Bismillahirrahmanirrahim

WikiShia sitesinden
Şuraya atla: kullan, ara
Gulam Hüseyin Emirhani'nin Hattıyla Bismillahirrahmanirrahim

Bismillahirrahmanirrahim (Arapça: بسم الله الرحمن الرحیم) besmele ve tesmiye olarak bilinmekte ve Allah’ın adını anmak ve “Allah” zikrini söylemek manasına gelmektedir. Besmele sözcüğü Kur’an-ı Kerim’de 114 kez tekrarlanmıştır. Beraat Suresi (Tevbe) dışında Kur’an-ı Kerim’in bütün surelerinin başında yer alan Besmele, Neml suresinde ise biri başta diğeri 26. Ayette olmak üzere iki defa zikredilmiştir. Besmele’nin fazilet ve menzileti noktasında birçok rivayet bulunmaktadır. Ayrıca işlere Allah’ın adıyla; yani Bismillah ile başlamak tekit edilmiştir. Besmele’nin Kur’an surelerinin bir cüzü olup olmadığı noktasında görüş ayrılığı bulunmakta ve bu ihtilaf besmelenin namazdaki kıraatini etkilemektedir. Edebiyat ve İslami sanatlarda da Besmele dikkate alınmıştır.

Besmele

Besmele; Bismillah veya Bismillahirrahmanirrahim’i söylemek veyahut yazmaktır.

Besmele mastarı naht (kısaltma) yöntemiyle Bismillah ibaretinden türetilmiştir. Hay’ale, havlake, heylele, hemdele ve hasbele mastarları da bu kısaltma yöntemiyle; yani bir ibaretin bazı harflerinin yan yana getirilmesiyle türemiştir. “Besmele” fiil şekliyle onu işlerinde söyleyen veya yazan kimse için[1], ismi fail şekliyle olan “Mübesmil” ise onu söyleyen için kullanılır.[2] Ayrıca Besmele “Bismillahirrahmanirrahim” ayetinin adı makamında da kullanılmıştır; örneğin “el-Besmeletu Ayetun minel Kitabi ve’l Fatiha”.[3] Bazıları Besmele kelimesinin fasih Arap dilinde yaygın olmadığına inanmaktadır, ancak İbn Sikkit ve Müterrizi gibi dilbilimciler Arap şairlerinden getirdikleri örnek ve delillerle Besmelenin asıl ve fasih Arapça olduğunu ispat etmişlerdir. Bu kelimenin İslam öncesi dönemde kullanılıp kullanılmadığı noktasında bir bilgi elde edilmemiştir ve büyük olasılıkla da ilk defa İbn Rebie’nin[4] şiirinde zikredilmiştir.[5] Peygamber (s.a.a) ve İmamlardan (a.s) nakledilen rivayetlerde kullanılmayan Besmele kelimesi sadece Kef’emi’nin Allah Resulünden (s.a.a) naklettiği bir rivayette mastar şekliyle kullanılmıştır.[6] Aynı şekilde Şehid Sani Besmele ayetinin tefsirinde “La Tetruku’l Besmele” şekliyle bir rivayet nakletmiştir; ancak bu konu hakkında rivayetin aslının “La Tede’ Bismillahirrahmanirrahim” olduğu ve Şehid Sani’nin ibaretinde lafız değişikliğine uğradığı zannedilmektedir.[7]

Günümüzde Hristiyanlarda Besmeleyi “Bismu’l Eb ve Bismiu’l İbn ve Bismi Ruhu’l Kudus” (Baba, Oğul ve Ruhu’l-Kudusun adıyla) olarak kullanmaktadırlar.[8]

“Bismillahirrahmanirrahim” veya “Bismillah” ayetinin yerine kısaltılmışı olan “tesmiye” kelimesinden de yararlanılmıştır.

Besmele Kelimesinin Yapısı

Besmele çeşitli açılardan incelenmiştir beş bileşenden (cüzden) oluşmaktadır. Besmele içinde fiil, mübteda ve haber olmayan bir car-u Mecrur’dan oluşmuştur. Fiili farklı şekillerde takdirde alınmıştır. Besmele ayetinde dört isim kullanılmış ve bu isimlerden üçü Allah-u Teala’nın Esmaü’l Hüsna’sındandır.

Ayetin Müfredatı

Ba Harfi

Besmelenin başındaki harfi cer olan “Ba” harfi istiane (yardım isteme), musahibet (birlikte bulunma) es-Sak () anlamlarına gelmektedir. Car-u Mecrur’dan önce mütallakı olabileceği bir fiil ve şebhi fiil ile ilişkilendirilmesi gereksiminden dolayı “Bismi”den önce Ekreu (okuyorum) veya Ebdeu (başlıyorum) gibi bir fiil takdiri olarak alınmıştır.

İsm

İsm kelimesinin kökü hakkında iki genel görüş bulunmaktadır:

  1. İsm kelimesi cem’i Esma olan “Semuv” kökünden türemiştir. Semuv yücelik ve yükseklik anlamına gelir.[9]
  2. İsm kelimesi “Vesm” kökünden türemiş olup nişane ve alamet koyma manasına gelmektedir.[10]

Allah

Ana Madde: Allah

Allah, lafzı celaledir ve Kur’an’daki diğer ilahi isimler bu isme tabidir; yani ism-i azamdır. Mukaddesi lafzı celalenin kökü hakkında beş görüş zikretmiştir.[11] Pertoyi ez Kur’an tefsiri kitabında şöyle yazılmıştır: İlahe (اله) fiili abd, hayret, tazarru ve seken manalarına gelmektedir. İlah mabudun ismidir; ister hak olsun ister batıl. Allah lafzı da (الله ) hemzenin silinmesi ve elif lam takısının eklenmesiyle hak olan mabuda delalet etmektedir ve aynı şekilde Allah lafzı Allah-u Teala’nın sıfatlarının camiidir.[12] Allah isminin farklı Sami dillerinde çok fazla türemişleri bulunmakta ve kökü de eski dinlere dönmektedir. Allah’a tapma geçmişi, Sami kavimleri arasında oldukça yaygındı ve Allah ismi onlar için özelliklede İslam’dan 2 veya 3 yüzyıl önce Arabistan’da tanınmış ve hatta bazı şahısların ismi Abdullah konulmuştu. Araplar çeşitli ilahların yanı sıra göklerde yaratıcı olan muktedir bir ilahın varlığına inanmaktaydılar. Babililer onu “El” (ال) ve Nebtiler ise “Hella” (هلا) olarak tanıyorlardı. Herodot Nebtilerin “Aleylah” (آلیلاه) isminde bir ilaha taptıklarını zikretmektedir. Allah lafzı Aramicede “Eloi” ve Ekadicede ise “Allatu” şeklinde ve Arapların eski tanrıçaları anlamında kullanılmıştır.[13] Kurtubi bazı müfessirlerden Lat isminin Allah lafzından alındığını nakletmektedir.[14]

