeybiye antlaşması sayfasından yönlendirildi)
Şuraya atla: kullan, ara
İslam
Allah (1).png

Hudeybiye Anlaşması (Arapça: ‎ صلح الحديبية); Hicretin altıncı yılında Hz. Resulü Ekrem (s.a.a) ile Mekke müşrikleri arasında imzalanan barış anlaşmasıdır. Fetih suresinde de değinilen bu anlaşma Hudeybiye bölgesinde yapılmıştır. Hac amellerini yerine getirmek için Mekke’ye doğru yola çıkan Müslümanlar Kureyş müşriklerinin engeliyle karşılaştı. Bunun üzerine Allah Resulü (s.a.a) müzakere için onlara birini gönderme kararı aldı ve ilk olarak Ömer b. Hattab’ı seçti. Ancak ikinci halife gitmekten kaçınarak bu iş için Osman b. Affan’ı önerdi. Üçüncü halife Osman’ın gitmesinden ve onun öldürüldüğü şayiasının yayılmasının ardından Hz. Resulü Ekrem (s.a.a) Müslümanları Rıdvan biatine davet etti. Taraflar arasında yapılan müzakerelerden sonra Hudeybiye barış anlaşması imzalandı.

Müslümanların Hac Azmi

Hicretin altıncı yılının Zilkade ayında İslam peygamberi Hz. Muhammed Mustafa (s.a.a) rüyasında bir grup ashabıyla Mekke’ye giderek Allah’ın evini tavaf ettiğini ve umre amellerini yerine getirdiğini gördü.

لَّقَدْ صَدَقَ اللَّـهُ رَسُولَهُ الرُّؤْیا بِالْحَقِّ ۖ لَتَدْخُلُنَّ الْمَسْجِدَ الْحَرَامَ إِن شَاءَ اللَّـهُ آمِنِینَ مُحَلِّقِینَ رُءُوسَکمْ وَمُقَصِّرِینَ لَا تَخَافُونَ ۖ فَعَلِمَ مَا لَمْ تَعْلَمُوا فَجَعَلَ مِن دُونِ ذَٰلِک فَتْحًا قَرِیبًا

Tercüme: “Gerçekten Allah, Elçisi'nin rüyasını doğru çıkardı (gerçekleştirdi). Allah dilerse, mutlaka güven içinde, başlarınızı tıraş ettirmiş ve(ya) kısaltmış olarak korkmadan Mescidu'l-Haram'a gireceksiniz. Allah, sizin bilmediğinizi biliyordu. Bu yüzden bundan önce (size) yakın bir fetih verdi.”

İslam peygamberi (s.a.a) rüyasını ashabına anlatarak onlara Mekke’ye gideceklerini vaat etti[1] ve ashabından Umre amellerini yerine getirmek üzere Mekke’ye doğru yola çıkmak için toplanmalarını istedi. Allah Resulü (s.a.a) Kureyş’in kindarlığından ve savaş çıkarmalarından veyahut mani olmalarından endişelendiği için Medine civarındaki Arapları da bu seferde kendisine eşlik etmesi için davet etti.[2] Çok az kabile haricinde diğer kabileler Hz. Peygamberin davetini kabul etmedi ve sadece Medine’de bulunan Ensar ve Muhacirler hareket için hazırlanarak Allah Resulü ile birlikte Medine’den Mekke’ye doğru hareket etti.

Müslümanların Sayısı

Muhacir, Ensar ve onlara katılan Araplardan oluşan Müslümanların kafilesi Hicretin altıncı yılı Zilkade ayının biri Cumartesi günü Medine’den Mekke’ye doğru hareket etti.[3] Bu yolculukta Allah Resulünün beraberindekilerin sayısı hakkında farklı görüşler bulunmaktadır.[4] Zahiren Cabir b. Abdullah Ensari’nin “Biz Hudeybiye ashabı 1400 kişiydik” sözü bu görüşlerin en meşhurudur.[5] Bu yolculukta biri Allah Resulünün eşi Ümmü Seleme olmak üzere dört kadın da bulunmaktaydı.[6] Hz. Peygamberi Ekrem (s.a.a) Abdullah b. Ümmü Mektum’u[7] veya Numeyle b. Abdullah Leysi’yi[8] Medine’de kendi yerine vekil olarak bıraktı.

