Öncelik: aa, kalite: c
linksiz
resimsiz
kategorisiz
infobox'siz
navbox'siz
yönlendirmesiz
kaynaksız

Hz. Fatıma Zehra (s.a)

WikiShia sitesinden
(Fatıma Zehra (s.a) sayfasından yönlendirildi)
Şuraya atla: kullan, ara
Hz. Fatıma (s.a)
Example alt text
Tam İsmi Fatıma bint Muhammed (s.a)
Konumu Masum, Ehl-i Aba (Kisa)
İsmi Fatıma
Künyeleri Ümmü Ebiha (Babasının annesi)
Ümmü'l Eimme
Ümmü'l Hasan
Ümmü'l Hüseyin
Ümmü'l Muhsin
Lakapları Fatıma Zehra
Seyyidetü'l Nisai'l Alemin
Betül
Sıddıka
Tahire
Raziyye
Merziyye
Muhaddese
Mübareke
Zekiyye
Eşrefetü’l Nisa
Meymune
Seyyidetü'l Nisai'l Müminat
Efdalü'l Nisai'l Ehlü'l Cennet
Bizzatü'z -Tahire
Kübra
Mevziya
Raziyye
Doğum Tarihi 614 (Şia'ya göre)
606 (Sünni inanışı na göre) 20 Cemaziyelahir (Bi'set’in 5. yılı)
Doğum Yeri Mekke
Vefat Tarihi M. 632 h. 11, Medine
Baba Adı Hz. Muhammed Mustafa (s.a.a)
Anne Adı Hatice bint Hüveylid
Ömrü 18 veya 28 yıl
Türbesi Medine, (bilinmiyor)
Eşi Hz. Ali (a.s)
Çocukları Oğulları:
Hasan bin Ali,
Hüseyin bin Ali,
• Muhsin bin Ali
Kızları:
• Zeyneb bint Ali,
• Ümmü Gülsüm bint Ali

Hz. Fatıma Zehra (s.a) (Arapça: فاطمة الزهراء) (Hicretten önce 8 veya 13, Mekke/Hicri 11, Medine) babası İslam Peygamberi Hz. Muhammed (s.a.a) ve annesi Hz. Hatice’dir (s.a). Hz. Fatıma (s.a), Hz. İmam Ali’nin (a.s) eşi ve Hz. Hasan (a.s) ile Hz. Hüseyin'nin (a.s) annesidir. Hz. Fatıma (s.a) şia inancına göre Ehl-i Aba (Ashab-ı Kisa) ve On Dört Masum'dan dır.
Hz. Fatıma (s.a) mübahele olayında peygamberin yanında olan tek kadın idi.

Hz. Zehra (s.a) babası Hz. Resulü Kibriya Efendimizin eğitim ve terbiyesi altında yetişti. Mekke'de Müslümanların, müşrikler tarafından ekonomik ve sosyal abluka ile muhasaraya alındıkları çetin bir dönemde, annesi Hz. Hatice'yi kaybetti. Aynı yıl Hz. Peygamber'in en önemli hamisi olan amcası Ebu Talib’in vefat ettiği Hüzün yılıdır. İşte böyle zor bir dönemde küçük yaşta olmasına rağmen, babası Hz. Peygamber'e desteklemiş ve çok yardımcı olmuştur. Bu sebeple Hz. Peygamber (s.a.a) Hz. Fatıma’ya (s.a) “Ümmü Ebiha” (babasının annesi) lakabını takmıştır.

Hz. Fatıma (s.a) Medine'ye hicret ettikten sonra Hz. Ali (a.s) ile evlendi. Hz. Fatıma (s.a) ev işlerini kimseye yüklemez, yardım alabileceği halde hepsini kendisi yapardı. Yemek, içmek ve giyimde en aza kanaat ederdi. Geceleri çok ibadet ederdi. Hasan Basri şöyle diyor: “Bu ümmette Fatıma’dan (s.a) daha abid birisi gelmemiştir. Namaza o kadar çok dururdu ki ayakları şişerdi.” Babasından öğrendiği İslami öğretileri kadınlar arasında yayardı. Hz. Peygamberimiz (s.a.a) kendisini çok sever her gün onu ziyaret ederdi.

Kendisi, Necran Nasranileriyle yapılan “Mübahele” gününde Hz. Peygamber'in (s.a.a) yanında bulunan tek kadındır. Hz. Fatıma (s.a) Hz. Peygamber'in (s.a.a) vefatından sonra, Cemaziyülahir ayının üçüncü günü hicri on birinci yılda Medine’de hayatını kaybetti. Hz. Zehra (s.a) kendi vasiyeti üzere gece vakti Müminlerin Emiri Ali (a.s) tarafından gizlice defnedildi.

Hz. Fatıma (s.a) fasih ve beliğ Arap kadınlarındandır. İbn Tayfur (ö. 280) Hz. Fatıma’ya (s.a) ait hutbeleri “Belağatü’n-Nisa” adlı kitapta nakletmiştir. Fedek hakkındaki hutbesini Ebu Talip hanedanı kendi çocuklarına öğretiyorlardı.[1]

Nesep, Künyeler ve Lakaplar

Hz. Fatıma’nın (s.a) babası Hz. Resulü Ekrem (s.a.a); annesi ise Huveylid b. Esed b. Abdüluzza b. Kusay b. Kilab’ın kızı Hatice’dir (s.a).[2]

Hz. Fatıma’nın (s.a) çok sayıda lakapları vardır: Zehra, Sıddıka, Tahire, Raziye, Merziye, Mübareke, Betül… Bunlardan en çok bilinenleri Zehra’dır ve bazen ismiyle birlikte (Fatıma Zehra) anılır, veya Arapça terkibi ile (Fatımatü’z-Zehra) şeklinde gelir. Kendi isminden bile çok kullanılan Zehra, parlayan, parlak, aydın vb. gibi anlamlara gelir.[3]

Hz. Fatıma’nın (s.a) bir kaç tane künyesi vardır. Bunlardan en ünlüleri şunlardan ibarettir: Ümmü Ebiha, Ümmü’l Eimme, Ümmü’l Hasan ve Ümmü’l Hüseyin.[4]

Doğumu ve Şehadeti

Hz. Fatıma (s.a) Mekke’de Hz. Peygamberin (s.a.a) evinde dünyaya geldi. Ancak Şia ve Sünni kaynaklarında dünyaya gelişi hakkında farklı görüşler vardır. Ehlisünnet tarihçileri, Hz. Fatıma’nın (s.a) doğumunu Allah Resulü’nün (s.a.a) Bi’set’inden (peygamberliğinden) beş yıl önce ve Kâbe’nin yenilendiği yıl olarak kaydetmiştir.[5] Ama Kuleyni, Usul-i Kâfi kitabında şöyle yazmaktadır: Hz. Fatıma’nın (s.a) viladeti Bi’set’ten beş yıl sonra gerçekleşmiştir.[6] Yakubi ise şöyle yazmaktadır: Hz. Fatıma (s.a) vefat ettiğinde (şehit olduğunda) yirmi üç yaşındaydı.[7] Dolayısıyla, doğumu Hz. Resulullah’ın (s.a.a) bi’set yılında olması gerekir. Bu görüş aynı zamanda Şeyh Tusi’nin Hz. Fatıma’nın (s.a) Hz. Ali (s.a) ile evlendiğinde yaşının (Hicretten beş ay sonra) on üç olduğunu belirttiği görüşle de uymaktadır.[8]

“Dünya kadınlarının en üstünü dört kişidir: “İmran’ın kızı Meryem (s.a), Muhammed’in (s.a.a) kızı Fatıma (s.a), Huveylid’in kızı Hatice (s.a) ve Firavun’un hanımı Asiye (s.a).”

Hz. Muhammed Mustafa (s.a.a), Keşfü’l- Gumme, c. 2, s. 76.

