İmam Hasan Askeri (a.s)

WikiShia sitesinden
(Hz. Askeri (a.s) sayfasından yönlendirildi)
Şuraya atla: kullan, ara
İmam Hasan Askeri (a.s)
Example alt text
Tam İsmi Hasan bin Ali (a.s)
Konumu Şiilerin on birinci imamı, Masum
İsmi Hasan
Künyesi Ebu Muhammed
Lakapları Samit
Hadi
Rafik
Zeki
Naki
Doğum Tarihi h. 232, 10 Rebiülahir
Doğum Yeri Medine
Ölüm Tarihi h. 260, 8 Rebiülevvel
Baba Adı Hz. İmam Hadi (a.s)
Anne Adı Selsil veya Hadise
Ömrü 28 yıl
Türbesi Samarra (Irak)
Eşleri Nergis
Çocukları İmam Mehdi
Muhammed
Hüseyin
Cafer

Ebu Muhammed Hasan bin Ali (Arapça: الإمام الحسن العسكري عليه السلام), (H. 232, Medine–H. 260, Samarra) Hz. Muhammed'in soyundan gelen On İki İmam'ın on birincisidir. Babası İmam Hadi'nin şehadetinden sonra hicri 254'te İmamet makamına ulaştı. Hz. Peygamberimizin (s.a.a) müjdelediği, bütün ilahi dinlerde vaat edilmiş, gelişi ile dünyayı adaletle dolduracak ve evrensel ilahi hükümeti kuracak olan İmam Mehdi (a.s)'ın babasıdır.

İmam Hasan b. Ali (a.s.) ve babası İmam Ali b. Muhammed (a.s.) Abbasiler tarafından Samarra'da askeri ordu bölgesinde zorla alıkonulmasından dolayı, Askeri diye anılmaktadır. Samarra’daki zorunlu ikamet, bu iki imamın (a.s) tüm hareketlerinin hükümet güçleri tarafından kontrol altında tutulmasına neden olmuştur. Dolayısıyla Şialar, bu dönemde imama (a.s) ulaşma yolunda büyük kısıtlamalar ile karşı karşıya kalmıştır.

İmam Hasan Askeri’den (a.s) Kur’an tefsiri, ahlak, itikad ve dualar konusunda çeşitli hadisler geriye kalmıştır.

Nesep, Künye ve Lakapları


İmam Hasan Askeri (a.s) şöyle buyurmuştur:
“Tahammül edebildiğin kadar insanlardan bir şey dileme, zira her günün yeni bir rızkı vardır. Bil ki insanlardan bir şey dilemekte ısrarcı olmak, insanın azametini giderir ve insan için birçok sıkıntılar meydana getirir. O halde sabret ki Allah senin yüzüne rahatça girebileceğin bir kapı açsın. Zira hüzünlü ve dertli insana ihsan/iyilik ve kaçıp ürken insana güvenlik ne de yakındır! Nice değişiklikler ve dönüşümler Allah’ın bir tür edeplendirmesidir. Nasiplerin dereceleri vardır. O halde olgunlaşmamış meyveleri toplama hususunda acele davranma. Böylece onu zamanı geldiğinde toplarsın. Bil ki seni idare eden kimse, hangi zamanın, senin için daha uygun olduğunu şüphesiz daha iyi bilir. O halde tüm işlerinde onun seçimine itimat et ki halin düzelsin.”


Bihar, 78/378/4

Hasan b. Ali b. Muhammed b. Ali b. Musa b. Cafer, İmam Hadi’nin (a.s) oğlu ve Şiaların 11. imamıdır. Annesinin adı “Hadis” veya Hadise”, bazı kaynaklarda “Süsen”[1] ve başka kaynaklarda ise “Asefan”[2] diye geçmektedir. Bir grup ise adını “Selil” diye anmış ve “Kanet mine’l Arifati’s- Salihat” gibi sözcüklerle onu övmüşlerdir.[3]

Lakapları

Lakapları: Samit, Hadi, Rafik, Zeki ve Naki’dir. Bazı tarihçiler onun için has bir lakap da zikretmişlerdir.[4]

İmam Cevad, İmam Hadi ve İmam Hasan Askeri (a.s) “İbn Rıza” lakabıyla tanınmıştır.[5]