Müslümanların İhrama Girmesi

Hudeybiye Bölgesi

Müslümanlar Allah Resulünün (s.a.a) emriyle yanlarına kendi yolculuk silahları dışında (kınında bir kılıç) bir silah almadılar. Hz. Peygamberi Ekrem (s.a.a) Medine’den çıktıktan bir müddet sonra Zulhuleyfe (Mescidi Şecere camisinin bulunduğu yer) bölgesine ulaşınca ihrama girdi ve yanlarına aldıkları 70 deveyi de kurbanlık olarak işaretledi. Kafilesinin attığı her adımdan Kureyş’e haber götürenlerin, savaşmak için gelmediklerini ve sadece Umre ve Allah’ın evini tavaf için geldiklerini anlamalarını sağlamak için de develeri önden yürüttü.[9] Allah Resulünün Bedir savaşında ganimet olarak aldığı Ebu Cehil’in devesini de sembolik olarak diğer kurbanlık develerin arasına kattığı da nakledilmiştir.[10]


İslam peygamberi ve beraberindekiler “Lebeyk” nidalarıyla Usfan’a (Mekke’nin iki menzil uzağındaki bölge) kadar ilerlediler ve o bölgede Hz. Resulü Ekrem'e (s.a.a) Mekke müşriklerinin Müslümanların Mekke’ye doğru geldiklerinden haberdar oldukları ve Müslümanların Mekke’ye girişlerine mani olacaklarına dair yemin ettikleri bilgisi ulaştı.[11] Kureyş müşrikleri savaşçılarını Mekke’nin dışında konuşlandırdı ve Halit b. Velid’i de 200 süvari ile birlikte Müslümanların Mekke’ye girmelerine engel olması için Kurau’l-Gamim bölgesine gönderdiler.[12] Hz. Fahri Kainat efendimiz bu haberi duyunca şöyle buyurdu: “Yazıklar olsun Kureyş’e!... Savaş onları yok etti.” Daha sonra “Kim bizi Kureyş’le karşılaşmayacağımız bir yoldan götürebilir?” diye buyurdu.[13]


Allah Resulü (s.a.a) Eslem oğulları kabilesinden birkaç kişinin rehberliğinde Kureyş savaşçılarıyla karşılaşmamak için farklı bir yoldan Mekke’ye doğru ilerlemeye devam etti.[14] Bu güzergâhta Müslümanlar düşmanın olası saldırılarına karşı dikkatli olmak için ilk kez Havf (korku) namazı[15] kıldılar.[16]

Hudeybiye Bölgesine Giriş

Ana Madde: Hudeybiye

Müslümanların kafilesi Hudeybiye bölgesinde girdiği anda Allah Resulünün (s.a.a) devesi (Kasva) ansızın yere çöktü. Müslümanlar da Hz. Resulün emriyle oraya yerleştiler. Hz. Resulü Ekrem’in (s.a.a) mucizesiyle orada bulunan kurumuş kuyu suyla doldu ve herkes o sudan doyasıya içti ve hatta oraya birkaç kez de yağmur yağdı.[17]

Hz. Nebiyi Ekrem’in (s.a.a) Hudeybiye’ye yerleşmesinden sonra, Budeyl b. Verka Huzai ve Huzai kabilesinden bir grup Resulullahın huzuruna geldi. Allah Resulü (s.a.a) onlara savaşma kastının olmadığını ve sadece Allah’ın evini ziyaret için geldiğini söyledi. Huzae kabilesi bu sözleri Kureyş’e iletti. Ancak Kureyşliler Muhammed’in (s.a.a) savaş kastı olmasa bile Arapların bizi melamet etmemesi için yine de onun zorla Mekke’ye girmesine izin vermeyeceğiz dediler.[18] Bunun ardından Kureyş birkaç elçiyi Müslümanların ordugahına gönderdi, ancak taraflar arasında bir uzlaşı sağlanamadı.[19] Aslında Kureyş’in önde gelenleri (Hicretin beşinci yılında yapılan Ahzab savaşında Müslümanlara karşı bir başarı elde edemeyen ve Arap halkı nezdinde başları öne eğik olan Ebu Süfyan gibiler) Müslümanların Mekke’ye girişini kendilerinin bir tür hor görülmesine ve Araplar tarafından daha çok ayıplamanlarına neden olacağını bilmekteydiler.

