Hz. Zeyneb’in Şam’daki Konuşması

WikiShia sitesinden
Şuraya atla: kullan, ara

Hz. Zeyneb’in Şam’da ya da Yezid’in huzurunda yaptığı konuşma (Arapça: خطبة السيدة زينب عليها السلام في مجلس يزيد) Hz. Zeyneb’in (s.a) Kerbela vakasından sonra esirlerin Şam’da Yezid’in huzuruna çıkarıldıklarında yaptığı konuşmaya işaret etmektedir. Bu konuşma ve Hz. Zeynel Abidin’in (a.s) yaptığı konuşmalar oradakilerin olağanüstü bir şekilde etkilenmelerine neden olmuş ve toplantı Ehlibeytin yararına sonuçlanmıştır.

Bu konuşmadaki temel noktalar şunlardır: Allah’a hamd, Resulullah’a salat ve selam, Allah’ın kâfirlere mühlet tanımasındaki ilahî sünneti, Yezid’in davranışlarının çirkinliği, Yezitlere beddua, zalimlerin akıbetlerine işaret, Allah’a şikâyet ve Ehlibeytin ebedi kalıcılığı.

Yezid’in Meclisi

İmam Hüseyin’in (a.s) Aşura günü şehadetinin ardından Ehlibeyt düşmana esir düşmüştür. Kerbela esirleri Kufe’de İbn Ziyad’ın sarayında kaldıktan sonra Şam’a Yezid’in huzuruna götürülmüştür. Yezid’in kendince zaferini kutlamak için davet ettiği Şam’ın ileri gelenleri mecliste hazır olduklarında esirler ve Kerbela şehitlerinin kesik başları da meclise getirilmiştir.[1]

Yezid’in meclisinde Hz. Zeyneb’in (s.a) gözleri abisi İmam Hüseyin’in (a.s) kanlara bulanmış kesik başına ilişince hüzünlü bir sesle şöyle feryat etmiştir:

Ey Hüseyin! Ey Resulullah’ın habibi! Ey Mekke ve Mina’nın oğlu! Ey tüm dünya kadınlarının hanımefendisi Fatıma Zehra’nın oğlu! Ey Mustafa’nın kızının evladı!

Konuyu rivayet eden ravi şöyle nakletmektedir: Allah’a andolsun ki Zeyneb’in (s.a) bu haykırışı meclistekilerin tamamının ağlamasına neden oldu, ancak Yezit öylece sessiz kaldı…

Yezit, bambu ağacının getirilmesini emretmiş ve İmam Hüseyin’in (a.s) mübarek dudak ve dişlerine onunla vurmuştur. Ebu Burze Eslemi (Resulullah’ın sahabelerindendir) Yezid’e hitaben şöyle demiştir: Ey Yezit! Elindeki çubukla Fatıma’nın oğlu Hüseyin’in dişlerine mi vuruyorsun?! Ben kendi gözlerimle Resulullah’ın (s.a.a) Hüseyin ve kardeşi Hasan’ın (a.s) ağız ve dişlerinden öptüğünü ve şöyle dediğini gördüm: “Siz ikiniz cennet gençlerinin efendisisiniz. Allah sizi öldürenleri öldürsün ve onları rahmetinden uzak etsin. Onlar için cehennemi hazırlasın ve o ne kötü bir yerdir.”

Yezit öfkelenmiş ve onun meclisinden dışarı atılmasını emretmiştir. Daha sonra şu şiiri okumuştur:

Keşke Bedir Savaşı'nda[2] öldürülen kabilemin büyükleri olsalardı da,

Hazrec kabilesinin, kılıçlarımızın inmesiyle nasıl inlediğini görselerdi.

Görselerdi de bunun sevinciyle çığlık atarak "Ey Yezid, ellerin dert görmesin!" deselerdi!

Biz Haşimoğulları büyüklerini öldürerek, Bedir Savaşı'nın yerine hesap ettik.

Ahmed'in yaptıklarından ötürü, onun oğullarından intikam almazsam Hindifoğulları'ndan[3] değilim!

Konuşmanın Metni

İşte burada Hz. Zeynep (s.a) ayağa kalkmış ve şöyle bir konuşma yapmıştır:

Allah’a Hamd ve Resulüne Selam

Hamd, âlemlerin rabbi olan Allah’a özgüdür, Allah’ın salat ve selamı Peygamberine ve tüm ailesine olsun.

