Ebu Zer Gifari

WikiShia sitesinden
(Ebu Zer sayfasından yönlendirildi)
Şuraya atla: kullan, ara
Ebu Zer Gifari
Example alt text
Tam İsmi Ebû Zer Cündeb b. Cünâde b. Süfyân el-Gıfârî
Lakabı Ebû Zer Gıfârî
Künyesi Ebû Zer
Konumu Sahabe
Doğum Tarihi Doğum târihi net olarak bilinmemektedir
Doğum Yeri Hicaz
Ölüm Tarihi h.32/653
Defnedildiği Yer Rebeze
Ün ve Şöhreti Hz. Peygamberin (s.a.a) seçkin sahabesinden ve Hz. Ali'nin (a.s) Şiî'lerinden oluşu
Özelliği Üç halifeye şiddetli itirazları, Sakife'ye karşı çıkması, Ebû Bekir'e biat etmeyişi...

Hz. Resûlullah (s.a.a) şöyle buyurmuştur:
“Allah, bana kendisinin de sevdiği dört kişiyi sevmem için emirde bulundu: Ali, Mikdad, Ebû Zer ve Selman.”

El-Gadir, c. 9, s. 117.

Hz. Ali (a.s) Rebeze’ye sürgün edilirken Ebû Zer’e şöyle buyurmuştur:
“Ey Ebû Zer! Sen Allah için kızdın. Kendisi için gazaplandığın kimseye ümit bağla. Bu kavim dünyaları için senden korktu. Sen de dinin için onlardan korktun. Senden korktukları şeyi onlara bırak, onlardan korktuğun şey için de onlardan kaç. Onları menettiğin şeye ne kadar da muhtaçtırlar, sen ise menettikleri şeyden tamamen müstağnisin (kendi varlığıyla yetinip başkasına muhtaç olmayan). Yarın kimin kazandığını, kimin daha çok gıpta edildiğini bileceksin. Gökler ve yerler bir kula kapansa, eğer o kul Allah’tan sakındıysa, Allah ona bir çıkış yolu bağışlar. Sana ancak hak arkadaş olur, senden yalnız batıl kaçar. Onların dünyalarını kabul etseydin, seni severlerdi; dünyadan bir şey alsaydın, sana aman verirlerdi (seni rahat bırakırlardı).”

Nehcü'l-Belağa, 130. hutbe.

Ebû Zer Gıfârî diye bilinen Cündeb b. Cünâde b. Süfyân el-Gıfârî (Arapça: جُندب بن جُناده بن سفیان الغِفاری), Hz. Resulullah’ın büyük sahabe’lerinden, İmam Ali’nin en yakın yârenlerinden ve tarihte bilinen ilk Şiilerdendir. Ebû Zer, Hz. Peygamber (s.a.a) ve Ehlibeytin sadık muhiplerinden, Şia ve Ehlisünnet yanında fazilet, erdem ve menkıbe sahibi, Rical âlimleri (bilginleri) yanında ise “Erkan-ı Erbaa”dan biridir. Üçüncü halifenin akrabalarını kayırması ve beytülmâlı haksızca kendi tayfası (yanında bulunan yardakçılar, koşuntu) arasında paylaştırması üzerine halifeye itirazlarını arttırmış bu da onun önce Şam’a sonra Rebeze çölüne sürgün edilmesine neden olmuştur. Sonunda Rebeze çölünde hayatını kaybetmiştir.

Doğumu, Nesebi ve Zahirî Sıfatları

Ebû Zer, İslam’dan yirmi yıl önce asil Arap kabilelerinden biri olan “Gifr” kabilesinde dünyaya geldi.[1] Babası “Cünâde” Gıfâr tayfasından, annesi “Remle binti Vakîa” de Benî Gıfâr bin Melil kabilesindendir.[2] Tarihçiler Ebû Zer’in babasının ismi konusunda ihtilaf etmiş Yezîd, Cündeb (Cundub), Işreke, Abdullah ve Seken gibi isimleri zikretmişlerdir.[3]