Kureyş’ten Bir Grubun Esir Alınması

Son derece zor duruma düşen Kureyşliler cesaret ve korkusuzluğuyla bilinen Mikrez b. Hafs’ı yaklaşık kırk veya elli kişilik deneyimli süvari ile birlikte Müslümanların etrafında dönmeleri için gönderdi. Onlar Müslümanlardan esir almaları durumunda Kureyş’e getirecekler ve Kureyş’te elindeki bu Müslüman rehineler yoluyla kendi önerilerini Müslümanlara kabul ettirecekti. Ancak Mikrez b. Hafs ve beraberindekiler bir şey yapamamakla kalmayıp, hepsi İslam ordusu askerlerince esir alındı. Kureyş esirlerini Allah Resulünün (s.a.a) huzuruna getirdiklerinde, İslam peygamberi savaş için emrolunmadı gerekçesiyle, onların serbest bırakılmasını emretti. Mikrez b. Hafs ve beraberindekilerin esir alınmadan önce Müslümanların tarafına ok atmalarına, Müslümanlara çok fazla eziyet etmelerine ve hatta bazılarına göre Müslümanlardan İbni Zenim adındaki birini öldürmelerine rağmen, Allah Resulünün emriyle hepsi serbest bırakılarak sağ salim bir şekilde Kureyş’e döndüler.[20]

Kureyş’e Temsilci Gönderme

Allah Resulünün (s.a.a) Hareket Güzergâhı

Hz. Fahri Kâinat Efendimiz (s.a.a) Kureyş müşriklerine bir temsilci gönderme kararı aldı ve bunun için ilk olarak Ömer b. Hattab’ı seçti. Ancak Ömer b. Hattab Mekke’de kendisini destekleyecek güçlü akrabalarının olmadığını, Kureyş’in kendisinin onlara olan şiddetli düşmanlığından haberdar olduğunu ve kendisini öldürebileceklerini söyledi. Dolayısıyla Mekke’ye gitmekten kaçındı ve Ümeyye oğullarından olan ve Kureyş’in önde gelenlerinin arasında etkin akrabaları olan Osman b. Affan’ı önerdi.[21]

Allah Resulü (s.a.a) Osman b. Affan’ı Mekke’ye gönderdi ve Mekke’lileri bir kez daha niyetinden (Allah’ın evini ziyaret etmek ve sonra Medine’ye geri dönmek) haberdar etti. Elbette onlar yine kabul etmediler. Müşrikler Osman b. Affan'ın geri dönmesine izin vermediler ve bunun üzerine Kureyş’in Osman’ı öldürdüğü şayiası yayıldı. Osman b. Affan’ın öldürüldüğü söylentilerinin yayılmasından sonra Hz. Nebiyi Ekrem (s.a.a) ashabını Rıdvan biati olarak bilinen biat için bir araya topladı.[22] Ced b. Kays dışında Hudeybiye’de bulunan sahabelerin hepsi Allah Resulüne biat etti.[23]

Barış Anlaşması

Bir müddet sonra Osman b. Affan’ın öldürülmediği ve Mekke’de tutuklu olduğu anlaşıldı.[24] Kureyş, Müslümanlarla barış anlaşması imzalamaları için temsilci gönderdi ve bu anlaşmayla müşriklerin diğer Araplar tarafından kınanmaması için Müslümanların o yıl Allah’ın evini ziyaret etmeden Medine’ye geri dönmeleri ve Mekke’ye ertesi yıl gelmeleri kararlaştırıldı. Kureyş’in temsilcisi Suheyl b. Amr’dı ve İslam peygamberi (s.a.a) onu görünce şöyle buyurdu: “Kureyş barış niyetinde olduğu için bu adamı bize gönderdi.”[25]

Tarafların tutsakların serbest bırakılmasına ilişkin anlaşmaya varmasından sonra Resulü Ekrem (s.a.a) ve Kureyş temsilcisi arasında barış anlaşması imzalandı. Bu barışın faydalarından agâh olan Allah Resulü (s.a.a) bu anlaşmada fazla esneklik gösterdi. Suheyl b. Amr’ın isteğiyle barış anlaşmasının başından “Bismillahirrahmanirrahim” cümlesi silinerek “Bismike Allahümme” yazılması ve aynı şekilde Resulullah unvanının silinerek “Muhammed b. Abdullah” yazılması bunlardan bazılarıdır.[26]

