Öncelik: b, kalite: c
linksiz
kategorisiz
navbox'siz
yönlendirmesiz
kaynaksız

Beni Haşim

WikiShia sitesinden
Şuraya atla: kullan, ara

Haşim oğulları veya Haşimiler (Arapça: بنی‌ هاشم), Haşim (Amr) bin Abdumenaf bin Kusay bin Kilab’a mensup Kureyş kabilelerinin en meşhur kollarındandır. Hz. Peygamber Efendimiz (s.a.a) bu kabiledendir. Haşim oğulları kabilesi İslam’dan önce Arapların en ünlü ve meşhur kabilelerinden biriydi. İslam’ın zuhuru zamanında, Ebu Talib’in liderliğindeki Haşim oğulları Hz. Resulullah'ı (s.a.a) çok fazla himaye ettiler. Ehlibeyt İmamlarının (a.s) zamanında da İmamları (a.s) birçok alanda desteklediler. Haşim oğullarının önemli hanedanlarından biri olan Abbas oğulları kabilesi birkaç yüzyıl İslam ülkelerine hükümranlık etmiştir. Ayrıca Haşim oğullarının diğer hanedanları da İslam dünyasının farklı bölgelerinde ve tarihin farklı devrelerinde hükumet etmiştir. Haşim oğullarının Peygamber (s.a.a) ile aralarında soy bağlarının olması nedeniyle, Müslümanlar tarafından saygı görmektedirler.

İslam’dan Önce

Kusay bin Kilab, Hz. İsmail’in (a.s) torunlarındandı. Peygamber Efendimizden (s.a.a) yaklaşık olarak 150 yıl önce yaşayan Kusay bin Kilab, yaptığı faaliyetlerinden dolayı Kureyş kabilesinin lideri oldu. O, aynı zamanda Allah’ın evi Kabe ve Mekke’de önemli mevkilere sahipti ve bu makamlar vefatından sonra oğluna geçti. Ancak Abdumenaf ve Abduddar’ın (Kusay’ın evlatları) vefatından sonra, Kabe’deki makam ve mevkiler noktasında Haşim oğulları (Abdumenaf oğulları) ile amcazadeleri (Abduddar oğulları) arasında "Halefu’l Mutibin" ve "Halefeu’l Ehlaf" oluşumuyla sonuçlanan şiddetli bir tartışma yaşandı. Yaşanan tartışmaların sonunda "Rifade" (hacıları ağırlama) ve "Sikaye" (hacılara su ulaştırma) görevleri Abdumenaf oğullarına verildi. Bu görev daha sora Haşim oğullarına geçti. Şablon:Ben-i Haşim'in Şecerenamesi

Haşim

Haşim, her yıl Allah’ın evinin ziyaretçilerini ağırlama görevini icra etmek için Kureyş kabilelerinin mali yardımlarından faydalanıyordu.[1] Haşim, aynı zamanda kuyu kazarak hacılara su ulaştırma işini kolaylaştırdı.[2] Kureyş’in ticaret potansiyelini de artıran Haşim, yaptığı ticari anlaşmalarla (Kur’an’da "Li ilafi kurayş" olarak geçmektedir.[3]) Kureyş’in ticari seferlerini, yazları Şam ve kışları Yemen ve Habeş’e olmak üzere iki sefere çıkardı.[4] Haşim, ayrıca bir sene meydana gelen şiddetli kuraklıkta Kureyş için gıda temin ederek, onları açlıktan kurtarmayı başardı.[5] Bütün bu olaylar Haşim’in Kureyş arasında yüksek bir makama sahip olmasına neden oldu.

Haşim’in Şeybe (Abdulmuttalib), Esed, Amr (Ebu Seyfi) ve Nedle adında dört oğlu ve ayrıca beş kızı vardı.[6]

Abdulmuttalib

Haşim’in vefatından sonra kardeşi Muttalib b. Abdumenaf onun sorumluluklarını üstlendi ve daha sonra Abdulmuttalib (Haşim’in oğlu) Muttalib’in yerine geçti.[7]

Abdulmuttalib, "Rifade" (hacıları ağırlama) ve "Siqaye" (hacılara su ulaştırma) görevlerinin yanı sıra, üstün hasletlerinden dolayı Mekke halkının yanında saygı gördü. Aynı şekilde Zemzem kuyusunu yeniden açmakla, hacılar arasındaki makamı ikiye katlandı. Abdumenaf ve aynı şekilde Haşim oğulları, diğer Kureyş kabilelerine karşı övünüyorlar ve Zemzem kuyusundan hacılara su verilmesini kendileri için büyük bir iftihar kaynağı olarak telakki ediyorlardı.[8]

Abdulmuttalib’in konumu, Ebrehe ordusunun "Amu’l-Fil" ayında Mekke’ye düzenlediği saldırı olayında daha da arttı. Zira o, Kureyş nezdindeki özel konumunun etkisiyle Mekkelilerin temsilcisi olarak Ebrehe’nin karşısında yer aldı. Abdulmuttalib’in Ebrehe’ye karşı gelmesi ve daha sonra Mekkelilerin canını Ebrehe ordusunun zulmünden korumak için onları etraftaki dağlık alanlara yönlendirmesi, Mekke halkının bu olayda ona "İbrahim-i Sani" (İkinci İbrahim) lakabını vermesine sebep oldu.[9]

Bazıları Abdulmuttalib’in neslinin, Haşim’in evlatlarından geriye kalan son nesil olduğuna inanmakta ve bundan dolayı Haşim oğulları ile Abdulmuttalib oğullarını bir bilmekteler[10]; Halbuki Haşim’in Nedle b. Haşim ve Amr b. Haşim gibi evlatlarının var olmasıyla böyle bir iddiada bulunulması doğru değildir.[11]

Haşim oğullarının, Kureyş’in Diğer Kollarıyla İlişkisi

Kureyş kabilesinin Arap yarımadası kabileleri arasında üstün ve büyük olması, Kureyş kabilesinin boyları arasındaki rekabeti de önemli kılıyordu. Dolayısıyla Kureyş kabilesinin her bir kolu rakiplerinden öne çıkarak, mümkün olan her türlü yolla Kureyş’in çeşitli boyları arasında bir liderlik ya da önemli bir makam elde etmeye çalışıyordu.

