İsra Suresi

WikiShia sitesinden
(İsra suresi sayfasından yönlendirildi)
Şuraya atla: kullan, ara
İsra Suresi
İsra Suresi.png
Anlamı Gece yürüyüşü
Başka İsmi "Süphân", "Beni İsrail"
Sınıfı Mekki
Nüzul Sırası 50
Sure Numarası 17
Cüz 15
Sayısal Bilgiler
Ayet Sayısı 111
Kelime Sayısı 1560
Harf Sayısı 6440

İsrâ suresi (Arapça: سورة الاسراء), adını "gece yürümek" anlamına gelen ve birinci ayette geçen "İsrâ" kelimesinden alır.

Tanıtım

  • İsimlendirilmesi

Hz. Peygamber'in (s.a.a) Miraç mucizesinin Mekke'den Kudüs'e kadar olan kısmı bu surede anlatıldığından, sure "İsrâ" adını almıştır. Bu sureye "Süphân" ve "Beni İsrail" suresi de denir. Çünkü bu sure fesat çıkarmaları sebebiyle İsrailoğulları'nın yeryüzünde iki defa sürgün edilmelerinden de söz etmektedir. Sure, Mekke'de inmiştir ve 111 ayettir. Mushaf’ta resmi sırası itibarıyla 17, iniş sırasına göre ise 50. suredir.

SureHz. Muhammed Mustafa’nın (s.a.a) miracıyla (cismani/ruhani) başlamaktadır. Bu sebeple kendisine İsra adı verilmiştir. Surenin bir diğer adı Süphan’dır, zira bu surenin ilk ayeti Allah’ı her türlü eksiklikten tenzih ederek takdis etmektedir.

Ayrıca sure, süphan sözcüğü ile başlamaktadır. Surenin bir diğer adı ise "Beni İsrail"dir. Çünkü surede İsrailoğullarının öğretici kıssasından da bahsedilmektedir.[1]

  • Nüzul Sırası ve Yeri

Sure Mekki'dir.[2] Küfe karilerine göre 111, diğer karilere göre ise 113 ayettir, ancak birinci görüş daha sahih ve meşhurdur. Sure, 1.560 kelime ve 6.440 harften oluşmaktadır. Mushaf’taki resmi sıralamasına göre on yedinci, nüzul sıralamasına göre ise ellinci suredir.

  • Ayet ve Kelime Sayısı

Sure 1.560 kelime ve 6.440 harften oluşmaktadır. Boyutu açısından miun surelerden ve Kur’an’ın orta uzunluktaki surelerindendir. [3]Secde edilen on dört surenin dördüncüsüdür. 107. Ayetinde secde etmek müstahaptır. Ayrıca ilahî takdis ve tenzihle başlayan yedi Müsebbihât surelerinden ilkidir.

Konuları

Bu surede bazı fıkhi hükümler açıklanmıştır. Örneğin: zina ve gereçlerinin tertip edilmesinin haram oluşu, adam öldürmenin haramlığı, kısas, yetim malına el uzatmanın haram oluşu, namaz vakitleri, tartıda eksik tartmak ve insanları kandırmanın haram olduğu gibi konular. Ayrıca insanların sevilen ve güzel ahlakla donanması gerektiğine vurgu yapılmıştır.

Hz. Peygamberin (s.a.a) miraç konusu da surenin önemli konularındandır. İsra ve miraç konusunun ayrıntılarında ve vuku tarihinde İslam fırkaları arasında ihtilaflar bulunmaktadır. Mütekellim ve filozoflar arasında da çeşitli bahisler yapılmıştır. Mescid-i Aksa’nın adı ve mekânı hakkında da araştırmacı ve müfessirler arasında görüş farklılıkları bulunmaktadır.[4]

El-Mizan tefsirinin yazdığına göre; İsra suresinin asıl konusu, Tevhid ve şirki nefyetmektir. Bu kitaba göre; bu surede Allah’ı tesbih etmeye övmekten daha çok teveccüh edilmiş ve Allah’ı tesbih, defalarca tekrar edilmiştir. [5] Tefsir-i Numune şöyle yazmıştır: İsra suresi, Kur’an’ın diğer Mekki sureleri gibi Tevhid, Mead ve Şirki nefyetmeye daha çok vurgu yapmıştır.

