Ubeydullah İbn Ziyad

WikiShia sitesinden
Şuraya atla: kullan, ara

Ubeydullah İbn Ziyad bin Ebih (Arapça: 33–67 عبيد الله بن زياد), Emevilerin ünlü komutanı, Aşura vakıasında Kufe valisi ve İmam Hüseyin ve ashabının şehadetindeki ana faktörlerden biridir. Ubeydullah Basra valisi idi, ancak Yezid, Kufe’deki karışıklığın ardından Ubeydullah’ı hicretin 60. Yılında İmam Hüseyin’in (a.s) kıyamını bastırmak için görevlendirdi. Ubeydullah, Kerbela’da oynadığı kilit rolünden dolayı Şialar nezdinde en nefret edilen kişilerdendir.

Özellikleri ve Kimlik Bilgileri

Doğumu ve Ailesi

Ebu Hafs Ubeydullah bin Ziyad bin Ebih, Mercane adlı bir köle kadından dünyaya geldi.[1] Sonra Şirviye adlı bir İranlı ile evlendi. Ubeydullah onun evinde yetişti. Denildiğine göre bu sebeple İbn Ziyad’ın dili tam olarak Arapçaya uymamış ve konuştuğunda Arapça kelimeleri tam olarak doğru bir şekilde eda edememekteymiş.[2] Bazıları İbn Ziyad’ı alay konusu olarak annesine atfetmiş ve “İbn Mercane” olarak adlandırmışlardır. Bu şekilde İbn Ziyad’ın tevellüdünün pak olmadığı vurgulanmak istenmiştir. Bazı diğer kaynaklarda ise annesinin fahişe ve zinakâr bir kadın olduğu tasrih edilmiştir.[3]

Babası Ziyad bin Ebih, Emevi komutan ve ileri gelenlerinden biri idi. İslam beldelerindeki ayaklanmaları hunharca ve acımasızca bastırması ile ünlüdür. Ziyad bin Ebih’in soyu konusunda da ihtilaflar vardır. Onun babasının kim olduğu net değildir. Bundan dolayı ona İbn Ebih (babasının oğlu) demektedirler. Denildiğine göre Ebu Süfyan, Ziyad’ın annesi Sümeyye ile yaptığı zinadan Ziyad’in dünyaya geldiğini ileri sürmüştür. Bundan dolayı Muaviye, Ziyad’ı kardeşi olarak anmaktaydı.[4]

Ahlaki ve Davranış Özellikleri

Denildiğine göre İbn Ziyad, oldukça acımasız, kaba, merhametsiz ve pervasız biriydi. Bazı biyografi yazarları ona “cabbar” lakabı takmışlardır.[5] Nakledildiğine göre Basra’da Haricîleri bastırmak için olağanüstü bir şiddet uygulamıştır.[6]Ubeydullah’ın bu özelliği onun gayri Müslimlerle savaşta da başarılar elde etmesine neden olmuştur.[7]

Siyasi ve Hükümet Görevleri

İbn Ziyad’ın gençlik dönemlerinde siyasi çalışma ve görevleri tarihi kaynaklarda zikredilmemiştir, ancak bazı araştırmacıların belirttiğine göre Kufe ve Basra valisi olan babası Ziyad bin Ebih’in hükümetinin içinde yer almıştır.[8] Muaviye, Ziyad’ın ölümünden sonra Ubeydullah’ı 25 yaşında iken Horasan valisi olarak atamıştır.[9]

Muaviye Dönemi

Ubeydullah İbn Ziyad’ın, Muaviye döneminde İran’ın doğu ve kuzey doğusunu fethetmede çok önemli bir rolü olmuştur. Bu fetihlerden sonra Ubeydullah, Muaviye tarafından Horasan valisi olarak atanmıştır. İlk kez Ceyhun[10] nehrinden geçilmiş ve Buhara şehirleri olan Ramiseyn[11], Nesef ve Beykent[12] tasarruf edilmiş ve Buhara zengini kraliçe Kabec Hatun ve Türk orduları püskürtülmüştür.

