Hamrau'l-Esed Gazvesi

WikiShia sitesinden
Şuraya atla: kullan, ara
Hamrau'l-Esed Gazvesi
Example alt text
Tarih Hicretin üçüncü yılı Şevval Ayının sekizi
Yer Hamrau'l-Esed bölgesi
Özellikleri Medine’nin sekiz veya on mil güneyi (yaklaşık 20km)
Sonucu Müslümanlar savaşmadan Medine’ye geri döndüler
Nedeni Müşrikleri Medine’ye yeniden saldırmaktan korkutmak ve Müslümanların gücünü düşmana göstermek.
Savaşanlar İslam Ordusu
Kureyş Müşriklerinin Ordusu
Komutanlar Hz. Muhammed (s.a.a)
Ebu Süfyan

Hamrau’l-Esed Gazvesi (Arapça: غزوة حمراء الأسد); Hicretin üçüncü yılında, Uhud gazvesinden bir gün sonra gerçekleşmiştir. Allah Resulü (s.a.a) bu savaşla, müşriklerin yeniden Medine’ye saldırmasına engel olmayı hedeflemiştir.

Hamrau’l-Esed’de bir muharebe gerçekleşmemiş ve bundan dolayı da bazıları bu savaşı gazvelerden saymamışlardır.

Gazvenin Zamanı ve Coğrafi Konumu

Hamrau’l-Esed Gazvesi; Hicretin üçüncü yılı Şevval ayının sekizinde; Uhud gazvesinden bir gün sonra, Medine’nin sekiz veya on mil güneyindeki (yaklaşık 20km) Hamrau’l-Esed bölgesinde meydana gelmiştir.[1]

Gazvenin Şekillenmesi

Uhud savaşının ertesi günü, (yaralılar kendi yaralarını tedavi etmekle meşgul iken) sabah namazından sonra, Allah Resulü (s.a.a) Bilal’e şöyle nida etmesini emretti:

“Resûlullah, düşmanınızı takip etmenizi size emrediyor! Dün, Uhud savaşında bizimle birlikte çarpışmada bulunmayanlar gelmeyeceklerdir. Sadece, Uhud savaşına katılanlar geleceklerdir!”[2]

Başka bir rivayette Allah Resulünün (s.a.a) sadece Uhud savaşında yaralananların kendisiyle gelmesine izin verdiği nakledilmiştir.[3]

İlk rivayet esasınca, Uhud savaşına katılan 700 Müslümandan 70’den fazlası şehit düşmüş[4] ve onlardan geriye kalanların hepsi de Hamrau’l-Esed savaşına katılmıştır.[5]

Ancak ikinci rivayet esasınca, bu seferde Hz. Fahri Kainat Efendimize (s.a.a) 60[6] veya 70 kişi[7] eşlik etmiştir. Yani Uhud savaşında yaralananlar bu sefere katılmıştır.[8] Nitekim Allah Teala’nın Al-i İmran suresinin 172. ayetindeki buyruğu “Savaşta yara aldıktan sonra, yine Allah'ın ve Peygamber'in çağrısına icabet edenlerden iyi ve takvalı olanlar için büyük bir mükâfat vardır.”[9] ve Allah Resulünün (s.a.a) “Şüphesiz Allah’ın emirlerinde sabitkadem olan ve düşmanını takip eden gruptur, bu (iş) düşman için daha fazla ziyan vericidir ve çok fazla ve geniş yankı uyandırır.”[10] sözü, ikinci görüşü desteklemektedir.[11]

Şemsi Şami bu iki görüşü cem etmeye çalışmıştır.[12] Zayıf bir rivayette de, Allah Resulünün (s.a.a) Uhud savaşına katılan veya katılmayanlardan oluşturduğu bir orduyu bu gazveye götürdüğü nakledilmiştir.[13]

Her hâlükârda Uhud savaşında yaralananlar Allah Resulünün (s.a.a) emrine icabet ederek silahlarını kuşanmışlardır. Bu arada diğerlerinden daha çok yara alan Seleme oğulları kabilesinden 40 kişi de peygambere katılmışlardır. Abdullah b. Sehl ve kardeşi Rafi’ gibi merkebi olmayan bazıları da düşe kalka kendilerini Peygamber’e yetiştirmişlerdir. Sadece Uhud savaşında bulunmayan Cabir b. Abdullah, Hz. Resulün (s.a.a) izniyle Müslümanların ordusuna katılmıştır.[14]