Bazı Sahabelerin İtirazı

Allah Resulünün (s.a.a) bu anlaşmada esnek davranması sahabelerden bazılarının eleştiri ve öfkesine sebep olmuş ve hatta onlardan Peygamber hakkında ağır sözler ve iğneleyici sorular işitilmeye başlanmıştı. Peygambere (s.a.a) sert tavır takınanlardan biri Ömer b. Hattab idi.[27] Ömer b. Hattab bu barış anlaşmasının Müslümanların küçük düşürülmesi anlamına geldiğine inanıyordu.[28][29] Onun bu görüş üzerine o kadar ısrarcı davranması sonucunda Ebu Ubeyde b. Cerrah ona Şeytan’ın şerrinden Allah’a sığın ve kendi düşünceni yanlış bil dediği nakledilmiştir.[30] İkinci halife Ömer’in kendisi bile o günde Allah Resulünün peygamberliğinden şüphe ettiğini itiraf etmiştir.[31] Ayrıca şöyle demiştir: Ben Allah Resulünün emrini kendi teşhisime göre ret ediyordum.[32]

Anlaşmanın Maddeleri

Yapılan müzakerelerin ardından Allah Resulü (s.a.a) Hz. Ali’yi (a.s) yanına çağırarak şöyle buyurdu: “Yaz “Bismillahirrahmanirrahim”.

Suheyl b. Amr şöyle dedi: Ben bu unvanı resmiyette tanımıyorum ve bizim resmi olarak kabul ettiğimiz unvan olan “Bismike Allahümme” yazmalısın. İmam Ali de (a.s) Allah Resulünün (s.a.a) emriyle öyle yazdı.

Sonra Resulü Ekrem (s.a.a) şöyle buyurdu: “Yaz; “Allah’ın Resulü Muhammed ile Suheyl b. Amr’ın anlaştığı şey budur.”

Suheyl b. Amr yine: Eğer biz seni Resulullah (Allah’ın Resülü) olarak kabul etseydik bu kadar seninle savaş ve muharebe yapmazdık. Dolayısıyla bu unvanda silinerek yerine “Muhammed b. Abdullah” yazılmalıdır. Allah Resulü (s.a.a) bunu da kabul etti. Resulullah unvanının peygamberin isminin yanından silmenin Ali b. Ebu Talip’e (a.s) ağır geldiğini gören Allah Resulü (s.a.a) mübarek parmaklarını öne uzatarak şöyle buyurdu: “Ya Ali yerini bana göster ve bırak be kendim bu unvanı sileyim.”

Hudeybiye Barış Anlaşmasının Maddeleri

  1. Halkın, huzur ve emniyet içinde yaşamalarını devam ettirmesi için, taraflar arasındaki barış anlaşması on yıl sürecek.[33]
  2. Müslümanlar, o yıl Allah’ın evini ziyaret etmeden Medine’ye geri dönecek ve gelecek yıl yanlarına yalnız yolcu silahı olan kılıçlarını bulundurmak şartıyla Umre amellerini yerine getirmek için Mekke’ye gelecekler. Ancak Mekke’de üç günden fazla kalmayacaklar. Kureyş ise o müddet içerisinde şehri boşaltacak.
  3. Medine’deki Müslümanlardan Mekke’ye kaçanlar Müslümanlara iade edilmeyecek, fakat Mekke’den Medine’ye velev Müslüman dahi olsalar kaçanlar geri verileceklerdir.
  4. Diğer Arap kabilelerinden isteyen Müslümanlarla, isteyen de Kureyş’le müttefik olmakta serbest olacaklardır.[34] (Elbette bu anlaşmada Mümtehine suresinin 10. Ayetinde zikredildiği gibi Mekke’den Medine’ye kaçan mümin kadınların geri verilmesi yasaklanmıştır.)[35]

Sahihi Müslim’de söyle yazmaktadır; Hudeybiye anlaşmasından sonra Fetih Suresi nazil olunca, Allah Resulü (s.a.a) birini, Ömer’i nazil olan vahiyden haberdar etmesi için gönderdi. Ömer b. Hattab şöyle dedi: Ey Allah’ın Resulü (s.a.a) gerçekten bu sulh fetih midir? Allah Resulü (s.a.a) şöyle buyurdu: “Evet.”[36]