Şia ve Ehlisünnet kaynaklarında Hz. Fatıma’nın (s.a) nutfesinin nasıl oluştuğuna dair hadisler bulunmaktadır. Rivayetlere göre Hz. Resulü Ekrem Efendimiz (s.a.a) Allah’ın emri ile kırk gece Hz. Hatice’den (s.a) uzak durmuş, ibadet ve oruçla geçen kırk günün ardından Miraç’a çıkmış orada cennet yemeği yahut meyvesini yedikten sonra Hz. Hatice’nin (s.a) yanına gelmiş ve ardından Hz. Fatıma’nın (s.a) nuru, Hz. Hatice’de (s.a) yerleştirilmiştir.[9]

Şia ve Sünni kaynakları, Hz. Fatıma’nın (s.a) Hicretin on birinci yılında dünyadan göçtüğünde ittifak etmişlerdir. Ancak ay ve gününde anlaşamamışlardır. Bu konu hakkında bazıları Hz. Fatıma’nın (s.a) biricik babasının vefatından sonra yirmi dört gün yaşadığını aktarmışlar, bazıları ise bu süreyi sekiz ay olarak geçmiştir. Şialar arasında meşhur görüş ise babasından üç ay sonra dünyadan göçtüğü yönündedir.[10] Hz. Peygamber Efendimiz'in (s.a.a) Sefer ayının yirmi sekizinde vefat ettiği düşünülürse, bu tarih üç Cemaziyelahir’in üçüne denk gelmektedir.[11]

Hz. Fatıma’nın (s.a) doğum günü hakkındaki farklı görüşlerin olması, doğal olarak yaşadığı sürenin ne kadar olduğu konusunda da ihtilafların olmasına neden olmuştur. Bu süreyi on sekiz ile otuz beş arasında zikretmişlerdir. Eğer doğumunu Hz. Peygamber'in (s.a.a) Bi’set’inin beşinci yılının Cemaziyelahir ayı olarak ve şehadetini de Hicretin on birinci yılı olarak ele alırsak, bu iki tarih arasındaki fasıla on sekiz küsur yıl olacaktır. Bu görüş, İmam Muhammed Bakır ve İmam Cafer Sadık’tan (a.s) nakledilen iki güvenilir rivayetle de desteklenmektedir.[12]

Çocukluk Dönemi

Hz. Fatıma (s.a) babası Hz. Resulü Kibriya Efendimizin (s.a.a) evinde ve onun dini eğitim ve terbiyesi altında yetişti.[13] Çocukluk dönemi – ki İslam’ın olgunlaşmaya başladığı ve Müşrikler tarafından Müslümanlara baskıların yapıldığı dönemlere rastlamaktadır- baştan ayağa Müslümanlar için imtihan ve işkencelerin olduğu bir dönemdir.[14] Bu devre, kuru ve yakıcı Şi’b-i Ebi Talip deresindeki açlık, susuzluk ve acılarla geçen, ayrıca ekonomik ve sosyal abluka ile muhasaranın olduğu devredir. Bu vakitler aynı zamanda Hz. Fatıma’nın (s.a) azizlerini kaybettiği vakitlerdir: Annesi Hz. Hatice (s.a) ve aynı şekilde Hz. Peygamber'in (s.a.a) en önemli hamisi olan amcası Ebu Talib’in (a.s) hayatlarını kaybettiği dönemlerdir.[15] İşte bu dönemlerde babası Hz. Peygamber'i (s.a.a) desteklemesi ve kendisini yatıştırmasından dolayı Hz. Peygamber (s.a.a) kendisine “Ümmü Ebiha” (babasının annesi) lakabını takmıştır. Bu da O'nun Hz. Peygamber Efendimiz'in (s.a.a) yanındaki değer ve makamını ortaya koymaktadır.[16]

Müslümanların Mekke’den Yesrib’e hicretleri de bu dönemlerde gerçekleşmiştir ve sonraları bu Hicret İslam tarihinin başlangıcı olarak kabul edilmiştir.[17] Hz. Peygamber Efendimiz (s.a.a) Medine’ye gittikten sonra, ailesi de oraya gittiler. Belazuri şöyle yazmaktadır: Zeyd b. Harise ve Ebu Rafi, Hz. Fatıma (s.a) ve Ümmü Gülsüm’ü oraya götürmekle görevlendirilmişti.[18] Ancak İbn Hişam, Abbas b. Abdulmuttalib’in onları götürmek için görevlendirildiğini yazmıştır.[19] Her ne olursa olsun Hz. Zehra (s.a) ve Ümmü Gülsüm, kendilerini götürmekle görevli kişilerin eşliğinde hicret etmişlerdir. Bu esnada Hz. Muhammed Mustafa’nın (s.a.a) azılı düşmanlarından ve devamlı kendisini kötüleyen Huveyris b. Nukeyz onların yanına gelerek develerine zarar vermiştir. Deve ürküp, kaçınca Hz. Fatıma (s.a) ve Ümmü Gülsüm yere düşmüş ve yaralanmışlardır. İbn Hişam ve bazı tarihçiler Hz. Fatıma’nın (s.a) bu olayda yaralandığını belirtmemişlerdir. [20]

Bu belgelerin mukabilinde yine önemli tarihçilerden olan Yakubi ise: Hz. Ali b. Ebu Talip (a.s)'in onu Medine’ye götürdüğünü yazmaktadır.[21] Şia kaynakları Yakubi’nin yazdıklarını teyit etmektedir.[22] Örneğin Şeyh Tusi, “Emali” kitabında Hz. Peygamberin (s.a.a) Kuba’da beklediğini ve amca oğlum Hz. Ali b. Ebu Talip ve kızım gelmeyene kadar Medine’ye girmeyeceğim dediğini yazmıştır. Tıpkı Şeyh Tusi’nin yazdığına göre Hz. Fatıma’nın (s.a) yanı sıra İmam Ali’nin (a.s) annesi Hz. Fatıma binti Esed ve Abdülmuttalib b. Zübeyr’in (Dabaet’in nakline göre Zübeyr’in) kızı Fatıma da Hz. İmam Ali (s.a) ile birlikte hicret etmişlerdir.[23]

Evlilik

Hz. Fatıma’nın (s.a) çok taliplisi vardı. Hz. Peygamberin (s.a.a) ashabından Ömer, Ebu Bekir, Abdurrahman b. Afv vb. gibileri kendisine talip olmuşlar ancak Peygamber Efendimiz (s.a.a) kabul etmemiş[24] ve onlara cevap olarak şöyle buyurmuştur: Fatıma daha küçüktür. Ancak Hz. Ali (a.s) Hz. Fatıma’yı (s.a) istediğinde Peygamberimiz (s.a.a) kabul etmiştir.[25] Peygamber Efendimiz Hz. Fatıma’ya (s.a) şöyle buyurmuştur: “Seni ilk Müslüman olan kişiyle evlendiriyorum” [Not 1] [26] aynı şekilde Muhacirlerden de bir grup Hz. Fatıma’ya talip olmuş,[27] ancak Efendimiz (s.a.a) şöyle buyurmuştur: Fatıma’nın evlilik işi Allah’ın elindedir. Eğer kendisi uygun görür ve münasip bilirse o şekilde olacaktır ve Ben ilahî hükmü beklemekteyim [Not 2].[28]

Hz. Fatıma’nın (s.a) Hz. Ali (a.s) ile evliliği Hicretin ikinci yılında Medine’de[29] gerçekleşti. Hz. Fahri Kâinatın (s.a.a) kızının mehri yaklaşık olarak 400 dirhemdir. İmam Ali (a.s) eşyalarından birisini satarak bu parayı elde etti. Bu eşyanın ne olduğu konusunda fikir ayrılığı vardır. Bazı tarihçiler bunun kalkan, bazıları koyun derisi yahut Yemen gömleği veya deve olduğunu yazmışlardır. Her ne olursa olsun Hz. Ali (a.s) o eşyasını satarak Peygamber Efendimiz'in (s.a.a) yanına gelir. Resulü Kibriya Efendimiz (s.a.a) onu saymadan bir kısmını Bilal’e verir ve şöyle der: “Bu para ile kızıma güzel koku al!” geri kalan parayı Ebu Bekir’e verir şöyle der: “Bu parayla kızımın ihtiyaç duyduğu şeyleri temin et.” Ammar Yasir ve birkaç yarenini de Hz. Zehra’nın (s.a) çeyizine uygun görülen şeyleri almaları için Ebu Bekir’le gönderir. Şeyh Tusi, Hz. Zehra’nın (s.a) çeyizini şu şekilde kaydetmiştir: Yedi dirhem değerinde bir gömlek, dört dirhem değerinde bir başörtüsü, Hayber malı siyah bir kadife, hurma liflerinden yapılmış bir divan, üzeri hurma yaprakları ile örülmüş divan, Mısır keteninden mamul, birinin içi lifle, öbürünün ise yünle doldurulmuş iki döşek, içleri izhirden (Mekke samanı, Burya bitkisi, bir çeşit ince yapraklı ve ilaç özelliği de olan kokulu bir bitkiden) doldurulmuş Taif derisinden dört yastık,yünden yapılmış bir perde, Hacer yapımı bir hasır (Hacer’den maksat, Bahreyn merkezidir). [Not 3], bir el değirmeni, bakır bir çamaşır leğeni, deriden yapılmış bir su kabı, ahşap bir kap, süt sağmak için bir kâse, su için bir kırba (tulum), ziftle kaplanmış mitehre (ibrik, abdest kabı ve temizlikte kullanılan şeyler), yeşil bir testi ve topraktan yapılmış birkaç tane çömlek.[30]

Evliliğin üzerinden birkaç gün geçmemişti ki Hz. Fatıma’nın (s.a) Hz. Peygamber Efendimizden (s.a.a) uzak kalışı kendisine ağır gelmişti. Çünkü uzun yıllar boyunca yanında kalmıştı ve Hz. Hatice’nin (s.a) hatırasını Efendimize (s.a.a) yaşatmaktaydı. Hz. Hatice’nin vasfı hakkında şöyle buyurmuştur: “Hatice’nin (s.a) yerini kim alacaktır? İnsanlar beni yalanladıklarında o doğrulamış, herkes beni terk ettiğinde, o Allah’ın dinine iman ve malıyla yardımcı olmuştur.” Bundan dolayı damat ve geline kendi evinde yer verme kararı aldı. Hz. Hatice’nin (s.a) yadigarının her zaman yanında olmasını istedi. Ancak o, şu anda Hz. Ali’nin (s.a) eşiydi ve onun evinde kalmalıydı. Eğer kendi evine yakın bir yerde onlara bir yer hazırlarsa rahatlayacaktı, ama Medine Müslümanlarının zahmete düşebilmeleri de mümkündü. Sonunda gelin ve damada kendi evinde yer vermeye karar verdi, ancak bu zor bir işti. Çünkü kendi evinde iki kadın (Sevde ve Ayşe) yaşamaktaydı.