Allah Resulü (s.a.a) Uhud savaşından sonra toplanan sancağı İmam Ali’ye (a.s) verdi (başka bir görüşe göre Ebu Bekir’e) ve kendisi de aldığı yaralara rağmen mescide giderek namaz kıldı ve ardından savaş kıyafetlerini kuşanarak savaşa çıktı.[15]

Savaşın Hedefi

Allah Teala’nın emriyle vuku bulan bu savaşta, Hz. Resulü Ekrem’in (s.a.a) hedefi[16] müşrikleri Medine’ye yeniden saldırmaktan korkutmak, Müslümanların gücünü düşmana sergilemek ve Uhud savaşında alınan yara ve yenilginin düşmanlarla mücadele etmedeki azim ve iradelerini zayıflatmadığını göstermekti.[17]

Allah Resulünün (s.a.a) Müslümanları savaşmak için hazırlarken yaptığı konuşma da buna işaret etmektedir: “…bu (iş) düşman için daha fazla ziyan vericidir ve çok fazla ve geniş yankı uyandırır.”[18]

Başka bir rivayete göre Allah Resulü (s.a.a) müşriklerin Revha’da Medine’ye yeniden saldırmaktan söz ettiklerinden haberdar olunca Müslümanları, onların peşine düşmeleri için bir araya toplamıştır.[19]

Müşriklerin Takibi

Hz. Resulü Ekrem (s.a.a) Eslem oğulları kabilesinden üç kişi ordunun gözcüsü olarak önden gönderdi. Bu üç kişi Hamrau’l-Esed bölgesinde müşriklere yetiştiler. Ama müşrikler üç kişiden ikisini şehit ettiler. Müşrikler bu bölgede konakladıkları sırada Medine’ye yeniden saldırmak için istişareler yapıyorlardı. Ancak Safvan b. Ümeyye onları Müslümanların kin ve gazabından sakındırarak, onları bu sefer yenilebilecekleri hususunda uyardı. Bunun üzerine yoluna devam eden müşrikler Medine’ye 20 mil uzaklıktaki (yaklaşık 40 km) Revha bölgesinde konakladılar.[20]

Allah Resulü (s.a.a) ve ashabı da Hamrau’l-Esed bölgesine varınca orada konakladılar. İslam ordusu Hz. Resulullah’ın (s.a.a) emriyle (Müslümanların sayısını kalabalık göstermek ve düşmanın kalbine korku salmak için) geceleri çok fazla sayıda ateş yaktılar. Yakılan 500 ateşin alevleri çok uzak mesafelerden görülebiliyordu. Böylece bu ordunun ünü her tarafa yayıldı.[21]

Müşriklerin Tekrar Saldırmaktan Korkması

Müşriklerin Revha’da konakladıkları sırada, Ebu Süfyan yeniden saldırma düşüncesindeydi ve henüz Kureyş’i yeniden Medine’ye saldırmak için ikna etme çabasındaydı. Ebu Süfyan yiyecek almak için Medine'ye gitmekte olan iki kişi vasıtasıyla Resulü Ekrem'e (s.a.a), Medine'ye geri döneceklerini ve sağ kalan Müslümanları da öldüreceklerini bildirdi. Bu haberi alan Hz. Peygamber (s.a.a) ve Müslümanlar şöyle dediler: “Allah bize yeter; O ne güzel vekildir![22] (حَسبُنا الله و نِعمَ الوکیل)

Bu sırada kabilesinin diğer fertleri gibi Allah Resulünün (s.a.a) müttefiki olan Ma’bed b. Ebi Ma’bed Huzai, Revha bölgesinde Ebu Süfyan’la görüştü. Bu görüşmede Ma’bed sözleri ve şiirleri ile Ebu Süfyan ve Kureyş’i yeniden Medine’ye saldırma fikrinden vazgeçirdi. Ma’bed Ebu Süfyan’a şöyle dedi: “Muhammed Hamrau’l Esed’e yüzlerini öfke bürümüş bir orduyla gelmiş ve ben ömrüm boyunca böyle çehreler görmedim”.[23] Böylece savaş yorgunu ve kendi zaferlerinden dolayı sevinen müşrikler Müslümanların korkusundan hızla Mekke’ye geri döndüler.[24] Ma’bed Huzai de bir haberciyle kafirlerin Mekke’ye döndüğü haberini Hz. Resulü Ekrem’e (s.a.a) iletti.[25]