Medine’ye Dönüş

Farklı rivayetlere göre Müslümanlar on küsür gün ve başka bir görüşe göre de yirmi gün Hudeybiye topraklarında kaldı.[37] Harem bölgesi dışına çadırını kuran Resulü Kibriya (s.a.a) namazlarını harem sınırları içerisinde kılıyordu. Barış anlaşmasının yazımı bittikten sonra Müslümanlardan ve müşriklerden birkaç kişi şahitlik ettiler. Hz. Resulü Ekrem (s.a.a) Hac ameli nişanesi unvanıyla beraberindekilere develerini kurban kesmelerini ve başlarını tıraş etmelerini emretti. Ashabın çoğu, Hac amellerini yerine getirememenin verdiği üzüntü ve Hudeybiye anlaşmasını bir çeşit yenilgi olarak algılamaları nedeniyle Allah Resulünün emrini yerine getirmekten kaçındılar, ancak Hz. Peygamberimiz (s.a.a) bu amelleri yapmaya başlayınca onlar da Rasulullaha uydular.[38] Daha sonra Resulü Ekrem (s.a.a) ve Müslümanlar Medine’ye döndüler.[39]

Hudeybiye barış anlaşması esasınca Hz. Resulü Ekrem (s.a.a) ve Müslümanlar ertesi yıl (Hicri kameri yedinci yıl) Mekke’ye gitti ve Kureyş’in olmadığı üç gün boyunca orada ikamet ederek Umre amellerini yerine getirdiler. Bu hadise Umretu’l-Kaza olarak bilinmektedir.[40] Hudeybiye’den Medine’ye dönüş yolunda Allah Teâla’nın Hudeybiye anlaşmasını “Feth-i Mübin” (büyük fetih) olarak tanımladığı ve biat edenlerden razı olduğunu ilan ederek Müslümanlara zafer ve ganimetler vaat ettiği Fetih Suresi Hz. Fahri Kâinat efendimize nazil oldu.[41]

Müfessirlerin genelinin görüşüne göre bu vaat hicretin yedinci yılında meydana gelen ve Müslümanların çok fazla ganimet elde ettiği Hayber’in fethi hakkındadır.[42] Bazıları ise bu vaadin Mekke’nin fethi ile ilintili olduğuna inanmaktadır.[43]

Kureyş’in Anlaşmayı İhlali

Hudeybiye barış anlaşmasından kısa bir süre sonra Mekke halkından yeni Müslüman olan Ebu Basir adlı bir şahıs, Hudeybiye anlaşması esasınca Mekke halkına iade edildi. Ancak Ebu Basir yolda muhafızların elinden kaçarak Medine yerine Kureyş müşriklerinin Şam'a işleyen ticaret kervanlarının yolları üzerindeki bir noktaya yerleşti. Mekkeli Müslümanların da azar azar ona katılmasıyla Kureyş kervanları için yeni bir tehlike oluştu. Bu sorun nedeniyle Kureyş müşrikleri, Allah Resulünden bu fertlerin Medine’ye gelmesine izin vermesini istedi ve böylece kaçanların iadesi noktasında yapılan tek taraflı anlaşma Kureyş’in isteği üzerine iptal edildi.[44]

Henüz Hudeybiye anlaşmasının üzerinden iki yıl geçmemişken müşrikler anlaşmanın birinci maddesini ihlal ettiler. Huzae oğulları kabilesi Müslümanlarla ve Bekir oğulları kabilesi de Kureyş’le müttefikti. Ancak hicretin sekizinci yılında bu iki kabile arasında meydana gelen savaşta, Kureyş müşrikleri Bekir oğulları kabilesinin lehine Huzae oğulları kabilesinden bazı fertleri öldürdü. Bu Hudeybiye barış anlaşmasının ihlali anlamına geliyordu. Ebu Süfyan Medine’ye giderek şahsen özür dilese de özrü kabul edilmedi ve Allah Resulü kısa bir süre zarfında barış zamanı ve İslam’ın yayılmasıyla toplanan büyük bir orduyla Mekke’nin fethine çıktı.[45]