Rahman ve Rahim

Bu iki isim defalarca bir arada zikredilmiştir. Rahman ve Rahim isimleri “reheme” (رحم) kökünden türemiş olup şefkat, iyilik, merhamet ve rahmet anlamlarına gelir. Her iki isim de Nedman ve nedim örneğinde olduğu gibi aynı kökten alınmıştır.[15]

Rahman ve Rahim İsimlerinin Farkı

Rahman ve Rahim kelimeleri Kur’an’daki kullanışları itibari ile farklı manalar taşımaktadır:

  • Rahman kelimesi Kur’an’da her zaman 'rahim' kelimesinden önce gelir. Bu söze delil olarak getirilen açıklamalardan birinde şöyle söylenilmektedir: “Rahman” ismi Allah’a özgü olan isimler (اسم عَلَم) mesabesinde olup, ondan başkası bu sıfatla vasıflanamaz ve Rahman’ın sıfatına (Rahim’e) mukaddem olması gerekmektedir.[16]
  • Rahman hiçbir zaman 'elif lam' takısı olmaksızın zikredilmemiştir; ama 'rahim’de bu şart söz konusu edilmemiştir.
  • Rahman ya tek başına yada terkip halinde ise sadece 'rahim' kelimesi ile birlikte kullanılmıştır. Ama 'rahim' diğer isimlerle birleşik olarak zikredilmiştir.[17]
  • Rahman, her ne kadar men’i sarfın ıstılahi şartlarını kendinde barındırmasa da ismi gayri munsarif haletindedir ve tenvin almaz.
  • Rahman ismi sadece Allah’a münhasır olmasından dolayı tesniye ve cemi (çoğul) bulunmaz. Ama Rahim’in cemi (çoğulu) Ruhema olarak Kur’an’da zikredilmiştir. Arapçada da tesniye ve müennes şekliyle de gelebilir.
  • Kur’an-ı Kerim’de “Fe’lan” vezninin kullanılışı -“Feil” vezninde görülmeyen- Allah’a özgü olan mübalağanın göstergesidir. Müfessirlerden çoğu bu konuya değinmiştir.[18]
  • Rahman kelimesi Kur’an-ı Kerim’de yalnızca Allah’a özgü kılınmış ve ismi alemdir (özel isimdir). Bundan dolayı başkalarını bu isimle adlandırmak doğru değildir. Rahman kelimesi bazı yerlerde Allah’ın sıfatı şekliyle zikredilmiştir: “(Peygamber): “Rabbim! Hak üzere hükmet. Rabbimiz, Rahman'dır ve nitelemelerinize karşı O'ndan yardım dilenir.” dedi.”[19] Ama Rahim bazen Allah Resulünün (s.a.a) sıfatlarından biri olarak da dile getirilmiştir. “Gerçekten kendinizden olan öyle bir peygamber size geldi ki, sıkıntınız ona ağır gelir, size düşkündür ve müminlere karşı şefkatli ve merhametlidir.”[20]
  • Rahim kelimesi kullanıldığı her yerde her zaman şefkat, rahmet ve merhamet manalarına yakın anlamlarda kullanılmıştır. Ama 'rahman' kelimesi bazen Allah’ın Kahhar ve Cabbar manalarına gelen farklı siyaklarda kullanılmış ve kullanılan cümlenin siyakı ise tehdit içerikli olmuştur. “(Meryem,) "Eğer takvalı bir kimse isen, senden Rahman olan Allah'a sığınırım.” dedi.”[21]

Geçmişi, Tarihçesi ve Benzerleri

Diğer Dinler

Allah’ı zikretmeye dayalı ibaretlerde “Bismillah” kelimesinin diğer dini sünen ve kavimler arasında farklı tarihi geçmişi ve benzerlerine rastlanmaktadır. Zamahşeri, İslam öncesi Arapların Lat ve el-Uzza gibi benzer ibaretleri kullandığını söylemiştir.[22] Novld ise Mesihi ve İbranilerin mukaddes kitaplarında Allah’ın ismiyle ibaretlerinin tekrarlanmasını Bismillah kelimesinin benzerleri olarak sayıldığını hatırlatmaktadır.[23] Aynı şekilde 3. Yüzyılda kullanılan Mezdayi zikri “Ped Namı Yezdan” (Yezdanın adıyla) ibareti Bismillahın bir benzeridir.

İslam Dini

Ana Madde: İslam

Peygamber Efendimizin (s.a.a) “Bismillahirrahmanirrahim” ibaresinden istifade etme sünneti hakkında farklı rivayetler nakledilmiştir. İbn Sa’d[24], Mes’udi[25], Şa’bi, A’maş, Ebu Malik ve Katade Allah Resulünün (s.a.a) bisetinin ilk yıllarında o günlerdeki örfe göre “Bismike Allahümme” (بسمک اللهم) cümlesini kullandığını rivayet etmişlerdir. İbn Hişam’dan[26] Hudeybiye barış antlaşmasının başında Suheyl b. Amr Kureyş’ten “Bismillahirrahmanirrahim” ibaresinin yerine “Bismike Allahümme” yazılmasını istemesine dair nakledilen rivayetten o günün Arapları arasında genellikle “Bismike Allahümme” ibaresinin kullanıldığı anlaşılmaktadır. Rivayetin devamında ise Allah Resulünün (s.a.a) Hud Suresinin 41. Ayetinin “Dedi ki: “Bu gemiye binin; gidişi de, durması da Allah'ın adıyladır. Kuşkusuz, Rabbim bağışlayandır ve sürekli merhamet edendir.” nazil olduğu günden beri “Bismillah” dediği, İsra suresinin 110. ayetinin “De ki: "Allah diye çağırın veya Rahman diye çağırın; hangisini çağırırsanız çağırın, güzel isimler O'nun içindir…” nazil olmasından sonra ise “Bismillahirrahman” ibaresini kullandığını ve Neml Suresinin 30. Ayetinin “Mektup Süleyman'dandır ve şöyle başlıyor: "Rahman ve Rahim olan Allah'ın Adıyla.” nazil olmasından sonra ise Besmeleye “Bismillahirrahmanirrahim” olarak son şeklini verdiği nakledilmektedir. Ancak bu söylem uzak bir ihtimaldir; zira Neml Suresi Mekke döneminin ortalarına aittir ve Besmelenin kamil şekliyle bu dönemden önce kullanıldığı olasılığı çok fazladır.

