Fatıma (İmam Hüseyin’in Kızı)

WikiShia sitesinden
(Fatıma bint Hüseyin sayfasından yönlendirildi)
Şuraya atla: kullan, ara
Fatıma (İmam Hüseyin’in Kızı)
İsmi Fatıma bint Hüseyin
Doğum Tarihi Hicri 51
Ölüm Tarihi Hicri 117
Baba Adı Hüseyin b. Ali
Anne Adı Ümmü İshak
Yaşadığı Yer Medine
Kabri Medine
Muhalifleri Beni Ümeyye
Mezhep Şia

Fatıma bint Hüseyin bin Ali b. Ebu Talib (a.s) (Arapça:فاطمة بنت الحسين); İmam Hüseyin’in (a.s)[1] Ümmü İshak’tan[2] olma en büyük kızıdır. Kerbela vakıasında bulunmuş ve esir alınmıştır. Fatıma bint Hüseyin Kufe’de hutbe okuyarak Kufe’lilere serzenişte bulunmuştur. İmam Bakır’dan (a.s) nakledilen bir hadise göre, İmam Hüseyin (a.s) şehadetinden önce İmamet emanetlerini ve vasiyet mektuplarını Fatıma’ya bırakmış ve o da onları daha sonra İmam Seccad’a (a.s) teslim etmiştir.[3] İmam Hüseyin’in (a.s) kızı Fatıma babasından ve kardeşi İmam Zeynel Abidin’den (a.s) hadis rivayet etmiştir.

Fatıma bint Hüseyin

Babası Hüseyin b. Ali b. Ebu Talib (a.s) ve annesi Talha b. Ubeydullah’ın kızı Ümmü İshak’tır.[4] Fatıma’nın doğum tarihi hakkında kesin bir bilgi bulunmamaktadır; ancak annesi ilk olarak İmam Hasan’ın (a.s) eşi olduğundan ve onun şehadetinden sonra İmam Hüseyin (a.s) ile evlendiğinden dolayı, İmam Hasan’ın (a.s) şehadetinden sonra doğmuştur. Bu nedenle Fatıma bint Hüseyin büyük olasılıkla hicri 51 yılında dünyaya gelmiştir.[5] Simasının Allah Resulünün (s.a.a) kızı Hz. Fatıma’ya (s.a) benzediği söylenmiştir.[6] Fatıma bint Hüseyin Kerbela vakıasından önce amcasının oğlu Hasan Müsenna (İmam Hasan’ın (a.s) oğlu) ile evlenmiştir.[7]

Kerbela’da Bulunması ve Esir Alınması

Fatıma, eşi Hasan Müsenna ile birlikte Kerbela’da, İmam Hüseyin’in (a.s) safında yer aldı.[8] Hasan Müsenna, Aşura günü İmam Hüseyin’in (a.s) yanında yiğitçe savaştı ve daha sonra yaralanarak esir alındı. Akrabalarından olan Esma b. Harice Fezari onu kurtardı. Hasan Müsenna Kufe’de tedavi altına alındı ve sağlığına kavuşunca da tekrar Medine’ye döndü.[9]

Fatıma, İmam Hüseyin’in (a.s) ailesinin diğer fertleri gibi esir alınarak Kufe ve Şam’a götürüldü.[10] Çadırlara yapılan saldırılar ve Ehlibeyt’in esaret dönemi hakkındaki bazı hadiseler ondan nakledilmiştir.[11] Şam sarayında Fatıma bint Hüseyin ve Yezit arasında bazı konuşmalar geçmiştir.[12] Ahmed b. Ali Tabersi onun Kufe halkıyla yaptığı konuşmalarını kitabında zikretmiştir.[13]

Makamı

İmamet Emanetleri

İmam Bakır’dan (a.s) nakledilen bir hadise göre, İmam Hüseyin (a.s) şehadetinden önce İmamet emanetlerini ve vasiyet mektuplarını Fatıma’ya bırakmış ve o da onları daha sonra İmam Seccad’a (a.s) teslim etmiştir.[14]

