Bureyr bin Huzeyr

WikiShia sitesinden
Şuraya atla: kullan, ara
Bureyr bin Huzeyr Hamdani
Tam İsmi Bureyr bin Huzeyr Hamdani Mişreki
Doğum Tarihi ve Yeri ? - Kufe
Ölüm - Şehadet Tarihi H. 61, 10 Muharrem (Aşura), Kerbela
Yaşadığı Yer Kufe
Mesleği Kur'an tedrisi ve talimi
Seçkin Rolü İmam Hüseyin'in (a.s) ashabı ve Kerbela vakıasında yer alması
Etkileyenler İmam Ali (a.s), İmam Hasan (a.s) ve Hz. Hüseyin (a.s)
Lakabı Seyyidi'l-Kurra (Karilerin Efendisi)
Dini İslam
Mezhebi Şia
Eserleri El-Kazaya ve'l-Ahkam

Bureyr bin Huzeyr Hamdani Mişreki (Arapça:بُرَیر بن خُضَیر هَمْدانی مِشْرَقی); Kufe mescidinde Kur’an öğretmekle meşgul olan, Kufe’nin tanınmış ve meşhur karilerindendir. O, Peygamberi Ekrem’in (s.a.a) Ehlibeytinin has yârenlerinden ve Şiilerindendir. Tabiinden sayılan Bureyr, İmam Ali (a.s) ve İmam Hüseyin’in (a.s) ashabından ve Kerbela şehitlerindendir. O’nun savaş öncesinde Ömer b. Sa’d, Ebu Harb, Yezit b. Ma’kel ve Kufelilelerle yaptığı mücadele, kelamda ve Hz. Resulü Ekrem’in (s.a.a) Ehlibeytini savunmadaki cesaretini göstermektedir.

Bureyr’in Nesebi

Bureyr bin Huzeyr Hamdani Mişreki, Yemenli Hamdan kabilesinin Mişrek koluna mensuptur ve Kufe’de ikamet etmiştir. Bazı kitaplarda babasının adı yanlışlıkla Husayn olarak kaydedilmiştir; zira Bureyr’in okuduğu bir recezde[1] babasının adı Huzeyr olarak zikredilmiştir. Sire ve Maktel yazarları ondan, Bureyr bin Huzeyr,[2] Bureyir b. Huzayr,[3] Budeyr b. Hafir,[4] Bureyr b. Husayn[5] olmak üzere farklı unvanlarla yâd etmişlerdir. Diğer bazı kitaplar da ise ondan Yezit veya Zeyd b. Husayn adıyla söz edilmiştir.[6]

Bureyr’in Lakabı

Taberi[7] ve İbn Esir[8] onu Seyyidu’l-Kurra (karilerin efendisi) lakabıyla anmışlardır. İbn Babıveyh[9] ve Fettal Nişaburi[10] de onu kendi asrının karilerinin büyüğü olarak yad etmişlerdir.

Bureyr’e Atfedilen Kitap

Mamgani,[11] Bureyr’in konularını Müminlerin emiri İmam Ali (a.s) ve İmam Hasan’dan (a.s) naklettiği el-Kazaya ve’l-Ahkam adında bir eserinin olduğunu zikretmiştir.

Mamgani bu kitabı Şia’nın muteber Usul’ünden saymış, ancak Seyyid Muhsin Emin[12] ve Tusteri[13] bu görüşü ret ederek, bu kitaptan başka bir yerde söz edilmediğini belirtmişlerdir.

Bureyr’in Ahlaki Özellikleri

Bureyr b. Huzeyr zahit, abid, Kufe mescidi büyüklerinden ve karilerinden ve takva ehli bir müfessirdi. O, Hamdan kabilesinin ve Kufe sakinlerinin eşraf ve ileri gelenlerinden sayılmaktaydı.