Bundan ziyade Taberi[27] ve Vahidi Nişaburi’nin[28] İbn Abbas ve diğerlerinden naklettiğine göre, “Bismillahirrahmanirrahim” ibareti Peygamber Efendimiz Hz. Muhammed’e (s.a.a) nazil olan Alak (İkra) suresinin ilk ayeti Kur’an-ı Kerim’in ilk ibaresidir ve Şia hadislerinde de bu ibaret Kur’an’ın başlangıcı olarak tanıtılmıştır. Kuleyni’nin[29] kendi isnadıyla İmam Sadık’tan (a.s) bütün semavi kitapların başlangıcının “Bismillahirrahmanirrahim” olduğunu nakletmektedir. Bismillahirrahmanirahim ibareti Beraat (Tevbe) suresi hariç bütün surelerin başında getirilmiştir.

Bismillah’ın İlk Tercümesi

Rivayetlere göre ilk olarak Salman Farsi İranlıların isteği üzerine Hamd suresi ve “Bismillahirrahmanirrahim”i tercüme etti. Salmanı Farsi’nin tercümesinde “Bismillahirrahmanirrahim” “به نام یزدان بخشاونده” (Bağışlayıcı olan Yezdan’ın adıyla) olarak çevrilmiştir.[30] Mütercimi belli olmayan Kurtubi Tefsiri’nin tercümesinde[31] ise “به نام خدای مهربان بخشاینده” (Merhametli ve Bağışlayıcı olan Allah’ın adıyla) şeklinde zikredilmiş ve bugün ise çok az bir farkla “به نام خداوند بخشندة مهربان” (Rahman ve Rahim olan Allah’ın adıyla) suretinde baki kalmıştır. Besmelenin “به نام خداوند جهان دارِ دشمن پرور به بخشایندگی، دوست بخشای به مهربانی” olarak tercüme edilmesinde ise[32] tefsiri ve “Rahman” ve “Rahim”in dini tabirlerdeki mana farklılıklarının ön plana çıkartıldığı göze çarpmaktadır.

Besmelenin Fazileti

Muhammed Özçay'ın Sülüs Hattıyla Yazdığı Besmele

Hadis, fıkıh ve tefsir kitaplarında Besmelenin fazileti, eser ve etkisi ve tilavetinin sevabı hakkında birçok hadise işaret edilmiştir:

  • Besmele; Kur’an-ı Kerim’in en büyük ve en kerametli ayetidir.[33]
  • Besmele; Allah’ın isimlerinden bir isimdir.[34]
  • Bu ayetin (Besmele) İsmi Azam’a yakınlığı, gözdeki siyahlığın beyazlığa yakınlığından daha yakındır.”[35]
  • Aynı şekilde Allah-u Teâlâ’nın bazı dualarda “Bismillahirrahmanirrahim”e yemin vermesi, bu ayetin değerinin göstergesidir.[36]
  • Allah-u Teala’yı tazim etmek için Besmele ayetini güzel yazmak bağışlanma ve mağfiret sebebidir.[37]
  • Öğretmen çocuğa “Bismillahirrahmanirrahim” demesini söylerse ve çocukta onu söylerse, öğretmen, çocuk, annesi ve babası için cehennem ateşinden beraat ve kurtuluş yazılır.[38]
  • Her işin başında özellikle Besmele olmak üzere Allah’ın ismini zikretmek çok fazla tekit edilmiştir. “Bismillahirrahmanirrahim ile başlanmayan her önemli iş ebterdir (kısırdır).” (کُلُّ أَمرٍ ذی بالٍ لَم یبْدَأ بِاسمِاللّهِ فَهُوَ اَبْتَر)[39] hadisi esasınca her işin başında Allah’ın ismini anmayı terk etmek o işin bereketsizliği ve hayırsızlığıyla sonuçlanacaktır. Peygamber Efendimiz (s.a.a) ve İmamların (a.s) sünnetinde, Besmele zikrinin söylenmesi noktasında yaptığı genel tavsiyelerin yanı sıra, yemek yeme, mektup yazma, uyumak için yatağa gitme ve yataktan kalkma zamanı gibi bazı özel durumlarda Besmele zikrinin çekilmesi daha fazla vurgulanmıştır.
  • Besmele zikri Müslümanlar için İslam dininin bir sloganı ve nişanesi haline gelmiştir ve onu yüksek sesle söylemek ise imanın nişanelerinden sayılmıştır. Nitekim Peygamber Efendimiz (s.a.a) Kur’an-ı Kerim’i tilavet edeceği zaman Besmeleyi yüksek sesle söyler ve müşrikler de ondan yüz çevirirlerdi.[40] “Bismillahirrahmanirrahim” İslam’a delaleti noktasında Şehadeteyn’den sonra gelmekte ve Müslümanların işlerine onunla bağlandığı özel şiarlarından sayılmaktadır.[41]
  • Yaklaşık bütün yazıların başında “Bismillah” yazmak Peygamber Efendimiz Hz. Muhammed’in (s.a.a) sünnetine uymaktan dolayı gelenek haline gelmiştir. Güya bazı rivayetlerde Şiir yazmaya Besmele ile başlamaya muhalefet edilmiştir.[42] Ama bazen Sultanların emir ve yazışmalarında sultanların lakapları besmeleden önce zikrediliyordu ve aynı şekilde tuğralar da besmeleden önce geliyordu.[43]