Ümeyye oğulları ile Haşim oğulları arasındaki düşmanlığın köklerini de bu kabileler arası rekabetlerde aramak gerekir. Gerçi bazı tarihi veriler (şüphe içerse de)[12] Ben-i Ümeyye ve Ben-i Haşim arasındaki düşmanlığı daha cüzi konulara dayandırmaktadır. Ümeyye b. Abduşşems’in (Haşim’in kardeşi oğlu/yeğeni) Haşim’e olan kıskançlığı ve ikisi arasında yaşanan çekişmeler[13] veya Harb b. Ümeyye’nin Abdulmuttalib’le münaferesi (nesep ve soyla övünme) gibi.[14] Hatta bazı tarihi rivayetler, Haşim ve Abduşşems’in (Ümeyye oğullarının atası) doğduğu günkü olayları, Ümeyye oğullarının sonraları Haşim oğulları ile girdiği çekişme ve rekabetlerin sebebi olarak açıklamıştır.[15]

Haşim oğullarının konumu, Abdulmuttalib’in vefatından sonra ve çok şiddetli mali sıkıntılardan dolayı düşüşe geçti. Ancak Peygamber’in (s.a.a) bi’setiyle bu rekabet ve çekişmelerin, başta Mahzum oğulları ve daha sonra Ümeyye oğulları tarafından yeniden başlatıldığı bildirilmiştir. Onların Haşim oğulları ile yeniden rekabete tutuşmalarının sebebi, kesinlikle Peygamberin (s.a.a) risalet ve nübüvvetine bakış açılarından kaynaklanmaktadır. Zira bu fertlere göre Haşim oğullarından birinin peygamber olması, kabileler arası rekabette Haşim oğullarının hükumeti için bir bahane ve oyun idi.[16] Bundan dolayı nübüvveti inkar edip peygamberin takipçilerine karşı koymakla, Haşim oğullarının makam ve saygınlığının yükselmesini engellemeye çalışıyorlardı.

Kaynaklar, Abduddar oğulları ve Mahzum oğulları kabilelerini, Haşim oğullarının rakibi ve düşmanı olarak zikretmişlerdir. İlk tartışmalarını Mekke’deki görevlerin dağılımı noktasında Haşim b. Abdumenaf ile yapan Abduddar oğulları, Peygamber’in (s.a.a) bi'setiyle Ümeyye oğullarının yanında yer aldı.[17] "Hılfu’l Ehlaf" konusunda Abduddar oğulları kabilesi yanında yer alan Mahzum oğulları kabilesi[18], İslam’ın aleni davetinin başlamasıyla Peygamberin (s.a.a) muhaliflerinin en başında yer aldı. Zira Ebu Cehil’in saygınlığı (Mahzum oğulları kabilesinin büyüğü) ve Mekke’deki reisliği dikkate alındığında, Haşim oğullarından bir peygamberin bi’setini, kendi makam ve itibarları açısından bir tehdit olarak görüyorlardı.

Diğer taraftan Kureyş kabilesinin bazı kolları, Haşim oğullarının ortağı ve müttefiki olarak zikredilmiştir. Muttalib b. Abdumenaf oğullarından Haşim oğullarının en büyük ve en saygın müttefiki olarak söz edebiliriz. Kureyş’in Muttalib b. Abdumenaf oğulları, Zühre b. Kilab oğulları, Temim b. Murre oğulları, Haris b. Fehr oğulları ve Esed b. Abduluzza oğulları kolları, "Hılfu’l Mutibin"de Haşim oğullarının yanında ve Abduddar oğullarının karşısında yer almışlardır.[19] Daha sonra Zübeyr b. Abdulmuttalib önderliğinde gerçekleşen "Hılfu’l Fuzul" anlaşmasında da mazlumları korumak için Haşim oğulları ile ahitleştiler.[20]

Muttalib oğulları, İslam’ın zuhurundan sonra da birçok alanda Haşim oğulları ile omuz omuza Peygamberi (s.a.a) desteklemeye koyuldular. Şib-i Ebu Talib’de bulunma ve üç yıl süren zorluklara katlanma, Haşim oğulları ile beraber hareket etme ve Muttalib oğullarının Haşim oğulları ile olan ittihadı, bunun en açık örneklerindendir.[21]

Huza kabilesinden de Haşim oğullarının diğer müttefiki olarak söz edilmektedir. Bazı kaynaklar, Huza ve Abdulmuttalib’in birlikteliğini ve Abdulmuttalib ve Nevfel b. Abdumenaf arasında yaşanan çekişmeden sonra, ittifak kurdukları haberini vermişlerdir.[22]

İslam’ın Zuhuru

Peygamber-i Ekrem (s.a.a), davetini aleni yapmak için, ilk olarak İslam'ı kendi aile ve akrabaları arasında tebliğ etmeye başladı. Yeymu’l İnzar günü, Abdulmuttalib oğullarını ve Haşim oğullarının önde gelen ailelerini ve birinci dereceden akrabalarını bir araya toplayarak, onları İslam'ı kabul etmeye davet etti.[23]

Haşim oğulları tarafından yeni dine karşı farklı tepkilerin verildiği bildirilmiştir. Onlardan az bir kısmı İslam dinini kabul ederek, Peygamber-i Ekrem’in (s.a.a) yarenleri arasında yer aldı. Bu arada Ebu Talip gibi bazıları da imanını gizliyorlardı. Ebu Talip, Kureyş’in büyüğü olma unvanını ve aynı şekilde sözünün geçerliliğini korumak için, bu konuda sukut etmeyi maslahat gördü. Ancak her zaman yaptığı himaye ve destekleri ile Hz. Peygamber'e (s.a.a) yapılmak istenen zulüm ve eziyetlere mani oluyordu.[24] (Bkz: Ebu Talib’in İmanı) Hz. Peygamber’in (s.a.a) amcası Ebu Leheb[25] ve Hz. Peygamber'i (s.a.a) taşlayan Ebu Süfyan b. Haris b. Abdulmuttalib[26] gibi, Haşim oğullarından çok az kişi de, Hz. Peygamber'e (s.a.a) düşmanlık yaparak, ona karşı geldiler ve bu yolda ellerinden gelen her kötülüğü yaptılar.