Ashabından Harise b. Numan bu olaydan haberdar olarak Hz. Peygamberin (s.a.a) yanına gelir ve şöyle der: Benim evlerimin hepsi sana yakındır. Kendim ve neyim varsa hepsi sizindir. Allah’a and olsun ki malımı alman bana bırakmandan daha sevimlidir. Hz. Peygamber Efendimiz (s.a.a) cevap olarak şöyle buyurur: "Allah seni mükâfatlandırsın". O günden sonra Hz. Fatıma (s.a) ve Hz. Ali (a.s) Harise’nin evlerinden birisine taşındılar.[31]

Aile Yaşamı

Hz. Fatıma (s.a) yemek ve giyimde en aza kanaat ederdi. Ev işlerini de kimseye yüklemezdi, su taşımaktan, ev süpürmeye, mısır veya buğday öğütmekten, çocuk bakmaya, hepsini kendisi yapardı. Bazen tek eliyle değirmeni çeker, buğday veya mısırı öğütür ve diğer eliyle bebeğini uyuturdu.[32] İbn Sa’d kendi senediyle İmam Ali’den (a.s) şöyle rivayet etmektedir: Zehra (s.a) ile evlendiğimizde yer sergimiz koyun derisi idi, geceleri onun üzerinde uyur, gündüzleri su taşıyan devemize onun üzerinde ot verirdik ve bu deveden başka bir hayvanımız yoktu.[33]

Hz. Ali (a.s) Beni Sa’d’dan bir adama şöyle der: Fatıma ve kendi hakkımda sana bir şey anlatmamı ister misin? Fatıma babasının gözünde en değerli kişi idi. O, benim evimde kırba ile çok su taşıdı. O kadar çok el değirmeni ile bir şeyler öğüttü ki ellerinin içi nasır bağladı. Evi o kadar çok süpürdü ki örtüsü toprak rengini aldı.[34]

Rivayetlerde nakledildiğine göre, Hz. Peygamber Efendimiz (s.a.a) Hz. Fatıma (s.a) ve Hz. Ali’nin (a.s) evine gelir, onlara sevgisini gösterir ve çokça iltifatlarda bulunurdu. Bir gün Hz. Fatıma’ya (s.a) “eşini nasıl buldun?” diye sorar. Hz. Fatıma (s.a) şöyle cevap verir: En üstün eştir… daha sonra Hz. Ali’ye (s.a) Hz. Fatıma’yı(s.a) , Hz. Fatıma’ya (s.a) da Hz. Ali’yi (s.a) koruyup kollamasını öğütler. Hz. Ali (a.s) şöyle buyurmaktadır: Allah’a and olsun ki o günden Fatıma (s.a) hayatta olduğu son güne kadar onu öfkelendirecek hiçbir iş yapmadım ve hiçbir şeye onu zorlamadım. O da hiçbir zaman beni öfkelendirmedi ve hiçbir şeyde itaatsizlik etmedi. Gerçekten her ona baktığımda üzüntü ve kederim bertaraf olur giderdi. [35]

Hz. Fatıma (s.a) Hz. Ali (a.s) ile müşterek yaşamında evin işlerini görür, yemek ve ekmek hazırlardı. Hz. Ali (a.s) ise ev dışındaki işleri yapar, yaşam gereklerini yerine getirirdi.[36]

Babaya Yardım

Uhud Savaşı'ndan sonra Hz. Zehra’ya (s.a) babasının savaş esnasında yaralandığı ve bir taşın yüzüne isabet ettiğini, yüzünün kanlara boyandığı haberini verirler. Bir grup kadınla birlikte yola düşer, Yanlarına su ve yiyecek şeyler de alarak savaş meydanına giderler. Kadınlar yaralılara su verir ve yaralarını sararlar. Hz. Fatıma (s.a) babasının yarasını temizler,[37] ancak kan durmaz. Kanın durması için biraz sazlık yakar ve külünü yaraya koyar.[38] Bu savaşta Hz. Peygamberin amcası Hz. Hamza (a.s) ve yetmişin üzerinde Müslüman şehit olur. Bu olaydan sonra, tıpkı Vakıdi’nin yazdığına göre, Hz. Fatıma (s.a) iki üç günde bir kendisini Uhud’a ulaştırır, şehitlerin mezarlarının başında ağlar ve onlara dua ederdi.[39]


Çocukları

Peygamber kızı, Hz. Ali’ye (a.s) Hasan ve Hüseyin (a.s) adlı iki oğul ile Zeynep ve Ümmü Gülsüm adlarında iki kız vermiştir. Tarih ve siyer yazarlarından hiç kimse bu dört çocuğun varlığı hakkında tereddüt etmemişlerdir. İmam Hasan (s.a) Hicretin üçüncü yılında Ramazan ayının ortasında, İmam Hüseyin (a.s) ise Hicretin dördüncü yılında Şaban ayında dünyaya gelmiştir.[40]

Şia tezkire yazarlarıyla bir grup Ehlisünnet uleması, Peygamber kızının ‘‘Muhsin’’ adlı bir oğlunun daha olduğunu yazmışlardır. Hicretin 236. yılında vefat eden Kureyş nesep yazarı Mus’ab Zübeyri Muhsin ismini zikretmemiştir. Ancak Belazuri (Ölümü 279) şöyle yazmaktadır: Fatıma (s.a) Hz. Ali (a.s) için Hasan, Hüseyin ve Muhsin adlı çocukları doğurmuştur. Muhsin küçük yaşta ölmüştür.[41] Ayrıca şöyle yazmaktadır: Muhsin dünyaya geldiğinde Hz. Peygamber (s.a.a) Hz. Fatıma’ya şöyle sordu: Ona ne ad koydun? Dedi ki: Onun adı Muhsindir.[42] Ali b. Ahmed b. Said Endülüsi (384–456) Cumhuretu Ensabü’l Arab adlı kitabında şöyle yazmaktadır: Muhsin küçük yaşlarda öldü.[43]

Şeyh Müfid, Hz. Ali’nin (a.s) Hz. Fatıma’dan (s.a) olma çocukları hakkında şöyle yazmaktadır: Hasan, Hüseyin, Zeyneb-i Kübra ve künyesi Ümmü Gülsüm[44] olan Zeyneb-i Suğra. Bu babın sonunda ise şöyle yazmaktadır: “Şialar diyorlar ki Fatıma, Peygamberden (s.a.a) sonra bir çocuğunu düşürdü. Ona gebe olduğu sırada onun adını Muhsin koymuştu.”[45] Taberi ise şöyle yazmaktadır: “Diyorlar ki Fatıma’nın Ali’den (a.s) olma küçük yaşta ölen Muhsin adlı bir çocuğu daha vardı.” Şii rivayetlerde ve bazı Ehlisünnet kitaplarında kaydedildiğine göre bu çocuk (Muhsin) Hz. Peygamberin (s.a.a) vefatından sonra yaşanan çekişme ve kargaşa sırasında Hz. Fatıma’nın (s.a) aldığı darbe sonucu düşmüştür.[46]

Ebu Bekir ve Ömer’e Tepkisi

Hz. Resulü Kibriya Efendimiz (s.a.a) vefat ettikten sonra, gücü ele geçiren Ebu Bekir, onun mirasının [Not 4][47] tasarruf edilmesi emrini verdi. Peygamber kızı Hz. Fatıma (s.a), ben Peygamberin kızıyım ve herkesin babasından miras aldığı gibi ben de babamdan miras alırım dese de Ebu Bekir şöyle söyledi : “Ben Peygamberden duydum ki şöyle buyurdu: Biz peygamberler miras bırakmayız, bizlerin geride bıraktıkları şeyler sadakadır.” Hz. Fatıma (s.a) bu sözü duyunca hayretlere kapılarak ben onun varisi olduğum halde nasıl olur da benim bu hadisten haberim olmaz yahut hepinizden Peygambere (s.a.a) daha yakın olan Ali’nin (a.s) nasıl olur da bundan haberi olmaz?! dedi. Hz. Fatıma (s.a) bu şekilde şiddetle halifenin karşısında durmuş ve Muhacir ve Ensar Peygamberin (s.a.a) mescidinde olduğu sırada bir hutbe (Fedekiye Hutbesi) okumuş ve Kur’an’da geçen miras ayetleri ile Ebu Bekir’i şiddetle kınamıştır.