Muaviye, 55, 56 veya 57. Yılda onu Horasan valiliğinden almış ve Abdullah bin Amr bin Gaylan’ın yerine Basra valiliğine atamıştır.[13]

Ubeydullah, Basra hükümeti döneminde, hariciler tarafından başlatılan ayaklanmalarla karşı karşıya kalmıştır. Bu karışıklıklar 58. Yılda doruk noktasına çıkmıştır. O da bu ayaklanmayı olağanüstü bir şiddetle bastırmış ve onlardan bir çoğunu öldürmüştür.[14]

Yezid Dönemi

Yezid, Muaviye’nin ölümünden sonra (hicri 60/m.680) Ubeydullah’ı Basra valiliğinden almayı düşünüyordu, ancak Basra ve Kufe’deki karışıklık onu bu işten vazgeçirmişti. İmam Hüseyin’in (a.s) kıyamının Müslim bin Akil’i Kufe’ye göndermesi ile başlaması, Ubeydullah ve babasının isyan ve ayaklanmaları bastırmadaki acımasızlığı Yezid’in onu hicretin 60. Yılında Basra valiliğinin yanı sıra Kufe’ye de atamasına neden oldu. Denildiğine göre Yezid’in Hristiyan danışmanı Sercun, İmam Hüseyin’in (a.s) kıyamını bastırması için Ubeydullah’ı Yezid’e önermiştir.[15]

Ubeydullah Kufe’de

Kufeliler hicretin 60. Yılında Hz. Hüseyin bin Ali’ye (a.s) biat ettiklerini açıkladılar ve onun Kufe’ye gelişini beklemeye koyuldular. İbn Ziyad, yüzü örtülü olarak şehre girdi. Halk onun İmam Hüseyin (a.s) olduğunu sanarak onu karşılamış, ancak sonra karşıladıkları kişinin Ubeydullah olduğu anlaşılmıştır. İbn Ziyad’ın ilk işi İmam Hüseyin’in (aleyhi selam) elçisi Müslim bin Akil’in yerini aramak oldu.[16]

İbn Ziyad, Kufe’ye girer girmez, Yezid’e muhalif olanları şiddetli bir şekilde tehdit etmiş ve ona bağlı olanlara iyi davranacağı sözünü vermiştir.[17]

Yakubi’nin naklettiğine göre Hani bin Urve, Ubeydulllah’ı önceden tanırdı. Ubeydullah Kufe’ye geldiğinde Hani hasta yatağında yatıyordu. O, Ubeydullah’ın Kufe’ye gelir gelmez onun ziyaretine geleceğini düşünüyordu. Bundan dolayı Müslim bin Akil’e İbn Ziyad’ı öldürmesi için evinde yer vermiştir.[18] Başka bir rivayete göre ise Kufe Şialarının ileri gelenlerinden Şerik bin A’ver Hani’nin evinde hasta yatmaktaydı ve İbn Ziyad onu ziyarete geldiğinde Müslim bin Akil’in onu öldürmesi için Müslim’le anlaşmıştı.[19] Tüm bunlara rağmen güya Hani bin Urve bu ölümün evinde gerçekleşmesinden hoşnut olmadığı için Müslim bu işten vazgeçmiş ve Ubeydullah bu şekilde ölümden kurtulmuştur.[20]
Taberi’nin nakline göre, İbn Ziyad, Kufe’ye gelir gelmez kurnazlığı ile kısa bir sürede Müslim bin Akil’in yerini bulmuştur. Sonra Hani bin Urve’yi Daru’l-İmarete davet etmiş ve zindana atmıştır. Kısa bir süre sonra da Müslim bin Akil’i tutuklamış ve her ikisini de katletmiş ve her ikisinin de kesik başlarını Yezid’e göndermiştir.[21]

Ubeydullah İbn Ziyad, Kufelileri tehdit ve vaatlerle kendisine bağladıktan sonra Hür bin Yezid’i İmam Hüseyin’e (s.a) doğru gönderdi. Ona, İmam Hüseyin’in önünü kesmesini ve nerede su varsa suya ulaşmaması için orada konaklamasını emretti. Sonra Ömer bin Saad bin Ebi Vakkas’ı bir ordu ile onun peşi sıra göndermiştir.[22]

Ömer bin Saad, Ubeydullah bin Ziyad’ın Kufe’ye gelmesinden önce Rey şehri şehrine Deylemilerin isyanını bastırmak için atanmıştı ve Kufe dışında 4 bin kişilik bir ordu ile beklemekteydi. Ancak İmam Hüseyin’in (a.s) hareketinden haberdar olan Ubeydullah bin Ziyad, Ömer ibn Saad’ı İmam Hüseyin’le mücadele etmesi için görevlendirmiştir. Önce bu işe yanaşmayan İbn Saad, İbn Ziyad’ın ya emrine uymasını ya da Rey şehrinin fermanını kendisine geri vermesi tehdidinde bulundu. Bunun üzerine Ömer ibn Saad, emri kabul ederek ordusunu da alarak Kerbela’ya gitmiştir.[23]