Haşim oğullarından çoğu kişinin Mekke'nin fethine kadar Müslüman olmamasına rağmen, geneli Kureyş’in önde gelenlerinin olumsuz tepkilerine ve Mekkelilerin Hz. Peygamber'e (s.a.a) ve Müslümanlara yönelik eziyetleri karşısında, Allah Resulünü (s.a.a) savundular. Hz. Peygamber'e (s.a.a) yapılan bu desteklerde Kureyş’in büyüklerinden olan Peygamberin amcası Ebu Talib’in varlığının ciddi bir etkisi vardı.[27]

Hatta Kureyş kabilesinin ileri gelenleri, Ben-i Haşim’in Hz. Peygamber'i (s.a.a) desteklemekten el çekmesi ümidi ile Ben-i Haşim’e sosyal ve ekonomik ambargo uyguladılar. Ben-i Haşim fertleri (Ebu Leheb[28] ve Ebu Süfyan b. Haris[29] hariç) Ebu Talib’in emriyle "Şib-i Ebu Talib" diye ünlenen "Şib-i Ebu Yusuf" denen yere gittiler. Orada üç yıl boyunca çok ağır şartlar altında yaşamalarına rağmen, Hz. Peygamber'i (s.a.a) himaye etmekten vazgeçmediler.[30]

Ebu Talib’in vefatından sonra, Haşim oğulları kabilesinin başına Ebu Leheb geçti.[31] O zamanın Haşim oğulları kabilesinin Ebu Leheb gibi önde gelenleri, artık eskisi gibi Hz. Peygamber'i (s.a.a) himaye etmiyorlardı. Peygamber Efendimiz (s.a.a) Taif’ten döndükten sonra Nevfel b. Abdumenaf’ın evlatlarından olan Mut’im b. Adiy’in desteğiyle Mekke’ye girdi.[32]

Hz. Peygamber’in (s.a.a) Medine’ye hicret etmesi ile Haşim oğullarından Hz. Ali (a.s) ve Hz. Hamza gibi bazıları da Mekke’de kalmak yerine, Medine’ye hicret etmeyi tercih ettiler. Ama Haşim oğullarının çoğu Mekke’de kaldı. Haşim oğulları kabilesi, Mekkeli Müşriklerin Müslümanlara karşı yaptıkları savaşlarda onlarla işbirliği içinde olmaktan kaçınıyorlardı. Ama bazıları zorla Bedir savaşında Müşriklerin ordusunda yer aldı ve daha sonra Müslümanlar tarafından esir alındılar.[33] Peygamber Efendimiz (s.a.a) savaşın başlamasından önce, Haşim oğullarından bazılarının zorla Müşriklerin ordusunda yer aldıkları konusunda Müslümanları bilgilendirmiş ve onları öldürmekten sakındırmıştı. Bedir savaşının sona ermesi ve esirlerin serbest bırakılmasından sonra, Haşim oğulları esirleri bir müddet Medine’de Hz. Peygamber'in (s.a.a) yanında kaldılar.[34]

Kaynaklardan elde edilen verilere göre, Haşim oğullarının çoğu hicretten sonra ve özellikle de Mekke’nin fethi sonrasında Müslüman oldular. Nitekim Akil b. Ebi Talib Hudeybiye[35] savaşından önce veya hicretin 8. yılı, Ebu Süfyan b. Haris Mekke’nin[36] fethinden sonra, Abbas b. Abdulmuttalib’in de Bedir savaşından veya Hayber’in fethinden[37] önce Müslüman oldukları belirtilmektedir. Ebu Leheb[38] gibi bazıları da kafir olarak ve Hz. Peygamber’e (s.a.a) iman getirmeden öldüler.

İmamların (a.s) Dönemi

Nübüvvet ve Hilafetin Bir Hanedanda Toplanmasına İtiraz

Peygamber Efendimizin (s.a.a) vefatından sonra, İslam öncesi kabileler arası rekabetler (hatta sahabeler arasında), Hz. Ali’nin (a.s) Hz. Peygamber'in (s.a.a) halifesi olmasına muhalefet etme kalıbında tekrar gündem konusu olmuştu. İmam Ali’nin (a.s) hilafetine itiraz edenlerin çoğu, İmam Ali’nin hilafetini, Haşim oğullarının Araplara hükumet etmesinin bir devamı olarak görmelerinden kaynaklanıyordu. Nitekim Ömer, Hz. Ali (a.s) ve aynı şekilde Abbas b. Abdulmuttalib ile yaptığı bir konuşmada şöyle söyledi:

Araplar Nübüvvet ve Hilafetin aynı hanedanda toplanmasını kabul etmez!!![39]

Bu sözlerin karşısında Hz. Peygamber'in (s.a.a) halifelerinin kesinlikle Kureyş ve Ben-i Haşim’den olmaları gerektiğini vurgulayan İmam Ali (a.s), Haşim oğullarından belirli kişilerin bu makam ve sorumluluğa layık olduğunu belirtti.[40]

Nübüvvet ve hilafetin Haşim oğullarında toplanmasına muhalefet etmek, Arap kabilelerinin ittifakına neden oldu. Zira Kureyş’in diğer kolları, Medine halkı, ve onların müttefikleri İmam Ali’nin (a.s) halife olması durumunda, hilafetin hiçbir zaman Haşim oğullarından dışarı çıkmayacağını düşünüyorlardı. [41]

Bundan dolayı sahabelerden bazıları, daha Peygamber Efendimizin (s.a.a) mübarek bedeni toprağa verilmeden, Sakife’de toplanarak Peygamber efendimizin (s.a.a) İmam Ali’yi (a.s) vasisi ilan etmesine rağmen, Haşim oğulları ile meşveret etmeksizin, kendi aralarında halife seçtiler. O andan itibaren halife ve onlardan sonra başa gelen hakimlerin, Haşim oğulları ile çekişmeleri tüm dönemlerde devam etti.