Sure, bu konulara ilave olarak, Allah Resulü’nün (s.a.a) Miracına, Nübüvvetin delillerine, Kur’an’ın icazına, anne ve babaya iyiliğe, günahın insanın inançları üzerinde ki etkisine ve İsrailoğullarından da ayrıca bahsetmektedir. [6]


Meşhur Ayetler

سُبْحَانَ الَّذِي أَسْرَى بِعَبْدِهِ لَيْلاً مِّنَ الْمَسْجِدِ الْحَرَامِ إِلَى الْمَسْجِدِ الأَقْصَى

Noksan sıfatlardan münezzehtir kulunu geceleyin Mescid-i Harâm'dan çevresini kutladığımız Mescid-i Aksâ' ya götüren (İsra Suresi / 1)

Bu ayet-i kerime, Allah Resulü’nün (s.a.a) geceleyin Mescid-i Haram’dan Mescid-i Aksa’ya götürülmesinden bahsetmektedir zira bu olay Peygamber efendimizin (s.a.a) Miracının bir mukaddimesiydi. Müslümanların inançlarına göre; bu seyir olayı bir gece zarfında gerçekleştirilmiştir zira bu olay o dönemin imkânlarına göre çok büyük bir mucize olarak kabul edilmekteydi. [8] El-Mizan tefsirinin yazarı merhum Allame Tabatabai şöyle yazmıştır: ‘‘İsra’’ sözcüğü geceleyin sefer etme manasına gelmektedir. ‘‘Leylen’’ kelimesi ise Allah Resulü’nün (s.a.a) bir gece zarfında Mekke’den Beytü’l-Mukaddes’e götürüldüğüne delalet etmektedir. [9]

وَقَضَى رَبُّكَ أَلاَّ تَعْبُدُواْ إِلاَّ إِيَّاهُ وَبِالْوَالِدَيْنِ إِحْسَانًا إِمَّا يَبْلُغَنَّ عِندَكَ الْكِبَرَ أَحَدُهُمَا أَوْ كِلاَهُمَا فَلاَ تَقُل لَّهُمَآ أُفٍّ وَلاَ تَنْهَرْهُمَا وَقُل لَّهُمَا قَوْلاً كَرِيمًا

Ve Rabbin, kendisinden başkasına kulluk etmemenizi ve anaya, babaya iyilik etmenizi hükmetmiştir; onlardan biri yahut her ikisi, senin hayâtında ihtiyarlık çağına ererse onlara üf bile deme, azarlama onları ve onlara güzel ve iyi söz söyle. (İsra Suresi / 23)

Ahlaki ve ailevi konularda, bu ayet-i kerimeden oldukça fazla bahsedilmektedir. [10]

El-Mizan yazarının yazdığına göre; sırf bundan dolayı Tevhid konusundan sonra anne ve babaya iyilik etme konusuna değinilmiştir zira anne babaya iyilikte bulunmak en büyük ve en önemli farzlardan sayılmaktadır. [11] Şii İmamlardan nakledilen bazı rivayetlerde, Allah Resulü (s.a.a) ve İmam Ali’nin (a.s) valideyn’in mısdakı oldukları beyan edilmiştir. [12]

وَآتِ ذَا الْقُرْبَى حَقَّهُ

Akrabâya, yoksula, yolda kalmışa hakkını ver (İsra Suresi / 26)