İmam Hadi (a.s) Samarra’da 20 yıl 9 ay kaldığı için ona ve oğlu İmam Hasan’a (a.s) “Askeri” nispeti verilmiştir. Asker Samarra için kullanılan bir isimdi.[6]

Ahmed b. Ubeydullah b. Hakan, İmam Hasan Askeri’nin (a.s) zahiri görüntüsünü şu şekilde tasvir etmiştir: Siyah gözlü, güzel endamlı, nur yüzlü biriydi ve orantılı bir fiziği vardı.[7]

Künyesi

İmam Hasan Askeri’nin (a.s) künyesi “Ebu Muhammed”dir.[8]

Doğumu ve Şehadeti

İmam Hasan Askeri (a.s) hicretin 232. yılında Rebiülahir ayının onunda[9] veya sekizinde[10] veya dördünde[11] Medine’de dünyaya gözlerini açtı ve 28 yıl kadar bir ömür sürdü.[12] Bazıları İmamın hicretin 231. yılında dünyaya geldiğini belirtmiştir.[13] İmam Hasan Askeri (a.s) hicretin 260. yılında Rebiülevvel ayının sekizinde şehit olmuştur.[14] Elbette bazıları aynı yılın Cemaziyelahir ayında şehit olduğunu belirtmiştir.[15]

Eş ve Çocukları

Meşhur nakle göre, İmam Hasan Askeri (a.s) hiçbir zaman evlenmemiş ve yalnızca bir cariye olan İmam Mehdi’nin (a.s) annesi ile neslini sürdürmüştür, ancak Şeyh Saduk ve Şehid-i Sani’nin nakline göre İmam Mehdi’nin annesi, İmam Hasan Askeri'nin (a.s) köle olmayan bir eşidir.[16] Ama İmam Mehdi’nin (a.s) annesinin adı konusunda oldukça fazla ihtilaflar söz konusudur. Kaynaklarda nakledildiğine göre İmamın Rum, Türk ve çeşitli milletlerden hadimleri bulunmaktaydı.[17] Muhtemelen bu ihtilafın nedeni imamın kölelerinin sayısından ve İmam Mehdi’nin (a.s) dünyaya gelişinin gizlenmesinden kaynaklanmıştır.

Ancak her ne hikmet ve sebeple olursa olsun, önceki çağlarda İmam Mehdi’nin (a.s) annesinin adı Nergis diye tanınmış ve o şekilde Şialar arasında bilinmiştir.[18] Ancak bu adın yanında zikredilen en meşhur isim Saykal (veya Sakyal) ismidir.[19]

Süsen,[20] Reyhane ve Meryem isimlerini de zikretmişlerdir.[21] Şia ve Ehlisünnet kaynaklarının çoğunluğuna göre İmam Hasan Askeri’nin (a.s) bir tek çocuğu olmuştur o da Mehdi diye meşhur olan Muhammed’dir.[22]

İmam Mehdi (a.s) meşhur görüşe göre hicretin 255. yılında Şaban ayının on beşinde dünyaya gelmiştir. Ancak bazı kaynaklarda 256 veya 254 tarihleri de geçmiştir.[23]

İmam Hasan Askeri’nin (a.s) çocukları konusunda da bazı farklı görüşler de bulunmaktadır. Bazıları imamın 3 erkek ve 3 kız olmak üzere 6 çocuğunun olduğunu belirtmişlerdir.

[24] Son görüşe benzer bir görüş Şia kaynaklarında da bulunmaktadır. Huseybi, İmam Mehdi’nin (a.s) dışında Fatıma ve Delale adlı iki kızının daha olduğunu belirtmişlerdir.[25] İbn Ebü’s-Selc ise İmam Mehdi’ye ek olarak Musa, Fatıma ve Ayşe (veya Ümmü Musa) adlı üç çocuğu da saymıştır.