Hilafet noktasında Haşim oğullarına karşı yapılan bütün bu muhalefetlere rağmen, Haşim oğulları saygınlığını korudular. Örneğin ganimetlerin taksimi noktasında Ömer, Haşim oğullarını Peygamber ailesi olmaları nedeniyle, diğerlerine nispetle Haşim oğullarına öncelik tanıdı ve Hz. Peygamber (s.a.a) ile olan akrabalıklarından dolayı, onları Arapların en şereflisi olarak tanıttı.[42]

Emevi Taassubu

Osman’ın hilafete seçilmesiyle Ümeyye oğullarının, Haşim oğulları ile olan ihtilafı tekrar canlandı. Zira bu dönemde Ümeyye oğulları güç elde etti. Bu dönemde kabileci taassuplar ve intikam alma zeminleri tekrar canlandı. Örneğin: Ebu Süfyan cennet ve cehennemi inkar ederek, Osman’dan hilafeti Ümeyye oğulları arasında saltanata çevirmesini istedi.[43] İşte bu yaklaşımlar karşısında İmam Ali (a.s) bu kavimci temayülleri reddederek, iman, ihlas, hakkaniyet ve hicret unsurlarını, Haşim oğullarının Ümeyye oğullarına olan üstünlük ölçüleri olarak tanımlıyordu.[44]

Elbette İmam Ali (a.s) ve Haşim oğulları üç halife döneminde de hükumette rol oynadılar. Nitekim Nevfel b. Haris b. Abdulmuttalib’in Ebu Bekir, Ömer ve Osman zamanında Mekke valisi olduğu belirtilmiştir.[45]

İmam Ali ve İmam Hasan’ın (a.s) Hükumeti

İmam Ali’nin (a.s) hükumetinin (hicri kameri 35 – 40) başlamasıyla, Haşim oğulları bütün hadiselerde İmam Ali’nin (a.s) yanında yer aldı. Haşim oğulları İmam Ali’nin (a.s) hükumeti zamanında Medine’de sükunet etmelerine rağmen, hükumet merkezinin değişmesi ve Kufe’ye intikal etmesiyle birlikte Haşim oğullarından bir grup da Kufe’ye gitti. Haşim oğullarından bazılarının isimleri, Hz. Ali’nin (a.s) yöneticileri arasında da görülmektedir.[46]

İmam Ali’nin (a.s) hükumetinden sonra, Haşim oğulları İmam Hasan’ın (a.s) (hicri kameri 40 - 41) kısa süren hükumetini desteklemekle beraber, İmam Hasan’ın (a.s) ordusunun komutanı Abdullah b. Abbas b. Abdulmuttalib gibi Haşim oğullarının bazı önde gelenleri de Muaviye’nin ordusuna katılmak suretiyle, İmam’ı (a.s) Muaviye ile barış yapmaya mecbur ettiler.[47]

Muaviye ve Taassubun İhyası

Muaviye’nin hükumeti zamanında kabileler arası rekabetler geçmişe göre daha çok yaygınlaştı. Örneğin Muaviye, Hz. Ali (a.s) ile yaptığı savaşında, Kufe ordusunu Haşim oğulları taraftarları olarak tanıtıyordu.[48]

Bu görüş, Muaviye’den sonra gelen hükumetler zamanında da devam etti. Emevilerin hükumeti zamanında, kavmi tartışmalar yaratmak veya İslam’ın ilk yılları zamanında tarihi hadiseler ve hatta İslam’ın zuhuru hakkındaki itikadı eğilim ve görüşlerin rolünü inkar etmek veya görmezden gelmek için çok ciddi çabalar sarf edildi. Bunun en bariz örneği Yezit’in Aşura vakıasından sonra yaptığı konuşmadır. Yezit, sevinç ve zaferini yansıtan bir şiirinde açıkça vahyi ve nübüvveti inkar etmiş ve İslam dinini, Haşim oğullarının Ümeyye oğullarına karşı kullandığı siyasi bir oyun olarak addetmiştir.[49]

Medine’de İmam Hüseyin (a.s) Yezit’e biat etmekten imtina edince, Haşim oğulları İmam’ı (a.s) destekledi[50] ve bazı Haşim oğulları (Âli Akil ve Âli Ali) Yezit’e karşı kıyam ettiğinde de İmam Hüseyin’e (a.s) eşlik ettiler.[51]

Haşim oğulları, Ümeyye oğullarının baskıcı hükumetine düşman olsa da hicretin 63. yılında Mekke’yi egemenliği altına alan ve Emevi hükumetine çok büyük zararlar veren Abdullah b. Zübeyr’e biat etmekten kaçındılar. Bunun üzerine Abdullah b. Zübeyr Haşim oğullarından bazılarını sürgün ve Muhammed b. Hanefiye ve Abdullah b. Abbas gibi fertleri de hapse attırdı.[52] Abdullah b. Zübeyr’in isyanını bastıran Emeviler, tekrar Haşim oğullarına yönelerek, onları destekleyenlere eziyet ve işkence yapmaya başladılar. Hişam b. Abdulmelik’in, Zeyd b. Ali b. Hüseyin’e mersiye okuduğu gerekçesi ile Kumeyt b. Zeyd-i Esedi’nin dil ve ellerini kesmelerini emretmesi, bunun en bariz örneğidir.[53]

Ümeyye oğullarının intikam alma hevesleri, Haşim oğullarına dünyayı dar etse de Haşim oğullarının halk arasındaki etkinlik ve nüfuzu azalmadı. Örneğin Abdullah b. Zübeyr’in yenilmesi, Haşim oğullarına yaptığı uygunsuz tepkilerden kaynaklanmaktadır[54] veya Ziyad b. Salih, Emevilere karşı kıyam ettiğinde (hicri kameri 133), Haşim oğulları halkı ona katılmaya davet etti. [55] Aynı şekilde Horasan bölgesindeki Abbas oğullarının destekçileri, halkı Haşim oğullarının hükumetine çağırıyorlardı.[56]

Abbas Oğulları

Emeviler döneminde Haşim Oğullarının farklı kolları bulunmasına rağmen, siyasi açıdan aynı çizgideydiler. Ama Emevi hükumetinin sonlarına doğru, Haşim oğullarının İmam Ali’nin (a.s) evlatları ve Abbas b. Abdulmuttalib’in evlatları olmak üzere iki önemli kolu ön plana çıktı.

Müslümanların Emevilerden rahatsızlık duyması, ikinci yüz yılın ilk yarısında emevi karşıtı akım ve hareketlerin oluşumuna neden oldu. Halkın Hz. Peygamber'in (s.a.a) Ehlibeytine (a.s) olan ilgisinin günden güne artması ve Ehlibeytin (a.s), halk tarafından yapılan kıyam taleplerini kabul etmemesi, hükumet kurma peşinde olan Abbasiler için kaçırılmaz bir fırsatı doğurmuştu.