Ömer bin Saad, İmam Hüseyin’le (a.s) müzakereler ettikten sonra İbn Ziyad’a İmam Hüseyin’in eğer Kufeliler kendisini istemiyorlarsa geri dönmeye hazır olduğunu ve savaşa ihtiyaç olmadığını bildirdi. Güya İbn Ziyad ilk önce bu habere oldukça sevinmiştir, ancak Şimr bin Zi’l Cevşen, onu barış yapmaktan sakındırmıştır. Ubeydullah, İbn Saad’a bir mektup yazarak Hüseyin’den (a.s) biat alırsa onu Kufe’ye göndermesini, alamazsa onunla savaşmasını ve eğer İmam Hüseyin’le savaşmak istemiyorsa komutanlık görevini Şimr’e devretmesini ister.[24]

İmam Hüseyin’in Ailesini Esir Alması

İbn Ziyad, İmam Hüseyin (a.s) şehit olduktan sonra ailesinin ve geri kalanların esir alınarak Kufe’ye getirilmesini emretti. Peygamber Ehlibeytinin (a.s) Kufe’ye girişi büyük bir infiale yol açmıştır. Örneğin Hz. Zeyneb’in (s.a) İbn Ziyad’la karşı karşıya gelmesi ve şiddetli bir şekilde tartışmaları. Kaynakların rivayet ettiğine göre Hz. Zeynep (s.a) validemiz konuşmaları ile oradakilerin üzerinde çok büyük etkiler bırakmıştır. Ayrıca İmam Hüseyin’in (a.s) mübarek kesik başının Kufe’ye getirilmesi sırasında büyük bir infial olmuştur. Nakledildiğine göre İbn Ziyad elinde bir çubukla İmam Hüseyin’in dudak ve dişlerine vurmuştur. Orada olan Peygamber Efendimizin sahabelerinden Zeyd bin Erkam, bu sahneyi görünce ağlamış ve şöyle demiştir: “O çubuğu Hüseyin’in dudaklarından çek. Allah’a andolsun ki Peygamberin defalarca dudaklarını o dudaklara değdirdiğini gördüm.” Ubeydullah öfkelenerek şöyle dedi: “Allah seni ağlatsın! Neden ağlıyorsun? İlahî fethe mi ağlıyorsun? Allah’a yemin ederim ki eğer yaşlı olmasaydın ve aklını kaybettiğini bilmeseydim, boynunu vururdum. Bunu duyan Zeyd, orayı terk etmiştir.[25]

Hz. Zeynep’le Tartışması

Esirlerin Kufe’ye girmesinden sonra, Ehlibeyti (a.s) Ubeydullah’ın hükümet sarayına götürdüler. Kaynakların naklettiğine göre, üzerinde eski bir elbise olan Hz. Zeynep (s.a) Ubeydullah ve makamına itina etmeden bir köşede oturdu.

Ubeydullah üç kez ona “kimsin?” diye sordu.

Ancak bir cevap duymadı. Sonunda orada olanlardan birisi “o, Ali bin Ebu Talib’in kızı Zeynep’tir” dedi.

İbn Ziyad, güya Hz. Zeyneb’in ilgisizliğine öfkelenmiş ve alaycı bir şekilde şöyle demiştir:

—Sizleri rezil eden ve yalanınızı ortaya çıkaran Allah’a şükürler olsun.”
Hz. Zeynep (s.a) şöyle buyurdu:

—Bizi, Peygamberi ile (bizim ailemizden seçmekle) şereflendiren ve kir ve çirkinliklerden pak karar kılan Allah’a şükürler olsun. Günahkâr ve fasıktan başkası rezil olmaz ve kötü işler yapandan başkası yalan söylemez. Kötü şeyler yapan biz değiliz.” İbn Ziyad dedi ki:

— “Allah’ın size ne yaptığını gördün mü?”

Hz. Zeynep (s.a) şöyle cevap verdi:

— “Bizler güzellikten gayri bir şey görmedik! Onlar öyle kimselerdi ki Allah onların şehit olmalarını mukadder kılmıştı. Onlar da bu emre itaat edip şecaatle ebedi istirahat yerlerine koştular. Pek yakında (kıyamet gününde) Allah onlarla seni karşı karşıya getirecek ve yargılayacaktır. İşte o zaman kimin kurtulduğunu anlarsın. Anan yasına dursun ey Mercane oğlu!