İbn Hacer Askalani şöyle yazmaktadır: “Ebû Zer, uzun boylu, buğday tenli ve zayıf bir bedene sahipti.[4] İbn Sa’d ise uzun boylu, saç ve sakalının ak olduğunu yazmıştır.[5] Zehebî ise şöyle yazmaktadır: “Ebû Zer, güçlü ve iri bir bedene ve sık sakala sahipti.[6]

İsim ve Lakapları

Oğlu “Zer”den dolayı ona Ebû Zer künyesi verilmiştir ve genellikle herkesin yanında bu isimle tanınmaktadır, ancak gerçek ismi hakkında ihtilaf vardır. Tarihî kitaplarda Ebû Zer için “Bedir bin Cündeb (Cundub)”, “Berir bin Abdullah”, “Berir bin Cünâde ”, “Berir bin Işrake”, “Cündeb bin Abdullah”, “Cündeb bin Seken” ve “Yezid bin Cünâde” gibi isimler zikredilmiştir.[7] Ancak öyle anlaşılıyor ki “Cündeb bin Yezîd” ismi en doğru ve en meşhur olanıdır.[8]

Eş ve Çocukları

Kaynakların belirttiğine göre Ebû Zer’in “Zer” adlı bir çocuğu olmuş ve Kuleynî, “Zer”in vefatı babıyla bu konuda bir rivayet nakletmiştir.[9] Eşi de “Ümmü Zer” diye bilinmekteydi.[10]

İslam ve Müslümanlığı

Ebû Zer, İslam’ın öncü ve ilklerindendir.[11] Bazı araştırmacıların naklettiğine göre Ebû Zer, İslam’dan önce de tek tanrılı inanca sahip biri olarak tanınmakta ve Hz. Resulullah’ın (s.a.a) peygamberliğinden üç yıl önce Allah’a tapmaktaydı.[12] İbn Habîb el-Bağdâdî, Ebû Zer’i cahiliyet döneminde şarap ve ezlâm’ı haram bilen kişilerden saymaktadır.[13] İslam’ın doğuşuyla Hz. Peygambere (s.a.a) iman eden ilk kişilerdendir.
Nakledildiğine göre Ebû Zer şöyle demiştir: “Ben, Resulullah’ın yanına giderek ona şöyle diyen dördüncü kişiyim: “Selam sana olsun ey Allah’ın Resulü! Tanıklık ediyorum ki Allah’tan başka ilah yoktur ve tanıklık ediyorum ki Muhammed Onun kulu ve elçisidir. Sonra Resulullah’ın çehresindeki mutluluğu gördüm.”[14]

İbn Abbas, Ebû Zer’in Müslümanlığı hakkında şöyle demiştir: “Ebû Zer, Peygamberin Mekke’de ortaya çıktığını duyunca, kardeşi Üneys’e şöyle dedi: ‘O topraklara git ve göklerden kendisine haberlerin indiğini tahmin ettiğim kişiden bana haber getir. Konuşmalarına kulak ver ve yanıma gel.” Ebû Zer’in kardeşi Mekke’ye gider ve Hz. Peygamberin (s.a.a) konuşmalarını dinleyerek kardeşinin yanına geri döner. Sonra Ebû Zer Mekke’ye giderek Hz. Resulullah’ı araştırmaya koyulur. Ebû Zer şöyle diyor: “Sabah olduğunda İmam Ali ile birlikte Peygamberin evinin yolunu tuttuk.”.[15]

Ebû Zer’in Müslüman oluşu Şiî rivayetlerde daha farklı bir şekilde nakledilmiştir. Kuleyni, İmam Cafer Sadık’tan (a.s) Ebû Zer’in Müslüman oluşunu hayranlık uyandırıcı bir şekilde nakletmiştir.[16]

Ebû Zer’in Fazilet ve Menkıbesi

Hz. Fahri Kâinat Efendimiz Ebû Zer’e şöyle demiştir: “Selam ey Ebû Zer! Sen biz Ehlibeyttensin.”[17] Yine başka bir yerde şöyle buyurmuştur: “Ebû Zer’den daha doğru ve düzgün sözlü hiç bir kimseyi, ne yeryüzü barındırmış ne de gök kubbe gölgelemiştir.”[18] Efendimiz başka bir yerde Ebû Zer’i züht ve takvada Hz. İsa bin Meryem’e benzetmiştir.[19]