Abbasiler, Haşim oğullarının toplumsal saygınlığından dolayı, hareketlerinin en başında Haşim oğulları ile olan akrabalık bağlarını ön plana çıkarmaya çalıştılar ve hicretin 111. yılından itibaren "Haşimi Davet Hareketi" adı altında faaliyet göstermeye başladılar. [57] Emevilerin başlattığı, Ümeyye oğullarının Haşim oğulları ile olan toplumsal çekişmeleri de “Haşimi” unvanının kullanılmasında ve gündemde kalmasında etkili oldu. Tarihi kaynakların naklettiğine göre, Abbasilerin biati, "hilafet Haşim oğullarının hakkıdır ve Abbasiler de aynı ailedendir" propagandası ile aslında “Haşimilere biat” unvanı altında gerçekleşti.[58]

Neticede Abbasilerin kendilerini peygamber hanedanı olarak dayatmasıyla, Abbasi hükumeti “Haşim oğulları Devleti” olarak tanındı. Bunun karşısında Şialar “Haşim oğulları” unvanından bu şekilde su istifade edilmesini kabul etmeyerek, onlardan “Abbas oğulları” diye söz ettiler.[59]

Abbasiler döneminin sonlarına kadar "Haşim oğulları" tabiri daha çok Abbasiler hakkında kullanılıyordu. Öyle ki Haşim oğullarından, Âli Ebi Talip ve Âli Ali (a.s) karşısında, Abbasiler kastediliyordu.[60] (Ama Abbasiler döneminden önce, Kumeyt b. Zeyd-i Esedi’nin (vefat 126) “Haşimiyyat” mersiyesi Hz. Ali’nin (a.s) evlatlarının musibet zikri idi. "Haşim oğulları" tabiri günümüz İran’ında da Hz. Ali’nin (a.s) evlatları anlamına gelmektedir.)

Aleviler ile Abbasiler arasındaki siyasi farklılıklar, Haşim oğullarının bu iki kolunun inançsal konularda da ayrışmasına neden oldu. Aleviler “Teşeyyü” tabiriyle tanınmaya başlarken, Abbasiler imamet anlayışında Ehlisünnet'in görüşünü kabul ederek, onlarla aynı inancı paylaşır oldular.[61] Elbette bu inanç kaymasının ve tercihin en önemli nedeni, Şia inanç temellerinden birini imamet konusunun teşkil ediyor olmasıydı. Zira bu inanç gereği, Hz. Peygamber'in (s.a.a) hilafet makamı, veraset yoluyla Hz. Ali (a.s) ve evlatlarından seçilmiş on bir İmam'a (a.s) aitti ve onlardan başkasının da bu makama oturma hakkı yoktu. Başka bir deyişle "İmamet" konusu Şia nazarında bir devlet adamı olmaktan ziyade, "insan-ı kamil" ile alem arasında batıni bir rabıtadan ibaretti. Dolayısıyla bu makama layık olan kişi halk tarafından seçilemezdi. Belki o makamın sahibini, aynı nübüvvette olduğu gibi, ancak ve ancak Allah tayin edebilirdi. Sonuç olarak, ilahi tayin olmaksızın bu makama oturan kimse gasıptır; adaletten düşmüştür ve devleti de tağuttur. Abbasilerin bu inanç sistemini kabul ettikleri takdirde, hilafeti iki elleriyle ehlibeyt imamlarına teslim etmeleri gerekiyordu. Bu gerçeği gözardı edebilmek için, bu görüşün karşısında yer alan Ehlisünnet yolunu tercih ettiler. Çünkü siyasi açıdan işlerine gelmekteydi. Zira bu inanç sisteminde hilafet ve imamet meselesi siyasi ve fer'i bir konu olup, inanç ile hiç bir alakası olmayan bir konuydu ve herkes halife olabilirdi.

Sonraki Asırlar

Abbasiler hicretin 656. yılına kadar[62] hükumet ettiler. Bunlara ek olarak Ben-i Haşim boylarından olan Fatimiler Mısır’da, İdrisiler Fas’ta ve Aleviler de Taberistan’da hükumet ettiler.

Dördüncü asırdan on dördüncü asrın ilk dönemine kadar (hicri kameri 1343) Mekke’de hükumet eden Hasan oğulları seyyitlerinden bir hanedan kendi nispetlerini ataları Haşim b. Abdumenaf’tan almışlardır. Hicaz, Irak ve Ürdün’deki Haşimi hükumetleri bu hanedana mensuptur.

Ben-i Haşim’e Has Fıkhi Hükümler

Fıkıhta Ben-i Haşim bazı hükümlerin konusudur. Humus’un bir bölümü Abdulmuttalib vasıtasıyla Haşim oğullarına aittir ve özel durumlar haricinde Zekat onlara ulaşmaz.[63] Ehlisünnetin meşhur hadislerinde, Ehlibeytin yüce makamı buna delil olarak gösterilmiştir.[64] == Ben-i Haşim’in Özellikleri Haşim ve Abdulmuttalib’in oğulları için, hakkında cömertlik, bağışlama, kötülüklerden sakınma ve yiğitlik gibi, beğenilen sıfatlar zikredilmiştir.[65] Halfu’l Fuzul (Ben-i Haşim’in birkaç kabile ile mazlumların hakkını savunmak için yaptığı ittifak) anlaşması, Ben-i Haşim ve Abdulmuttalib’in mertlik ve yiğitliğinin bir örneğidir.