Müslümanların Medine’ye Dönüşü

Hz. Resulü Ekrem Efendimiz, beş günden sonra Hamrau'l-Esed'den Medine’ye geri döndü.[26] Bu müddet içerisinde Allah Resulünün (s.a.a) Medine’deki vekili Abdullah b. Ümmü Mektum’du.[27] Kureyş, münafıklar ve Medine Yahudileri için tebliği ve psikolojik bir yenilgi olan bu gazve Müslümanların ruhuiyesini de güçlendirmiştir.[28] Al-i İmran suresinin 172 ila 175. ayetleri Hamrau’l-Esed gazvesi hakkında nazil olmuştur.[29]

Hamrau’l-Esed’de bir muharebe gerçekleşmemiş ve bundan dolayı da bazıları bu seferi gazvelerden saymamışlardır.[30]

Ayrıca bakınız

Kaynakça

  1. İbni Hişam, es-Siretu’n-Nebeviyye, c. 3, s. 107 - 108; İbn Sa’d, Tabakat, c. 2, s. 49.
  2. Vakıdi, Kitabu’l-Meğazi, c. 1, s. 300; İbni Sa’d, Tabakat, c. 2, s. 39, 42 – 43.
  3. Kummi, Tefsiru’l-Kummi, Al-i İmran Suresi: 172 – 174. Ayetlerinin tefsiri.
  4. Vakıdi, Kitabu’l-Meğazi, c. 1, s. 300; İbni Sa’d, Tabakat, c. 2, s. 39, 42 - 43.
  5. İbni Kesir, el-Bidayetu ve’n-Nihaye, c. 2, cüz 4, s. 51 - 52.
  6. Makdisi, Kitabu’l-Bed’u ve’t-Tarih, c. 4, s. 205.
  7. Tabersi, Mecmeu’l-Beyan, Al-i İmran Suresi: 172 – 174. Ayetlerinin tefsiri.
  8. Amuli, es-Sahih min Sireti’n-Nebi, c. 4, s. 335.
  9. الَّذِینَ اسْتَجَابُواْ لِلّهِ وَالرَّسُولِ مِن بَعْدِ مَآ أَصَابَهُمُ الْقَرْحُ لِلَّذِینَ أَحْسَنُواْ مِنْهُمْ وَاتَّقَواْ أَجْرٌ عَظِیمٌ.
  10. اَلا عِصابةٌ تشدّ لامراللّه تطلب عدوّها فانها انکی للعدو و ابعد للسمع.
  11. Tabersi, Mecmeu’l-Beyan, A-li İmran Suresi: 172 – 174. Ayetlerin tefsiri; Amuli, es-Sahih min Sireti’n-Nebi, c. 4, s. 335.
  12. Şemsi Şami, Subulu’l-Huda ve’r-Reşad, c. 4, s. 447.
  13. Belazuri, Ensabu’l-Eşraf, c. 1, s. 403.
  14. Vakıdi, Kitabu’l-Meğazi, c. 1, s. 334 - 336.
  15. Vakıdi, Kitabu’l-Meğazi, c. 1, s. 336 – 337; Tabersi, E’lamu’l-Vera, c. 1, s. 183 – 184; İbni Şehraşub, Menakıb, c. 1, s. 167.
  16. Al-i İmran Suresi, 172 – 174. Ayetler; Kummi, Tefsiru’l-Kummi, Al-i İmran Suresi, 172 – 174. Ayetlerin tefsiri; Tabersi, Mecmeu’l-Beyan, Al-i İmran Suresi, 172 – 174. Ayetlerin tefsiri.
  17. İbni Hişam, es-Siretu’n-Nebeviyye, c. 3, s. 107; İbni Hazm, Cevamiu’s-Sire, s. 175.
  18. Taberi, Cami’, Al-i İmran Suresi, 172. Ayetin tefsiri; Mecmeu’l-Beyan, Al-i İmran Suresi, 172 – 174. Ayetlerin tefsiri.
  19. Bakınız: Tabersi, Mecmeu’l-Beyan, Al-i İmran Suresi, 172 – 174. Ayetlerin tefsiri; Şemsi Şami, Subulu’l-Huda ve’r-Reşad, c. 4, s. 438 – 439 ve 441.
  20. Vakıdi, Kitabu’l-Meğazi, c. 1, s. 337 – 339; İbn Sa’d, Tabakat, c. 2, s. 49.
  21. Vakıdi, Kitabu’l-Meğazi, c. 1, s. 337 – 339; İbni Sa’d, Tabakat, c. 2, s. 49.
  22. Al-i İmran Suresi, 172. Ayet.
  23. Vakıdi, Kitabu’l-Meğazi, c. 1, s. 338; İbni Hişam, es-Siretu’n-Nebeviyye, c. 3, s. 108 - 109.
  24. Vakıdi, Kitabu’l-Meğazi, c. 1, s. 339; Belazuri, Ensabu’l-Eşraf, c. 1, s. 403.
  25. Vakıdi, Kitabu’l-Meğazi, c. 1, s. 339 - 340; İbni Hişam, es-Siretu’n-Nebeviyye, c. 3, s. 109 – 110.
  26. Vakıdi, Kitabu’l-Meğazi, c. 1, s. 334; İbni Hişam, es-Siretu’n-Nebeviyye, c. 3, s. 108; Taberi, Tarih, c. 2, s. 535; Üç günden sonra; Bekri, Mucemu Müsta’cem min Esmai’l-Biladi ve’l-Mevazi’; c. 1, s. 468; İki günden sonra.
  27. İbni Sa’d, Tabakat, c. 2, s. 49.
  28. Amuli, es-Sahih min Siyreti’n-Nebi, c. 4, s. 339 - 341.
  29. Vakıdi, Kitabu’l-Meğazi, c. 1, s. 340; İbni Hişam, es-Siretu’n-Nebeviyye, c. 3, s. 128; Taberi, Cami’, bu ayetlerin açıklamasında; Şemsi Şami, Subulu’l-Huda ve’r-Reşad, c. 4, s. 444 - 445.
  30. Mes’udi, Tenbihu’l-Eşraf, s. 245.