Kâfirlere Mühlet Verilmesi

Yüce Allah doğru söylemiştir şöyle buyurarak: "Sonra kötülük yapanların uğradıkları son, Allah'ın ayetlerini yalanlamaları ve alay konusu edinmeleri dolayısıyla çok kötü oldu." (Rûm, 10)

“Ey Yezid, esir olarak şehir şehir dolaştırmakla bu geniş yeryüzünü ve bu fezayı bize dar ettiğini, bizi Allah katında hor ve zelil, kendini de yücelttiğini ve bu olayların da senin yüce makamından olduğunu mu sanırsın ki böyle övünüp seviniyorsun? Dünyayı abat ettiğin, şenlendirdiğin için çok mu mutlusun? Her şeyin istediğin gibi gerçekleşmesine ve saltanatı ele geçirmene çok mu seviniyorsun? Yavaş ol, yavaş ol! Allah’ın “O küfre sapanlar, kendilerine tanıdığımız süreyi, sakın kendileri için hayırlı sanmasınlar; biz onlara, ancak günahları daha da artsın diye süre vermekteyiz. Onlar için aşağılayıcı bir azap vardır” (Al-i İmrân, 178) buyurduğunu unuttun mu yoksa?

Yezid’in Davranışlarının Çirkinliği

Ey Âzâd edilmiş kölelerin zürriyetinden olan! (Mekke fethi sonrasında Peygamber tarafından azat edilenler)[4], kendi kadın ve cariyelerini örtüp Resulullah’ın kızlarını açık yüzlerle ve örtüsüz bir hâlde düşmanlarının yanında şehir şehir dolaştırman ve her konakta oranın sakinlerine teşhir etmen, yabancıya ve aşinaya bu himayesiz esirleri göstermen insaf ve adalet midir? Soylu ve necip insanların ciğerini ağzına alıp emen, sonra da dışarı atan ve şehitlerin kanıyla beslenen (Hz. Hamza’nın ciğerini çiğneyen Yezid’in büyük annesi Hind’e işaret etmekte) birinden nasıl merhamet beklenebilir? Her zaman itiraz, husumet ve kinle bize bakan biri, elinden gelen her türlü kötülüğü neden yapmasın? Şimdi de bu yaptığıyla sanki günah işlememiş gibi, sarhoş ve mağrur bir hâlde, cennet gençlerinin efendisi Eba Abdillah’ın (Hz. Hüseyin’in) dişlerine çubukla vuruyor ve pervasızca “Bedir savaşında ölen büyüklerim, keşke burada olsalardı da bu durumu görerek çığlıklar atıp ‘ellerin dert görmesin ey Yezid’ deselerdi” diyorsun.

Evet, niye söylemeyesin ve niye bu şiiri okumayasın ki? Sen ellerini Muhammed (s.a.a) evlatlarının kanına buladın ve yeryüzünün yıldızları olan Abdulmuttalip oğullarını katlettin.

Fakat sen bununla kendi ölüm ve bedbahtlığına zemin hazırladın. Şimdi de duyuyorlarmış gibi kendi kavminin büyüklerine sesleniyorsun. Ne var ki çok geçmeden sen de onlara katılacak ve “Keşke ellerim kırılsaydı ve dilim lal olsaydı da bunları söylemeseydim.” diyeceksin.

Yezitlere Lanet

Ey güçlü Allah’ım! Bize zulmedenlerden intikamımızı ve hakkımızı al ve gazabının ateşinde yak onları!

Ey Yezid! Sen bu yaptıklarınla ancak kendi derini yüzdün ve kendi etini parçaladın. Çok geçmeyecek; Peygamber evlatlarının kanını dökmek ve Ehlibeytine saygısızlıkta bulunmakla yüklendiğin bu vebalin altında Peygamber’in huzuruna çıkacaksın. O gün Allah onları bir araya toplayacak ve haklarını alacaktır. “Allah yolunda ölenleri sakın ölüler sanmayın. Hayır, onlar Rableri katında diridirler, rızıklanmaktadırlar.” (Al-i İmrân, 169)

Allah’ın hükmedici, Muhammed’in (s.a.a) davacı ve Cebrail’in de ona yardımcı olacağı gün senin için yeterlidir.

Zalimlerin Akıbeti

Seni bu makama getirerek Müslümanların sırtına bindirenler, zalimler arasında ne de kötü bir bedel seçtiklerini çok yakında anlayacaklar. Hangimizin daha bedbaht olduğunu bilecekler.