İbn-i Abbas Abdulmuttalib’in evlatları için, yedi özellik saymaktadır. Bu özellikler: Cemal (güzellik), belagat (hitabet), yiğitlik ve cömertlik, cesaret, ilim, sabır ve hilim ve kadınlara değer vermektir.[66] İbn-i Habibi Bağdadi’nin Kelbi’den naklettiğine göre, İmam Ali’den (a.s) Ben-i Haşim ve Ümeyye oğulları hakkında soru sorulması üzerine şöyle buyurdu: Haşim oğulları güzel yüzlü, hatip ve yiğittir.[67]

İffetleri ile ünlenen[68] Haşim oğullarının diğer bir sıfatı da istiğnadır. Yani, bütün sorunlara rağmen en zor şartlarda bile bir makama sahip olduklarını bildiklerinden, toplumdaki değerlerini akıllarından çıkarmıyorlardı.[69]

Peygamber Efendimizin (s.a.a) Rivayetlerinde Haşim oğullarının Yeri

Peygamberimizden (s.a.a) de Ben-i Haşim hakkında hadisler nakledilmiştir. Örneğin bir gün Allah Resulünü (s.a.a) evinden çok mutlu ve sevinçli bir şekilde dışarı çıktığını gören halk, Peygamberimizden bu sevincinin sırrını sorması üzerine, Allah Resulü (s.a.a) şöyle buyurdu:

Cebrail (a.s) Allah tarafından nazil olarak, şöyle buyurdu: Allah-u Teâla Haşim oğullarından, geçmişte ve gelecekte onlar gibisini yaratmadığı ve yaratmayacağı yedi kişiyi seçti: Seni (peygamber), vasin Ali, torunların Hasan, Hüseyin, amcan Hamza, amcaoğlun Cafer ve İsa’nın namazda ona iktida edeceği Mehdi (a.f).[70]

Aynı şekilde başka bir rivayette, Muhacir, Ensar ve Haşim oğulları, Hz. Peygamber'in (s.a.a) nezdinde kimin daha mahbup olduğu noktasında ihtilafa düştüler. Allah resulü (s.a.a) kendisini Ensar’ın kardeşi ve muhacirlerin arasından biri olduğunu belirterek, Haşim oğulları hususunda ise, “Sizler benden ve benimle birliktesiniz” diye buyurdu.[71]

Ehlisünnet kaynaklarından çoğu Hz. Peygamber’e (s.a.a) atfedilen hadislerin genelinde, Haşim oğulları ve Abdulmuttalib oğullarının, Arapların en üstün olanı ve insanların da en hayırlısı olarak tanıtılmaya çalışıldığı vurgulanmıştır.[72]

Ancak bu hadislerin genelinin, Abbas oğulları hükumeti zamanında ve özellikle Abbas oğullarının, Haşim oğulları ile olan bağlarını ön plana çıkarmaya çalıştığı bir zamanda nakledilmiş olması, bu hadislerin Abbasi hükumetini destekleyen uydurma hadislerden olması ihtimalini mümkün kılmaktadır. Bu nedenle Peygamber Efendimizin (s.a.a) Haşim oğullarından bazı fertlere tepki göstermesini, o hazretin Haşimi müminlere ve kendi yarenlerine saygısı çerçevesinde bakmak gerekir.[73]

Müslümanlar Arasında Ben-i Haşim’in Yeri

Haşim oğulları, İslam öncesi yüksek makamı ve aynı şekilde Hz. Peygamber (s.a.a) ile olan akrabalık bağları sebebiyle, her zaman Müslümanların geneli tarafından saygı görmüştür. İslam dünyasında Haşim oğullarına, peygamber ailesi olmaları hasebiyle sevgi gösterme kültürü çok yaygındır. Müslümanların, Haşim oğulları unvanıyla Abbasileri desteklemeleri ve Müslüman hükumetlerin genelinin Haşimiler unvanıyla şekil almasını buna örnek gösterebiliriz.

Kültürel alanda, Kumeyt b. Zeyd-i Esedi’nin “Haşimiyat”ı gibi, Haşim oğulları hanedanının vasfı hakkında çok methiyeler söylenmiştir.[74] Bunun bir başka örneği, İslam dünyasının çeşitli bölgelerinde Müslümanların genelinin bazı taifelere "Haşimi" unvanıyla çok saygı göstermesidir. Örneğin seyyitlerin İran’da çok saygı görmesi gibi.