Bibliyografi

  • Kur’an-ı Kerim.
  • İbni Hazm, Cevamiu’s-Sire, baskı: İhsan Abbas ve Nasıruddin Esed, Kahire, 1950.
  • İbni Sa’d, Tabakat, Beyrut.
  • İbni Şehri Aşub, Menakıbı A’li Ebi Talib, Necef, 1956.
  • İbni Kesir, el-Bidaye ve’n-Nihaye, c. 2, tahkik: Ahmed Ebu Mulhim ve diğerleri, Beyrut, 1405 / 1985.
  • İbni Hişam, es-Siretu’n-Nebeviyye, tahkik: Mustafa Sakka, İbrahim Ebyari ve Abdulhafiz Şelebi, Kahire, 1355 / 1936, baskı ofset Beyrut.
  • Bekri, Abdullah b. Abdulaziz, Mucemu Me’sta’cem min Esmai’l-Biladi ve’l-Mevazi’, tahkik: Mustafa Sakka, Beyrut, 1403 / 1983.
  • Belazuri, Ahmed b. Yahya, Ensabu’l-Eşraf, tahkik: Mahmud Firdevs Azm, Demeşk, 1996 / 2000.
  • Şemsi Şami, Muhammed b. Yusuf, Subulu’l-Huda ve’r-Reşad fi Sireti Hayri’l-İbad, c. 4, baskı: İbrahim Terzi ve Abdulkerim Garbavi, Kahire, 1411 / 1990.
  • Tabersi, Fazl b. Hasan, İ’lamu’l-Vera bi A’lami’l-Huda, Kum, 1417.
  • Tabersi, Fazl b. Hasan, Mecmeu’l-Beyan fi Tefsiri’l-Kur’an, tahkik: Haşim Resuli Mahallati ve Fazlullah Yezdi Tabatabai, Beyrut, 1408 / 1988.
  • Taberi, Muhammed b. Cerir, Tarih, Beyrut.
  • Taberi, Muhammed b. Cerir, Cami’.
  • Amuli, Cafer Murtaza, es-Sahih min Sireti’n-Nebiyyi’l-A’zam sallallahu aleyhi ve alihi vesellem, Kum, 1403.
  • Kummi, Ali b. İbrahim, Tefsiru’l-Kummi, Beyrut, 1412 / 1991.
  • Mes’udi, Tenbihu’l-Eşraf.
  • Makdisi, Mutahhar b. Tahir, Kitabu’l-Bed’u ve’t-Tarih, tahkik: Clement Huart, Paris, 1899 / 1919, baskı ofset Tahran, 1962.
  • Vakıdi, Muhammed b. Ömer, el-Mağazi, Tahkik: Marsden Johannes, Londra, 1966.

Dış Bağlantılar