Sen konuşulmayacak kadar değersiz birisin. Ama bu durum seninle konuşmaya (bizi) mecbur etmiştir. Seni kınamak ve zemmetmek(kınamak,yermek)se benim gözümde değerli ve büyük bir iştir. Fakat gözler ağlıyor ve sineler de gam ateşiyle yanıyor.

Allah’a Şikâyet

Ah, Allah ordusunun şeytan ordusu olan azat edilmişler eliyle öldürülmesi ne ilginçtir! Bizim kanımız bu ellerden akıyor ve etlerimiz ise ağızlarında çiğneniyor. O tayyib ve pak bedenler, yer üstünde kalmıştır…

Ey Yezid! Eğer bugün galip gelerek, bizi kendi ganimetin biliyorsan, yarın yaptıklarından başka bir şey göremeyeceğin gün bunun hesabını vereceksin. Allah kullarına zulmetmez. Biz de şikâyetimizi ona yöneltiyoruz. Çünkü O’dur sığınağımız.

Ehlibeytin Kalıcılığı

Ey Yezid! Kendi işinle meşgul ol, istediğin şekilde düzen kur, hile yap ve çalış. Ancak Allah’a andolsun ki bizim adımızı silemeyecek, vahyimizi söndüremeyecek ve öldüremeyeceksin, işimizi bitiremeyeceksin. Alnındaki bu lekeyi de silemeyeceksin. Çünkü aklın alil, yaşayacağın günler az ve kalildir. Münadi “Allah’ın lâneti zalimlerin üzerine olsun” diye seslendiğinde, o gün bu topluluğun dağılmış olacaktır.

Allah’a hamdolsun ki başlangıcımızı saadet ve mağfiret, sonumuzu da şehadet ve rahmet kıldı. Allah’tan istiyoruz ki nimetini, şehitlerimize tamamlasın; mükâfatlarını artırsın ve bizleri de salih haleflerden kılsın. Çünkü O, bağışlayandır; şefkatlidir. “Allah bize yeter; O ne güzel vekildir.”[5]

Arapça Metni

قال الراوي فقامت زينب بنت علي بن أبي طالب (عليه السلام) فقالت الحمد لله رب العالمين و صلى الله على رسوله و آله أجمعين صدق الله سبحانه كذلك يقول ثُمَّ كانَ عاقِبَةَ الَّذِينَ أَساؤُا السُّواى أَنْ كَذَّبُوا بِآياتِ اللَّهِ وَ كانُوا بِها يَسْتَهْزِؤُنَ أ ظننت يا يزيد حيث أخذت علينا أقطار الأرض و آفاق السماء فأصبحنا نساق كما تساق الأسراء إن بنا هوانا عليه و بك عليه كرامة و إن ذلك لعظم خطرك عنده فشمخت بأنفك و نظرت في عطفك جذلان مسرورا حيث رأيت الدنيا لك مستوثقة و الأمور متسقة و حين صفا لك ملكنا و سلطاننا فمهلا مهلا أ نسيت قول الله تعالى وَ لا يَحْسَبَنَّ الَّذِينَ كَفَرُوا أَنَّما نُمْلِي لَهُمْ خَيْرٌ لِأَنْفُسِهِمْ إِنَّما نُمْلِي لَهُمْ لِيَزْدادُوا إِثْماً وَ لَهُمْ عَذابٌ مُهِينٌ

أ من العدل يا ابن الطلقاء تخديرك حرائرك و إمائك و سوقك بنات رسول الله (صلّى الله عليه وآله وسلّم) سبايا قد هتكت ستورهن و أبديت وجوههن تحدو بهن الأعداء من بلد إلى بلد و يستشرفهن أهل المناهل و المناقل و يتصفح وجوههن القريب و البعيد و الدني و الشريف ليس معهن من رجالهن ولي و لا من حماتهن حمي و كيف يرتجى مراقبة من لفظ فوه أكباد الأزكياء و نبت لحمه من دماء الشهداء و كيف يستبطئ في بغضنا أهل البيت من نظر إلينا بالشنف و الشنئان و الإحن و الأضغان ثم تقول غير متأثم و لا مستعظم لأهلوا و استهلوا فرحا *** ثم قالوا يا يزيد لا تشل