Bu sözlere çok öfkelen İbn Ziyad, Hz. Zeyneb’i öldürmek istemiş, ancak orada bulunanlardan Amr b. Hureys’in müdahalesi ile bundan vazgeçmiştir. Sonra şöyle demiştir:

—Allah yüreğime, emir dinlemeyen kardeşini ve isyancı aileni öldürerek huzur verdi.” Hz. Zeyneb (s.a) şöyle dedi:

—Allah’a andolsun ki büyüğümüzü öldürdün, dal ve budaklarımı kestin, kökümü söktün, eğer bunlar sana huzur veriyorsa, öyleyse huzur bulmuşsun.” İbn Ziyad dedi ki:

— “Bu da babası gibi kafiye dizerek konuşmakta ve onun gibi seciyeli laflar etmekte.”[26]

Yezid’in Ölümünden Sonra

Ubeydullah İbn Ziyad, Aşura vakıasından sonra kahır gücünden yararlanarak Basra ve Kufe valiliğinde kalmıştır, ancak Yezid’in ölümü ile bir sarsıntı geçirmiştir. Tabari ve Ebu Ali Moskoviye’nin naklettiğine göre İbn Ziyad, Yezid’in ölümünden sonra bir konuşma yapmıştır. Bu konuşmadan bir gece önce Basra ileri gelenlerine rüşvet vermiştir. Konuşma sonrasında bu kişiler onun hükümetinin devamını istemiş, ancak kısa bir süre sonra halk ondan yüz çevirmiş ve Abdullah İbn Zübeyr’e biat etme isteğinde bulunmuşlardır.[27]
Belazuri’nin naklettiğine göre Yezid’in ölümünden sonra Basra’da bulunan İbn Ziyad, Müslümanlardan kendilerine bir halife seçene kadar geçici olarak kendisine biat etmelerini istemiş, Basralılar kendisine biat edince Kufe’ye de birilerini göndererek kendisine biat etmelerini istemiştir, ancak Kufeliler bu isteği kabul etmemiş ve emirliğine de karşı çıkmışlardır.[28]

Mervan Bin Hakem’e Biati

Abdullah bin Zübeyr, Medine’de gücü ele geçirince –hatta Şam’ın bazı yerleri dahi onun halifeliğini kabul etmiştir- Mervan bin Hakem Hicaz’a giderek ona biat etmek istemiştir. İbn Ziyad, Baseniye’de Mervan’ı görüşmüş ve onu bu işten sakındırmış ve hatta eğer kendisinin hilafet iddiasında bulunması halinde onu destekleyeceğinin sözünü vermiştir. Mervan geri dönmüş ve İbn Ziyad da Şam’a gitmiştir. İbn Zübeyr’e halktan biat alan Zahhak bin Kays’ı kandırarak onu şehirden dışarı atmış ve Mervan için biat almıştır. Mervanilerin Zahhak bin Kays taraftarlarıyla Dımeşk yakınlarındaki savaşında Zahhak yenilgiye uğruyor. Bu savaşta Mervan’ın süvari birliklerinin komutanlığını Übeydullah yapmıştır.[29]

Mervan’ın hükümeti döneminde, Ubeydullah da Dımeşk’te bulunmaktaydı. Süleyman bin Surad Huzai komutanlığındaki Tevvabin hareketi de İmam Hüseyin’in (a.s) intikamını almak için kıyam etmiştir. Mervan bin Hakem, İbn Ziyad’a Irak hükümetini onlarla savaşarak yenme şartına bağlamıştır.[30] Ubeydullah bin Ziyad, adaya vardığında Mervan’ın öldüğünden (h. 65/m. 685) haberdar olur, ancak o ilerleyişini sürdürür. Süleyman bin Surad Aynu’l-Verde’de kamp kurmuş ve Museyyib bin Necbet Fuzari’yi düşman birliklerine karşı koyması için görevlendirir. Burada İbn Ziyad’ın gönderdiği Şirhebil bin Zi’l-Kila’yı yenilgiye uğratır.[31] İbn Ziyad, Husayn bin Numayr’ı Süleyman’ın ordusuna doğru gönderir. Husayn ilk aşamada yenilgiye uğrar, ancak İbn Ziyad kendi ordusuyla onun yardımına koşar ve Aynu’l-Verde’de yaşanan kanlı savaşta (hicrî 65, cemaziyülevvelin başları) Süleyman ve adamları yenilgiye uğratılarak öldürülür.[32]