İmam Hüseyin’in (a.s) Kafilesiyle

Bureyr, İmam Hüseyin’in (a.s) Medine’den Mekke’ye hareketinden haberdar olunca, Kufe’den Mekke’ye doğru yola çıktı ve bir müddet sonra da İmam Hüseyin (a.s) kafilesine katılarak[14] İmam’a Mekke’den Kerbela’ya kadar eşlik etmeye muvaffak oldu.

İmam Hüseyin (a.s) Kerbela’da kalmaya mecbur bırakılınca Bureyr şöyle dedi: “Ey Allah Resulünün (s.a.a) evladı, Allah bize senin önünde savaşarak öldürülmeyi nasip etmekle bize minnet koydu ve ceddinin (s.a.a) kıyamet günü bizim şefaatçimiz olması ne büyük bir saadettir.”[15]

Rivayet edildiğine göre İmam Hüseyin (a.s) ve yarenlerinin kafilesinin Kerbela’ya girişinin, yani Hicri 61 yılının Muharrem ayının ikinci gününde İmam Hüseyin (a.s) bir hutbe okudu. Hutbeden sonra İmam’ın ashabı ayağa kalktı ve her biri İmam’a bağlılıklarını belirten sözler dile getirerek, İmamlarına biatlerini yenilediler. İmam Hüseyin’in (a.s) hutbesinden sonra ayağa kalkan ve konuşma yapanlardan biri de Bureyr’di. Bureyr, Zuheyr’den sonra ayağa kalkarak İmam Hüseyin’e (a.s) şöyle arz etti:

یابن رسول الله(ص) ! لقد منّ الله بک علینا ان نقاتل بین یدیک، تقطّع فیک اعضائنا، ثمّ یکون جدّک شفیعنا یوم القیامة.

“Ey Peygamberin (s.a.a) evladı, andolsun Allah'a, Allah senin varlığınla sana yardım etmek üzere savaşalım, bedenlerimiz senin yolunda parça parça doğransın ve karşılığında da ceddin Resulullah (s.a.a) kıyamet günü bizim şefaatçimiz olsun diye bize minnet koydu.”

Ömer b. Sa’d’la Konuşması

Aşura gecesi İmam Hüseyin (a.s) ashap ve yaranlarını bir araya toplayarak onlara şöyle buyurdu: “… Bilin ki ben bu halkın (Kufeliler) yardımını ummuyorum! Ben kendi yaranlarım ve Ehlibeytimden daha sadık ve vefalı bir kimse bilmiyor ve tanımıyorum! Sizin üzerinizdeki bütün haklarımdan -biatimi üzerinizden kaldırdım- vazgeçiyorum; herkes istediği yere gitmede özgürdür. Şimdi gecedir ve karanlığı sizi çevrelemiştir. Siz de onu yürüyen bir deve edinip (gecenin karanlığından yararlanıp) istediğiniz yere gidin.!”

İmam Hüseyin’in (a.s) konuşmasından sonra, İmam’ın (a.s) ashap ve yaranları birbiri ardınca ayağa kalkıp, sonuna kadar İmam’ı (a.s) destekleyeceklerini vurgulayarak, İmamlarıyla biatlerini yenilediler. Konuşmalar sona erdikten sonra Bureyr, Ömer b. Sa’d’a nasihatte bulunmak için İmam Hüseyin’den (a.s) izin istedi ve İmam’da onun bu isteğini kabul etti.

Bunun üzerine Bureyr, Ömer b. Sa’d’ın yanına gitti, selam vermeden çadırına girdi ve oturdu. Ömer sinirli bir şekilde şöyle dedi: Ey Hamdan’lı kardeşim, seni bana selam vermekten alı koyan şey nedir? Ben Müslüman değil miyim; Allah-ı ve Resulünü tanımıyor muyum ve hak üzere şehadet vermiyor muyum?