Yalnızca Şia uleması değil, tıpkı bazı Ehlisünnet ulemalarının yazdığına göre, Hz. Peygamber (s.a.a) hayatta iken "Yakın akrabaya hakkını ver." [Not 5] İsra, 26. ayet nazil olunca Fedek’i Hz. Fatıma’ya (s.a) verdi.[48]

Fedek

Sahih-i Buhari’de rivayet edildiğine göre, Ebu Bekir, Hz. Fatıma’ya (s.a) Hz.Peygamber'in (s.a.a): "Biz peygamberler miras bırakmayız, bizlerin geride bıraktıkları sadakadır" buyurduğunu söyleyince, Hz. Fatıma öfkelenir ve ondan yüzünü çevirir ve ölene kadar ondan uzak durur.[49] Hz. Fatıma’nın (s.a) öfke ve rahatsızlığı yalnızca Şia kitaplarında değil, bilakis Ehlisünnet kaynaklarında da nakledilmiştir. Hz. Peygamber'den (s.a.a) şöyle bir rivayet nakletmektedirler: “Fatıma benim bir parçamdır, her kim onu öfkelendirirse beni öfkelendirir.[50] Buna ek olarak, Fedek’i gasp edenler burada Hz. Fatıma’nın (s.a) sözlerini yalanlayarak başka bir problemle karşı karşıya kalmışlardır. Şöyle ki onun yalanlanması Hz. Fatıma’yı (s.a) her türlü günah ve çirkinlikten paklayan Kur’an’ın “Tathir Ayeti” ile çelişmekte ve bu durum bu kişiler için sorun teşkil etmektedir.

İbadet

İmam Cafer Sadık (a.s) kendi babaları aracılığı ile Hz. Hasan b. Ali’den (a.s) şöyle bir rivayet nakletmektedir: Annem, Cuma geceleri sabaha kadar mihrapta ibadete durur ve dua etmek için ellerini açtığında imanlı erkek ve kadınlara dua ederdi, ancak kendisi hakkında bir şey demezdi. Bir gün kendisine dedim ki Anneciğim! Neden başkalarına ettiğin gibi kendin için de dua etmiyorsun? Buyurdu ki: “Oğulcuğum! Komşu daha önceliklidir.”[51]

Tesbihat-ı Fatıma (s.a)” diye ünlenen ve Şii, Sünni ve diğer güvenilir kaynak ve belgelerde rivayet edilen kendisine ait tesbihler herkesin nazarında meşhurdur. Sünneti yerine getirmekte kendilerini zorunlu bilenler, bu tesbihleri her namazdan sonra: “otuz dört kere Allah-u Ekber, otuz üç kere el-Hamdulillah ve otuz üç kere Subhanallah” demektedirler. [Not 6] [52]

Ayrıca Seyyid İbn Tavus’un “İkbal” adlı kitabında öğlen, ikindi, akşam, yatsı ve sabah namazlarından sonra düzenli bir şekilde okuduğu duaları rivayet etmiştir. Aynı şekilde zorluk anlarında okunan başka dualarını da nakletmiştir. Kendilerini dua ve müstehap amelleri yerine getirmekle mükellef bilenlerin bu dualara aşinalıkları vardır.[53] Ehlisünnet'in ileri gelenlerinden Hasan Basri şöyle diyor: “Bu ümmette Fatıma’dan (s.a) daha abid birisi gelmemiştir, namaz ve ibadetlere o kadar çok önem verirdi ki ayakları şişerdi.”[54]

İsmet

Şia inancına göre Hz. Fatıma as. tathir ayeti dikkate alınarak masumiyet mertebesine sahip olanlardan birisi olarak sayılmıştır. Bu ayete göre Allah'ın iradesiyle Ehlibeyt as. her türlü günah ve kötülükten uzak ve masumdur. Birçok Ehlibeyt ve Ehlisünnet rivayetine göre Hz. Zehra as. Hz. peygamberin ehlibeytidir. Hz. Zehra'nın masumiyeti ilk tarihi kayıtlara göre babasının vefatından sonra fedek hadisesine dayanmaktadır, bu hadisede İmam Ali as. Hz. Zehra sa. ismetine ve masum oluşuna tathir ayetini delil olarak getirmiştir. Ehlibeyt kaynaklarına ilave olarak Ehlisünnet de gelen rivayetlerde Peygamber efendimiz tathir ayetine işaret ederek ehlibeyti nin Hz. Zehra sa.nın İmam Ali as.ın İmam Hasan as.ın İmam Hüseyin as.ın her türlü günah ve kötülükten uzak olduğunu bildirmiştir.

Hz. Fatıma'nın Allah ve Peygamberin yanındaki yeri

Şia ve Ehlisünnet alimleri Hz. Fatıma sa. ya sevgi ve muhabbet beslemenin önemini vurgulamış ve tavsiye etmişlerdir. Alimler Şura suresinde meveddet ayeti diye meşhur olan 23. ayete göre Hz. Fatıma sa. ya muhabbet ve sevgi beslemenin gerekliliğini beyan etmişlerdir. Meveddet ayetinde Peygamber Efendimizin risaleti nin karşılığı yakınlarına muhabbet ve sevgi beslemek olarak beyan edilmiştir, müfessirler ayette geçen yakınlardan maksadın Ehlibeyt as. olduğunu söylemişlerdir ve rivayetlerde Peygamberin Ehlibeyti Hz.Fatıma sa. İmam Ali as. İmam Hasan ve Hüseyin as. olduğu açıkca zikredilmişdir. Meveddet ayetine ilave olarak Peygamber Efendimizden gelen rivayete göre Hz. Fatıma'nın gazabı Allah'ın gazabı ve Onun rızası ve memnuniyeti Allah'ın rızası ve memnuniyetidir. Peygamber Efendimizin Hz. Fatıma ya olan muhabbet ilgi ve alakası başkalarına olan ilgi ve alakasından çok daha fazlaydı ve Ona karşı her zaman hürmetli ve saygılıydı. Peygamber Efendimizden gelen başka bir hadis de Hz. Fatıma'yı teninin bir parası olarak tanıtmıştır. ve buyurmuşlardır; her kim Fatıma'ya eziyet etse bana eziyet etmiştir bu rivayeti ilk şia alimlerinde Şeyh Müfid ve Ehlisünnet alimlerinden Ahmet ibn Hambel çeşitli şekillerde nakl etmişlerdir.

Hanımların En Üstünü

Ehlibeyt ve Ehlisünnet den gelen bir çok hadis de Hz. Fatıma 'nın cennetin, iki alem hanımlarının ve ümmetin en üstün hanımı olarak zikr edilmiştir.

Mubahele Hadisesindeki Seçilmiş Tek Hanım

Hz. Fatıma sa. Peygamber Efendimizin necran hıristiyan larıyla gerçekleştirdiği mubahele hadisesinde yanlız hz. Fatıma sa. orada hanım olarak bulunmuştur. Bu hadise mubahele ayetinde zikr olmuştur. Tefsir, hadis ve tarihi kaynaklarda bu ayetin Ehlibet as. fazileti hakkında Peygamber'e nazil olduğu nakl edilmiştir. Hz. Fatıma sa. İmam Ali as, İmam Hasan ve Hüseyin as. bu hadise de Hz. Peygamberin yanında yer almışlardır.

Hz. Peygamberin Soyu Hz.Fatıma sa. dan Devam Etmiştir

Peygamber Efendimizin soyunun Hz. Fatıma sa. la devam etmesi ve İmamların as. Onun evlatları olması Onun faziletlerinden sayılmıştır. Tefsircilerden bazıları Kevser suresindeki kevser kelimesinin örneği sahibi olarak işaret edilen çok hayırlı manasını Ona atf etmişlerdir.

Cömertliği

Cömertlik Hz. Fatıma sa. nın davranış özelliklerinden birisi olarak gösterilmiştir. Hz. Fatıma sa. İmam Ali as. ile ortak yaşamlarında iktisadi ve mali durumları yeterli olduğu durumlarda bile sade yaşamı tercih etmiş ve herzaman infakta bulunmuştur. Düğün gecesi düğün elbisesini ihtiyac sahibine vermesi. gerdanlığını fakire bağışlaması ve bütün yemeğini miskin, yetim ve esire vermesi bu özelliğinin göstergesidir. Rivayetlerde ve tefsirlerde Hz. Fatıma sa. İmam Ali as. İmam Hasan ve Hüseyin as. ın arka arkaya üçgün iftar vakti bütün yemeklerini ihtiyac sahiplerine verdikleri geçmiştir bu hadiseye İnsan suresi 5. den 9. ayete kadar işaret olunmuştur İtam ayeti diye de meşhur olan ayetler Ehlibeyt as. fazileti hakkında Peygamber efendimize nazil olmuştur.

Muhaddise

Hz. Fatıma'nın sa. meleklerle görüşmesi başka bir özelliği olarak nakl edilmiştir, bu özelliğinden dolayı kendisine Muhaddise lakabını vermişlerdir. Peygamer efendimiz zamanında ve vefatından sonra melekler Hz. Fatıma 'yı teselli etmek ve Peygamberin saa. gelecek neslinden haber vermek için onunla görüşüyorlar, gelecekte olacak önemli hadiseleri Ona söylüyorlardı ve İmam Ali as. da onları kaleme alıyordu, bu yazılanlar daha sonra Hz. Fatıma'nın musafı diye meşhur olmuştur.

