Mikdad bin Esved

WikiShia sitesinden
(Mikdad sayfasından yönlendirildi)
Şuraya atla: kullan, ara
Mikdâd b. Amr
Tam İsmi Mikdâd b. Amr b. Sa‘lebe el-Kindî el-Behrânî
Konumu Sahâbî
Doğum Tarihi Hicretten 37 yıl önce
Ölüm Tarihi hicrî 33/milâdî 653
Defnedildiği Yer Baki Mezarlığı, Medine
Ün ve Şöhreti Hz. Muhammed'in (s.a.a) seçkin sahabesi, ilk Müslümanlardan ve Hz. Ali'nin (a.s) Şiîlerinden oluşu
Katıldığı Savaşlar Hz. Peygamberin (s.a.a) tüm savaşları

Mikdâd b. Esved diye meşhur olan Mikdâd b. Amr (Arapça: المقداد بن عمرو) Hz. Resulullah’ın (s.a.a) ileri gelen ashabından, İmam Ali’nin (a.s) ilk Şialarından ve Hz. Peygamberin tüm savaşlarına katılan büyük sahabelerden biridir. Hz. Mikdâd (r.a), Hz. Peygamber Efendimizin (s.a.a) 4 kişi hakkında buyurduğu hadiste geçen sevilmesi gereken kişilerden biridir.

Nesebi, Doğumu ve Ölümü

Hz. Resulullah (s.a.a) şöyle buyurmuştur:
“Allah, bana kendisinin de sevdiği dört kişiyi sevmem için emirde bulundu: Ali, Mikdâd, Ebû Zer ve Selmân.”

El-Gadir, c. 9, s. 117.

Mikdâd b. Esved diye ünlenen Mikdâd bin Amr bin Sa’lebe (Hicretten 37 yıl önce- hicrî 33) Medine yakınlarında vefat etmiş ve Medine’ye getirilerek orada defnedilmiştir.[1]

Cahiliyet döneminde Hadramut’ta sakin olan Mikdâd, orada yaşanan düşmanlıktan dolayı Mekke’ye kaçmış ve orada Abdüyegûs’ün evlatlığı olmuştur. Bundan dolayı kendisine Mikdâd bin Esved demeye başlamışlardır. Ancak: ادْعُوهُمْ لِآبَائِهِمْ ; “Onları (evlat edindiklerinizi) babalarına nispet ederek çağırın”(Ahzâb/5) ayeti kerimesi nazil olduktan sonra Mikdâd bin Amr olarak anılmaya başlanmıştır.[2]

Hz. Resulullah Dönemi (s.a.a)

Mikdâd, Hz. Resulullah’ın (s.a.a) kahraman sahabelerinden ve Müslümanlıklarını izhar eden ilk 7 kişiden biridir.[3]

Habeşistan'a hicret eden üçüncü grup Müslümanlardandır. Hz. Peygamber Efendimiz (s.a.a) hicret etmeden önce Mekke’ye dönmüş ve Mekke’den Medine’ye hicret etmiştir. Hz. Resulullah’ın (s.a.a) Bedir gazvesi dahil tüm savaşlarına katılmıştır.[4]

Hz. Resulullah (s.a.a) şöyle buyurmuştur: Allah, beni kendisinin de sevdiği dört kişiyi sevmem için emirde bulundu: Ali, Mikdâd, Ebû Zer ve Selmân.”[5]

Mikdâd, Selman, Ammar ve Ebu Zer Hz. Peygamber Efendimizin (s.a.a) zamanında ilk Şîalar olarak tanınmışlardır.[6]

Osman Zamanında

Ünlü tarihçi Yakubi şöyle yazmaktadır: “Bazılarının rivayet ettiğine göre Osman, biati gerçekleşen o gün yatsı namazı için geç saatlerde önünde mum yaktıkları halde dışarı çıktı. Mikdâd bin Amr onunla karşılaştı ve ona şöyle dedi: “Bu bidat de nedir?”[7]