Bureyr şöyle dedi:Eğer dediğin gibi Allah ve Resulünü (s.a.a) tanımış olsaydın, Allah Resulünün hanedanını öldürmek için azmetmezdin. Şu anda dalgaları yılanın karnı gibi kıvranan ve Irak’taki hayvanların suyundan içtiği Fırat’ın berrak suyu olduğu halde, Hüseyin b. Ali (a.s) ve (kardeşleri - kadınlar) ailesi susuzluktan ölüyor. Sen onların Fırat suyundan içmelerine mani olduğun halde, Allah ve Resulünü tanıdığını mı düşünüyorsun?

Ömer b. Sa’d bir müddet başını yere eğdikten sonra başını yukarı kaldırdı ve daha sonra şöyle dedi: Ey Bureyr Allah’a yemin olsun ki, onlarla kim savaşırsa ve haklarını gasp ederse ateşte olacaklarına eminim. Fakat Bureyr, Rey ilinin valiliğini başkasına mı versinler? Allah'a yemin olsun ki benim nefsim böyle bir şeyi kabul etmiyor.

Ardından şöyle devam etti: Ubeydullah kendi kavminin yerine beni bu planı uygulamak için görevlendirdi ve ben de şimdi bunu uyguluyorum. Allah'a andolsun ki biliyorum ve şakınım ve iki tehlikeli düşüncem arasında kalmışım; arzuladığım halde Rey’in valiliğini mi bırakayım, yoksa Hüseyin’i (a.s) öldürme günahını boynuma mı alayım? Hüseyin’i (a.s) öldürmekte engellenemeyecek bir ateş (azap) var ve Rey valiliği ise benim gözümün nuru.

Bunun üzerine Bureyr İmam Hüseyin’in (a.s) yanına döndü ve şöyle söyledi: “Ey Allah Resulünün (s.a.a) evladı! Ömer b. Sa’d Rey şehrinin mülkiyeti karşılığında sizi öldürmeye razı olmuş.”

Bureyr’in Ebu Harb İle Mücadelesi

Dahhak b. Abdullah Mişreki şöyle nakletmektedir: Aşura gecesi İmam Hüseyin (a.s) ve ashabı bütün gece uyumadılar ve geceyi Allah’la münacat etmek için namaz ve istiğfarla geçirdiler.

İmam Hüseyin (a.s) Kur’an okuyordu ve şu ayete ulaştı:


Tercüme: “Kâfirler, kendilerine mühlet vermemizin onlar için hayırlı olduğunu sanmasınlar. Onlara, sırf günahlarını artırsınlar diye mühlet veriyoruz. Onlara aşağılayıcı bir azap vardır. Allah, pisleri iyilerden seçmedikçe, müminleri içinde bulunduğunuz bu durumda bırakacak değildir. Allah, sizi gayba da vâkıf kılacak değildir (ki siz bu yolla kimin gerçek mümin olduğunu bilesiniz). Ama Allah, elçileri içinden dilediğini seçer. (Gaybi haberleri ancak ona bildirir.) O hâlde, Allah'a ve elçilerine iman edin. İman edip takvalı olursanız, size büyük bir mükâfat vardır.” (Al-i İmran Suresi, 178 – 179. ayet)

Bu arada düşman askerlerinden bir grup süvari İmam Hüseyin’in (a.s) çadırlarının etrafında devriye atıyorlardı. Süvarilerden birisi İmam Hüseyin’in (a.s) bu ayetleri okuduğunu işitince şöyle bağırdı: “Allah'a andolsun ki bu iyi insanlar sizden ayrılan bizleriz.”

Dahhak b. Abdullah Mişreki şöyle devam ediyor: Ben onu tanıdım ve Bureyr b. Huzeyr’e şöyle dedim: Onun kim olduğunu biliyor musun? Bureyr tanımadığını söyleyince şöyle dedim: O, Ebu Harb Abdullah b. Şehr’dir. Boş işlerle uğraşan, şarlatan ve aynı zamanda korkusuz ve gafil avlayan birisidir. Said b. Kays’ın onu işlediği cinayetten ötürü defalarca hapse attığı olmuştur.”