İmam Ali’ye (a.s) Ebû Zer’i sorduklarında Efendimiz şöyle buyurmuştur: “Ebû Zer, insanların kendisinden aciz oldukları ilme sahiptir, bir şey eksilmeden ona dayanmıştır.”[20] İmam Ali (a.s) Ebu Zer’i cennetin kendisine iştiyak duyduğu kişilerden saymaktadır.”[21]

İmam bakır (a.s) şöyle buyurmuştur: “Resulullah’tan (s.a.a) sonra üç kişi dışında herkes mürtet oldu: Selman, Ebû Zer ve Mikdad. Ammar’da tereddüt oluşmuş ancak o da (onlara) dönmüştür.”[22]

İmam Sadık (a.s) Ebû Zer’in ibadeti hakkında şöyle buyurmuştur: “Ebû Zer’in en çok yaptığı ibadet tefekkür etmekti...Allah korkusundan o kadar çok ağlamıştı ki gözleri yaralanmıştı.”[23] İmam Sâdık (a.s) başka bir yerde ise şöyle buyurmuştur: “Ebû Zer dedi ki: ben, insanların düşman olduğu ölüm, fakirlik ve belayı seviyorum. İmam devamında şöyle buyurmuştur: Ebû Zer’in maksadı şudur: Allah’a ibadet, günah işlerken yaşamaktan; Allah’a ibadet ederken belaya düşmek, Allah’a itaatsizlikten; Allah’a itaat ederken fakirlik çekmek, Allah’a günah işlerken ihtiyaçsızlıktan daha üstündür.”[24]
Ebû Zer el-Gıfârî şîa kaynaklarında, Selmân, Mikdâd ve Ammâr’la birlikte İslam’ın dört ileri gelenlerinden biri sayılmıştır.[25] Şeyh Müfid’in, İmam Kazım’dan (a.s) naklettiği bir rivayette ‘kıyamet günü nida edici ahitlerini bozmayan Resulullah’ın havarileri nerededir? Diye nida edecek.’ Bunun üzerine , Selmân, Mikdâd, Ebû Zer yerlerinden kalkacaklardır.[26]

Ağa Bozorg Tahranî, Ebû Zer’in yaşamı ve faziletleri hakkında Ebû Mansûr Zafer bin Hamdûn Badrai’nin[27] kaleme aldığı “Ahbar-i Ebû Zer” ve Şeyh Sadûk’un[28] yazdığı “Ahbâr Ebû Zer el-Gıfârî ve Fezâilühu” adlı iki kitabı nakletmiştir.

Seyyid Alihan el-Medenî, Ebû Zer hakkında şöyle yazmıştır: “Kendisi büyük âlimlerden ve yüce zahitlerden biridir. Yılda dört yüz dinar bağışta bulunur ve bir şey biriktirmezdi.[29]

Bahrü'l-ulûm, Ebû Zer’in seyyidü'l-mürselîn’in (Peygamberlerin efendisi) metodunda hareket eden Havarilerden biri olduğunu ileri sürmüş; Ehlibeytin menkıbelerini zikretmekte ve düşmanlarının yanlışlık ve kötülüklerini açıklamakta çok zorlu ve sert olduğunu belirtmiştir.[30] Ebu Naim İsfahani de şöyle yazmaktadır: “Ebû Zer, İslam Peygamberine hizmet eder, usulleri öğrenir ve onların dışındakileri atardı… Faizi İslam’dan ve ilahî hükümler nazil olmadan terk edenlerdendi. Kınayıcıların kınaması onu alt edememiş, yönetici ve iktidar sahiplerinin gücü onu yıldırmamış ve alçaltamamıştır.[31]