Ancak bazı nesep kitaplarında adları geçen kişilerin İmam Hasan Askeri’nin (a.s) kız ve erkek kardeşleri olduğu yönündedir.[26] Muhtemelen çocukları ile karıştırılmıştır. Buna karşın İbn Cerir Taberi, Yahya b. Said ve İbn Hazm gibi bazı Ehlisünnet âlimleri, İmam Askeri’nin (a.s) hiç çocuğunun olmadığına inanmaktadır.[27]

İmam Askeri (a.s) "Kötü âlimlerin sıfatı hakkında şöyle buyurmuştur: “Onların, zayıf Şiilerimize vermiş oldukları zarar, Yezid ordusunun, Hüseyin b. Ali (a.s) ve ashabına reva gördüğü zulüm ve zarardan daha çoktur. Zira onlar, mallarını ve canlarını aldılar. Bu kötü âlimler ise zayıf Şiilerimizin kalbine şek ve şüphe atmakta ve onları saptırmaktadırlar.”


el-İhticac, 2/512/337

İmametinin Delilleri

Şeyh Müfid’in yazdığına göre değerli babası İmam Hadi’nin (a.s) vefatının ardından İmam Hasan Askeri’nin (a.s), imamete ilişkin gerekli tüm fazilet ve erdemlere sahip olmasının yanı sıra İmam Hadi’nin (a.s) onun hakkında 11. imam olduğuna dair açıklaması[28] da imametine delalet etmektedir. Ali b. Ömer Nufali, İmam Hadi’den (a.s) şöyle nakletmektedir: “İmam Hadi (a.s) ile birlikte evinin bahçesinde idim. Oğlu Muhammed –Ebu Cafer- yanımızdan geçti. İmama arz ettim ki: Kurbanınız olayım! Bu sizden sonraki imamımız mıdır? Buyurdular ki: Benden sonraki imamınız Hasan (a.s) olacaktır.”[29]

Çok az bir grup Muhammed b. Ali’yi (Babası İmam Hadi daha hayatta iken vefat etmiştir.) ve parmakla sayılacak kadar çok az sayıda kişi ise Cafer b. Ali’yi imam olarak kabul etmişlerdir. Ancak İmam Hadi’nin (a.s) yarenlerinin çoğu İmam Askeri’nin (a.s) imametine inanarak ona tabi olmuşlardır. Mes’udi, İsnaaşeriyye'nin (On iki imam) cumhurunun İmam Hasan Askeri ve oğlu İmam Mehdi’ye (a.f) tabi olduklarını ve bu grubun tarihte Kataiyye diye meşhur olduklarını yazmıştır.[30]

Samarra

İmam Hasan Askeri (a.s) babası ile birlikte yaklaşık olarak 3 yaşında iken h. 233/ m. 847 yılında Samarra’ya getirildi ve yaşamının geri kalanını orada sürdürdü. İmam Hadi’nin (a.s) h. 254. yılında şehit olduğu düşünülürse, İmamın Samarra’ya intikalinin h. 233. yılda olması gerekir.[31]

Şialar İle İlişkisi

İmam Hasan Askeri (a.s) birkaç kez hapse atılmasının yanı sıra öteki insanlar gibi sıradan bir hayat yaşamaktaydı. Doğal olarak hareketleri hükümet güçleri tarafından kontrol altında tutulmaktaydı. Açıktır ki İmam Hasan Askeri (aleyhi selam) öteki İmamlar gibi (birkaçı istisna) özgür ve seçme hakkı olsaydı Samarra’da değil, Medine de yaşamayı seçerdi. Gerçekte İmamın (a.s) Samarra’daki uzun süreli ikameti, Abbasi halifesi tarafından göz hapsinde tutulması dışında açıklanamaz. Bu konu ve özellikle uzun süre önce Şialarca kurulan düzenli ağ, halife tarafından üzerinde titizlikle durulan bir konuydu. Bu da halifenin endişelenmesine ve korkmasına neden olmaktaydı. Dolayısıyla İmamı her daim kontrol altında tutmaktaydı.

Bundan dolayı, İmam Hasan Askeri’den (a.s) kendisini her zaman hükümet güçlerine göstermesi istenmişti. İmamın hizmetkârlarından birisinin naklettiğine göre İmam her pazartesi ve perşembe günü kendisini darü'l hilafet merkezine (bazı nüshalarda ise darü'l amme diye geçmiştir, bu da aynı anlama gelmektedir) göstermek zorunda idi.[32] Böyle bir durum, görüntüde imama ihtiram gibi telakki edilse de gerçekte imamın halife tarafından kontrol edilmesi amacını taşımaktaydı.