Ayrıca bakınız

Kaynakça

  1. İbn-i Sa’d, et-Tabakat, c. 1, s. 63 – 64.
  2. İbn-i Hişam, Zindigani-i Muhammed, c. 1, s. 98.
  3. Kureyş Suresi.
  4. Yakub-i, Tarih, c. 1, s. 312 ve İbn-i Sa’d, et-Tabakat, c. 1, s. 62.
  5. İbn-i Sa’d, et-Tabakat, c. 1, s. 62.
  6. İbn-i Sa’d, et-Tabakat, c. 1, s. 65 ve İbn-i Kesir, el-Bidaye ve’n Nihaye, c. 2, s. 201 - 202.
  7. Taberi, Tarih, c. 3, s. 251 – 253.
  8. İbn-i Hişam, Zindigani-i Muhammed, c. 1, s. 99.
  9. Yakubi, Tarih, c. 1, s. 364.
  10. İbn-i Habib, el-Munemmik, s. 21; Şeyh Tusi, el-Tibyan, c. 5, s. 123 ve Tabersi, Mecmeu’l Beyan, c. 4, s. 836.
  11. Dairetu’l Mearif-i Kur’an-ı Kerim, “Ben-i Haşim”, c. 6, s. 330.
  12. Dairetu’l Mearif-i Bozorg-i İslami, “Ben-i Haşim” konusu; Muntezir Kaim, Tarihi Sadri İslam, s. 95.
  13. İbn-i Sa’d, et-Tabakat, c. 1, s. 62 ve Taberi, Tarih, c. 3, s. 252.
  14. Taberi, Tarih, c. 3, s. 253.
  15. Yakubi, Tarih, c. 1, s. 311.
  16. Makriz-i, el-Niza ve’t Tehasum, s. 56 ve Ebu’l Ferec İsfahani, el-Egani, c. 6, s. 360 - 365.
  17. İbn-i Sa’d, et-Tabakat, c. 1, s. 63.
  18. Yakubi, Tarih, c. 1, s. 272.
  19. İbn-i Habib, el-Munemmik, s. 189 – 190.
  20. İbn-i Sa’d, et-Tabakat, c. 1, s. 103 ve İbn-i Habib, el-Munemmik, s. 53.
  21. İbn-i Sa’d, et-Tabakat, c. 1, s. 163 - 164 ve Yakubi, Tarih, c. 1, s. 389.
  22. Taberi, Tarih, c. 3, s. 248.
  23. Taberi, Tarih, c. 3, s. 319.
  24. Dairetu’l Mearif-i Bozorg-i İslami, Medhal-i Ebu Talib, c. 5, s. 619.
  25. İbn-i Habib, el-Munemmik, s. 386; İbn-i Hişam, Zindegani-i Muhammed, c. 1, s.265.
  26. Muhammed b. Seyyidu’n Nas, Uyunu’l Eser, c, 2, s. 74.
  27. Taberi, Tarih, c. 3, s. 321 - 324.
  28. İbn-i Hişam, Zindigani-i Muhammed, c. 1, s. 221; İbn-i Sa’d, et-Tabakat, c. 1, s. 163 ve İbn-i Şehraşub, Menakib, c. 1, s. 94.
  29. Vagıdi, el-Magazi, s. 617 ve İbn-i Şehraşub, Menakib, c. 1, s. 94.
  30. Taberi, Tarih, c. 3, s. 336 - 339.
  31. Dairetu’l Mearif-i Bozorg-i İslami, Medhal-i Ebu Talib.
  32. Taberi, Tarih, c. 3, s. 348; İbn-i Sa’d, et-Tabakat, c. 1, s. 165.
  33. Muhammed b. Seyyidu’n Nas, Uyunu’l Eser, c, 1, s. 333.
  34. İbn-i Hişam, Zindigani-i Muhammed, c. 2, s. 29; Ebu’l Ferec İsfahani, el-Egani, c. 4, s. 196.
  35. Taberi, Zehairu’l Ukba, s. 222.
  36. Taberi, Zehairu’l Ukba, s. 241.
  37. Taberi, Zehairu’l Ukba, s. 191.
  38. İbn-i Hişam, Zindigani-i Muhammed, c. 2, s. 45.
  39. Tarih-i Taberi, c. 5, s. 223 ve İbn-i Ebi’l Hadid, Şerh-i Nehcü’l Belağa, c. 1, 147.
  40. Nehcü’l Belağa, 144. Hutbe.
  41. Taberi, Tarih, c. 5, s. 233.
  42. Belazuri, Futuhu’l Buldan, 627 – 628; Taberi, Tarih, c. 5, s. 209.
  43. Ebu’l-Ferec-i İsfahani, el-Egani, c. 6, s. 371 ve Makrizi, el-Niza ve’t Tehasum, s. 59.
  44. Nehcü’l Belağa, 17. Mektup.
  45. Taberi, Zehairu’l Ukba, s. 244; İbn-i Sa’d, et-Tabakat, c. 4, s. 42.
  46. İbn-i Ebi’l Hadid, Şerh-i Nehcü’l Belağa, c. 1, 265.
  47. Yakubi, Tarih, c. 2, s. 141 ve Ali Ebu’l Ferec el-İsfahani, Mekatilu’t Talibin, s. 42.
  48. İbn-i E’sem Kufi, el-Futuh, c. 3, s. 153.
  49. Şeyh Abbas Kummi, Nefesu’l Mehmum, s. 443.
  50. Şeyh Abbas Kummi, Nefesu’l Mehmum, s. 68.
  51. Ebu’l Ferec el-İsfahani, Mekatilu’t Talibin, s. 52, 60 - 62.
  52. Ebu’l Ferec İsfahani, el-Egani, c. 9, s. 21 ve Yakubi, Tarih, c. 2, s. 205.
  53. Ebu’l Ferec İsfahani, el-Egani, c. 17, s. 6.
  54. Belazuri, Ensabu’l Eşraf, c. 4 (1), s. 317.
  55. Hayyat b. Halife, Tarih, c. 2, s. 616.
  56. Yakubi, c. 2, s. 317, 319, 322.
  57. Yakubi, c. 2, s. 319.
  58. Taberi, c. 1, s. 336 ve c. 11, s. 427.
  59. Örnek olarak: Nu’mani, el-Gaybet, s. 126 ve 258; İbn-i Babeveyh, s. 41.
  60. Örnek olarak, Taberi, c. 11, s. 423 ve 571.
  61. Dairetu’l Mearif-i Bozorg-i İslami, c. 12, “Haşim Oğulları” konusu.
  62. İbn-i Kesir, el-Bidaye ve’n Nihaye, c. 13, s. 171.
  63. Necefi, c. 15, s. 406 – 415 ve c. 16, s. 194.
  64. Tusi, Tehzibu’l Ahkam, c. 4, s. 57 ve devamı.
  65. Habib, el-Kovlu’l Cazim, s. 157 ve İbn-i Sa’d, et-Tabakat, c. 1, s. 75.
  66. Taberi, Zehairu’l Ukba, s. 15 ve Habib, el-Kovlu’l Cazim, s. 157.
  67. İbn-i Habib, el-Münemmik, s. 41.
  68. İbn-i E’sem, el-Futuh, c. 3, s. 48.
  69. Belazuri, Ensabu’l Eşraf, 4 (1) / 111 – 112, 143.
  70. Kuleyni, el-Kafi, c. 8, s. 50 ve Meclisi, Biharu’l Envar, c. 51, s. 77 – 78.
  71. İbn-i Şehraşub, Menakıb, c. 3, s. 379 ve Meclisi, Biharu’l Envar, c. 22, s. 312.
  72. İbn-i Ebi’l Hadid, Şerh-i Nehcü’l Belağa, c. 19, s. 210; Suyuti, el-Durru’l Mensur, Nisa Suresi 125. ayeti ve İsra Suresinin 70. ayetinin açıklamasında; Habib, el-Kovlu’l Cazim, s. 153.
  73. Dairetu’l Mearif-i Kur’an-ı Kerim, c. 6, s. 343.
  74. Emini, el-Gadir, c. 2, s. 18 ve devamı.