İmam Ali (a.s) ile Olan Dostluk ve Yakınlığı

Erbilî kitabında, Ebû Zer’in Hz. Ali’yi (a.s) kendisine vasi olarak belirlediğini ve şöyle dediğini nakletmiştir: “Allah’a yemin ederim ki ben, Müminlerin Emirine hak üzere vasiyet ettim. Allah’a andolsun ki her ne kadar sizden ayrılsa ve hilafet hakkı gasp edilse de onda sükûnet ve huzur vardır.[32] İbn Ebü’l-Hadîd Mutezilî, de şöyle demektedir: “Ebû Zer, Rebeze’de İbn Râfi’ye ‘yakında bir fitne çıkacak, Allah’tan korkun ve Ali bin Ebu Talib’i destekleyin’ demiştir.[33] Ebû Zer’in Hz. Ali’ye (a.s) bağlılık ve sevgisi o kadar çoktur ki hatta gece gizlice defnedilen Hz. Fatıma’nın (s.a) cenaze merasimine katılmıştır.[34]

Halifeler Zamanında

Ebû Zer, İmam Ali’nin (a.s) velayetini savunmak için Ebu Bekir’e ilk günlerde biat etmemiştir.[35]

İkinci halife Ömer’in döneminde, Ömer’in Hz. Peygamber Efendimizin (s.a.a) hadislerinin yazılmasına yönelik getirdiği yasağa uymamış ve şöyle demiştir: “Vallahi, ağzıma kılıç dayasalar da Resulullah’ın (s.a.a) hadislerini nakledeceğim. Kılıcın keskinliğini, Resulullah’ın hadislerini terk etmeye (ve nakletmemeye) tercih ederim.”[36] Ebû Zer, Hz. Peygamber Efendimizin (s.a.a) hadislerini naklettiği için birkaç kişi ile beraber Ömer’in emri ile zindana atılmıştır.[37]

Şam’a Sürgün Edilişi

Ebû Zer'in Yaptığı Mescidin Simgesel Görüntüsü

İbn Ebi’l-Hadid’in nakline göre, Ebû Zer’in Şam’a sürgün edilmesinin nedeni, üçüncü halife Osman’ın beytülmal’ı Mervan bin Hakem, Zeyd bin Sabit ve başkaları arasında paylaştırmasına itirazından olduğunu belirtmiştir. İbn Ebü’l-Hadîd şöyle nakletmiştir: “Ebû Zer, cadde ve sokaklarda feryat etmekte ve itiraz etmekteydi. Sonunda Osman, onu Medine’den kovarak Şam’a sürgün etmiştir.[38]

Şam’da da Muaviye’nin İslam’a aykırı davranışlarına itiraz etmekteydi. Bir gün Muâviye, Hz. Ebû Zer’e 300 dinar gönderdi. Ebû Zer, parayı getirene şöyle dedi: “Eğer bu pay benim Beytülmaldan bu yılki hakkım ise şimdiye kadar vermediniz, kabul ederim. Yok eğer hediye ise ona ihtiyacım yoktur.” Sonra parayı geri gönderdi. Muâviye, Dımeşk’te yeşil sarayını yaptırdığında Ebû Zer şöyle dedi: “Ey Muâviye! Eğer bu saray Allah’ın parasından ise hıyanettir ve eğer kendi parandan ise israftır.”

Hz. Ebû Zer (r.a), bu şekilde her zaman Muâviye’ye şöyle derdi: “Allah’a yemin ederim ki benim kabul etmediğim işleri yapıyorsun. Allah’a yemin ederim ki bu işler ne Allah’ın kitabındadır ve ne de Peygamberinin sünnetinde. Ben, sönmekte olan hakkı görüyorum; diriltilmek istenen batılı görüyorum; Yalanlanmakta olan doğruluk ve sadakati görüyorum… yine bir gün böyle konuşunca Muâviye, Ebû Zer’in tutuklanmasını emretti ve Hz. Peygamber efendimizin (s.a.a) en önde gelen büyük sahabesi Hz. Ebû Zer’i Allah ve Peygamberinin düşmanı ilan etti! Ebû Zer de cevaben şöyle buyurdu: “Ben ne Allah’ın ne de Peygamberinin düşmanıyım. Bilakis sen ve senin baban (Ebû Süfyân) Allah ve Peygamberinin düşmanısınız. Görüntüde Müslüman oldunuz, küfür ve inkârınızı kalbinizde gizlediniz. Kesinlikle Peygamber sana lanet etti ve kaç kere doymaman için sana bedduada bulundu.” Muâviye dedi ki: “Ben o dediğin kişi değilim.” Ebû Zer dedi ki: “Hayır, sen o kişisin. Resulullah (s.a.a) bana söyledi. Onun yanına gittiğim sırada şöyle dediğini duydum: ‘Allah’ım ona (Muâviye’ye) lanet et ve onu topraktan başka bir şeyle doyurma.” Bunun üzerine Muâviye Hz. Ebu Zer’in (r.a) hapse atılmasını emretti.[39]