Bunun üzerine Bureyr b. Huzeyr Abdullah b. Şehr’i muhatap alarak şöyle dedi: "Ey fasık! Allah seni temiz insanlar safında karar kılar mı? Ebu Harb cevabında şöyle dedi: Sen kimsin?

Bureyr: Bureyr b. Huzeyr’im.

Ebu Harb şöyle dedi: Biz Allah'tanız. Bu sözün bana çok ağır geldi. Vallahi sen helak oldun. Ey Bureyr! Allah'a yemin ederim ki sen helak oldun.

Bureyr şöyle dedi: “Ey Ebu Harb! Acaba sen bu büyük günahlarınla birlikte Allah'a tövbe edebilir misin? Allah'a andolsun ki, pak ve temiz olan insanlar biziz, ama siz gerçekten kötü insanlarsınız.”

Ebu Harb şöyle dedi: Ben de bu söze (bu sözünün doğruluğuna) tanıklık edenlerdenim.

Dahhak b. Abdullah şöyle diyor: Ebu Harb'a şöyle dedim: Yazıklar olsun sana! Bunları bilmenin sana neden hiç faydası olmuyor?

Ebu Harb (alaycı bir şekilde) şöyle dedi: Sana feda olayım. Kim Yezid b. Uzra el-Anzi'ye eşlik edebilir? İşte o şimdi benimle birliktedir.

Daha sonra Bureyr şöyle dedi: Allah senin görüşünü çirkin etsin! Sen her hâlükârda sefih ve cahil birisin.

Bunun üzerine Harp yüzünü çevirip bizden uzaklaştı ve Ömer b. Sa’d’ın ordusuna katıldı.

Aşura Sabahında Bureyr

Aşura günü sabahı Bureyr diğer günlerin aksine daha neşeli ve espriliydi. Nakledildiğine göre Bureyr, Aşura günü sabahı Abdurrahman b. Abdurabb Ensari ile mizah ve şakalaşmaya başlayınca Abdurrahman’ın “Allah'a yemin ederim bu saat mizah ve şakalaşma zamanı değildir, demesi üzerine Bureyr ona şu cevabı verdi:

“Ey Kardeşim: Benim kavmim benim ne gençken ne de yaşlılık zamanında mizah ehli olmadığımı çok iyi biliyor; fakat ben en kısa zamanda karşılaşacağımız şeylerden haberdarım. Allah'a yemin ederim, bizimle Huru’l-Ayn’le arasında fasıla, şu karşımızdaki ordunun bize kılıçlarıyla saldıracağı mesafededir. O zamanın şimdi olmasını (hemen gelmesini) çok arzuluyorum.

Kufeliler Karşısındaki Konuşması

Aşura günü sabahının ilk saatlerinde, Ömer b. Sa’d’ın ordusu İmam Hüseyin’in (a.s) çok az sayıdaki ordusuna saldırı hazırlığı yaparken, İmam Hüseyin (aleyhi selam) Kufe ordusuna hücceti tamamlamak için atına binerek, bir grup yaranıyla düşman ordusuna taraf gitti ve bir konuşma yaptı. İmam Hüseyin’in (a.s) konuşmasının ardından Züheyr bin Kayn İmam Hüseyin’den (a.s) konuşma yapmak için izin istedi. İmam’ın izniyle Züheyr’de bir konuşma yaptı.

Bu sırada Bureyr İmam Hüseyin’in (a.s) yanındaydı ve İmam (a.s) ona şöyle buyurdu:

“Ey Bureyr! Bunlarla konuş ve onlara nasihat et.”