Hadis Nakletme

Fatıma, tabiinden ve hadis ravilerindendir. O, babası İmam Hüseyin’den (a.s), Abdullah b. Abbas ve Esma bint Umeys’ten hadis nakletmiştir.[15] Fatıma’nın, büyük annesi Hz. Fatıma’dan (s.a) Mürsel olarak hadis naklettiği rivayet edilmiştir. Aynı şekilde Fatıma, babası Hüseyin b. Ali’den, halası Zeyneb’ten (s.a), kardeşi Ali b. el-Hüseyin’den (a.s), Abdullah b. Abbas, Aişe, Esma bint Umeys ve Bilal’den de Mürsel olarak hadis nakletmiştir.[16]

Kendisinden de oğulları Abdullah, Hasan ve İbrahim ve Hasan b. Hasan’ın oğulları (Fatıma’nın torunları) Muhammed b. Abdullah b. Amr, Şeybe b. Nuame, Ya’li b. Ebi Yahya, Talha’nın kızı Aişe, Ammare b. Gaziyye, Ümmü Ebi Mikdad Hişam b. Ziyad ve Cafer b. Hasan b. Hasan’ın kızı Ümmü’l-Hasan rivayet nakletmişlerdir.[17]

Fatıma bint Hüseyin’i güvenilir ve ravilerin dördüncü tabakasından bilmişlerdir.[18]

Kufe’deki Hutbesi

İmam Seccad (a.s), Hz. Zeyneb (s.a) ve Ümmü Külsüm dışında Fatıma bint Hüseyin’de Kufe’de Hutbe okumuştur. İmam Kazım’ın (a.s) oğlu Zeyd babalarından, Fatıma Suğra’nın Kufe’ye girdikten sonra şu konuşmayı yaptığını rivayet etmiştir:

Hutbenin Türkçesi

Kum ve çakıl taneleri adedince, yerden arşa kadar olan şeyler ağırlığınca Allah’a hamdu senalar olsun.

O'na hamd ve iman ediyorum ve tevekkülüm Allah’a. Allah'ın birliğine ve şeriki olmadığına şehadet getiriyorum. Şehadet ederim ki Muhammed (s.a.a), O'nun kul ve peygamberidir; (ve yine şehadet ederim ki) onun evlatlarının, alacaklı veya kan davalıları olmadıkları (suçsuz oldukları) hâlde Fırat kenarında başlarını kestiler.

Allah'ım! Sana yalan ve iftira yakıştırmaktan veya Peygamber'ine (s.a.a), “Kendi vasi ve halifen Ali b. Ebu Talib (a.s) için insanlardan biat al!” buyruğunun aksine bir şey söylemekten sana sığınırım. Ali b. Ebu Talib (a.s) ki hakkı gasp edildi ve suçsuz yere öldürüldü. Nitekim dün de onun oğlunu, sözde Müslüman ve kalben kafir olan bir topluluk Kerbela'da öldürdü.

Ona yönelen zulüm ve haksızlıkları, canlarını verme pahasına da olsa defetmeleri gereken insanlar, bu görevlerini ifa etmediler. Eyvahlar olsun onlara da, büyüklerine de! Nitekim sen onu yüce menkıbeleri ve temiz tabiatıyla, herkesçe bilinen yücelik ve görülen erdemleriyle katına aldın. Allah'ım! O, hiçbir kötüleyicinin yermesine ve melametine aldırış etmeden sana kulluk sundu.

Sen onu, çocukluk çağında İslâm'a yönelttin ve büyüdüğünde de üstünlüklerini övdün. O hep senin yolunda ve Peygamber'inin (s.a.a) hoşnutluğu için ümmeti nasihat etti ve zamanı geldiğinde de onun ruhunu kabzettin. O, dünyaya asla itina etmedi ve bütün varlığıyla ahirete yöneldi. Senin yolunda düşmanlarınla savaştı ve cihat etti. Sen ondan razı olup seçkin kıldın ve doğru yola hidayet ettin.