Surelerdeki Bismillahın Cüziyeti

“Bismillah” ibaresinin surenin başlangıcı babından zikredildiği ve ondan kastın bir sureyi önceki sureden ayırmak olduğu veya kendi başına müstakil bir ayet sayıldığı konusunda farklı görüşler bulunmaktadır. Bismillahın Tevbe suresinin 30. Ayetinde Kur’an-ı Kerim’den olduğu noktasında bir şüphe yoktur; ama surelerin başında gelen Bismillah hakkında üç önemli görüş bulunmaktadır:

  • Mekke ve Kufe[44] karileri, İmamiye[45] ve Şafiilerin[46] görüşü: Surelerin başında gelen Bismillah ayeti Fatiha ve diğer surelerde de olmak üzere bütün surelerin cüzüdür.
  • Bazı Şafilerin[47] ve (bir rivayete göre) Ahmed b. Hanbel’in[48] görüşü: Bismillah sadece Fatiha suresinin cüzüdür.
  • Medine, Basra ve Şam karilerinin ve Hanefi ve Maliki fakihlerin görüşü: Bismillah Kur’an’ın bir cüzü değildir ve sadece teberrük ve sureleri birbirinden ayırmak için surelerin başında gelmiştir. Bu görüş Hanefi[49] ve Malikilerin[50] meşhur görüşüdür.

Fahr-i Râzî on yedi delil getirerek “besmele”nin Kur’an’ın bir cüzü olduğunu sabit etmektedir.[51]

Cehr ve İhfatta İhtilaf

İnanç farklılığı Besmelenin yüksek sesle veya sessiz şekilde (cehr ve ihfa) okunması noktasını da etkilemiştir. Şafii ve Ahmed b. Hanbel Besmeleyi sadece Fatiha suresinde müstakil bir sure olarak ve diğer surelerde ise birinci ayetin bir cüzü olarak saymışlardır. Bundan dolayı her surenin başındaki “Bismillah” başlangıç cümlesiyle ilişkilendirilme durumunda farklı manalar taşımaktadır. Bu konu Kur’an’da tekrarı kabul etmeyen ve lafızların tekrarını manaların tekrarı mahiyetinde bilmeyen müfessirler tarafından teyit edilmiştir. Örneğin Kuşeyri[52] bu konuda (manaların farklılığı) şöyle yazmaktadır: Besmele tekrari bir ibaret değildir, çünkü her surede özel bir manaya gelmektedir. Bu istidlale (delile) binaen namazda okunan surelerin başındaki “Bismillah” zikrinin fıkhi hükmü şöyledir; fert Besmeleyi kıraat etmeden önce hangi sureyi okuyacağını niyet etmelidir. İmamiye Şia’sı Besmele’nin Beraat (Tevbe) suresi hariç diğer surelerin ayetlerinden ilki olduğu noktasında ittifak etmişler ve bunu da Peygamber ve İmamların fiiline ve mütavatir rivayetlere istinat etmektedirler.[53]

Kıraatin Başında Bismillah Zikrinin Gerekliliği

Kıraat ilmi ulemasının hepsi Kur’an-ı Kerim’in her bölümünün kıraatinin başlangıcında “Bismillah” zikrinin söylenmesini gerekli bilmekte ve Bismillahsız Kur’an kıraatini ise caiz bilmemektedirler.[54]

Birden Fazla Surenin Kıraati Durumunda İhtilaf

  • Sadece Bir Bismillah; Bazıları birden fazla surenin okunması durumunda, başlangıçta sadece bir kez “Bismillah” zikrinin söylenmesini caiz bilmekte ve surelerin Bismillah ile birbirine birleştirilmesi konusunda ise aralarında görüş ayrılığı bulunmaktadır. Bazıları ise “Bismillah” zikrini söyleyerek iki sureyi birbirinden ayırmamanın ve iki sureyi bismillahsız birbirine bağlamanın gerekli olduğuna inanmaktadırlar.
  • Her Surenin Başlangıcında Bismillah’ın Gerekliliği; İbn Kesir, Asım, Kesai ve Kalun aralarında Bismillah olmayan Enfal ve Beraat (Tevbe) surelerinin dışında, bir sureyi diğer bir sureden “Bismillah” zikriyle ayırmanın lüzumuna inanmaktadırlar.[55]

Bismillah ibaresinin müstakil ve bağımsız bir ayet olup olmadığı noktasındaki görüş farklılıklarının kaynağı bazı rivayetlerdir. Nitekim İbn Abbas’ın rivayetine göre, Peygamber Efendimiz (s.a.a) bir surenin nüzulünün tamamlandığını ve diğer surenin başlamasını, yeniden tekrarlanan “Bismillah” vasıtası ile anlıyordu.[56] Bazıları bu rivayetten Bismillahın bağımsız ve müstakil bir ayet olmadığını ve sadece teberrük cihetiyle zikredildiği hükmünü çıkarmışlardır. Bu görüşün karşısında, bazıları bütün asıl Mushaflarda (İmamların Mushaflarında) Beraat (Tevbe) suresinin dışındaki tüm surelerin başında “Bismillah”ın yazılı olduğu görüşüne sahiptirler. Kur’an-ı Kerim’in tedvini zamanında Allah’ın kelamını korumak için, surelerin ismi ve sayıları gibi her türlü fazlalığı yazmaktan kaçınmışlardır. Besmelenin Kur’an’ın bir cüzü olarak sayılmaması sahabenin Kur’an-a 113 besmeleyi eklediği manasına gelmektedir. Ayrıca ikinci görüş sahipleri İbn Abbas’tan Besmeleyi söylemeyen kişinin Kur’an’ın 113 ayetini geride bıraktığına (yok saydığına) dair rivayet nakletmektedirler.[57]