منتحيا على ثنايا أبي عبد الله سيد شباب أهل الجنة تنكتها بمخصرتك و كيف لا تقول ذلك و قد نكأت القرحة و استأصلت الشافة بإراقتك دماء ذرية محمد (صلّى الله عليه وآله وسلّم) و نجوم الأرض من آل عبد المطلب و تهتف بأشياخك زعمت أنك تناديهم فلتردن وشيكا موردهم و لتودن أنك شللت و بكمت و لم تكن قلت ما قلت و فعلت ما فعلت اللهم خذ لنا بحقنا و انتقم من ظالمنا و أحلل غضبك بمن سفك دمائنا و قتل حماتنا فو الله ما فريت إلا جلدك و لا حززت إلا لحمك و لتردن على رسول الله (صلّى الله عليه وآله وسلّم) بما تحملت من سفك دماء ذريته و انتهكت من حرمته في عترته و لحمته حيث يجمع الله شملهم و يلم شعثهم و يأخذ بحقهم

و لا تحسبن الذين قتلوا في سبيل الله أمواتا بل أحياء عند ربهم يرزقون و حسبك بالله حاكما و بمحمد (صلّى الله عليه وآله وسلّم) خصيما و بجبرئيل ظهيرا و سيعلم من سول لك و مكنك من رقاب المسلمين بئس للظالمين بدلا و أيكم شر مكانا و أضعف جندا و لئن جرت على الدواهي مخاطبتك أني لأستصغر قدرك و أستعظم تقريعك و أستكثر توبيخك لكن العيون عبري و الصدور حري

ألا فالعجب كل العجب لقتل حزب الله النجباء بحزب الشيطان الطلقاء فهذه الأيدي تنطف من دمائنا و الأفواه تتحلب من لحومنا و تلك الجثث الطواهر الزواكي تنتابها العواسل و تعفرها أمهات الفراعل و لئن اتخذتنا مغنما لتجدنا وشيكا مغرما حين لا تجد إلا ما قدمت يداك و ما ربك بظلام للعبيد فإلى الله المشتكى و عليه المعول فكد كيدك و أسع سعيك و ناصب جهدك فو الله لا تمحو ذكرنا و لا تميت وحينا و لا تدرك أمدنا و لا ترحض عنك عارها و هل رأيك إلا فند و أيامك إلا عدد و جمعك إلا بدد يوم ينادي المنادي

ألا لعنة الله على الظالمين فالحمد لله رب العالمين الذي ختم لأولنا بالسعادة و المغفرة و لآخرنا بالشهادة و الرحمة و نسأل الله أن يكمل لهم الثواب و يوجب لهم المزيد و يحسن علينا الخلافة إنه رحيم ودود و حسبنا الله و نعم الوكيل.[6]

Kaynakça

  1. Caferi, Seyyid Hüseyin Muhammed, Teşeyyü der mesir Tarih, mütercim: Seyyid Muhammed Taki Ayetullahi, onuncu baskı, s. 80.
  2. Bedir savaşında Müslümanlar tarafından öldürülen Beni Ümeyye ve Kureyş’in büyüklerine işarettir.
  3. Hindif, Kureyş’in ve Yezid’in büyük babalarındandır. (Bkz. Tarihi Taberi, c. 1, s. 24, 25.)
  4. Mekke’nin fethine işarettir. Hz. Resulullah (s.a.a) Ebu Süfyan, Muaviye ve diğer Kureyş’in ileri gelenlerini ve muannitleri bağışlamış şöyle buyurmuştur: “Gidiniz, sizler azatsınız.” Bkz. Biharu’l-Envar, c. 21, s. 106 ve Tarihi Taberi, c. 2, s. 337.
  5. Seyyid İbn Tavus, el-Luhuf ale Katli’t-Tufuf, s. 215, 221.
  6. Seyyid İbn Tavus, el-Luhuf ale Katli’t-Tufuf, s. 214, 220.

Bibliyografi

  • Seyyid İbn Tavus, el-Luhuf ale Katli’t-Tufuf, tercüme: Akiki Bahşayeşi, Kum, Defter Neşri Nevid İslam, beşinci baskı, ş. 1378.
  • Said Davudi ve Mehdi Rüstem (Ayetullah Mekarim Şirazi’nin gözetimi altında), Aşura Rişeha, Engizeha, Ruyidadha, Peyamedha, Kum, İmam Ali bin Ebi Talip aleyhi selam, 1388.
  • Caferi, Seyyid Muhammed, Teşeyy, der mesir Tarih, mütercim: Seyyid Muhammed Taki Ayetullahi, onuncu baskı, s. 80.