Hudeybiye Anlaşmasının Bereketleri

Hudeybiye anlaşması tarihin şahitliği, Allah Resulünün öngörüleri ve Kur’an’ın vaatleri üzerine, Müslümanlar için çok fazla bereketi beraberinde getirdi. Tarihçilere göre İslam’ın ilk yıllarında Hudeybiye fethinden daha büyük bir fetih meydana gelmemiştir; zira Hudeybiye anlaşmasının sonucunda savaş ateşi sönmüş, İslam’a davet artmış ve İslam Arap yarımadasına yayılmıştır. Öyle ki Hudeybiye barış anlaşmasından anlaşmanın ihlaline kadar olan müddet zarfında (22 ay) Müslüman olanların sayısı o zamana kadar Müslüman olanların sayısından daha fazladır. Nitekim Allah Resulünün (s.a.a) ordusu, hicretin sekizinci yılı ve Mekke'nin fethi sırasında on bin kişiye ulaştı. Ayrıca Ebu Süfyan, Amr b. As ve Halit b. Velid gibi Kureyşin ileri gelenleri de bu dönemde Müslüman olmuşlardır.[46] Aynı zamanda Hudeybiye barış anlaşması sonucunda hasıl olan huzur ortamı, Hz. Peygamberin Arap yarımadasındaki tebliğ faaliyetlerini yoğunlaştırmasına ilaveten, dış ülkelere yönelmesine ve hicretin yedinci yılında komşu ülkelerin padişah ve başkanlarını da İslam’a davet etmesine sebep oldu. Ama bu barış anlaşmasının en önemli faydası, Hudeybiye barış anlaşmasından kısa bir müddet sonra gerçekleşen Mekke’nin fethine ortam hazırlaması olmuştur.

Ayrıca bakınız

Kaynakça

  1. Fetih Suresi, 27.ayet.
  2. İbni Hişam, c. 2, s. 776.
  3. Vakıdi, c. 2, s. 573; İbni Sa’d, c. 2, s. 95.
  4. Bakınız; İbni Sa’d, c. 2, s. 95; Taberi, c. 2, s. 620.
  5. Bakınız; İbni Hişam, c. 2, s. 777.
  6. Vakıdi, c. 2, s. 574.
  7. Vakıdi, c. 2, s. 573; İbni Sa’d, c. 2, s. 95.
  8. İbn Hişam, c. 2, s. 776.
  9. İbn Hişam, c. 2, s. 776; İbn Sa’d, c. 2, s. 95.
  10. Vakıdi, c. 2, s. 574.
  11. İbn Hişam, c. 2, s. 777.
  12. İbn Sa’d, c. 2, s. 95.
  13. İbn Hişam, c. 2, s. 777.
  14. İbn Hişam, c. 2, s. 777.
  15. Bakınız; Nebe Suresi, 101 – 102. ayetler.
  16. Vakıdi, c. 2, s. 582 - 583.
  17. İbni Hişam, c. 2, s. 778; İbni Sa’d, c. 2, s. 96.
  18. İbn Hişam, c. 2, s. 779.
  19. Bakınız; İbni Hişam, c. 2, s. 781; İbni Sa’d, c. 2, s. 96; Yakubi, c. 2, s. 54.
  20. Vakıdi, c. 2, s. 602; İbni Hişam, c. 2, s. 781; İbni Sa’d, c. 2, s. 96 - 97.
  21. İbni Hişam, c. 2, s. 782; İbni Esir, c. 2, s. 203.
  22. Vakıdi, c. 2, s. 603; İbni Hişam, c. 2, s. 781; Taberi, Tarih, c. 2, s. 632.
  23. İbni Hişam, c. 2, s. 782.
  24. İbni Esir, c. 2, s. 203.
  25. İbn Hişam, c. 2, s. 783.
  26. Yakubi, c. 2, s. 54; Tabersi, 1417, c. 1, s. 371 – 372; Halebi, c. 3, s. 20.
  27. İbni Hişam, c. 2, s. 783; Vakıdi, c. 2, s. 609 - 611; İbni Sa’d, c. 2, s. 101.
  28. Beyhaki, Delailu’n-Nubuvve, c. 4, s. 106.
  29. Zehebi, Tarihi İslam, c. 2, s. 371.
  30. Sübülü’l-Huda ve’r-Reşat fi Sireti Hayri’l-İbad, c. 5, s. 53.
  31. Zehebi, Şemsuddin, c. 2, s. 371; Beyhaki, Ebubekr, c. 4, s. 106; Salih-i Demeşki, c. 5, s. 53.
  32. Salihi Demeşki, Muhammed b. Yusuf, c. 5, s. 53.
  33. Yakubi, c. 2, s. 54.
  34. Vakıdi, c. 2, s. 611 – 612; İbni Hişam, c. 2, s. 784; İbni Esir, c. 2, s. 204; Yakubi, c. 2, s. 54.
  35. İbni Hişam, c. 2, s. 790 - 791.
  36. Müslim, Sahih-i Müslim, sayı 1785.
  37. Vakıdi, c. 2, s. 616; İbni Sa’d, c. 2, s. 98.
  38. Vakıdi, c. 2, s. 613; Yakubi, c. 2, s. 55; İbni Hişam, c. 2, s. 785.
  39. Yakubi, c. 2, s. 55.
  40. İbn Esir, c. 2, s. 227.
  41. Vakıdi, c. 2, s. 617 – 623; İbn Hişam, c. 2, s. 786 - 788.
  42. Taberi, Cami’; Tabersi, 1408; Tabatabai, Fetih Suresi 19. ayetin açıklaması.
  43. Tabatabai, Fetih Suresi 19. ayetin açıklaması.
  44. Vakıdi, c. 2, s. 624 – 629; İbni Hişam, c. 2, s. 788 – 789 ve aynı şekilde bkz; Şehidi, Tarih-i Tahlili-yi İslam, s. 91.
  45. İbni Esir, c. 2, s. 239 - 244.
  46. Bakınız; Vakıdi, c. 2, s. 624; İbni Hişam, c. 2, s. 788.