Şialar imamı görmekte zorluk çekmekteydi. Bir gün Halife Basra valisini görmek için gittiğinde İmamı da yanında götürmüştü. İmamın ashabı yol boyunca İmamı görmek için hazırlık yapmışlardı.[33] Bu olaydan İmamın bazı dönemler evinde doğrudan görülme imkânının bile olmadığı anlaşılmaktadır.

İsmail b. Muhammed şöyle demektedir: Para talep etmek için İmamın yol güzergâhı üzerinde durdum. İmam oradan geçerken ondan mali yardımda bulunmasını istedim.[34]

Başka bir ravi ise şöyle nakletmektedir: İmam bir gün darü'l hilafet merkezine gitmek için hazırlık yapmıştı. Bizlerde Asker’de onu görmek ümidiyle toplanmıştık. O sırada imamdan bize doğru şöyle bir tevki (ferman) ulaştı: Hiç kimse bana selam vermesin ve hatta bana doğru işaret bile etmesin. Zira güvende değilsiniz.[35] Bu rivayet hükümet güçlerinin Şialarla İmam arasındaki ilişkilerini hangi boyutlarda takip ettiğini güzel bir şekilde ortaya koymaktadır. Elbette İmam ve Şiaları çeşitli fırsatlarda birbirleriyle görüşme imkânı bulmakta ve buluşmalarını gizli tutmaktaydılar.

Şiaların İmamla görüşmesinin en iyi yollarından birisi, yazışma yoluyla idi. Bazı yerlerde buna şahit olmaktayız.[36]

İmamın Samarra’daki Konumu

İmam Hasan Askeri’nin Vahabilerce Tahrip Edilen Türbesi
İmam Hasan Askeri’nin Türbesinin Yeniden İnşası

İmam Hasan Askeri (a.s) oldukça genç olmasına rağmen ilmi ve ahlaki yüksek konumu ve özellikle Şiaların İmama olan samimi inancı ve onu kayıtsız şartsız kabul etmeleri imamın şöhretini daha da artırmıştı. Halkın ve havasın (ileri gelenlerin) yanında ilgi odağı olması, Abbasi hâkimiyetinin birkaç istisna dışında imama görüntüde saygılı davranmalarına neden oldu.

Meşhur Şia âlimlerinden olan ve muhtemelen İmam Hasan Askeri ile de görüşme saadetine eren Sa’d b. Abdullah Eş’ari,[37] şöyle demektedir:

Ahmet b. Abdullah b. Hakan,[38] Kum şehrinin emlak ve haraç işleriyle görevliydi. Bir gün onun meclisinde Alevilerden ve mezheplerinden söz edildi. Kendisi Aleviliğin Hz. Ali (a.s) ve evlatlarının] düşmanıydı.

Dedi ki: Samarra'da Aleviler içinde, Hasan b. Ali b. Muhammed b. Rıza gibi, kendi ailesi ve Haşim oğulları nezdinde, vakarlı, ağırbaşlı, iffetli, soylu, cömert birini görmedim. Ona o kadar saygı gösteriyorlardı ki içlerindeki yaşlı ve önde gelen insanların önüne geçirip değer verirlerdi. Komutanlar, vezirler ve sıradan insanlar da öyle. Bir gün babamın başucunda duruyordum. O gün babamın halkla toplantı düzenlediği bir gündü. Muhafızları içeri girdiler ve dediler ki: "Ebu Muhammed b. Rıza (Hasan b. Ali aleyhisselam) kapıdadır."

Yüksek bir sesle dedi ki: "İçeri girmesine izin verin."

İçeri esmer bir adam girdi, boyu, endamı güzeldi. Sevimli, sempatik bir yüzü vardı. Vücut olarak göze hoş geliyordu ve henüz gencecikti. Heybetli ve görkemliydi. Babam ona bakınca, ayağa kalktı ve yürüyerek onu karşıladı. Böyle bir şeyi, Haşim oğullarından veya askeri komutanlardan birine karşı yaptığını hatırlamıyordum. Ona iyice yaklaşınca kucakladı, yüzünü ve anlını öptü. Elinden tuttu ve üzerinde oturduğu namazgâhına oturttu. Kendisi de onun yanında ve yüzünü ona döndürerek oturdu. Onunla konuşmaya başladı ve konuşması esnasında, kendisini ona feda etmekten söz ediyordu. Ben onun bu davranışları karşısında şaşkınlıktan donakalmıştım…

