Şam-ı Gariban

WikiShia sitesinden
Şuraya atla: kullan, ara
Mahmut Ferşçiyan'ın Şam-ı Gariban Tablosu

Şam-ı Gariban (Farsça:شام غریبان); farsça edebiyat ve mersiye literatüründe Aşura gününün gün batımına ve bu gecede düzenlenen yas ve matem merasimine denir. Bu merasimdeki ağıt ve mersiyeler, Aşura günü akşamı, gece karanlığında, Kerbela çölünde kimsesiz ve yalnız kalan İmam Hüseyin’in (a.s) Ehlibeytini ve bu faciadan geriye kalan esir ve çocukların hazin durumunu hatırlatmaktadır. Mum yakma veya karanlıkta (Kerbela çölünün karanlığını temsilen) oturma gibi bazı özel gelenekler bu gecedeki azadari ve yas merasimini, muharrem ayının diğer matem gecelerinden farklı kılmaktadır.

Lügat ve Istılahta Şam-ı Gariban

Garip (kimsesiz) teriminin bir anlamı da vatanından uzak düşmektir ve bazen yar ve yaversiz kalan kişiler için de garip kelimesi kullanılmaktadır.[1] Şam-ı Gariban kelimesi de garip (kimsesiz) ve vatanından uzakta yarsız ve diyarsız kalan insanların gecesi anlamında gelmektedir.[2]

Istılahta ve farsça mersiyelerde, Aşura günü gün batımına ve bu gece de düzenlenen matem merasimlerine denir.[3]

Aşura Akşamı Hadiseleri

Düşman ordusu Aşura günü gün batımı, kadınları çadırlarından dışarı çıkararak çadırları ateşe verdiler.[4] Bu esnada feryat figan eden kadınların gözleri şehitlere düşünce yüzlerine vurmaya başladılar.[5] Ömer b. Sa’d Aşura günü akşamı şehitler serveri İmam Hüseyin’in (a.s) mübarek başını Huli Esbehi ve Humeyd b. Müslim-i Ezdi ile ve Beni Haşim gençleri ve İmam Hüseyin’in (a.s) yaranlarının başlarını ise (yetmiş iki baş) Şimr b. Zi’l Cevşen, Kays b. Eş’as ve Amr b. Haccac ile birlikte Ubeydullah b. Ziyad’a gönderdi.[6] Ömer Sa’d’ın kendisi ise ordusundan bir grup ile o gece Kerbela’da kaldı ve ertesi gün öğleye yakın kendi ordusunun ölülerini defnettikten sonra, İmam Hüseyin’in (a.s) Ehlibeyti ve geride kalan diğer esirler ile birlikte Kufe’ye doğru hareket etti.[7] Şam-ı Gariban’da, yani Aşura günü akşamı Hz. Zeyneb’in (s.a) teheccüd (gece) namazını terk etmediği, ancak onun bedenini saran zaaf ve halsizlikten dolayı namazını oturarak kıldığı nakledilmiştir.[8]

Şam-ı Gariban Mateminin Tarihçesi

Bu tür matem ve azadari Muzafferuddin Şah zamanı öncesine kadar Tahran’da yaygın değildi. Şam-ı Gariban deste çevirme nuhesi, Azeri Türkçesinde olduğu için, bu yas ve azadarinin Türklerle ve Muzafferuddin Şah ile birlikte Tahran’a geldiği tahmin edilebilir. Nitekim en büyük Şam-ı Gariban merasimini de Şeyh Abdulhüseyin mescidinde ve Azeri Türklerin tekkelerinde yaparlarmış.[9] Ziyaret kitaplarında Aşura gününün ikindi vakti için bir dua zikredilmiştir. Bu dua, aza sahibi olan Allah Resulü (s.a.a), İmam Ali (a.s), Hz. Fatıma (s.a.a) ve İmam Hasan’a (a.s) taziye ve tesliyet arz etme mesabesindedir. Belki de Şam-ı Gariban merasimi bu ziyaretten naşi olmuştur.[10]

Adet ve Gelenekler

Şam-ı Gariban da aşağı yukarı diğer matem ve mersiye merasimlerine benzemektedir. Fakat bu gece de ışık yakılmaz ve mersiye ve ağıt merasimi birkaç mum ışığının nuruyla aydınlatılır. Yaslı ve azadar insanların oluşturduğu desteler, elem ve bayrak kaldırmaz, sine ve zincir de vurmazlar; düzenli saflar halinde mersiye meclisine girerler ve açık yakalarla sukut ve metanetle, üzüntülü ve kederli bir şekilde otururlar veyahut hareket ederler. Matem merasiminin sonunda da daha çok hicri 61 yılı, Muharrem ayının Aşura gecesi hadiseleri ve İmam Hüseyin’in (a.s) Ehlibeyti ile ilgili mersiye ve ağıtlar okunur.[11]