Manevi Mirası

Hz. Fatıma 'nın sa. konuşmaları, ibadi, siyasi ve toplumsal yaşamı bu güne bir miras olarak ulaşmış ve müslümanlar için önemli bir yere sahip olmuştur, yazılan eserlerde bu mirastan istifade edilmiştir. Hz. Fatıma'nın sa. musafı, Fedek hutbesi, tesbih ve kendisine özgü namazı bu mirasın birer parçası olmuşlardır.

  • Rivayetler, bu mirasın önemli bir kısmını oluşturmuştur. Bu rivayetler içerik açısından akaid, fıkıh, ahlak ve toplumsal başlıklar içermektedir. Bu rivayetler Ehlibeyt ve Ehlisünnet kaynaklarında zikredilmiştir. Rivayetlerden bazıları Hz. Fatıma'nın sa. adına yazılmış "müstened Fatıma" "ehbar Fatıma" da yer almıştır ve bazıları da bu geçen uzun zaman zarfında kaybolmuş bu rivayetlerin senetlerine rical kitaplarında işare olunmuştur.
  • Hz. Fatıma'nın sa. musafı, Hz. Fatıma'nın sa. bazı konularla alakalı Meleklerden duyduğu ve İmam Ali as. kaleme aldığı bir kitap dır. Şia'nın inancında bu kitap İmamların as. yanında bulunmuş ve korunmuştur. Hazır olan İmam ömrünün sonunda bu kitabı kendisinden sonra gelecek İmam'a as. devretmiştir,bu kitaba İmamlar dan as. başkasının ulaşması söz konusu değildir, bu kitab şu anda İmam Mehdi'nin af. yanında bulunmaktadır.
  • Fedek hutbesi, Hz. Fatıma'nın sa. meşhur konuşmalarından birisidir. Hilafet ve kendisine babasından miras kalan fedek arazisi ile alakalıdır.
  • Hz. Fatıma'nın sa. tesbihi, Peygamber Efendimizin kendisine öğrettiği bir zikirdir. Hz. Zehra sa. bu zikri öğrendikten sonra ok mutlu olmuştur.

Hz. Fatıma'nın tesbihatı Ehlibeyt ve Ehlisünnet kaynaklarında nakl edilmiştir. İmam Ali as. bu zikri öğrendikten sonra hiçbir koşulda terk etmemiştir.

  • Hz. Fatıma'nın sa. namazı, Hz. Fatıma'ya sa. ya babasının yada Cebrailin öğrettiği bir namazdır bazı metin ve dualarda bu namaza işaret edilmiştir.
  • Hz. Fatıma' ya atfedilen şiirler, bu şiirler bazı tarih ve rivayet kaynaklarında gelmiştir ve tarihi açıdan iki kısma ayrılmıştır, Peygamberin hayatında ve vefatından sonra.

Fazilet ve Erdemleri

  • Ahmed b. Hanbel’in Müsned’inde defalarca nakledilen rivayetlerin tamamının içeriğine göre Hz. Peygamber Efendimiz (s.a.a), Tathir ayetinin numuneleri hakkında şöyle buyurmuştur: Fatıma (s.a), eşi ve iki oğlu.[55] Yine Sahabenin faziletlerinde rivayet edildiğine göre Hz. Peygamber (s.a.a) altı ay boyunca sabah namazına gitmeden önce Hz. Fatıma’nın (s.a) evinin önünde durur ve şöyle seslenirdi: Ey Ehlibeyt! Namaz! Namaz! Ey Ehlibeyt! “Allah sizden yalnızca her türlü kir ve günahı gidermek ve sizi tertemiz kılmak istiyor.”[56]
  • Çeşitli Ehlisünnet kaynaklarına göre Hz. Resulullah’ın (s.a.a) değerli kızı Hz. Fatıma’ya (s.a) şöyle buyurduğu nakledilmiştir: Şüphesiz Allah senin gazabınla gazaplanır ve senin hoşnut olmanla razı olur. [Not 7][57]
  • Ehlisünnet kaynaklarının Peygamber Efendimiz'den (s.a.a) naklettiğine göre Hz. Fatıma’ya (s.a) şöyle buyurmuştur: “Ey Fatıma! Âlemlerin kadınlarının, bu ümmetin ve mümin kadınlarının efendisi olmaktan hoşnut olmaz mısın?[58] “Âlemlerin kadınlarının efendisi/Seyyidetü’n-nisai’l Âlemin” tabiri İmam Ali (a.s) tarafından da Hz. Zehra (s.a) için mezarının başında kullanılmıştır.[59]
  • Hz. Fatıma’nın (s.a) muhaddise olması. Hâlbuki o, ne imamdır ve ne de peygamber. Muhaddise: Şu yollardan biri aracılığı ile çeşitli eşyanın hakikatini bilmektir:
  1. Mebde-i A’lâ’dan, ilmin ilham ve mukaşefe yoluyla bilinmesi.
  1. Veya başkalarına gizli olan hakikatlerin onun kalbine akmasıdır.[60] Hakeza Muhaddise: Meleğin sesini duyar, ama onu görmez.[61] Fatıma’nın Mushaf’ı da Hz. Fatıma (s.a) ile meleğin konuşmalarından alıntıdır. O konuşmaları Hz. Ali’ye (a.s) söyler o da yazardı.[62] Mushaf’ta helal ve haramlar yer almamaktadır, ancak gelecekteki şeylerin ilimleri yer almaktadır.[63]

Kur’an-ı Kerim’de de Hz. Fatıma’nın (s.a) faziletlerine delalet eden ayetler bulunmaktadır. Örneğin: Meveddet Ayeti (Şura, 23), Mübahele Ayeti (Al-i İmran, 61), İt’am Ayeti (İnsan, 8 ve 9). Ehlisünnet ve Şia yoluyla nakledilen hadislerde de Hz. Fatıma’nın (s.a) faziletlerini ortaya koyan hadisler zikredilmiştir. Örneğin: Bi’da (Parça) Hadisi, Enha Hadisi, Hassanet Hadisi, Buğz Hadisi, Levlake Hadisi… Ayrıca Ehlisünnet mensuplarının her biri de Hz. Fatıma’yı (s.a) bir şekilde methetmişlerdir.[64]

Musaf

“Mushaf” günümüzde yaygın manada Kuran’ı Kerim hakkında kullanılmaktadır. Ancak lügate müracaat ettiğimizde durumun farklı olduğunu göreceğiz. Mushaf, sözlükte iki cilt arasına toplanmış sayfalar mecmuası demektir. Günümüzde ise kitap [65] diye tabir edilmektedir. Dolayısıyla “Fatıma’nın (s.a) Mushaf’ı” denildiğinde maksat Fatıma’nın (s.a) kitabıdır ki bazı Ehlisünnet kaynaklarında da işaret edilmiştir. Ubey b. K’ab gibi raviler Hz. Fatıma’nın (Selamullahi Aleyha) yanında mevcut olan bu kitabın varlığını teyit etmişlerdir. [66]Böylece İci’nin “Mevakif”, Curcani’nin “Şerhu Mevakif” ve Ebu Zühre’nin “İmam Sadık Aleyhisselam” adlı eserlerinde “Şia, Müslümanların arasında rayiç olan Kuran’ın dışında Fatıma’ya (Selamullahi Aleyha) isnat edilen bir Kuran’a inanmaktadır” sözü geçersiz ve tutarsız bir beyandır. [67]

Mezkûr raviler, Şia kaynaklı rivayetlere müracaat etmediklerinden ve Mushaf’ın manasına dikkat etmediklerinden dolayı böyle bir hataya ve gaflete düşmüşlerdir. Hz. Fatıma’nın (Selamullahi Aleyha) Mushaf’ı, muhtevası ve niteliği hakkında Şia kaynaklarında çok sayıda rivayetler nakledilmiştir. Bu hadislerde Mushaf’ın içeriğinin hacmi, ne zaman ve nasıl yazıldığı hakkında bilgiler verilmiştir. İlk bakışta bu rivayetler arasında birtakım ihtilaflar göze çarpsa da hadislere iyice dikkat edildiğinde mana ve yorumları herhangi bir iphama yer bırakmamaktadır.[68] -Bazı rivayetler, bu “Mushaf’ın” konularının Kuran’ı Kerim’in konularından farklı olduğunu beyan etmişlerdir. [69]

– Birtakım hadislere göre bu “Mushaf’ta” Hz. Fatıma’nın (Selamullahi Aleyha) vasiyetnamesi [70], evlatlarının tarih boyunca görecekleri musibetler [71], hazretin gelecekte vuku bulacak birtakım olaylardan haber vermesi [72] ve yeryüzünde hükmedecek bütün padişahların isimleri [73] vb. konular kayıtlıdır. – Bazı rivayetlere göre ise bu “Mushaf’ta” bütün helal ve haram hükümler hatta yarım kırbaca neden olacak amelin hükmü bile açıklanmıştır.[74]

-Bazı rivayetlerde İmam Cafer Sadık (Selamullahi Aleyh) birtakım konuları ezcümle zındıkların belirecekleri zamanı önceden bildirmiştir ve bunları Hz. Fatıma’nın (Selamullahi Aleyha) Mushaf’ına dayandırmıştır.[75] Bu rivayetler arasında da herhangi bir uyumsuzluk ve çelişki söz konusu değildir. Çünkü belirtilen bütün konuların o “Mushaf’ta” yer aldığı muhtemeldir ve her rivayet aslında Mushaf’ın ayrı bir bölüm ve içeriğini beyan etmektedir.