Yine denildiğine göre Hz. Ebû Zer (r.a) Şam’da Hz. Peygamber ve Ehlibeytinin faziletlerini halka anlatırdı. Muâviye, onun toplantı ve Oturumlara girmesine engelleyerek yasak koydu. Sonunda üçüncü halife Osman’a bir mektup yazan Muâviye, Ebû Zer’in halka Hz. Peygamber ve Ehlibeytinin faziletlerini ön plana çıkaran konuşma ve toplantılar yaptığına dair çalışmalarını bildirdi. Bunun üzerine Osman, Muâviye’nin Medine’ye geri gönderilmesini istedi. Böylece Hz. Ebû Zer (r.a), yeniden Medine’ye geri gönderildi.[40]

Ebû Zer Gıfârî'nin Kabri

Rebeze’ye Sürgün Edilişi

Ebû Zer, Medine’de Osman ile görüştü. Halifenin verdiği dinarları kabul etmedi ve halifenin hükumetine yönelik eleştirilerini sürdürdü. Osman da Ebû Zer’in eleştirilerine tahammül edemeyerek onu en kötü bir şekilde Rebeze denen çöle sürgün etti. Hz. Ebû Zer (r.a) ve Osman arasında gerçekleşen konuşmalar ve Rebeze’ye sürgün edilişini konu alan çok sayıda tarihi kitap mevcuttur.[41]

Üçüncü halife Osman, Hz. Ebû Zer’in (r.a) Rebeze’ye sürgün edilişinde kimsenin onunla görüşmemesi, eşlik etmemesi, konuşmaması ve Mervân bin Hakem tarafından Medine’den çıkarılması emrini verdi. Bu şekilde halifenin hışmından korkan hiç kimse onunla görüşüp eşlik etmeye cüret edemedi. İmam Ali (a.s), kardeşi Akil, oğulları Hz. Hasan ve Hz. Hüseyin (a.s) ve Ammâr bin Yâsir (r.a) Ebû Zer’e eşlik ederek onu yolcu ettiler.[42]

Hz. Resulullah (s.a.a) şöyle buyurmuştur:
Ey Ebû Zer! Sen yalnız yaşayacak, yalnız ölecek, yalnız diriltilecek ve yalnız cennete gireceksin. Sana gusül verecek, kefenleyecek ve defnedecek Iraklılar senden dolayı, mutlu olacaklardır.

Tefsiri Kummi, c. 1, s. 295.

Vefatı

Hz. Ebû Zer (r.a), hicretin 32. yılında Zilhicce ayında Osman’ın halifeliği döneminde Rebeze çölünde sürgün hayatı yaşarken vefat etmiştir.[43] İbn Kesîr şöyle yazmaktadır: “Öldüğü sırada eşi ve oğlundan başka yanında kimse yoktu.”[44] Ziriklî ise şöyle yazmaktadır: “Ebû Zer, vefat ettiğinde onu kefenlemek için evinde bir şey yoktu.”[45] Mehrân b. Meymûn şöyle nakletmektedir: “Benim Ebû Zer’in evinde gördüğüm şeyin değeri iki dirhem etmezdi.”[46]