(Hamdu senadan sonra) Ey Kufe halkı, ey hilekâr ve düzenbazlar! Allah bizi sizinle ve sizi de biz Ehlibeyt'le sınadı. Bizim karşılaştığımız belayı güzelleştirip ilmini bizde karar kıldı. Biz Allah'ın ilim ve hikmetinin mahzeni, yeryüzünde de kanıtlarıyız. Allah lütfederek şehirleri ve kulları arasında bize ikramda bulundu ve peygamberi Muhammed (s.a.a) ile de bizi yarattıklarının birçoğundan açık bir şekilde üstün kıldı. Siz ise bizi yalanlayıp, tekfir ettiniz ve bizimle savaşmayı helal sayıp mallarımızı yağmalamayı câiz gördünüz. Sanki bizler Türkistan ve Kabul esirleriydik! Nitekim dün de ceddimizi öldürmüştünüz. Biz Ehlibeyt'in kanı kadim kininiz nedeniyle halen kılıçlarınızdan damlamaktadır ve Allah'a ettiğiniz iftira ve yaptığınız hile ile gözleriniz parladı, kalpleriniz ferahladı. Bilesiniz ki, hileleri en güzel şekilde bozan ve intikam alan Allah'tır.

Şimdi sizler kanımızı akıttığınızdan ve mallarımızı yağmaladığınızdan dolayı sevinmeyin; zira bu musibetler, gerçekleşmeden önce Allah'ın kitabında yazılmıştı (Allah bunlardan haberdardı). “Öyle ki, elinizden çıkana karşı üzüntü duymayasınız ve size (Allah'ın) verdikleri dolayısıyla sevinip-şımarmayasınız. Allah, büyüklük taslayıp böbürleneni sevmez."

Ey Kufe halkı, yazıklar olsun size! Şimdi çok yakında gökten inecek Allah'ın lanet ve azabını beklemeye koyulun! Yaptığınız işlerden dolayı azap edileceksiniz. Birilerinizi diğerlerinin canına salarak intikam alacaktır. Bizim hakkımızda yapmış olduğunuz zulümlerden dolayı da, kıyamet günü cehennemin elim azabında ebediyen kalacaksınız. Allah'ın laneti zalim toplulukların üzerinedir!

Yazıklar olsun size, ey Kufe ehli! Bilir misiniz, hangi elle bize ok atıp kılıç salladınız; hangi nefesle bize karşı savaştınız ve bizimle savaşmak için hangi ayakla geldiniz? Andolsun Allah'a, kalpleriniz taşlaşmış, yüreğiniz katılaşmış, kalpleriniz ilimden nasibini almamış, göz ve kulaklarınız görmez ve duymaz olmuş.

Ey Küfe halkı! Kahrolasınız! Allah Resulünün (s.a.a) kanı sizin boynunuzdadır, biliyor musunuz? Peygamber (s.a.a) hem onu sizden isteyecek ve hem de kardeşi Ali b. Ebu Talib'e (a.s), evlatlarına ve ailesine yapmış olduğunuz düşmanlıkların hesabını soracaktır. İçinizden bazıları, “Ali'yi ve evlatlarını mızraklarla ve Hint kılıçlarıyla biz öldürdük; kadınlarını Türk esirleri gibi esir aldık” diyerek işlediği bu cinayetle kıvanç duysun.

Ey Allah'ın, her türlü pislikten arındırdığı insanları öldürmekle iftihar edenler, ağızlarınız taşla ve toprakla dolsun! Ey habis, öfkenle patlayasın! Baban nasıl yerinde oturduysa, sen de köpek gibi yerinde otur! Şüphesiz herkes yaptıklarının ve ahiret yurduna gönderdiklerinin sahibidir. Yazıklar olsun size! Allah'ın bizi üstün kıldığı şeye haset mi ediyorsunuz?

Bu Allah'ın bir fazlıdır, onu dilediğine verir. Allah büyük fazl sahibidir. “… Allah'ın nur vermediği kimsenin nuru olmaz.”[19] Allah’ın nurunu esirgediği kimse de zulmet ve karanlıklara saplanır...”

|}</div> Fatıma'nın (s.a) konuşması buraya varınca, insanlar yüksek sesle ağlayıp şöyle dediler: “Ey pak ve masumların kızı, yüreklerimizi ve göğüslerimizi dağladın. Ciğerlerimizi hüzün ve ıstırap ateşiyle yaktın. Yeter artık!.” Bunun üzerine Fatıma bint Hüseyin sukut etti.[20]

Hasan Müsenna’nın Mateminde

Fatıma’nın Hasan Müsenna’nın vefatından sonra bir yıl boyunca mezarı başında matem tuttuğu ve gündüzlerini oruç ve gecelerini de ibadetle geçirdiği söylenmiştir.[21]