Yazılış Zamanı ve Niteliği

Mushaf’ın ne zaman ve nasıl yazıldığı en önemli konulardan biridir. Çünkü burada Hz. Fatıma’nın (Selamullahi Aleyha) Cebrail ve diğer meleklerle (Selamullahi Aleyhim) manevi bir bağ içinde olduğu meselesi anlaşılacaktır. Birtakım rivayetlerde “Mushaf’ın” yazılışı hakkında şöyle ifadeler gelmiştir: Resul-i Ekrem (Sallallahu Aleyhi ve Alihi ve Sellem) konuları beyan ediyor, Hz. Ali’de (Selamullahi Aleyh) yazıyordu.[76] Mushaf’ın Hz. Fatıma’ya atfedilmesi ve nispet verilmesi hakkında şunu diyebiliriz: Mushaf, Hz. Fatıma (Selamullahi Aleyha) yanında bulunuyor ve hazret tarafından da muhafaza ediliyordu veya Mushaf’ın bazı konuları Hz. Fatıma (Selamullahi Aleyha) vasıtasıyla Hz. Ali’ye (Selamullahi Aleyh) ulaşmaktaydı.

Bazı rivayetlerde ise Mushaf’ın direk Allah-u Teâlâ tarafından Hz. Fatıma’ya (Selamullahi Aleyha) vahiy şeklinde imla edildiği gelmiştir.[77] Bazı rivayetlerde şöyle gelmiştir: Resulullah’ın (Sallallahu Aleyhi ve Alihi ve Sellem) vefatından sonra Allah-u Teâlâ Hz. Fatıma’nın (Selamullahi Aleyha) yanına bir melek gönderdi. Melek, Hz. Fatıma’nın (s.a) musibet acısını teselli edip, dindirmek, babasının cennetteki makamını göstermek ve muhtelif konular hakkında Fatıma ile (Selamullahi Aleyha) sohbet etmekle görevlendirilmişti. Hz. Fatıma (s.a) melekle aralarında geçen konuşmaları Hz. Ali’ye (Selamullahi Aleyh) aktardı ve Hz. Ali (a.s) o konuşmaları imla etti.[78] Bir rivayet, bu meleğin Cebrail (Selamullahi Aleyh) olduğunu bildirmiştir.[[79] İyice dikkat edildiğinde bu rivayetler arasında herhangi bir çelişki ve uyumsuzluğun olmadığı anlaşılacaktır. Çünkü Allah-u Teâlâ, meleklerinden biri olan Cebrail’in (Selamullahi Aleyh) vasıtası ve diliyle Hz. Fatıma ile (s.a) konuşmuştur. [Not 8] Uyumsuzluklar şöyle yorumlanabilir: Hz. Fatıma’nın (s.a) bir Mushaf’ı vardı. Bu kitabın bir bölümünü babası Allah Resul’ünden (s.a.a) aldığı konular, diğer bir bölümünü de Cebrail ile (s.a) yaptığı konuşmalar oluşturmaktaydı.

Burada akıllara doğal olarak şöyle bir soru takılabilir; Bütün Müslümanların inancına göre Resulullah Seyyid Muhsin Emin; A’yanuş Şia, c.1 “Hatemul Enbiya”dır ve vefatından sonra yer ve gök arasındaki irtibat diğer bir tabirle vahiy kesilmiştir. Bunu hem Şiiler hem de Sünniler kabul etmektedirler. O halde Peygamberin (s.a.a) vefatından sonra Hz. Fatıma’nın (s.a) Cebrail (s.a) ile konuşması ve kendisine vahiy gelmesi nasıl düşünülebilir?

Bu itiraza şöyle cevap verilmektedir: Kuran’ı Kerim’e göre meleğin inmesi ve Allah-u Teâlâ’nın melekleri aracılığıyla peygamber olmayan kimselerle olan irtibatı mümkündür. Nitekim Kuran’ı Kerim’deki birçok ayet, meleğin Hz. Meryem (s.a) ile irtibat ve sohbetinden söz etmektedir.[80] Allah-u Teâlâ, Hz. Musa’nın (s.a) annesiyle olan irtibatı vahiy olarak nitelemiştir. Hz. Meryem (s.a) ve Hz. Musa’nın (Selamullahi Aleyh) annesi gibi yüce kadınlar ile bu irtibat mümkün olduğuna[81] göre Resulullah (s.a.a) tarafından “Bütün zamanlardaki âlem kadınlarının hanımefendisi” olarak vasfedilen Hz. Fatıma’nın (s.a) hakkında da bu irtibatın gerçekleştiği pekâlâ makul ve doğaldır. Vahyin kesilmesi, gökyüzü ve yeryüzü arasındaki bağın kopmasından maksat Allah-u Teâlâ’nın peygamber vasfındaki bir şahısla olan irtibatının kesilmesi ve artık herhangi bir nübüvvet risaletinin olmayacağı şeklinde değerlendirilmelidir ve hakikatte budur zaten. Yoksa Hz. Meryem (s.a) ve Hz. Musa’nın (s.a) annesinin Allah-u Teâlâ ile olan irtibatlarını kim inkâr edebilir? Şia inancına ve hadislerine göre masum Ehlibeyt İmamları (s.a) ile Allah-u Teâlâ arasında bir bağ ve irtibat vardır.[82] Ehlisünnet kaynaklarında da bazı şahıslar “Muhaddes” olarak tanıtılmışlardır. Muhaddes yani ilahi meleklerle bir çeşit irtibatı olup, meleklerden hadis alan kimsedir.[83]

Mushaf Kimin Yanındadır

Şia rivayetleri göstermektedir ki bu Mushaf muhtelif zamanlarda masum imamların (Selamullahi Aleyhim) yanında muhafaza edilmekte, bir imamdan (Selamullahi Aleyh) bir başka imama (Selamullahi Aleyh) intikal etmekteydi ve yüce şahsiyetlerden (Selamullahi Aleyhim) başka kimse o Mushaf’a ulaşamamıştır. Bu rivayetlere göre Ehlibeyt İmamları (Selamullahi Aleyhim) ondan istifadeyle gelecekte vuku bulacak birtakım hadiseleri önceden bildirmiş ve hükümlerini de beyan etmişlerdir.[84] Son zamanlarda bazı yayıncılar tarafından “Sahifetu’z Zehra Selamullahi Aleyha”[85] adıyla yayımlanan kitap hazretin Mushaf’ıyla farklıdır. Çünkü bu kitapta genel olarak Hz. Fatıma’ya (Selamullahi Aleyha) isnat edilen dualara yer verilmiştir.


[17]-Elbette bu rivayetler ile Mushaf’ın Resulullah’ın (Sallallahu Aleyhi ve Alihi ve Sellem) imlası olduğunu bildiren rivayetler arasında bir nevi uyumsuzluk göze çarpmaktadır. O rivayetler Mushaf’ın yazılış zamanını Resulullah’ın (Sallallahu Aleyhi ve Alihi ve Sellem) hayatı dönemi olarak beyan etmiştir, bu rivayetler ise Resulullah’ın (Sallallahu Aleyhi ve Alihi ve Sellem) vefatından sonrası olarak beyan etmektedir. Bu uyumsuzluğun giderilmesi için birçok yollar sunulmuştur: [18]- Birinci kısımdaki rivayetlerde geçen “Allah Resulü” ibaresinden maksat Allah’ın elçisidir, peygamberi değil. Dolayısıyla bunu Allah’ın herhangi bir meleğine de tatbik etmek mümkündür. (Seyyid Muhsin Emin; A’yanuş Şia, c.1, s.311) bazı âlimler bu cevabı eleştirerek şöyle demişlerdir: Bu yorum güzel görünse de ancak “Resulullah” kelimesinin kullanıldığı yerlerle uyumlu değildir. Çünkü “Resulullah” kavramı İslami metinlerde genel olarak “Allah’ın peygamberi” anlamında kullanılmıştır, mutlak olarak her elçi anlamında değil. İkinci olarak, Hz. Fatıma’nın (Selamullahi Aleyha) iki Mushaf’ı vardı denilebilir. O Mushaf’tan biri Resul-i Ekrem’in (Sallallahu Aleyhi ve Alihi ve Alihi ve Sellem) beyanlarını içermekteydi, diğeri ise Cebrail’in (Selamullahi Aleyh) (Hz. Fatıma Selamullahi Aleyha ile) sözlerinin neticesidir. Aynı kaynak, s.314, bu yorumun cevabı ise şudur; rivayetler bir Mushaf’tan söz etmişlerdir iki Mushaf’tan değil.