İbn Ziyad daha sonra İbn Zübeyr’e biat eden şehirleri kendisine bağlamaya çalışmaya başlamıştır. Muhtar Sakafi’nin İmam Hüseyin’in intikamı için Emevilere karşı Irak’ta başlattığı savaş bölgelerine karışmamıştır. Ancak bir süre sonra Muhtar Sakafi’nin adamının kontrolünde olan Musul’a saldırmıştır. Abdurrahman bin Saad bin Kays, Musul’dan püskürtülerek Tikrit’e doğru geri çekilir. Sonra durumu Muhtar’a haber verir. Muhtar da Yezid bin Enes’i ona yardıma gönderir. Yezid bin Enes’te hasta olduğu halde saldırıya komutanlık yapmış ve başarısız olmuştur. Bunun üzerine başka birinin komutanlığında İbn Ziyad’ın gönderdiği ordu yenilgiye uğratılmıştır.

İbn Ziyad’ın Ölümü

Muhtar Sakafi’nin gönderdiği ordunun zaferi üzerine İbn Ziyad’ın kendisi ordusu ile onlara saldırmış ve Muhtar’a ait ordu geri çekilmiştir. Bunun üzerine her zaman İbn Ziyad’dan intikam almak için fırsat kollayan Muhtar bu kez İbrahim bin Malik Eşter’i bir orduyla İbn Ziyad’a saldırması için gönderir. İbrahim bin Malik Eşter, İbn Ziyad’a Irak topraklarına girmeden saldırmayı planlıyordu. İki ordu, Musul’a 5 fersah mesafedeki Barbisa adlı köy yakınlarında karşı karşıya gelir. Iraklılar ve Şamlılar arasında çok şiddetli savaş başlar. Savaşta (67 Muharrem) İbn Ziyad ve ordusu yenilgiye uğrar. Ebu Mihnef’ten nakledilen bir rivayete göre İbrahim bin Malik Eşter’in kendisi İbn Ziyad’la göğüs göğüse yaptığı savaşta onu öldürmüştür.[33]

Şiaların Ubeydullah Hakkındaki İnançları

Ubeydullah İbn Ziyad’ın, İmam Hüseyin’e karşı gelmesi ve Aşura vakıasını yaratan kişilerden biri olması hasebiyle daha ilk günden itibaren özellikle Kufeliler tarafından kötü ve nefret edilir biri olmasına neden olmuştur. Nitekim kaynakların belirttiğine göre Abdullah bin Afif Ezdi, vakıadan hemen sonra okuduğu ilk hutbesinde ona ve Yezid’e hakaret etmiştir.[34] Hatta dediklerine göre annesi Mercane de onu çokça kınamıştır.[35] Ubeydullah, Aşura vakıasında üstlendiği rolünden dolayı yüzyıllardır İslam tarihinde Şialar nezdinde en nefret edilen kişilerinden biri olmuştur. İsmi, Aşura ziyareti gibi önemli ziyaretnamelerde zikredilmiş ve lanet edilmiştir.[36]