Bunun üzerine Bureyr Ömer b. Sa’d’ın ordusunun karşısına geçerek onlara şöyle hitap etti:

“Ey insanlar! Allah halkı diniyle müjdelemek, hidayet ederek kendisine davet etmek ve insanların yolunu aydınlatan yanan bir ışık olması için Muhammed’i (s.a.a) peygamber olarak gönderdi. Bunlar peygamberin evlatlarıdırlar; hangi hakla suyun yolunu onlara kapadınız. Muhammed’in (s.a.a) risaletinin ecri bu mudur? (Onun bu söylemi, Allah Resulünün (s.a.a) risaletinin ecir ve mükâfatının Ehl-i Beyt’e sevgi ve dostluk olduğunu belirten ayete işaret etmektedir.)

Kufeliler karşılık olarak şöyle dediler: “Ey Bureyr! Çok konuştun, bitir sözünü. Vallahi Hüseyin kendisinden önce hiç kimsenin susuz kalmadığı bir şekilde susuz kalacaktır.”

Bureyr sözlerine şöyle devam etti: “Ey insanlar! Muhammedin değerli yükü (emaneti) sizin omuzlarınızdadır ve bunlar Peygamber'in Ehlibeytidirler; o halde onlara nasıl davranacaksınız?”

Kufeliler: “Emir Ubeydullah b. Ziyad’ın Hüseyin (a.s) ve hanedanına egemen olmasını ve Ubeydullah ne isterse onun yapılmasını istiyoruz.”

Bureyr: “İmam Hüseyin (a.s) ve ailesinin geldikleri yere geri dönmesini kabul etmiyor musunuz? Vay halinize ey Kufeliler! Gönderdiğiniz mektupları, verdiğiniz söz ve ahitleri ve Allah’ı şahit tuttuğunuzu unuttunuz mu? Yazıklar olsun size! Peygamberin (s.a.a) Ehlibeyti uğruna can vermeye hazır olduğunuzu zannederek onları davet ettiniz, fakat şimdi Hüseyin (a.s) ve ashabı davetinize olumlu cevap vererek sizlere yardıma koştuğunda onları İbn Ziyad’a mı teslim edeceksiniz ve Fırat suyundan içmelerine engel mi olacaksınız? Resulullah’ın evlatlarına O’ndan sonra ne kadar da kötü davrandınız. Sizlere ne oldu böyle?! Allah Teâla kıyamette sizleri susuz bıraksın. Ne kadar alçak bir ümmetsiniz?!”

Bu sırada düşman ordusundan birisi şöyle dedi: “Ey Bureyr! Neden bahsettiğini bilmiyoruz.”

Bureyr ona şöyle cevap verdi:

“Gerçek yüzünüzü bana gösterip sizleri daha iyi tanımamı sağlayan ve beni aydınlatan Allah’a şükür ediyorum. Allah’ım! Ben bu kavmin yaptıklarından uzağım ve sana sığınıyorum. Allah’ım bu insanların yaptıklarıyla senin karşında hazır olduklarında baş aşağı oluncaya kadar sürekli onlara bela ver ve gazap et.” Bureyr’in sözleri buraya ulaşınca Kufeliler onu oklarıyla hedef aldılar ve Bureyr de kendi safına geri döndü.

Bureyr çok cesur biriydi ve Kerbela meydanında düşman ordusundan savaşmak için kendisine savaşçı talep edenlerin davetini ret etmezdi. Nakledildiğine göre, Bureyr Aşura sabahı kendileriyle savaşma talebinde bulunan Salim ve Yesar’ın (Ziyad bin Ebih ve Ubeydullah b. Ziyad’ın köleleri) davetini kabul etti, ancak İmam Hüseyin (a.s) ona izin vermedi ve onun yerine Abdullah b. Umeyr’i onlara karşı savaşması için gönderdi. Bunun üzerine Yesar şöyle dedi: Seni tanımıyoruz. Benimle savaşmak için Züheyr b. el-Kayn, Habib ya da Bureyr gelsin.[16]

Yezid b. Ma’kel’le Mubahalesi

Aşura günü Ömer b. Sa’d’ın ordusunun içinden Yezit bin Ma’kel adında biri yüksek sesle şöyle seslendi: “Ey Bureyr! Allah’ın size yaptıklarını nasıl değerlendiriyorsun?”