Namazda Kıraati ve Cehr ve İhfatı

Şia’nın Görüşü

Şiiler ortak görüş üzere namazın başında “Bismillah” zikrinin söylenmesini farz bilmektedirler. Cehri (sesli kılınan sabah, akşam ve yatsı) namazlarda “Besmelenin” sesli (cehri) okunmasının farz olduğuna ve İhfati (sessiz) namazlarda ise sesli okunmasının müstehap olduğu görüşündeler.[58] İmam Ali’nin (a.s) namazlarda “Besmeleyi” sesli okumada ısrarcı olduğu nakledilmiştir. İmam Şafii’nin rivayetine göre Muaviye Medine’de rüku ve secdeden önce Bismillah ve Tekbir getirmeyerek bir namaz kıldırdı. Sahabe Muaviye’ye Namazı bizden çaldın diye itiraz ettiler. Bunun üzerine Muaviye namazı Tekbir ve Bismillahı kıraat etmek suretiyle tekrar kıldı (iade etti). Fahr-i Râzî[59]bu iki rivayete istinaden Peygamber Efendimizin (s.a.a) sünnetinin Besmeleyi sesli okumak olduğunu ispat etmiş ve Muaviye’nin de Hz. Ali’nin (a.s) Besmelenin cehri (sesli) veya ihfatı (sessiz) hakkındaki yöntemini bildiği için ona zıt olan yöntemi seçmiş olabileceği ihtimalini uzak görmemektedir. Besmele zikri tesmiyenin (Allah’ın ismini zikretme) misdakı olmadığı sürece sadece namazlarda farzdır. Dolayısıyla hayvanların başlarını kesme anında (kurban ederken) Besmele zikri farz tesmiye unvanında kullanılmaktadır; zira hayvanları kurban ederken veya avlarken Allah’ın adını zikretmek gerekir, yoksa o hayvanın etini yemek haram olur.[60]

Ehlisünnet Mezheplerinin İhtilafı

Besmelenin ayet olduğu, namazda Besmelenin sesli veya sessiz okunması hakkındaki ihtilaflı konularda Peygamber efendimizden (s.a.a) farklı rivayetler nakledilmiş ve bu rivayetler Ehlisünnet ulemalarının fetvalarında farklılığa yol açmıştır.[61]

  • Besmelenin kıraatinin farz oluşu: Şafii ve bir rivayete göre Ahmed b. Hanbel ve bir grup hadis uleması, Besmelenin kıraatinin Fatiha suresinin diğer ayetleri gibi vacip olduğuna inanmaktadırlar.
  • Besmelenin kıraatinin keraheti: Malik b. Enes, Besmelenin kıraati ister sesli olsun ister sessiz mekruhtur, demiştir.
  • Besmelenin kıraatinin müstehap oluşu: Başka bir görüşe göre ise Besmelenin kıraati caiz, belki müstehaptır.
  • Besmelenin kıraatini haram ve bidat bilmek: Bir rivayete göre Abdullah b. Magfil gibi bazıları Besmelenin namazda kıraat edilmesini bidat saymışlardır.[62]

Ayrıca Şia ve bütün Ehlisünnet mezhepleri (Hanbeliler hariç) abdest almadan önce Besmele çekmeyi müstehap bilmektedir.

Besmelenin İrfani Tefsiri

Arifler de kendilerine özgü bir bakış açısıyla bu ibaretin tevil ve tefsirini yapmışlardır.

Muhtemelen ilk kez Kuşeyri Letaifu’l İşarat[63] kitabında geniş olarak Besmelenin manasına değinmiş ve bir nevi İbn Arabi’nin daha detaylı şerh ve açıklamalarına zemine oluşturmuştur. Kuşeyri, Bismillahın “Be”sini (ب) hadislerin (hudus) Allah’ın vasıtasıyla zahir olduğu ve mahlukatın vücuda geldiği manasına işaret ettiğini söylemektedir. “İsim” lafzının “Allah” lafzından önce getirilme sebebi hakkında ise, bu ibareti yemin ibaresinden farklı kılması ve zikredenin kalbinin Allah zikrini söylemeden tezkiye edilmesi gibi birkaç nükte zikretmiştir. O, Bismi’nin “بسم” üç harfini, Besmelenin her konuda başına geldiği surenin içeriğine uygun olduğu, Allah’ın çeşitli sıfatlarının başlangıcı olarak bilmektedir. Örneğin Besmeledeki “Be” harfinin, Allah-u Teala’nın her türlü kötülükten, tevazu ve huşu nişanelerinden beri olduğuna işaret ettiğini söylemektedir.[64] Kuşeyri Kur’an’da tekrarın olmadığına inandığından dolayı 113 surenin başında gelen her Besmeleyi başka has bir manada beyan etmeye çalışmıştır. Kalplerin nuraniyetini, genişleyip yücelmesini, her arifin marifetini, her vakıfın ilmini ve kalplerin saadetini Allah’ın ismini anmakla veya Allah isminin vasıtasıyla gerçekleştiğine inanmaktadır.[65] İbrahim suresinde[66] “Bismillah”ı “Billah” mana etmiş ve ariflerin kalplerinin onun vasıtasıyla aydınlanıp nurlandığını dile getirmiştir. Er-Rahman suresinin tefsirinde ise ruhların sürurunun onun azametinin şuhuduyla kamil olduğunu, onun rahmetinin varlığı aracılığıyla elde edildiğini ve onun azameti olmasaydı kimsenin o Rahman’a ibadet etmeyeceğini ve aynı şekilde eğer onun rahmeti olmasaydı kimsenin onu sevmeyeceğini yazmaktadır.[67] Hacı Abdullah Ensari[68] tefsiri unvanıyla tanınan Keşfu'l Esrar tefsirinde de bu çeşitli sıfatların açıklamaları yapılmıştır ve “Bismillah”ın manası noktasında şöyle denmiştir; “Ben (Allah) kendi adımla başlıyorum, dolayısıyla siz de benim adımı anarak başlayın.” Burada “İsm” zayidedir; zira hak ehli İsim ve müsemmayı bir bilmektedir. Besmele ibaretinin tamamının 19 kelimesinden her biri, 19 cehennem ateşi bekçileri (aleyha tisate aşer) karşısında (Allah’a) sığınmak içindir. Kurtubi kendi tefsirinde[69] İbn Mes’ud’dan bu konuda bir rivayet nakletmiştir.