Bibliyografi

  • İbni Esir, el-Kamil fi’t-Tarih, Beyrut, 1385 – 1386 / 1965 – 1966, baskı ofset, 1399 – 1402 / 1979 – 1982.
  • İbni Sa’d, Kitabu et-Tabakatu’l-Kebir, tahkik: Edward Zakhaev, Liden, 1321 – 1347 / 1904 – 1940, baskı ofset, Tahran.
  • İbni Hişam, es-Siretu’n-Nebeviyye, tahkik: Suheyl Zekkar, Beyrut, 1412 / 1992.
  • Beyhaki, Ebubekir, Delailu’n-Nubuvve ve Marifetu Ehvali Sahibi’ş-Şeria, Beyrut, Daru’l-Kutubu’l-İlmiyye, birinci baskı, 1405.
  • Halebi, Ali b. İbrahim, es-Siretu’l-Halebiyye, Beyrut, 1320, baskı ofset.
  • Zehebi, Şemsuddin; Tarihu’l-İslam ve Vefeyati’l-Meşahiri ve’l-A’lam, Beyrut, Daru’l-Kutubu’l-Arabi, ikinci baskı, 1409.
  • Muhammed Hüseyin Tabatabai, el-Mizan fi Tefsiri’l-Kur’an, Beyrut, 1390 – 1394 / 1971 – 1974.
  • Tebersi, Fazl b. Hasan, E’lamu’l-Vera bi A’lami’l-Huda, Kum, 1417.
  • Tebersi, Fazl b. Hasan, Mecmeu’l-Beyan fi Tefsiri’l-Kur’an, tahkik: Haşim Resuli Mahallati ve Fazlullah Yezdi Tabatabai, Beyrut, 1408 / 1988.
  • Muhammed b. Cerir Taberi, Tarihi Taberi: Tarihu’l-Umem ve’l-Muluk, tahkik: Muhammed Ebulfazl İbrahim, Beyrut, 1382 – 1387 / 1962 – 1967.
  • Muhammed b. Cerir Taberi, Camiu’l-Beyan an Te’vili Ayi’l-Kur’an, Mısır, 1373 / 1954.
  • Vakıdi, Muhammed b. Ömer, Kitabu’l-Mağazi, Marsden Johannes, Londra, 1966.
  • Yakut Hamevi, Kitabu Mucemu’l-Buldan, Ferdinand Wüstenfeld, Leipzig, 1866 – 1873, baskı ofset, Tahran, 1965.
  • Ahmed b. İshak Yakubi, Beyrut, Daru Sadır, baskı ofset, Kum.