Sahih Buhari’nin naklettiği bir rivayette Fatıma bint Hüseyin (a.s) Hasan Müsenna’nın kabri üzerine bir kubbe inşa etmiştir. Bu rivayet şöyledir:

“Hasan b. Hasan b. Ali’nin (a.s) vefatından sonra eşi kocasının kabri üzerinde bir sene kadar matem tutmuş ve bir de kubbe yaptırmıştır…”[22]_[23] (لما مات الحسن بن الحسن بن علی(ع) ضربت امرأته القبّه علی قبره سنة....)

Fatıma, eşi Hasan Müsenna’nın vefatından sonra Abdullah b. Amr b. Osman b. Affan’la evlendi.[24] Abdullah’ın vefatından sonra Medine valisi Abdurrahman b. Dahhak onunla evlenmek istedi, ancak Fatıma bunu kabul etmedi.[25]

Fatıma’nın Hasan Müsenna’dan Abdullah, İbrahim, Hasan ve Zeyneb adında dört evladı[26] ve ikinci eşi Abdullah b. Amr b. Osman’dan ise Muhammed Dibac, Kasım ve Rukayye isimli üç çocuğu oldu.[27] Fatıma bint Hüseyin’in evlat ve torunlarının çoğu Beni Abbas halifeleri ile savaşta şehit edildiler veya zindana atıldılar.[28]

Vefatı

Sıbt-i İbn Cevzi Fatıma’nın yaklaşık hicri 117 yılında vefat ettiğini nakletmiştir.[29] İbn Hibban,[30] belli bir tarih zikretmeksizin, onun 90 yaşlarında vefat ettiğinden söz etmektedir. İbn Asakir[31] de onun Hişam b. Abdulmelik zamanında vefat ettiğini nakletmektedir. Fatıma Medine’de vefat etmiştir.[32]

Kaynakça

  1. Tarihi Taberi, c. 5, s. 464; el-Kamil fi’t-Tarih, c. 2, s. 577; İbn Sa’d, c. 3, s. 214; İbn Habib, s. 404.
  2. Et-Tabakatu’l-Kubra, c. 8, s. 473; Tarihi Demeşk, c. 70, s. 15; Mufid, el-İrşad, c. 2, s. 491 ve Meclisi, Muhammed Bakır, Biharu’l-Envar, c. 45, s. 329.
  3. Saffar Kummi, s. 182 – 183; Kuleyni, c. 1, s. 303.
  4. Mufid, el-İrşad, c. 2, s. 491; Muhammed Bakır Meclisi, Biharu’l-Envar, c. 45, s. 329.
  5. Muhammed Rey Şehri, Danişname-i İmam Hüseyin (a.s); Ber Payeyi Kur’an ve Hadis, Daru’l-Hadis, 1388, s. 351.
  6. Bakınız: Buhari, s. 6; Ebu’l-Ferec İsfahani, 1045, s. 122; Mufid, el-İrşad, c. 2, s. 25.
  7. Tarihi Demeşk, c. 70, s. 17; el-Maarif li İbn Kuteybe, s. 213; İbn Sa’d, c. 8, s. 473; Buhari, a.g.e.
  8. El-Kamil fi’t-Tarih, c. 2, s. 577.
  9. Bakınız: Hasani, el-Mesabih, s. 379; Mufid, el-İrşad fi Marifeti Hucecullahi ale’l-İbad (1413), c. 2, s. 25; İbn Tavus, s. 63.
  10. El-Kamil fi’t-Tarih, c. 2, s. 577; Mufid, c. 2, s. 121.
  11. Saduk, el-Emali li’s-Saduk, s. 228.
  12. Bakınız: Taberi, c. 5, s. 464; Gazi Numan, c. 3, cüz 13, s 268.
  13. Ahmed b. Ali Tabersi, c. 2, s. 27 - 29.
  14. Saffar Kummi, s. 182 – 183; Kuleyni, c. 1, s. 303.
  15. İbn Asakir, c. 70, s. 10; Mizzi, c. 35, s. 254 - 255.
  16. İbn Asakir, Tarihi Dimeşk, c. 70, s. 10; Tehzibu’l-Kamil, c. 35, s. 254.
  17. İbn Asakir, Tarihi Dimeşk, c. 70, s. 10; Tehzibu’l-Kamil, c. 35, s. 254.
  18. Takribu’t-Tehzib, c. 2, s. 657.
  19. Nur Suresi, 40. ayet.
  20. Seyyid b. Tavus, Luhuf, s. 178.
  21. Sahihu’l-Buhari, c. 1, s. 446; Tehzibu’l-Kamil, c. 6, s. 95; Biharu’l-Envar, c. 44, s. 167 ve 168; Tarihi Dimeşk, c. 70, s. 19; Mufid, el-İrşad, c. 2, s. 26.
  22. Sahih Buhari, Kitabu’l-Cenaiz, bab 61.
  23. Fethu’l-Bari fi Şerhi Sahih Buhari, c. 3, s. 255, bab 61.
  24. Tehzibu’l-Kamil, c. 35, s. 256; Mekatilu’t-Talibin, s. 167.
  25. İbn Sa’d, c. 8, s. 474.
  26. Tehzibu’l-Kamil, c. 35, s. 256; Lubabu’l-Ensab, c. 1, s. 385.
  27. El-Mecdi, s. 91; Tehzibu’l-Kamil, c. 35, s. 256; el-Maarif li İbn Kuteybe, s. 199.
  28. Tarihi Taberi, c. 7, s. 536.
  29. Sıbt-i İbn Cevzi, Tezkiretu’l-Havas, s. 280.
  30. İbn Hibban, c. 5, s. 301.
  31. İbn Asakir, c. 70, s. 17.
  32. Sıbt-i İbn Cevzi, Tezkiretu’l-Havas, s. 280.