Kaynakça

  1. Şehidi, Zindegani Fatıma Zehra, s. 123.
  2. Şehidi, Zindegani Fatıma Zehra, s. 21.
  3. Şehidi, Zindegani Fatıma Zehra, s. 33.
  4. Meclisi, Biharü’l Envar, c. 43, s. 16; İbn Şehraşub, Menakıp, c. 3, s. 132; Kummi, Beytü’l Ehzan, s. 12.
  5. Ayeti, Çekide-i Tarihi Peygamber-i İslam, s. 35.
  6. Kuleyni, Usul-i Kâfi, c. 1, s. 530.
  7. Ahmed b. Ebu Yakub, (İbn Vazıh Yakubi), Tarih-i Yakubi, tercüme: Muhammed İbrahim Ayeti, c. 1, s. 512.
  8. Ayeti, Çekide-i Tarihi Peygamber-i İslam, s. 35–36. (Misbahü’l Muteheccid, s. 561’den naklen).
  9. Mehellati, Zendegani-i Hz. Fatıma ve Doğteranı An Hazret, s. 7–8.
  10. Mukaddesi, Baz Pejuhi Tarihi Veladet ve Şehadeti Masuman (a.s), s. 156–157.
  11. Mukaddesi, Baz Pejuhi Tarihi Veladet ve Şehadeti Masuman (a.s), s. 170.
  12. Mukaddesi, Baz Pejuhi Tarihi Veladet ve Şehadeti Masuman (a.s), s. 173–174.
  13. Şehidi, Zindegani Fatıma Zehra, s. 35.
  14. Şehidi, Zindegani Fatıma Zehra, s. 36–39.
  15. Şehidi, Zindegani Fatıma Zehra, s. 39–45.
  16. Şehidi, Zindegani Fatıma Zehra, s. 39–45.
  17. Şehidi, Zindegani Fatıma Zehra, s. 42.
  18. Ensabü’l Eşraf, s. 269 ve 414; Şehidi, Zindegani Fatıma Zehra, s. 42’den naklen.
  19. İbn Hişam, c. 4, s. 29; Şehidi, Zindegani Fatıma Zehra, s. 42’den naklen.
  20. İbn Hişam, c. 4, s. 30; Şehidi, Zindegani Fatıma Zehra, s. 42-44’den naklen.
  21. Yakubi, Tarih, c. 2, s. 31; Şehidi, Zindegani Fatıma Zehra, s. 43’den naklen.
  22. Şehidi, Zindegani Fatıma Zehra, s. 43.
  23. El-Tusi, el-Emali, Tahkik ve Tashih, Behrad el-Caferi, Ali Ekber el-Gaffari, Tahran, Darü’l Kutub İslamiyye, 1380, s. 694–695.
  24. İbn Sa’d, Tabakat, h. 8, s. 11.
  25. Nesai, Sünen-i Nesai, h. 6, s. 62.
  26. Şefii Şahrudi, Silsile Mevzuat el-Gadir Allame Emini, c. 8 (Sıddıka-i Tahire, Fatıma Zehra) s. 60.
  27. Yakubi, Tarih Yakubi, c. 2, s. 310.
  28. Kazvini, Fatımatü’z-Zehra ez veladet ta Şehadet, s. 191.
  29. Ayeti, Çekide-i Tarihi Peygamber-i İslam, s. 35.
  30. Emali, c. 1, s. 39; Şehidi, Zindegani Fatıma Zehra, s. 58-59’dan naklen.
  31. Şehidi, Zindegani Fatıma Zehra, s. 72–73; Ayrıca Bkz. İbn Sa’d, Tabakat, c. 8, s. 22–23.
  32. Şehidi, Zindegani Fatıma Zehra, s. 84.
  33. İbn Sa’d, Tabakat, c. 8, s. 14; Şehidi, Zindegani Fatıma Zehra, s. 84’den naklen.
  34. Müsned-i Ahmed, c. 2, s. 329; Şehidi, Zindegani Fatıma Zehra, s. 85’ten naklen.
  35. Mehallati, Zindegani Fatıma Zehra ve Doğteranı An Hazret, s. 69–70.
  36. Kazvini, Fatımatü’z- Zehra ez veladet ta Şehadet, s. 236; Meclisi, Biharü’l Envar, c. 43, s. 31 (Ayyaşi Tefsirinden naklen).
  37. Megazi, s. 249; Bkz. Ensabü’l Eşraf, s. 324, Vakidi kadınların sayısını 14 olarak belirtmiştir. Şehidi, Zindegani Fatıma Zehra, s. 78’den naklen.
  38. Megazi, s. 250; Şehidi, Zindegani Fatıma Zehra, s. 78’den naklen.
  39. Megazi, s. 313; Şehidi, Zindegani Fatıma Zehra, s. 79’dan naklen.
  40. Şehidi, Zindegani Fatıma Zehra, s. 242.
  41. Ensabü’l Eşraf, s. 402; Şehidi, Zindegani Fatıma Zehra, s. 242’den naklen.
  42. Ensabü’l Eşraf, s. 404; Şehidi, Zindegani Fatıma Zehra, s. 242’den naklen.
  43. Cumhuret Ensabü ’l Arab, s. 16; Şehidi, Zindegani Fatıma Zehra, s. 243’den naklen.
  44. İrşad, c. 1, s. 355; Şehidi, Zindegani Fatıma Zehra, s. 243’den naklen.
  45. El-Müfid, el-İrşad, Kum, Said b. Cubeyr, 1428, s. 270–271; Ayrıca, Şehidi, Zindegani Fatıma Zehra, s. 243.
  46. Bkz. El-Milel ve’n Nihel, c. 1, s. 77; Şehidi, Zindegani Fatıma Zehra, s. 243’den naklen.
  47. Bkz. Munteziri, Hz. Fatıma Zehra’nın (s.a) hutbesi ve Fedek Macerası, s. 392.
  48. Es-Süyuti, Celalettin, ed-DurrÜ’l Mensur fi Tefsiri’l Me’sur, c. 4, Kum, Ayetullah Necefi Meraşi Kütüphanesi, 1404, s. 177; Ayrıca, Hasakani, Ubeydullah b. Ahmed, ŞevahidÜ’l Tenzil, Li-KavaidÜ’t -Tafdil, Tahkik: Muhammed Bakır Mahmudi, Tahran, İslami İrşat Bakanlığı baskı ve yayınları, 1411, s. 438–442.
  49. Sahih-i Buhari, c. 4, Darü’l Fikr, Li-Tabae ve’n Neşr ve’t Tavzi, 1401/1981, s. 42.
  50. Sahih-i Buhari, c. 4, Darü’l Fikr, Li-Tabae ve’n Neşr ve’t Tavzi, 1401/1981, s. 210.
  51. Keşfü’l Gumme, c. 1, s. 468; Şehidi, Zindegani Fatıma Zehra, s. 93’den naklen.
  52. Şehidi, Zindegani Fatıma Zehra, s. 94.
  53. Şehidi, Zindegani Fatıma Zehra, s. 94.
  54. Biharü’l Envar, c. 43, s. 84.
  55. Müsned-i Ahmed, c. 1, s. 331; Müsned-i Ahmed, c. 4, s. 107; Müsned-i Ahmed, c. 6, s. 292.
  56. Ahmed b. Hambel, Fazailü’s- Sahabe, c. 2, Tahkik: Vasiullah b. Muhammed Abbas, Mekke, Camietu Ummu Kura, 1403/1983, s. 761.
  57. El-Mustedrek, Ale’s Sahiheyn, 168/3, h. 4730; Usdu’l Gabe, 224/7; El-İsabet, 378/4; Tehzibu’t Tehzib, 469/12 rakam, 2860; Mecmeü’z- Zevaid, 203/9; Zahairü’l Ukba, s. 39; Maktelü’l Hüseyin (a.s) Lil-Harezmî, 52/1, Tezkiretü’l Havas, s. 310; Kifayetü’t- Talib lil-Genci, s. 364; el-Şerefü’l Muayyed, s. 125; Munteheb Fazailü’n- Nebi ve Ehlibeytehu aleyhimü’s-selam mine’s Sihahü’s-Sitte ve gayri huma mine’l Kutubü’l Muteberet inde Ehlisünnet, s. 263’den naklen.
  58. El-Mustedrek, Ale’s Sahiheyn, 170/3, h. 4740; Sahihi Müslim, 57/5; Usdü’l Gabe, 223/7 rakam, 7175, Munteheb Fazailü’n- Nebi ve Ehlibeytehu aleyhimu’s selam mine’s Sihahu’s Sitte ve gayri huma mine’l Kutubu’l Muteberet inde Ehlisünnet, s. 265’den naklen.
  59. Kuleyni, Usul-i Kâfi, c. 1, babı Mevludu Zehra, Tahran, el-Mektebetü’l İslamiyye, 1388, s. 381–382.
  60. Şafii, Şahrudi, Silsile mevzuat el-Gadir Allame Emini, c. 8 (Sıddıka-i Tahire, Fatıma Zehra) s. 78–85.
  61. Şafii, Şahrudi, Silsile mevzuat el-Gadir Allame Emini, c. 8 (Sıddıka-i Tahire, Fatıma Zehra) s. 82–83.
  62. Amuli, Rencha-i Hz. Zehra, s. 86.
  63. Amuli, Rencha-i Hz. Zehra, s. 100 (Kâfi, s. 240’dan naklen), Hz. Fatıma’nın Mushaf’ı hakkında Bkz. Amuli, Rencha-i Hz. Zehra, s. 97–109.
  64. Rızvani, Fatıma Zehra Mazlume-i Tarih, s. 72, 74, 76, 106, 118 ve 119. Daha fazla bilgi için; Mehdi Hasaniyan Kummi’nin eseri Zahmi Hurşit, kitabına müracaat edilsin.
  65. Seyyid Rıza Celal Hüseyni, Tedvinus Sunneti veş Şeria, s.67
  66. Es’ad Abud, Sahifetuz Zehra (Selamullahi Aleyha) s.65-85
  67. Maruful Haseni; Seyyid Haşim, Siyretul Eimmetil İsna Aşer c.1, s.98-99
  68. Muhammed Bakır Meclisi, Biharul Envar c.26, s.83-84
  69. Aynı Kaynak s.38-93
  70. Aynı Kaynak, s.34
  71. Aynı Kaynak, s.14
  72. Aynı Kaynak, s.44
  73. Seyyid Muhammed Rıza Hüseyni Celali; Tedvinus Sunneti veş Şeria, s.77
  74. Biharul Envar, c.26, s.73
  75. Biharul Envar, c.26, s.44
  76. Biharul Envar, c.26, s.41-42-94
  77. Biharul Envar, c.26, s.93
  78. Biharul Envar, c.26, s.44-84
  79. Biharul Envar, c.26, s.24
  80. Al-i İmran, 42,43,54
  81. Kasas, 7
  82. Biharul Envar, c.26, s.66-79
  83. A’yanuş Şia, c.1, s.314-513
  84. Biharul Envar, c.26, s.83-84
  85. Es’ad Abud ve Cevad İsfehani Kayyumi “Sahifetuz Zehra Selamullahi Aleyha”
  1. زوّجتکِ أقدم الاُمة اسلاماً
  2. انی انتظربها القضاء
  3. Ayrıca Medine yakınlarında bulunan bir köyün adıdır
  4. miras burada genel anlamındadır. Genel anlamda miras, babasından çocuğuna kalan şeylere denir, hatta babası hayatta olsa bile.
  5. وَاٰتِ ذَا الْقُرْبٰى حَقَّهُ
  6. Bazı rivayetlerde bu tesbihatın sayısı daha farklı bir şekilde zikredilmiştir. Burada yazılan, meşhur fetva esasına göredir.
  7. ان الله یغضب لغضبک ویرضی لرضاک
  8. Elbette bu rivayetler ile Mushaf’ın Resulullah’ın (s.a.a) imlası olduğunu bildiren rivayetler arasında bir nevi uyumsuzluk göze çarpmaktadır. O rivayetler Mushaf’ın yazılış zamanını Resulullah’ın (s.a.a) hayatı dönemi olarak beyan etmiştir, bu rivayetler ise Resulullah’ın (s.a.a) vefatından sonrası olarak beyan etmektedir. Bu uyumsuzluğun giderilmesi için birçok yollar sunulmuştur: Birinci kısımdaki rivayetlerde geçen “Allah Resulü” ibaresinden maksat Allah’ın elçisidir, Peygamberi değil. Dolayısıyla bunu Allah’ın herhangi bir meleğine de tatbik etmek mümkündür. (Seyyid Muhsin Emin; A’yanuş Şia, c.1, s.311) bazı âlimler bu cevabı eleştirerek şöyle demişlerdir: Bu yorum güzel görünse de ancak “Resulullah” kelimesinin kullanıldığı yerlerle uyumlu değildir. Çünkü “Resulullah” kavramı İslami metinlerde genel olarak “Allah’ın peygamberi” anlamında kullanılmıştır, mutlak olarak her elçi anlamında değil. İkinci olarak, Hz. Fatıma’nın (s.a) iki Mushaf’ı vardı denilebilir. O Mushaf’tan biri Resul-i Ekrem’in (s.a.a) beyanlarını içermekteydi, diğeri ise Cebrail’in (s.a) (Hz. Fatıma ile) sözlerinin neticesidir. (Seyyid Muhsin Emin; A’yanuş Şia, c.1, s.314) bu yorumun cevabı ise şudur; rivayetler bir Mushaf’tan söz etmişlerdir iki Mushaf’tan değil.