Yakûbî devamında şöyle yazmaktadır: “Bazı insanlar Ali bin Ebu Talib’i (a.s) kabul etmiş ve Osman’a kötü sözler söylüyorlardı. Birisinden rivayet edildiğine göre o kişi şöyle diyordu: ‘Allah Resulünün (s.a.a) mescidinde oturmuştum birden dizleri üzerine oturmuş ve sanki dünyalar onunmuş ve kaybetmiş gibi sızlanarak şöyle diyen birini gördüm:

“Kureyş’e hayret doğrusu! Hilafeti Peygamberin Ehlibeytinden aldılar. Oysa onlar ilk müminler, Peygamberin amca oğlu, insanların en bilgilisi, Allah’ın dininde en fakih olan, İslam yolunda en çok güçlük çeken, yolu en iyi tanıyan, sıratı müstakime herkesten daha iyi hidayet edicidir. Allah’a ant olsun ki tahir (temiz) ve pak olan, hidayet edici ve hidayet bulmuşlardan hilafeti çaldılar. Ne ümmetin maslahatını ne de gidişatta doğru ve hak olanı istediler. Lakin onlar dünyayı ahirete tercih ettiler. Öyleyse zalimler topluluğunun canı cehenneme, helak olsunlar.”

Sonra ikisine doğru yaklaştım ve şöyle dedim:

— Allah sana rahmet etsin, sen kimsin ve bu adam kim?

— Dedi ki: Ben, Mikdâd bin Amr'ım ve bu da Ali bin Ebu Talip’tir.

— Dedim ki: “Bu iş için kıyam etmez misiniz? Ben de sizinle kıyam edeyim.

— Dedi ki: Ey benim kardeşimin oğlu! Bu iş için bir veya iki kişi yeterli değildir.

Sonra dışarı çıktım. Dışarıda Ebû Zer’i gördüm ve olayı ona anlattım. O da şöyle dedi: “Mikdâd kardeşim doğru söylemiş.” Sonra Abdullah bin Mesud’un yanına gittim ve durumu ona da anlattım. O da şöyle dedi: “Bize de söylendi ve bizler bir kusur da bulunmadık.”[8]

Kaynakça

  1. el-Emîn, A'yânü’ş-Şîa,, c. 10, s. 134; Belâzürî, Ensâbü’l-Eşrâf, c. 1, s. 204; Ziriklî, el-A'lâm, c. 7, s. 282.
  2. Ziriklî, el-A'lâm, c. 7, s. 282.
  3. Ziriklî, el-A'lâm, c. 7, s. 282.
  4. Belâzürî, Ensâbü’l-Eşrâf, c. 1, s. 205.
  5. Ziriklî, el-A'lâm, c. 7, s. 282.
  6. Nevbahtî, Fıraķu’ş-Şîa, s. 18; Şehâbî, Edvar Fıkh,, c. 2, s. 282.
  7. Yakûbî, Târîhu’l-Ya'kûbî, c. 2, s. 54.
  8. Yakûbî, Târîhu’l-Ya'kûbî, c. 2, s. 54, 55.

Bibliyografi

  • el-Emîn, Seyyid Muhsin, A'yânü’ş-Şîa, tahkik ve tahric: Hasan el-Emîn, , Beyrut, Daru’t-Taarif, m. 1983.
  • el-Emînî, Abdülhüseyin Şerefüddin, el-Gadîr fi'l-kitâbi ve's-sünne ve'l-edeb, c. 9, Beyrut, Dârü'l-Kütübi'l-Arabî, m. 1977.
  • el-Belâzürî, Ahmed b. Yahyâ, Ensâbü’l-Eşrâf, tahkik: Muhammed Hamîdullah, Mısır, Dârü'l-Maârif, m. 1959.
  • ez-Ziriklî, Muhammed Hayrüddîn , el-A'lâm, c. 7, Dârü'l-İlm lil Melâyîn, m. 1980.
  • Şehâbî, Mahmut, Edvar Fıkıh, Tahran, Vezarat Ferheng ve İrşad İslami, ş. 1366.
  • en-Nevbahtî, Hasan b. Mûsâ, Fıraķu’ş-Şîa, Beyrut, Dârü'l-Evda, m. 1984.
  • Yakûbî, Ahmed b. Ebî Ya‘kūb İshâk, Târîhu’l-Ya'kûbî, tercüme: Muhammed İbrahim Ayeti, Tahran, ikinci baskı, ş. 1391.