Nakledildiğine göre Ümmü Zer, eşi için ağlayıp şöyle dediğinde: “Sen çölde ölüyorsun ve benim seni kefenleyecek bir örtüm bile yok.” Hz. Ebû Zer (r.a) eşine şöyle dedi: “Ağlama ve mutlu ol. Bir gün içlerinde benimde olduğum bir gruba Hz. Resulullah (s.a.a) şöyle buyurdu: ‘Sizlerden biriniz çölde öleceksiniz, müminlerden oluşan bir cemaat onu defnedecek.’ Şu ana kadar o toplantıda benimle olan herkes şehirlerde ve halkın arasında öldüler. Peygamberin dediği kişi benim.”[47]

Daha sonra Abdullah bin Mesud ve faziletli bir grup (Hücr bin Adiy, Malik Eşter ve Ensar’dan bazıları) tesadüfen oradan geçerken Hz. Ebû Zer’e (r.a) gusül vermiş ve kefenleyerek defnetmişlerdir. Abdullah b. Mes'ûd, Ebû Zer’in (r.a) mukaddes vücuduna cenaze namazı kıldırmıştır.[48] Ya'kûbî’nin naklettiğine göre, Huzeyfe b. Yemân gibi önde gelen sahabeler de defin işlemine katılmıştır.[49]
Tüm tarihi kaynakların naklettiğine göre, Hz. Ebû Zer’in mukaddes kabir şerifleri Rebeze’de bulunmaktadır.[50]

Kaynakça

  1. Ayânü’ş-Şîa, c. 4, s. 225.
  2. El-İstiyab, c. 1, s. 252;İbn Hacer, el-İsâbe, XII, 215; İbnü’l Esîr, Üsdü’l-ğâbe, VI, 96; İbn Abdülber, el-İstî’âb, IV, 1652.
  3. Meşahir Ulemau’l-Emsar, s. 30; es-Sikât, c. 3, s. 55; Takribu’t-Tehzib, c. 2, s. 395.
  4. el-İsâbe fî temyîzi’s-sahâbe, c. 7, s. 107.
  5. et-Tabakatü'l-kübrâ, c. 4, s. 23.
  6. Siyeru A'lâmi’n-Nübelâ, c. 2, s. 47.
  7. Üsdü'l-Gabe, c. 5, s. 186; Tehzîbü'l-Kemâl, c. 33, s. 294; Siyeru A'lâmi’n-Nübelâ, c. 2, s. 49; A'yanu'ş-Şîa, c. 4, s. 225.
  8. El-İstîâb, c. 4, s. 1652.
  9. el-Kâfî, c. 3, s. 25.
  10. Şerh Nehcü’l-Belâğa, c. 15, s. 99.
  11. Tarihu’l-İslam, c. 3, s. 406; İbn Abdülber, el-İstîâb, c. 1, s. 252.
  12. M.Takî et-Tüsterî, Kâmûsü'r-ricâl, c. 11, s. 322.
  13. İbn Habîb, el-Muhabber, s. 237.