İbn Arabi diğerlerinden önce detaylı bir şekilde Besmele’nin batıni manasına değinmiştir. İbn Arabi evrenin yaratılışı hakkındaki özel açıklaması esasınca, bu ibarette (Besmele’de) bulunan bütün harf, nokta, hareke ve her harfin sükunlarını bu âlemin bir cüz ve parçasına ilintilemektedir. O, “Bismillah”ın evrenin “Bismillah” vasıtasıyla zahir olduğu manasını içerdiğine inanmaktadır; zira ilahi isimler alemin var olma sebebi, ona musallat ve onda etki bırakmaktadır. “Ba” (ب) harfiyle vücut zahir oldu ve onun altındaki nokta ise abid ve mabud arasındaki farklılığın alametidir. İbn Arabi hemzeyi vesli vücut ve onun sükununu ise hadislerin vücudu olan ademe (yokluğa) yorumlamaktadır ve onun “icat” manasında olan “ba” harfinin harekesi yüzünden silindiğini söylemektedir. Silinmiş (mahzuf) olan “Elif”i de ebedi ve ezeli olan ilahın varlığına kaim olan hakikat olarak bilmektedir. İbn Arabi de “İsm” kelimesinin zikredilmesini Besmele çeken için teberrük olduğuna inanmakta ve “Besmele”deki üç harfi de kendi görüşüne göre alemlerin tabakaları olarak saymaktadır. İbn Arabi’ye göre her surenin başında “Bismillahirrahmanirrahim” ibaretinin getirilmesi Hak’ın rahmetinin gazabına mukaddem olduğunun göstergesidir ve Allah-u Teala bir nevi rahmetini ilan etmektedir; zira bu ayetin üç ismi ilahın rahmani isimleridir.[70] Abdurrezzak Kaşi’nin[71] de tefsirinde (İbn Arabi’nin Tefsiri adıyla tanınan) “Ba” harfi aklı evvel veya sadırı evvel olarak bilinmiştir.[72] İbn Arabi, tefsirinde Besmele ibaresinin tamamını detaylı bir şekilde açıklamakta ve sonunda ise Rahim’i akıl ve nefs aleminin onun varlığıyla kamil olduğu Allah Resulünün (s.a.a) sıfatı saymakta ve Bismi’nin de Hz. Adem (a.s) hakkında olduğunu söylemektedir.[73] Aynı şekilde Necmuddin Kübra’nın (vefat: 617) Bahru’l Hakaik kitabında ve İbn Arabi’nin öğrencisi olan Sadruddin Kunevi’nin (vefat: 673) İ’cazu’l Beyan fi Te’vili Ümmü’l Kuran kitabında, Besmeledeki harflerin batıni manaları noktasında benzer tabirlere rastlanabilir.[74] İsmaililer de “Besmele”nin yedi harfini yedi imam ve yedi gökle ilişkilendirmiş ve her bir harf için Allah’ın sıfatlarından bir şifre olduğuna kail olmuşlardır.

Besmele Hakkındaki Sanatsal Eserler

Meşhur bir hadiste “Bismillah” ayetini güzel hatla yazanlara sayısız nimetler beşareti verilmiştir[75]; bundan dolayı bu ibareti yazmak her zaman hattatların dikkatini çekmiştir ve el yazması hatların altınla süslemesinde dekoratif bir unsur olarak ve mimarlıkta özellikle mihrapların üzeri, cami ve mukaddes mekanların girişinde kullanılmıştır.[76] İslam’dan sonra sikkelerin üzerine yazılan ibarelerden bir tanesi “Bismillah” idi. İlk halifelerin döneminde ve İslam’ın İran’da nüfuzunun artmasından sonra Araplar üzerlerinde Sasani padişahlarının resminin kazındığı çok fazla İran sikkelerinden istifade ettiler. Müslümanlar bu sikkelerin üzerine Hamd ve Tevhid (Allah – el-Hamd - Bismillah) kelamlarını yazmaya başladılar.[77] Örneğin ilk İslami sikke hicri kameri 75 yılında Haccac tarafından bir tarafına “Bismillah” ve diğer tarafında ise “Haccac” kelimesini kazıdığı Bagliyye sikkesidir. Ancak bir yıl sonra o yazıyı “Allah Ehad” ve “Allah Samed” olarak değiştirdi.[78] Ama fakihlerin tahir (abdestli) olmayan insanların Allah’ın isimleriyle teması noktasında itirazları bu ibaretlerin sikkelerin üzerine daha az kazınmasına sebep oldu.

Farsça Şiirlerde Kullanımı

Fars şairleri arasında revaçta olan “Bismillahirrahmanirrahim” ibareti bir isim halini almış ve müsnedun ileyh karar kılınmıştır. Aynı şekilde farsça dilindeki hikayevi Mesnevilerin çoğunda, örneğin Mahzenu’l Esrar Nizami’nin ilk beyitlerindeki “Bismillahirrahmanirrahim / Hest kilid der genci hekim” mısrada olduğu gibi bir mısra unvanıyla kullanılmıştır. İşlerin başlangıcında “Bismillah”ın çok fazla kullanılmasından dolayı bu ibaret “buyrun, acele edin, başlayın ve mübarektir” kabilinden fiillerinin yerine kullanılmaktadır. Amme kültüründe ise çeşitli misillerde kullanılmış ve edebiyata ise “Morgu Bismil” ve “Morgu Nim Bismil” gibi ıstılahlarla yol bulmuştur. Garbi ilimlerde ise harf ve adet ilimleri dahil tılsımlarda da onun için bir özelliğe kaildirler.[79]