Bibliyografi

  • Dairetu’l Mearif-i Bozorği İslami, Medhel, “Ben-i Haşim”.
  • Dairetu’l Mearif-i Kur’an, Medhel, “Ben-i Haşim”.
  • İbn-i Ebi’l Hadid el-Mutezili, Şerh-i Nehcü’l Belağa, A’lemi, evvel, Beyrut, Müessese-i A’lemi, 1415.
  • İbn-i E’sem Kufi, Ahmed, El-Futuh, tahkik: Ali Şiri, Beyrut, 1411 / 1991.
  • İbn-i Babeveyh, Muhammed, Kemalu’d Din ve Tamamu’n Nimet, Baskı: Ali Ekber Gaffari, Kum 1405.
  • İbn-i Habib, Muhammed, el-Münemmik fi Ahbari Kureyş, Baskı: Ahmed Faruk, Evvel, Beyrut, Alemu’l Kitab, 1405.
  • İbn-i Sa’d, Muhammed b. Sa’d b. Muniu’l Haşimi el-Basri, et-Tabakatu’l Kubra, tahkik Muhammed Abdulkadir Ata, Beyrut, Daru’l Kutubu’l İlmiyye, birinci baskı, 1410 / 1990.
  • İbn-i Şehraşub, Muhammed b. Ali, Menakibu Al-i Ebu Talib, Baskı: Yusuf el-Bakai, İkinci baskı, Beyrut, Daru’l Adva 1412.
  • İbn-i Kesir, Ebu’l Feda İsmail b. Ömer el-Demeşki, el-Bidayete ve’n Nihaye, Baskı: Ali Muhammed Muavviz ve Adil Ahmed, ikinci baskı, Beyrut, Daru’l Kutubu’l İlmiyye, 1418.
  • İbn-i Hişam, Zindigani-i Muhammed (s.a.a) Peygamber-i İslam (el-Siretu’n Nebeviyye), Tercüme: Seyyid Haşim Rasuli, Tahran, İntişarat-ı Kitapçi, Beşinci cilt, 1375.
  • Ebu’l Ferec el-İsfahani, el-Egani, baskı: Ali Muhenna ve Semir Cabir, ikinci baskı, Beyrut, Daru’l Fikr.
  • Ebu’l Ferec el-İsfahani, Mekatilu’t Talibin, tahkik Kazım Muzaffer, ikinci baskı, Kum, Daru’l Kitab, 1385.
  • Emini, Abdulhüseyin, el-Gadir, Beyrut, 1379.
  • Belazuri, Ahmed b. Yahya, Futuhu’l Buldan, tercüme: Muhammed Tevekkül, Tahran, Neşr-i Nukre, birinci baskı, 1377.
  • Belazuri, Ahmed b. Yahya, Ensabu’l Eşraf, c. 1, tahkik: Muhammed Hamidullah, Kahire, 1959, c. 5 (1), tehkik: İhsan Abbas, Beyrut, 1400 / 1979.
  • Habib, Cemil İbrahim, el-Kovlu’l Cazim fi Nesebi Ben-i Haşim, Bağdad, Mektebetu Daru’l Kutubu’l İlmiyye, 1987.
  • Halife b. Hayyat, Tarih, tahkik: Suheyl Zekar, Demeşk, 1968.
  • Dairetu’l Mearif-i Bozorg-i İslami, Kazım Rıza Bocnurdi, Tahran, Merkezi Dairetu’l Mearif-i Bozorg-i İslami, 1383.
  • Dairetu’l Mearifi Kur’an-ı Kerim, Dairetu’l Mearif-i Kur’an-ı Kerim, c. 6, tahiyye ve tedvin: Merkez-i Ferheng ve Mearif-i Kur’an, Kum, Müessese-i Bostan-ı Kitap, 1386.
  • Suyuti, Celaluddin, el-Durru’l Mensur fi’t Tefsiri bi’l Me’sur, Beyrut, Daru’l Fikr, 1414.
  • Şeyh Abbas Kummi, Nefsu’l Mehmum fi Musibeti Seyyidine’l Hüseyin el-Mazlum, tahkik: Rıza Üstadi, Kum, Mektebe-i Basireti, 1405.
  • Tabersi, Fadıl b. el-Hasan, Mecmeu’l Beyan fi Tefsiri’l Kur’an, Beyrut, Daru’l Marife, ofset, Tahran, Nasır Hosrov, 1406.
  • Taberi, Ahmed b. Abdullah, Zehairu’l Ukba fi Menakıbı Zevi’l Kurba, Beyrut, Daru’l Marife, 1974.
  • Taberi, Muhammed b. Cerir, Tarihu’l Umem ve’l Muluk (Tarih-i Taberi), tercüme: Ebu’l Kasım Payende, beşinci baskı, Tahran, Esatir, 1375.
  • Tusi, Muhammed b. el-Hasan, et-Tibyan fi Tefsiri’l Kur’an, takik: Ahmed Habib el-Amuli, Beyrut, Daru İhyau’t Turasu’l Arabi.
  • Tusi, Muhammed, Tehzibu’l Ahkam, tahkik: Hasan Musevi Horasan, Tahran, 1364.
  • Kuleyni, Muhammed b. Yakup, el-Kafi, tahkik: Ali Ekber Gaffari, üçüncü baskı, Beyrut, Daru’t Taaruf, 1401.
  • Meclisi, Muhammed Bakır, Biharu’l Envar, üçüncü baskı, Beyrut, Daru İhyau’t Turasu’l Arabi, 1403.
  • Muhammed b. Seyyidü’n Nas, Uyunu’l Eser fi Fununu’l Magazi ve’ş Şemail ve’s Siyer, Beyrut, Müessese-i İzzuddin, 1406.
  • Makrizi, Takiyuddin Ahmed b. Ali, en-Nizau ve’t Tahasun beyni Ben-i Ümeyye ve Beni Haşim, tahkik: Hüseyin Munis, Kum, İntişarat-ı Şerif Razi, 1412.
  • Müntezir Kaim, Asgar, Tarih-i Sadr-ı İslam, İsfahan, İntişarat-ı Danişgah-ı İsfahan, 1377.
  • Necefi, Muhammed Hasan b. Bakır, Cevahiru’l Kelam fi Şerh-i Şerayiu’l İslam, Beyrut, 1981.
  • Numani, Muhammed, el-Gaybe, tahkik: Faris Hasun Kerim, Kum, 1422.
  • Nehcü’l Belağa, baskı Subhi Salih, Beyrut, (Önsözün tarihi 1387), baskı ofset, Kum.
  • Vakıdi, Muhammed b. Ömer, Magazi Tarih-i Cenkhayi Peyamber (s.a.a), tercüme: Mahmud Mehdevi Damgani, ikinci baskı, Tahran, Merkez-i Neşr-i Danişgahi, 1369.
  • Yakubi, Ahmed b. Ebi Yakup ibn-i Vazih, Tarih-i Yakubi, tercüme: Muhammed İbrahim Ayeti, altıncı baskı, Tahran, İntişarat-ı İlmi ve Ferhengi, 1371.