Bibliyografi

  • İbn Asakir, Tarihu Medinetu Dimeşk, baskı: Ali Şiri, Beyrut, 1415 – 1421 / 1995 – 2001.
  • İbn Kuteybe, el-Maarif, baskı: Muhammed İsmail Abdullah Savi, Beyrut, 1390 / 1970.
  • Hasani, Ahmed b. İbrahim, el-Mesabih, baskı: Abdullah Husi, San’a.
  • Seyyid b. Tavus, Luhuf, tercüme: Abdurrahim Akiki Bahşayişi, Kum, Defteri Neşri Nuvidi İslam, c. 5, 1378 h.ş.
  • Taberi, Muhammed b. Cerir, Tarihu’l-Umem ve’l-Muluk (Tarihi Taberi), tahkik: Muhammed Ebu’l-Fazl İbrahim, Beyrut, Daru’t-Turas, ikinci baskı, 1967, c. 5.
  • Mufid, el-İrşad, tercüme: Muhammed Bakır Saidi Horasani, İslamiyye, 1351 h.ş, c. 2.
  • Mufid, Muhammed b. Muhammed, el-İrşad fi Marifeti Hucecullahi ale’l-İbad, Kum, 1413.
  • Meclisi, Muhammed Bakır, Biharu’l-Envar, Beyrut, Müessesetu Vefa, ikinci baskı, 1403 h.k, c. 45.
  • Muhammed Rey Şehri, Danişname-i İmam Hüseyin (a.s): Ber Payeyi Kur’an ve Hadis, Kum, Daru’l-Hadis, 1388.
  • El-Kamil fi’t-Tarih.
  • İbn Sa’d.
  • İbn Habib.
  • Et-Tabakatu’l-Kubra.
  • Saffar Kummi.
  • Kuleyni.
  • İbn Hibban.
  • Sıbt-i İbn Cevzi, Tezkiretu’l-Havas.
  • Ebu’l-Ferec İsfahani, 1405.
  • Buhari.
  • Sahihu’l-Buhari.
  • Tehzibu’l-Kamil.
  • Saduk, el-Emali li’s-Saduk.
  • Mekatilu’t-Talibin.
  • İbn Sa’d.
  • Ebu’l-Ferec İsfahani.
  • Lubabu’l-Ensab.
  • Yusuf b. Abdurrahman Mizzi, Tehzibu’l-Kamil fi Esmai’r-Rical, baskı: Beşşar Avvad Maruf, Beyrut, 1405 / 1985.
  • Takribu’t-Tehzib.