Kaynakça

  1. Lisanu’l Arab, c. 1, s. 412; el-Muncid, s. 38, “Bismil”.
  2. Tefsiri Maverdi, c. 1, s. 50.
  3. Tefsiri Seyyid Mustafa Humeyni, c. 1, s. 65.
  4. 2693.
  5. İbn Faris, 1404, c. 1, s. 328 – 329; İbn Faris, 1382, c. 1, s. 271; Kaysi, c. 1, s. 13 – 14; Fayyumi, terimin açıklamasında; Kurtubi, c. 1, s. 97; Suyuti, el-Mezher, c. 1, s. 482 – 485; Murtaza Zübeydi, c. 7, s. 238; Lin, c. 1, s. 206.
  6. Kef’emi, s. 83, dipnotta.
  7. Ulumu’l Hadis, sayı 3, s. 177.
  8. Şertuni, c. 1, s. 44; Ma’luf, “Besmele”nin açıklamasında.
  9. Tureyhi, c. 2, s. 888.
  10. Zübeydi, c. 8, s. 350; c. 10, s. 183.
  11. s. 645.
  12. Taligani, c. 1, s. 24.
  13. Bakınız: Merkatant, c: IV, s. 161; Tabatabai, 19 / 38; Meşkur, c. 1, s. 32 – 33; Caferi, s. 125; Vaizzade Horasani, c. 2, s. 627 – 629 ve 635.
  14. Kurtubi, 10 / 17.
  15. İbn Kuteybe, 12.
  16. Tusi, c. 1, s. 29.
  17. Jumiye, s. 23.
  18. İbn Kesir, s. 22; Tabersi, c. 1, s. 6; Tusi, c. 1, s. 27.
  19. Enbiya Suresi, 112.
  20. Tevbe Suresi, 128.
  21. Meryem Suresi, 18; aynı şekilde Meryem Suresi, 45 ve 96; Nebe Suresi, 38.
  22. Zamahşeri, c. 1, s. 29, 1407: bakınız: Idols an Images, pre-Islamic Arabia and the Quran.
  23. GO, Yekum, 112 - 116.
  24. c. 1, s. 263.
  25. s. 225
  26. c. 2, s. 784.
  27. Camiu’l Beyan, c. 1, s. 38.
  28. s. 6 - 11.
  29. Kuleyni, c. 2, s. 628.
  30. Şemsu’l Eimme Serahsi, c. 1, s. 37; Ali Şevah İshak, c. 2, s. 12.
  31. c. 1, s. 10.
  32. Keşfu’l Esrar, Meybedi, c. 1, s. 2.
  33. Tefsiri Ayyaşi, c. 1, s. 21 – 22; Nuru’s Sakaleyn, c. 1, s. 8.
  34. el-Müstedrek, c. 1, s. 552; Tefsiri İbn Kesir, c. 1, s. 18; Biharu’l Envar, c. 9, s. 222 - 225.
  35. Tabersi, c. 1, s. 89; Suyuti, ed-Durru’l Mensur, c. 1, s. 8 - 10.
  36. Şii hadis kaynakları hakkında şu kaynağa müracaat ediniz: Humeyni, c. 1, s. 50 - 56.
  37. Kurtubi Tefsiri, c. 1, s. 65; ed-Durru’l Mensur, c. 1, s. 26 - 27.
  38. Mecmeu’l Beyan, c. 1, s. 90; ed-Durru’l Mensur, c. 1, s. 25.
  39. İbn Hanbel, c. 2, s. 359; Suyuti, ed-Durru’l Mensur, c. 1, s. 10.
  40. İsra Suresinin 46. Ayeti bu konuya işaret etmektedir; Huveyzi, c. 3, s. 172.
  41. el-Kaşif, c. 1, s. 24.
  42. Suyuti, ed-Durru’l Mensur, c. 1, s. 10.
  43. Ömeri, s. 49.
  44. Zamahşeri, c. 1, s. 1.
  45. Tabersi, c. 1, s. 89, 1406.
  46. Nevevi, c. 3, s. 334.
  47. Tureyhi, c. 1, s. 202, 1408.
  48. Nevevi, c. 3, s. 334.
  49. Fahrı Razi, c. 1, s. 179, 1410; Kurtubi, c. 1, s. 194, 1405.
  50. Kurtubi, c. 1, s. 94.
  51. Fahrı Razi, c. 1, s. 173 - 177.
  52. c. 1, s. 44.
  53. Tusi, 1377, 1382, c. 1, s. 112; Tusi, 1400, c. 1, s. 76.
  54. İbn Cezeri, c. 1, s. 263.
  55. İbn Cezeri, c. 1, s. 259.
  56. Suyuti, ed-Durru’l Mensur, c. 1, s. 7.
  57. Zamahşeri, c. 1, s. 1; Fahrı Razi, c. 1, s. 207 - 208.
  58. Tusi, 1377 – 1382, aynı yerde, 1400, s. 76; Hekim, c. 6, s. 174 - 175.
  59. Zamahşeri, c. 1, s. 1; Fahrı Razi, c. 1, s. 207 - 208.
  60. Maide suresi 45; En’am suresi 6 – 118 – 121; Muhakkıkı Hilli, c. 3, s. 200, 204..
  61. Müslim b. Haccac, c. 1, s. 299 – 300; Suyuti, el-Mezher, c. 1, s. 11.
  62. Fahr-ı Razi, c. 1, s. 205.
  63. c. 1, s. 45; c. 3, s. 641.
  64. c. 1, s. 44 516 – 517; c. 3, s. 771.
  65. c. 1, s. 459; c. 2, s. 165 – 237 - 375.
  66. a.g.e, c. 2, s. 237.
  67. c. 3, s. 502.
  68. Meybedi. c. 1, s. 4 – 26 -29.
  69. c. 1, s. 92.
  70. Rahmet, s. 19; a.g.e, el-Futuhat, c. 1, s. 102 - 103.
  71. c. 1, s. 8.
  72. Kıs İranika, “Bismillah” kelimesinin açıklamasında.
  73. Futuhat, c. 1, s. 108 - 109.
  74. Humeyni, c. 1, s. 179 - 189.
  75. Suyuti, ed-Durru’l Mensur, s. 81.
  76. Örneğin Herati ve İranika’ya müracaat ediniz, “Besmele” kelimesinin açıklaması.
  77. Makrizi, s. 15; Diyanet, c. 2, s. 73 - 74.
  78. Kızmeli, s. 13.
  79. Dehhuda; Humeyni, c. 1, s. 119 – 144, 201 – 203; d. İslam, ikinci baskı; kelimelerin açıklamasında.