Bu yas ve matem etkinliğinde Aşura vakıasını temsili olarak canlandırmak için çocuk ve bebekleri kullanırlar. Bu merasim, Aşura akşamı Kerbela çölünün gece karanlığında yalnız ve kimsesiz kalan İmam Hüseyin’in (a.s) Ehlibeyt'inin ve bu faciadan geriye kalan çocuk ve esirlerin kimsesizliğini anımsatmaktadır.[12]

Şam-ı Gariban’da ağıt ve mersiyeleri aheste ve sesiz sedasız okurlar. Bazen herkes oturur ve şiirin bir bölümü oturularak okunur ve daha sonra şiirin ikinci beytinin okunması için ayağa kalkılır ve bu beyit yürüyerek bitirilir.[13]

Diğer Ülkelerde Şam-ı Gariban

Kerbela’da bu geceye Leyletu’l-Vahşet de (vahşet – korku gecesi) denir. Bu gecede çocuk ve esirlerin yaşadığı acı ve musibetleri zikredip, gam ve kederlerinin nişanesi olarak mum yakarlar.[14] Pakistan’da da güneş batımından sonra matem ve azadari yapmaya başlarlar ve bu matem ve yas merasiminde ışık ve halı kullanmazlar.[15]

Şiirlerde Şam-ı Gariban

Bu gece hakkında, içeriği Kerbela şehitlerinin mübarek bedenlerinin öylece sıcak kumlar üstüne terk edilmesini ve esir, kadın ve çocukların yalnız ve kimsesiz kalışını anlatan birçok mersiye ve ağıt yakılmıştır. Bu gecede matem merasimlerinde okunan meşhur şiirlerden biri Haif Lahici’nin şiiridir.[16]

Haif Lahici’nin Şam-ı Gariban şiiri:

شام غریبان است امشب به صحرا بی‌کفن جسم شهیدان است
شام غریبان است امشب نوای بی‌کسان بر بام کیوان است
تا صبح گریانند امشب به دشت کربلا نالان یتیمانند
چون نی در افغانند امشب به روی کشته‌ها در ناله مرغانند
خوابیده عریانند بر خاک بی‌غسل و کفن رعنا جوانانند
شام غریبان است بر غربت اجسادشان عالم پریشان است
در غم گرفتار است ‌امشب به بالین حسین زینب عزادار است
تا صبح بیدار است امشب سکینه بر سر نعش پدر زار است
از دیده خونبار است امشب فلک حیران ز حال عترت زار است
شام غریبان است زهرا به دور کشته‌ها با خیل حوران است
غلطیده‌ اندر خون امشب سلیمان زمان در گوشه هامون
دیوانه و مجنون اندر هوای خاتم او بجدل ملعون
ای چرخ شو وارون سازد جدا انگشت شه آن بی‌حیای دون‌
Bu gece Kerbela çölünde kefensiz şehitlerin cisimleri Şam-ı garibandır
Bu gece figanı âlemler üstünde kimsesizlerin Şam-ı Garibandır
Bu gece Kerbela çölünde nalandır yetimler Sabahlara kadar ağlamaklı
Bu gece ölüler üzerinde melekler nalededir Çün figandadır ney
Toprak üstünde gusülsüz kefensiz güzel gençler yatmış uryan
Naaşlarının garipliğinden perişandır âlem Şam-ı garibandır
Bu gece Hüseyin’in baş ucunda yastadır Zeynep Gam ve kedere giriftar
Bu gece Sakine babasının naşı başında ağlar Uyanıktır sabaha kadar
Bu gece şaşkın felek İtretin halinden ağlamakta Gözden kan yağmuru akar
Zehra şehitlerin etrafında hurilerle birlikte Şam-ı Garibandır
Bu gece zamanın Süleyman’ı Hamun’un köşesinde bulanmış kana
Melun Becdel (b. Süleym) O’nu yüzüğünü alma hevesinde Divane ve Mecnun
Çıkarmak için parmağından hayasız ve akılsız Ey alem tersine dön.[17]