ذَا الْقُرْبَى (akrabalar) hakkında bazı müfessirlerin zihnine şöyle bir soru takılmıştır, akrabalardan maksat; herkesin akrabaları mıdır yoksa sadece Allah Resulü’nün (s.a.a) akrabaları mıdır. [13] Tefsir-i Numune’nin yazdığına göre; Şii İmamlardan nakledilen birçok rivayette ذَا الْقُرْبَى dan maksat; Peygamber efendimizin (s.a.a) Ehlibeyti’dir. Zaten bu hadisler ayet-i kerimenin manzurunu mahdut etmemiştir aksine ayet-i kerimenin kâmil mısdakını beyan etmiştir. Öyleyse herkes kendi akrabasından sorumludur. [14] Şii ve Sünni hadis kitaplarında nakledilen rivayetlere göre; Allah Resulü (s.a.a) bu ayet-i kerime nazil olduktan sonra Fedek hurmalığını kızı Hz. Fatıma Zehra’ya (s.a) bağışlamıştır. [15]

قُلْ كُلٌّ يَعْمَلُ عَلَى شَاكِلَتِهِ

De ki: Herkes huylandığı huya göre hareket eder. (İsra Suresi / 84)

Bu ayet-i kerime, insanın amellerini onun huylandığı huyuna göre ölçü almıştır. Şu şekilde söylemişlerdir: Huylandığı huydan «شاکله» maksat; onun ruhi, revani, ahlaki şahsiyeti ve tüm davranışlarının kökünün onda olmasıdır. [16] Allame Tabatabai «شاکله» huylandığı huydan maksadın böyle bir tefsire sahip olmasının yanı sıra, insanın şahsiyetinin sadece özel davranışlara sahip olduğunu vurgulayarak, hiçbir zaman insanı herhangi bir işi yapmaya mecbur bırakmadığını savunmaktadır. [17]

Tarihi Rivayet ve Öyküler

  • Mescid-i Haram’dan Mescid-i Aksa’ya İsra, ayet 1.
  • İsrailoğullarının yeryüzünde iki kez fesat çıkarması, ayet 4-7.
  • Semud kavminin devesi, ayet 59.
  • Meleklerin Hz. Âdem’e (a.s) secde etmesi ve İblis’in başkaldırısı, ayet 61-65.
  • Hz. Musa’nın (a.s) öyküsü: Hz. Musa’nın dokuzlu nişanesi, Firavunla konuşması, Firavun ve taraftarlarının suda boğulması, İsrailoğullarının Mısır’da sükunet etmesi ayet 101-104.

Fazilet ve Özellikleri

İmam Sadık’tan (a.s) şöyle bir rivayet nakletmişlerdir: Her kim İsra suresini her Cuma akşamı okursa, ölmeden İmam Mehdi’yi (a.f) görecek ve onun ashabından olacaktır. [18]

Ayetül Ahkâm

Ayet Numarası Ayet Bab Konu
33 ولاتقتلوا النفس التی حرم الله الا بالحق ومن قتل مظلوما فقد جعلنا لولیه سلطانا
34 واوفوا بالعهد ان العهد کان مسئولا
78 قم الصلاة لدلوک الشمس الی غسق اللیل
110 ولاتجهر بصلاتک ولا تخافت بها