Bureyr şöyle cevap verdi: “Allah’tan kendim için iyilikten başka bir şey ve senin için ise kötülükten başka bir şey görmedim.”

Yezid b. Ma'kel şöyle dedi: “Önceden yalancı değildin şimdi yalan mı söylüyorsun? Hani bir gün Beni Levzan’da (veya Seket b. Dudan’da) seninle birlikte yürüyorduk ve sen; Osman b. Affan’ın kendisine zulmeden biri olduğunu, Muaviye’nin de sapkın ve saptırıcı biri olduğunu! Hidayet ve hakkın imamının ise Ali b. Ebu Talip olduğunu söylemiştin, hatırlıyor musun?"

Bureyr: “Evet; bu sözün doğruluna şahitlik ederim dedi.”

Yezid b. Ma'kel ise “Ben de senin sapıklardan olduğuna tanıklık ediyorum!" dedi.

Bunun üzerine Bureyr, "Mubahale etmeye var mısın? Allah'tan, yalancıya lânet etmesini ve batılda olanı öldürmesini dileyelim! Hadi çık, seninle savaşacağım!" dedi.

Daha sonra Yezid b. Ma'kel’le Bureyr b. Huzeyr ellerini kaldırarak Allah’tan yalancıyı rüsva ve helak etmesi için dua ettiler. Sonra savaşmaya başladılar. İkisi arasında birkaç kılıç darbesi gerçekleşti ve Bureyr kılıcı ile Yezid’in başına ağır bir darbe indirdi. Bureyr’in Yezid'e indirdiği kılıç darbesi o kadar şiddetliydi ki, Yezit'in miğferini yarıp beynine ulaştı ve oracıkta öldü. Bureyr’in kılıcı Yezid’in başında sıkışmıştı ve Bureyr zor bela onu Yezit’in başından çıkardı.[17]

Bureyr’in Savaş Esnasında Okuduğu Recez

Bureyr savaş meydanında şöyle recez (savaş meydanında karşı tarafa gözdağı vermek için okunan şiir vb.) okuyordu:


لیث یروع الأسد عند الزئر انا بریر و ابی خضیر
أضربکم و لا أری من ضیر یعرف فینا الخیر أهل الخیر
و ذلک فعل الخیر فی بریر
Ben Bureyr’im, Huzeyr’in oğlu Aslan gürlediği zaman kimseden korkmaz
İyilik ve hayır ehli bizim iyi niyetliliğimizden haberdardır Sizi öldüreceğim ve bundan ziyan görmeyeceğim
Bureyr’in yaptığı, özgür insanların işidir."

Bureyr düşmana saldırırken bir yandan da şöyle diyordu:

“Müminleri öldürülenler gelin üzerime; Bedir’de öldürülenlerin oğulları gelin bana doğru; gelin üzerime Allah Resulünün (s.a.a) ıtretini öldürenler.”

Şehadeti

Bureyr, Rıza (Rezi) bin Munkiz’le girdiği savaşta onu yere serince, Rezi b. Munkiz yaranlarından yardım istedi ve Ka’b bin Cabir bin Amr Ezdi onun yardımına koştu.

Afif b. Zuheyr (Ömer Sa’d’ın ordusundan) Ka’b’a şöyle seslendi: Yazıklar olsun sana! Kimi öldürmek istediğini biliyor musun? O, camide bize Kur'an öğreten Bureyr b. Huzeyr'dir. Ancak Ka’b onun sözlerini önemsemedi ve mızrağıyla Bureyr’e saldırarak onu şehit etti.