Ayrıca bakınız

Resimler

Kaynakça

  1. Ferhenği Lügati Amid, Garib kelimesinin açıklaması; Ferhenği Vajegani Müteradif ve Mutezat, Ferecullah Huda Peresti.
  2. Dehhuda, Şam-ı Gariban kelimesi. Hafız’ın şiirindeki örneği: Gel de Şam-ı Gariban’a gözyaşımı gör // sanki akşam aynasında saf bir bade gibi.
  3. Muhaddisi, Ferhenği Aşura, s. 241; bakınız: Bir grup araştırmacı, Pejuheşi der Maktelhayi Farsi, s. 121.
  4. Elvan Saz Hoi, Vekayiu’l-Eyyam, c. 2, s. 135 ve 151.
  5. Resuli, Zeyneb Akile-i Beni Haşim, c. 1, s. 55.
  6. Kummi, Der Kerbela Çi Gozaşt? (farsça tercüme: Nefesu’l-Mehmum), s. 486.
  7. Resuli, Zeyneb Akile-i Beni Haşim, c. 1, s. 61 - 62.
  8. Muhsin Zade, Sırrı Neyneva Zeynebi Kübra (s.a), s. 158.
  9. Mustufi, Şerhi Zindiğaniyi Men, s. 460 - 463.
  10. Mustufi, Şerhi Zindiğaniyi Men, s. 460 - 461.
  11. Rızayi, Bircendname, s. 476 - 477.
  12. Muhaddisi, Ferhenği Aşura, s. 240 - 241.
  13. Mustufi, Şerhi Zindiğaniyi Men, s. 460 - 461.
  14. كربلاء تفترش ارصفتها بالشموع مواساةً لعيال الحسين (عليه السلام) في ليلة الوحشة.
  15. Abdul Halim Sharar, Maşriki Tamaddun ka Axiri numuna, s. 484.
  16. Islah Urbani, Kitabı Gilan, c. 2, s. 614.
  17. Kitabı Giylan, c. 2, s. 614.

Bibliyografi

  • Eşrefzade, Rıza, Peygamı Ehli Raz, Tahran, Esatir, 1381.
  • İslah Urbani, İbrahim, Kitabı Gilan, Tahran, Bir grup İranlı araştırmacı, 1374.
  • Elvansaz Hoi, Muhammed, Vekayiu’l-Eyyam fi Tetimmeti Muharremu’l-Haram, muhakkık: Ali Tebrizi Hıyabani, Kum, Gurfetu’l-İslam, 1386.
  • Bir grup yazar, Pejuheşi der Maktelhayi Farsi, Kum, Zemzemi Hidayet, 1386.
  • Dehhuda, Ali Ekber, Lügatname-i Dehhuda, ikinci baskı, Tahran, Müessese-i İntişarat ve Çapı Danişğahı Tahran, 1377 h.ş.
  • Resuli, Haşim, Zeyneb Akile-i Beni Haşim, Tahran, Meş’ar.
  • Rızayi, Cemal, Bircendname der Ağazı Sede-i Çahardehumu Hurşidi, Tahran, Hir Mend, 1381.
  • Şefii Mazenderani, Muhammed, Aşura Hamase-i Cavidan, Tahran, Meş’ar, 1381.
  • Kummi, Abbas, Der Kerbela Çi Gozaşt? (tercümeyi Nefesu’l-Mehmum), tercüme: Şeyh Muhammed Bakır Kemerei, üçüncü baskı, Kum, İntişaratı Mescidi Mukaddesi Cemkeran, 1372 h.ş.
  • Gülistanı Kur’an, Ordibeheşt, 1380 – sayı 56 (7 sayfa – 4 ila 10).
  • Muhaddisi, Cevad, Ferhenği Aşura, Kum, Neşri Maruf, 1376.
  • Muhsin zade, Muhammed Ali, Sırrı Neyneva Zeynebi Kübra (s.a), c. 1, Tahran, Meş’ar, 1388.
  • Muhammed zade, Merziye, Danişname-i Şiiri Aşurayiyi İnkılabı Hüseyni der Şiiri Şairanı Arab ve Acem, Tahran, Vezareti Ferhenğ ve İrşadı İslami, Sazmanı çap ve intişarat, 1386.
  • Mustufi, Abdullah, Şerhi Zindiğiyi Men veya Tarihi İçtimai ve İdariyi Dovreyi Kacariyye, Tahran, Zuvvar, 1384.
  • Mutahhari, Murtaza, Mecmuayı Asar, Sadra, Kum, 1377.
  • Haşimi Nurbahş, Hüseyin, Ba Karivani Şam, c. 1, Tahran, Meş’ar, 1389.