Surenin Arapça ve Türkçe Meali


Önceki Sure
Nahl Suresi
İsra Suresi Sonraki Sure
Kehf Suresi

Dış Bağlantılar

Kaynakça

  1. Mekarim Şirazi, Tefsir-i Numune, h.ş 1374, c 12, s 3.
  2. Tabersi, Mecmau’l-Beyan, h.ş 1372, c 6, s 607.
  3. Daneşname-i Kur’an ve Kur’an Pejuhi, h.ş 1377, c 2, s 1241.
  4. Daneşname-i Kur’an ve Kur’an Pejuhi, c. 2, s. 1240–1241.
  5. Allame Tabatabai, el-Mizan, h.k 1417, c 13, s 5.
  6. Mekarim Şirazi, Tefsir-i Numune, h.ş 1374. C 12, s 5.
  7. Hameger, Muhammed, Kur’an sureleri, Nuru’s-Sakaleyn Kur’an ve İtret Kültür merkezi, birinci baskı, Kum, Neşri Nuşera, ş. 1392.
  8. Mekarim Şirazi, Tefsir-i Numune, h.ş 1374, c 12, s 8.
  9. Allame Tabatabai, el-Mizan, h.k 1417, c 13, s 7.
  10. Ahmedi, Megami Peder ve Mader der İslam, h.ş 1388, s 19-25; Bijni, Hugug ve Tekâlif-i Mutagabil-i Ferzendan ve Valideyn ez Nezeri İslam, s 77-89.
  11. Allame Tabatabai, el-Mizan, h.k 1417, c 13, s 80.
  12. Behrani, el-Burhan fi Tefsiri’l-Kur’an, h.k 1416, c 2, s 78.
  13. Mekarim Şirazi, Tefsir-i Numune, h.ş 1374, c 12, s 87.
  14. Mekarim Şirazi, Tefsir-i Numune, h.ş 1374, c 12, s 87.
  15. Hüseyni Celali, Fedek ve el-Avali ev el-Hevaitu’s-Seb’etu fi’l-Kitabi ve’s-Sünneti ve’t-Tarihi ve’l-Edebi, h.ş 1384, s 141-149.
  16. Murtazavi, Der Amedi ber Şeklgiriyi Şahsiyet-i Cevan, h.ş 1379, s 34, 35; Kıraati, Tefsir-i Nur, h.ş 1383, c 7, s 112.
  17. Allame Tabatabai, el-Mizan, h.k 1417, c 13, s 190.
  18. Şeyh Saduk, Sevabu’l-Amal, h.k 1406, s 107.

Bibliyografi

  • Kur’an-ı Kerim, tercüme: Muhammed Mehdi Fuladvend, Tahran, Daru’l Kur’ani’l Kerim, h.k. 1418 / m. 1376.
  • Daneşname-i Kur’an ve Kur’an Pejuhi, c. 2, Bahaddin Hürremşahi’nin katkılarıyla, Tahran, Dustan, Nahid, h.ş. 1377.
  • Ahmedi, Hasanali ve Zeynelabidin Ahmedi, Megami Peder ve Mader der İslam, Kum, Meysem-i Tammar, Birinci baskı, h.ş 1388.
  • Behrani, Seyyid Haşim, el-Burhan fi Tefsiri’l-Kur’an, Tahran, Bonyad-i Bi’set, Birinci baskı, h.k 1416.
  • Bijni, Hukuk ve Tekâlif-i Mutegabil-i Ferzendan ve Valideyn ez Nezeri İslam, Belağ mubin, Sayı 14, h.ş 1387.
  • Hüseyni Celali, Seyyid Muhammed Bakır, Fedek ve el-Avali ev el-Hevaitu’s-Seb’eti fi’l-Kitabi ve’s-Sünneti ve’t-Tarihi ve’l-Edeb, Kum, Kongre-i Miras-i İlmi ve Maneviyi Hz. Fatıma, h.ş 1384.
  • Saduk, İbn Babıveyh, Muhammed bin Ali, Sevabu’l-Amal ve İkabu’l- Amal, Kum, Daruş-Şerif Razi, h.k 1406.
  • Tabatabai, Seyyid Muhammed Hüseyin, el-Mizan fi Tefasiri’l-Kur’an, Kum, İntişarat-i İslami, h.k 1417.
  • Tabersi, Fazıl bin Hasan, Mecmau’l-Beyan fi Tefsiri’l-Kur’an, Tahran, Nasır Husro, h.ş 1372.
  • Kıraati, Muhsin, Tefsir-i Nur, Tahran, Merkez-i Ferhengiyi Dershayi ez Kur’an, On birinci baskı, h.ş 1383.
  • Murtazavi, Seyyid Ziya, Der Amedi ber Şeklgiriyi Şahsiyet-i Cevan, Kum, Merkez-i İntişarat-i Defter-i Tebliğat-i İslamiyi Havza-i İlmiye-i Kum, h.ş 1379.
  • Mekarim Şirazi, Nasır, Tefsir-i Numune, Tahran, Daru’l-Kutubi’l-İslamiye, h.ş 1374.