  14. el-Müsnedü’s-Sahîh, c. 16, s. 83.
  15. el-İstîâb, c. 4, s. 1654.
  16. el-Kâfî, c. 8, s. 297, 298.
  17. Tûsî, el-Emâlî, s. 525; Mekârimü'l-Ahlâk, s. 256.
  18. Meclisî, Bihârü'l-envâr, c. 22, s. 404.
  19. Bihârü'l-envâr, c. 22, s. 420.
  20. el-İstî‘âb , c. 1, s. 255.
  21. el-Hisâl, s. 303.
  22. el-İhtisâs, s. 10.
  23. el-Hisâl, s. 40 ve 2.
  24. el-Kâfî, c. 8, s. 22.
  25. Ebû Ca'fer et-Tûsî, er-Ricâl, s. 598; Şeyh Müfîd, el-İhtisâs, s. 6, 7.
  26. el-İhtisâs, s. 61.
  27. Ez-Zerie, c. 1, s. 316.
  28. Ez-Zerie, c. 1, s. 317.
  29. Medenî,Ed-Derecatu’r-Rafie, s. 226.
  30. el-Fevâidü’r-ricâliyye, c. 2, s. 49.
  31. Hilyetü’l-Evliyâ, c. 1, s. 156, 157.
  32. Keşfü'l-Gumme, c. 1, s. 353.
  33. Şerh-i Nehcü’l-Belâğa, c. 13, s. 228.
  34. Târîhu’l-Ya'kûbî, c. 2, s. 115.
  35. Ya'kûbî, Târîhu’l-Ya'kûbî, tercüme ayeti, c. 1, s. 524.
  36. et-Tabakatü'l-kübrâ, c. 2, s. 354.
  37. el-Mecrûhîn, c. 1, s. 35.
  38. Şerh-i Nehcü’l-Belâğa, c. 8, s. 256.
  39. İbn Ebü’l-Hadîd, Şerh-i Nehcü’l-Belâğa, tahkik: Muhammed Ebü'l-Fazl İbrahim, c. 8, s. 256, 258; el-Emîn, A'yânü’ş-Şîa, c. 4, s. 237.
  40. A'yânü’ş-Şîa, c. 4, s. 237.
  41. Ya'kûbî, Târîhu’l-Ya'kûbî, tercüme ayeti, c. 1, s. 171, 172; et-Tabakatü'l-kübrâ, c. 4, s. 226, 229; Târîh-i Taberî, c. 3, s. 336.
  42. Mes'ûdî, Mürûcü'z-zeheb, c. 1, s. 698.
  43. Târîh-i Taberî, c. 3, s. 354.
  44. el-Bidâye ve’n-Nihâye, c. 7, s. 185.
  45. el-A'lâm, c. 2, s. 140.
  46. A'yânü’ş-Şîa,, c. 4, s. 229.
  47. A'yânü’ş-Şîa, c. 4, s. 241.
  48. el-İstî‘âb fî ma'rifeti’l-ashâb, c. 1, s. 251; Halîfe b. Hayyât, et-Tabakat, s. 71; İbn Hibbân, es-Sikât, c. 3, s. 55.
  49. Ya'kûbî, Târîhu’l-Ya'kûbî, tercüme Ayeti, c. 2, s. 68.
  50. Mu'cemü'l-büldân, c. 3, s. 24; Mu'cemü'l-Bahreyn, c. 2, s. 131.