Bureyr’in katili Ka’b bin Cabir’in eşi veya kız kardeşi Ka’b’a şöyle dedi: Yazıklar olsun sana! Fatıma’nın (s.a) oğluna karşı savaşanlara yardım ettin ve Kur'an karilerinin efendisini öldürdün! Şüphesiz ki sen çok kötü bir iş yaptın. Allah’a andolsun bundan böyle seninle bir kelime dahi konuşmayacağım.[18] Diğer bazı kaynaklarda ise, Bureyr’in savaş meydanına gittiği ve düşman ordusundan otuz kişiyi öldürdükten sonra Buceyr bin Evs Dabi tarafından şehit edildiği nakledilmektedir.[19]

Ayrıca bakınız

Kaynakça

  1. Bakınız: İbn Babıveyh, s. 137.
  2. El-Kamil fi’t-Tarih, c. 4, s. 65; Maktelu’l-Hüseyin, Harezmi, c. 2, s. 14; Maktelu’l-Hüseyin, Kaşifu’l-Kıta, s. 41.
  3. Tarihi Taberi, c. 4, s. 321; el-Futuh, c. 5, s. 181.
  4. Biharu’l-Envar, c. 44, s. 320.
  5. Ensaru’l-Hüseyin, Şemsuddin, s. 77; Mucemu Ricalu’l-Hadis, c. 4, s. 203.
  6. Bakınız: Keşşi, s. 79; İbn Sebbag, s. 189.
  7. c. 5, s. 433.
  8. c. 4, s. 67.
  9. İbn Babıveyh, Emali es-Saduk, s. 137.
  10. Muhammed Hasan Fettal Nişaburi, Rovzetu’l-Vaizin, c. 1, s. 187.
  11. c. 1, 2. Bölüm, s. 167.
  12. Seyyid Muhsin Emin, 1403, c. 3, s. 561.
  13. c. 2, s. 176.
  14. Mamgani, a.g.e.
  15. Emin, 1403, a.g.e.
  16. İbn Esir, c. 4, s. 65; Nuveyri, c. 20, s. 446.
  17. Taberi, c. 5, s. 431 – 432; İbn Esir, c. 4, s. 66.
  18. Tusteri, c. 2, s. 177.
  19. İbn A’sem Kufi, el-Futuh, c. 5, s. 102; Harezmi, Maktelu’l-Hüseyin (a.s), 1423, c. 2, s. 15.

Bibliyografi

  • İbn A’sem Kufi, Ahmed b. A’sem, el-Futuh, tahkik: Ali Şiri, Daru’l-Adva, Beyrut, 1411 / 1911.
  • Şeyh Saduk, el-Emali, Kitaphane-i İslamiyye, 1362.
  • Taberi, Muhammed b. Cerir, Tarihu’l-Umem ve’l-Muluk, baskı: Muhammed Ebu’l-Fazl İbrahim, Beyrut, 1382 – 1387.
  • Muhammed Bakır Meclisi, Biharu’l-Envar e’l Camiatu li-Dureri Ahbari’l Eimmeti’l Athar, Tahran, İslamiyye.
  • Muhsin el-Emin, A’yanu’ş-Şia, tahkik: Hasan el-Emin, Beyrut, Daru’t-Taaruf.
  • Abdullah el-Mamgani, Tenkihu’l-Mekal fi İlmi’r-Rical, tahkik: Muhyuddin el-Mamgani ve Muhammed Rıza el-Mamgani, Kum, Alu’l-Beyt (a.s), li İhyait’t-Turas, birinci baskı, 1430.
  • Ali b. Ebu’l-Kerem İbn Esir, el-Kamil fi’t-Tarih, Beyrut, Daru Sadır – Daru Beyrut, 1965.
  • El-Muvaffak b. Ahmed el-Harezmi, Maktelu’l-Hüseyin (aleyhi selam), tahkik ve talik: Muhammed es-Semavi, Kum, Mektebetu’l-Mufid.
  • Harezmi, Maktelu’l-Hüseyin (aleyhi selam), Envaru’l-Huda, Kum, 1423.
  • Kaşifu’l-Kıta, Maktelu’l-Hüseyin.
  • Muhammed b. Hasan Fettal Nişaburi, Rovztu’l-Vaizin.