Bibliyografi

  • Kur’an-ı Kerim, Tercüme: Muhammed Mehdi Fuladvend, Tahran: neşri Daru’l Kuran-ı Kerim, 1376.
  • İbn Hambel, Ahmed, Müsned-i Ahmed, c. 1-6, Beyrut, Daru Sadır.
  • İbn Tayfur, Ebu’l Fadl Ahmed b. Ebu Tahir, Belagatü’n-Nisa, Tahkik: Yusuf el-Bakai, Beyrut, Daru’l İza, 1420/1999.
  • Ahmed b. Ebu Yakup (İbn Vazıh Yakubui), Tarih Yakubi, c. 1, tercüme, Muhammed İbrahim Ayeti, Tahran, İlmi ve Ferhengi intişar şirketi, c. 8, 1378.
  • Erbili, Ebü’l Hasan, Ali b. İsa b. Ebü’l Fetih, Keşfü’l Gumme fi Marifeti’l Eimme, c. 1-2, Merkezü’t-Tabaatu ve’n Neşr lil-Mecmeü’l Alemi li-Ehli Beyt (a.s), Kum, 1426.
  • Es-Saduk, Maani’l Ahbar, Tashih ve Talik, Ali Ekber el-Gaffari, Kum, müessesi en-Neşrü’l İslamiyye, 1379.
  • Et-Tusi, el-Emali, tahkik ve talik, Behrad el-Caferi, Ali Ekber el-Gaffari, Tahran, Darü’l Kutubü’l İslamiyye, 1380.
  • Ayeti, Muhammed İbrahim, Çekide-i Tarih Peygamber İslam (s.a.a), (Ebu’l Kasım Gürcü’nün çabalarıyla, telhis: Cafer Şeriatmedari), Meşhed/Tahran, Bonyad Pejuheşhayi İslami Astan-i Kuds-i Rezevi ve Sazman Mütalaa ve tedvin kutub İnsani Danişkahha, 1378.
  • Hasaniyan Kummi, Mehdi, Zahmi Hurşit (Kaveş der zindegiyi Hz. Zehra (s.a) Tahran, intişar Emir Kebir, 1379.
  • Resuli Mehellati, Seyyid Haşim, Zindeganiyi Hz. Fatıma (s.a) ve doğteran An Hazret, Tahran, defter neşri Ferhengi İslami, 8. Baskı, 1379.
  • Rızvani, Ali Asker, Fatıma Zehra Mazlume-i Tarih, Kum, intişar Subhu Umid Yaran, 1389.
  • Şafii, Şahrudi, Muhammed Hasan, Silsile Mevzuat el-Gadir Allame Emini, c. 8 (Sıddıka-ı Tahire Fatıma Zehra), Kum, Müessese Miras Nübüvvet, 1389 ş./1432 k.
  • Şehidi, Seyyid Cafer, Zindegani Fatıma Zehra (s.a), Tahran, defter neşir Ferhengi İslami, 1363.
  • Amuli, Seyyid Cafer Murtaza, Renchayı Hz. Zehra (s.a), Tercüme, Muhammed Sipehri, Kum, İntişar Tehzib, 3. Baskı, 1382.
  • Kazvini, Seyyid Muhammed Kazım, Fatımatü’z-Zehra ez veladet ta şehadet, tercüme: Ali Keremi, Kum, Neşri Murtaza, 3. Baskı, 1380.
  • Kuleyni, Muhammed b. Yakup, Usul-i Kâfi, Beyrut, Darü’t-Taarif lil-Metbuat, 1419.
  • Meclisi, Muhammed Bakır, Biharü’l Envar, c. 43, Beyrut, Daru İhyaü’t-Turasu’l Arabi, 1403/1983.
  • Mukaddesi, Yadullah, Baz Pejuhi Tarih veladet ve şehadet Masuman (a.s), Kum, Pejuheşgah Ulum ve Ferheng İslami, 1391.
  • Muntehab Fazailü’n-Nebi ve Ehli Beytehu aleyhimü’s-selam mine’s Sihahi’s-Sitte ve gayri hima mine’l Kutubü’l Mutebere inde Ehlisünnet, İntihab ve tahkik: Merkez el-Gadir lil-Diraseti’l İslamiyye, Beyrut, el-Gadir, 1423.
  • Munteziri, Hüseyin Ali, Hz. Fatıma Zehra’nın (s.a) hutbesi ve Fedek Macerası, Tahran, Müessesi Ferheng Hordeva, 1387.