Kaynakça

  1. Belazuri, Ahmed, Ensabu’l-Eşraf, c. 4, s. 75.
  2. Cahiz Amr, el-Beyan ve’t-Tebyin, c. 1, s. 76.
  3. Müfid, el-İhtisas, s. 73.
  4. Bkz. El-İstiyab, c. 2, s. 525.
  5. Zerkuli, el-İ’lam, c. 4, s. 525.
  6. Deyneveri, Ahbaru’t-Tavil, s. 269, 270; Taberi, Tarih, c. 7, s. 185, 187.
  7. Zerkuli, el-İ’lam, c. 4, s. 193.
  8. Ebu Ali Moskoviye Ahmed, Tecaribu’l-Umem, c. 2, s. 28.
  9. Taberi, Tarihi Taberi, c. 7, s. 166, 168.
  10. Yakubi, Tarih, c. 2, s. 236.
  11. Ebu Ali Moskoviye Ahmed, Tecaribu’l-Umem, c. 2, s. 32; Belazuri, Futuhatu’l-Buldan, c. 1, s. 410.
  12. Taberi, Tarihi Taberi, c. 7, s. 169.
  13. Yakubi, Tarih, c. 2, s. 237; Taberi, Tarihi Taberi, c. 7, s. 172.
  14. Taberi, Tarihi Taberi, c. 7, s. 185, 187 ve c. 7, s. 228.
  15. Taberi, Tarihi Taberi, c. 7, s. 228.
  16. Taberi, Tarihi Taberi, c. 7, s. 229.
  17. Ebu’l Ferec İsfahani, Makatilu’t-Talibin, c. 1, s. 97.
  18. Yakubi, Tarih, c. 2, s. 243.
  19. Taberi, Tarihi Taberi, c. 7, s. 248.
  20. Ebu’l Ferec İsfahani, Makatilu’t-Talibin, c. 1, s. 98, 99.
  21. Taberi, Tarihi Taberi, c. 7, s. 229, 231 ve 270.
  22. Taberi, Tarihi Taberi, c. 7, s. 308.
  23. İbn Saad, Tabakatu’l-Kubra, c. 5, s. 168; Deyneveri, Ahbaru’t-Tavil, c. 1, s. 253.
  24. Taberi, Tarihi Taberi, c. 7, s. 315, 316; Müfid, el-İrşad, c. 1, s. 438.
  25. Müfid, el-İrşad, c. 2, s. 114, 115.
  26. Müfid, el-İrşad, c. 2, s. 115, 116.
  27. Taberi, Tarihi Taberi, c. 7, s. 439; Ebu Ali Moskoviye Ahmed, Tecaribu’l-Umem, c. 2, s. 83, 84.
  28. Belazuri, Ahmed, Ensabu’l-Eşraf, c. 4, s. 79.
  29. İbn Saad, Tabakatu’l-Kubra, c. 5, s. 40, 42; Taberi, Tarihi Taberi, c. 7, s. 476, 479.
  30. Yakubi, Tarih, c. 2, s. 257.
  31. Ebu Ali Moskoviye Ahmed, Tecaribu’l-Umem, c. 2, s. 95, 110.
  32. Taberi, Tarihi Taberi, c. 7, s. 557, 560.
  33. Taberi, Tarihi Taberi, c. 8, s. 643, 646, 649, 707, 713.
  34. Taberi, Tarihi Taberi, c. 7, s. 373, 374; İbn Tavus, el-Luhuf fi Katli’t-Tufuf, c. 1, s. 71, 72.
  35. Taberi, Tarihi Taberi, c. 7, s. 408.
  36. Kamilu’z-Ziyaret, s. 176.

Bibliyografi

  • Taberi, Muhammed bin Cerir, Tarihu’l-Umem ve’l-Muluk, c. 7, daru turas, Beyrut, 1387.
  • Meclisi, Muhammed Bakır, Biharu’l-Envar, daru ihya et-turas el-arabi, Beyrut, k. 1403.
  • İbn Kavlaveyh, Cafer bin Muhammed, Kamilu’z-Ziyarat, daru’l-Murtazeviye, Necef, ş. 1356.
  • Muhamed bin Saad Basri, Tabakatu’l-Kubra, daru’l-kutubu’l-İlmiye, Beyrut, k. 1410.
  • Ahmed bin A’sam Kûfi, el-Futuh, daru’l-Avda, Beyrut, k. 1411.
  • İbn Tavus, el-Luhuf fi Katli’t-Tufuf, Necef, k. 1369.
  • Belazuri, Ahmed, Ensabu’l-Eşraf, İhsan Abbas baskısı, Beyrut, k. 1400.
  • Cahiz Amr, el-Beyan ve’t-Tebyin, Kahire, k. 1351.
  • Ebu Ali Moskoviye Ahmed, Tecaribu’l-Umem, Tahran, ş. 1366.
  • Yakubi, Ahmed, Tarih, Beyrut, daru sadır.
  • Deyneveri, Ahmed, Ahbaru’t-Tavil, Abdulmunim Amir baskısı, Bağdat, k. 1379.
  • Ebu’l Ferec İsfahani, Makatilu’t-Talibin, Ahmed Sakar baskısı, Kahire, k. 1368.
  • İbn Saad Muhammed, Tabakatu’l-Kubra, İhsan Abbas baskısı, Beyrut, m. 1968.
  • Mufid, Muhammed, el-İrşad, Tahran, ş. 1351.
  • İbn Kuteybe, Abdullah, el-Maarif, Servet Akkaşe baskısı, Kahire, m. 1969.
  • Yakut Humuvi, Mu’cemu’l-Buldan.
  • Müfid, el-İrşad, intşarat kongre cihani Şeyh Müfid, Kum, k. 1413.