Bibliyografi

  • İbn Ebü’l-Hadîd, Şerh-i Nehcü’l-Belâğa, tercüme: Seyyid Cafer Şehidi, Tahran, İlmi ve Ferhengi, ş. 1377.
  • el-Emîn, Seyyid Muhsin, A'yânü’ş-Şîa, Beyrut, Daru’t-Taarif.
  • el-Emînî, Abdülhüseyin Şerefüddin, el-Gadîr fi'l-kitâbi ve's-sünne ve'l-edeb, c. 9, Beyrut, Daru’l-Kutubu’l-Arabi, m. 1977.
  • İbn Abdülber, Ahmed, el-İstî‘âb fî ma'rifeti’l-ashâb, Beyrut, Daru’l-Ceyl, k. 1412.
  • İbn Hibbân, Muhammed, Meşâhîru 'ulemâ'i’l-emsâr, Daru’l-İfa, k. 1411.
  • İbn Hibbân, Muhammed, es-Sikât, müessese el-Kutubu’s-Sikafiye, k. 1393.
  • İbn Hacer el-Askalânî, Şihâbüddîn Ahmed, Taķrîbi’t-Tehzîb, Beyrut, Daru’l-Kutubu’l-İlmiye, k. 1415.
  • Kuleynî, Muhammed b. Ya‘kûb, el-Kâfî, Tahran, el-Kutubu’l-İslamiye, ş. 1363.
  • İbn Ebü’l-Hadîd, İzzüddîn Abdülhamîd, Şerh-i Nehcü’l-Belâğa, Daru İhya el-Kutubu’l-Arabiye, k. 1378.
  • İbnü'l-Esîr, Ali bin Ahmed, Üsdü’l-Gabe fi Marifeti’s-Sahabe, Beyrut, Daru’l-Kutubu’l-Arabi.
  • el-Mizzî, Yûsuf b. Abdurrahman, Tehzîbü'l-Kemâl, Beyrut, Müessese er-Risalet, k. 1406.
  • Zehebî, Muhammed, Siyeru A'lâmi’n-Nübelâ, Beyrut, müessese er-Risalet, k. 1413.
  • İbn Hacer el-Askalânî, Şihâbüddîn Ahmed, el-İsâbe fî temyîzi’s-sahâbe, Beyrut, Daru’l-Kutubu’l-İlmiye, k. 1415.
  • Zehebî, Muhammed, Târîhu'l-İslâm, Beyrut, Daru’l-Kutubu’l-Arabi, k. 1407.
  • et-Tüsterî, Muhammed Takî, Kâmûsu'r-ricâl, Kum, Camiu Müderrisin, k. 1419.
  • İbn Habîb,Muhammed b. Habîb, el-Muhabber, Matbaat Ed-Daire, k. 1361.
  • İbn Hibbân, Muhammed, el-Müsnedü’s-Sahîh, Beyrut, Müessese er-Risalet, k. 1414.
  • et-Tûsî, Muhammed b. el-Hasen, er-Ricâl, Kum, Camiu Müderrisin, k. 1415.
  • Şeyh Müfîd, Muhammed b. Muhammed, el-İhtisâs, Beyrut, Daru’l-Mufid, k. 1414.
  • Âgâ Büzürg-i Tahrânî, Muhammed Muhsin, ez-Zerîa ilâ Tesânîfi'ş-Şîa, Beyrut, Daru’l-Avda.
  • el-Medenî, Seyyid Alihan, ed-Derecatu’r-Refia, Kum, Basireti, k. 1397.
  • et-Tûsî, Muhammed bin Hasan, el-Emâlî, Kum, Daru’s-Sikafe, k. 1414.
  • Tabersî, Hasan b. Fazl, Mekârimü'l-Ahlâk, Razi, k. 1392.
  • Meclisî, Muhammed Bâkır, Bihâru’l-Envâr, Beyrut, müessese el-Vefa, k. 1403.
  • İbn Bâbeveyh, Muhammed b. Alî, el-Hisâl, Kum, Camiu Müderrisin, k. 1403.
  • Bahrülulûm, Muhammed Mehdî, el-Fevâ'idü’r-Ricâliyye, Tahran, Mektebetu’s-Sadık, ş. 1363.
  • Erbilî, Ali bin İsa, Keşfü'l-Gumme, Beyrut, Daru’l-Avda, k. 1405.
  • Ya'kûbî, Ahmed b. Ebî Ya‘kūb İshâk, Târîhu’l-Ya'kûbî, Beyrut, Daru Sadır.
  • İbn Sa'd, Muhammed, et-Tabakatü'l-kübrâ, Beyrut, Daru Sadır.
  • İbn Hibbân, Muhammed, Kitâbü'l-Mecrûhîn, tahkik: Mahmud İbrahim Zaid, Mekke, Daru’l-Baz.
  • Taberî, Muhammed bin Cerîr, Tarihi Taberî, Beyrut, müessese el-A’lemi, k. 1403.
  • İbn Kesîr, İmâdüddîn İsmâîl, el-Bidâye ve’n-Nihâye, Beyrut, Daru İhya et-Turas el-Arabi, k. 1408.
  • Ziriklî, Muhammed Hayrüddîn , el-A'lâm, Beyrut, Daru’l-İlm, m. 1980.
  • Kummî,Ali b. İbrâhim, Tefsîrü’l-Ķummî, Kum, Müessese Daru’l-Kitab, k. 1404.
  • İbn Hayyât, Halîfe, et-Tabakat, Beyrut, Daru’l-Fikr, k. 1414.
  • el-Hamevî, Yâkût , Mu'cemü'l-büldân, Beyrut, Daru İhya et-Turas el-Arabi, k. 1399.
  • Tureyhi, Fahrettin, Mu'cemü'l-Bahreyn, Vezarat İrşad, ş. 1367.
  • Yakûbî, Ahmed b. Ebî Ya‘kūb İshâk, Târîhu’l-Ya'kûbî, tercüme Muhammed İbrahim Ayeti, Tahran, İlmi ve Ferhengi, 1378.