Bibliyografi

  • Kur’an-ı Kerim.
  • İbn Cezeri, en-Neşr fi’l Kıraati’l Aşr, baskı: Ali Muhammed Dabba’a, Mısır
  • İbn Hanbel, Müsenedu’l İmam Ahmed b. Hanbel, Beyrut.
  • İbn Sa’d, et-Tabakatu’l Kubra, baskı: İhsan Abbas, Beyrut.
  • İbn Arabi, Rahmetun mine’r Rahman fi Tefsir ve İşarati’l Kur’an, Demeşk.
  • İbn Arabi, el-Futuhatu’l Mekkiyye, Beyrut.
  • İbn Faris, es-Sahibi fi Fıkhı’l Lugat ve Sunenu’l Arab fi Kelamiha, Beyrut, 1382 / 1963.
  • İbn Faris, Mucemu Mekayisu’l Lugat, baskı: Abdusselam Muhammed Harun, Kum, 1404.
  • İbn Hişam, es-Siretu’n Nebeviyye, baskı: Suheyl Zekkar, Beyrut, 1412 / 1992.
  • Ali Şevah İshak, Mucemu Müsennefatu’l Kur’ani’l Kerim, Riyad, 1403 – 1404 / 1983 – 1984.
  • Muhsin Hekim, Müstemseku el-Urvetu’l Vuska, Necef, 1389 / 1961, baskı ofset, Kum, 1404.
  • Abdu Ali b. Cuma Huveyzi, Kitabu Tefsiru Nuru’s Sakaleyn, baskı: Haşim Resuli Mahallati, baskı ofset, Kum, 1383 – 1385.
  • Mustafa Humeyni, Tefsiru’l Kur’ani’l Kerim, baskı: Muhammed Seccadi İsfahani, Tahran, 1362.
  • Ali Ekber Dehhuda, Lugat Name, Muhammed Muin gözetiminde, Tahran, 1325 - 1359.
  • Ebu’l Hasan Diyanet, Ferhengi Tarihiyi Senceşha ve Erzişha, Tebriz, 1367.
  • Mahmud b. Ömer Zamahşeri, el-Keşşaf an Hakaiki Gavamizu’t Tenzil, Beyrut.
  • Abdurrahman b. Ebi Bekr Suyuti, ed-Durru’l Mensur fi’t Tefsiri bi’l Me’sur, Beyrut.
  • Abdurrahman b. Ebi Bekr Suyuti, el-Mezheru fi Ulumi’l Lugat fi Envaiha, baskı: Muhammed Ahmed Cadu’l Mevla, Ali Muhammed Bicavi ve Muhammed Ebu’l Fazl İbrahim, Kahire.
  • Said, Şertuni, Akrabu’l Mevarid fi Fushi’l Arabiyye ve’ş Şavarid, Beyrut, 1992.
  • Muhammed b. Ahmed Şemsu’l Eimme Sarahsi, Kitabu el-Mebsut, İstanbul, 1403 / 1983.
  • Fazl b. Hasan Tabersi, Mecmeu’l Beyan fi Tefsiri’l Kur’an, baskı: Haşim Resuli Mahallati ve Fazlullah Yezdi Tabatabai, Beyrut, 1408 / 1988.
  • Muhammed b. Cerir Taberi, Tercüme Tefsiri Kurtubi, Mansur b. Nuh Samani’nin hükümeti zamanında derlenmiş hicri 350 – 365, baskı: Habib Yagmai, Tahran, h.ş. 1367.
  • Muhammed b. Cerir Taberi, Camiu’l Beyan fi Tefsiri’l Kur’an, Beyrut.
  • Muhammed b. Hasan Tusi, Kitabu’l Hilaf fi’l Fıkh, Tahran, 1377 -1382.
  • Muhammed b. Hasan Tusi, en-Nihaye fi Mücerredi’l Fıkhi ve’l Fetavi, Beyrut, 1400 / 1980.
  • Abdurrezzak Kaşi, Tefsiru’l Kur’ani’l Kerim (Tefsiri İbn Arabi adıyla meşhur), baskı: Mustafa Galib, Beyrut, 1978, baskı ofset, Tahran.
  • Ahmed b. Yahya Ömeri, et-Tarif bi’l Mustelehi’ş Şerif, baskı: Muhammed Hüseyin Şemsuddin, Beyrut, 1408 / 1988.
  • Muhammed b. Ömer Fahrı Razi, et-Tefsiru’l Kebir, Kahire, baskı ofset Tahran.
  • Ahmed b. Muhammed Feyyumi, el-Misbahu’l Munir, Beyrut, 1978.
  • Muhammed b. Ahmed Kurtubi, el-Cami’u li Ahkami’l Kur’an, c. 1, Beyrut, 1372 / 1952.
  • Abdulkerim b. Havazen Kuşeyri, Letaifu’l İşarat, baskı: İbrahim Besyuni, Kahire, 1981 – 1983.
  • Mekki b. Hemuş Kaysi, Kitabu’l Keşşaf an Vucuhi’l Kıraati’s Seb’a ve İleliha ve Huceciha, baskı: Muhyuddin Ramazan, Beyrut, 1408 / 1987.
  • Anistas Mari Kejmeli, en-Nukudu’l Arabiyye ve İlmu’n Nemiyat, Kahire, 1939, baskı ofset Beyrut.
  • İbrahim b. Ali Kef’emi, el-Misbah, baskı ofset Kum 1405.
  • Muhammed b. Yajup Kuleyni, el-Kafi, baskı: Ali Ekber Gaffari, Beyrut, 1401.
  • Cafer b. Hasan Muhakkıkı Hilli, Şerayiu’l İslam fi Mesaili’l Helali ve’l Haram, baskı: Abdulhüseyin Muhammed Ali, Necef, 1389 / 1969.
  • Muhammed b. Muhammed Murtaza Zübeydi, Tacu’l Arus min Cevahiri’l Kamus, Mısır, 1306.
  • Ali b. Hüseyin Mes’udi, et-Tenbihu ve’l Eşraf, baskı: Abdullah İsmail Savi, Kahire.
  • Müslim b. Haccac, Sahihi Müslim, İstanbul, 1401 / 1981.
  • Luyis Ma’luf, el-Müncid fi'l Lüğati ve'l A'lam, Beyrut, 1982 – 1983, baskı ofset Tahran 1362.
  • Ahmed b. Ali Makrizi, en-Nukudu’l İslamiyye, baskı: Muhammed Bahru’l Ulum, Necef, 1387 / 1967.
  • Ahmed b. Muhammed Meybedi, Keşfu’l Esrar ve Uddetu’l Ebrar, baskı: Ali Askar Hikmet, Tahran 1361.
  • Ali b. Ahmed Vahidi Nişaburi, Esbabu’n Nüzul, Beyrut.
  • Muhammed Mehdi Herati, Tecelliyi Hüner der Kitabeti Bismillah, Meşhed, 1367.

İngilizce Kaynaklar

  • EI 2 s.v. "Basmala" (by B. Carra de Vaux and L.Gardet);
  • Encyclopaedia Iranica , s.vv. "Besmella  h. I: Origin of the formula" (by Philippe Gignoux), "Besmella h. II: In Exegesis, Jurisprudence, and cultural life" (by Hamid Algar);
  • Edward William Lane, An Arabic-English lexicon , Beirut 1980;
  • Annemarie Schimmel, Calligraphy and Islamic culture , New York 1984.