Babamın muhafızlarına ve özel hizmetçilerine dedim ki:

"Yazıklar olsun size! Babamın huzurunda künyesiyle andığınız ve babamın bunca saygı gösterdiği bu adam da kimdi?" Dediler ki: "Bu, Ali'nin (a.s) evladından biridir. Adı, Hasan b. Ali'dir. Daha çok "İbn Rıza" olarak bilinir." şaşkınlığım gittikçe artmıştı. O gün, sürekli olarak onu ve babamın ona karşı takındığı bu tavrı düşünerek kıvranıp durdum. Bu durum akşama kadar sürdü. Babamın âdetiydi; önce yatsı namazını kılar, sonra da meclis düzenleyip görüşülmesi gereken meseleleri görüşür, sultana ulaştırılması gereken hususları tespit etmeye çalışırdı. Namazı kılıp oturunca gelip önünde oturdum. Yanında hiç kimse yoktu. Bana: "Ey Ahmet! Bir ihtiyacın mı var?"

"Evet" dedim "babacığım. Eğer izin verirsen sana bir soru sormak istiyorum."

Dedi ki: "Sana izin verdim, ey oğulcuğum! İstediğini sor."

Dedim ki: Babacığım! Sabahleyin gördüğüm, senin de daha önce rastlamadığım şekilde hürmet gösterdiğin, saygı sunduğun, kendini, anne ve babanı kurban ettiğin o adam da kimdi?

Dedi ki: "Ey oğulcuğum! O. Rafızilerin imamı Hasan b. Ali'dir. İbn Rıza olarak bilinir." Babam bir süre sustu. Sonra dedi ki: "Ey oğulcuğum! Eğer imamlık Abbas oğullarının elinden çıkarsa, Haşim oğullarından hiç kimse bu şahıs kadar hilafet makamına layık değildir. Bu adam imamlık makamını, fazileti, iffeti, saygınlığı, değeri, takvası, ibadeti, güzel ahlakı, salih oluşu ile hak etmektedir. Eğer onun babasını görmüş olsaydın, aydın, soylu, faziletli bir adam görmüş olurdun." Babamdan duyduklarım karşısında sıkıntım, düşüncem ve öfkem biraz daha arttı. Babamın onun karşısındaki davranışlarını ve onunla ilgili sözlerini gereksiz ve abartılı buluyordum. Bundan sonra bütün çabam onun durumunu sormak, yapıp ettiklerini araştırmak üzerinde yoğunlaştı. Haşim oğullarından, komutanlardan, kâtiplerden, kadılardan, fakihlerden ve sıradan insanlardan, her kimden onu sorduysam, onun son derece saygın, heybetli, yüksek bir dereceye sahip, güzel söz söyleyen biri olduğunu ve onun tüm akrabalarından ve hatta ailesinin ak saçlılarından bile önde geldiğini söyledi. Duyduklarım karşısında onun benim nezdimdeki değeri arttı. Çünkü ona dost veya düşman olan her kimi gördüysem, onun hakkında güzel şeyler söyledi, onu övdü.[39]

Bu rivayetin ravisinin Ehlibeytin (a.s) azılı düşmanlarından biri olması düşünüldüğünde, İmam Hasan Askeri’nin (a.s) halk ve ileri gelenler arasındaki ahlaki ve toplumsal konumunu güzel bir şekilde ortaya koymaktadır. İmam Hasan Askeri’nin (a.s) hadimi şöyle diyor: İmamın hilafet merkezine gittiği günler, halk arasında şaşırtıcı bir şekilde coşku ve heyecan oluşurdu. İmamın merkebiyle geçeceği caddeler halk tarafından doldurulurdu. İmam geri döndükten sonra halkın heyecan ve coşkusu bir anda sönerdi.[40] Bu insanların çoğunun uzak ve yakın bölgelerden gelen Şialardan oluşması muhtemeldir, ancak öteki insanlar da Hz. Resulullah’ın (s.a.a) değerli evladını görmek için oldukça şevk ve arzuyla toplanmaktaydılar.

İmam Askeri (a.s) şöyle buyurmuştur:
“Şüphesiz cömertliğin bir ölçüsü vardır. Bu ölçü aşıldığı takdirde israf olur. Şüphesiz uzak görüşlülüğün de bir ölçüsü vardır. Bu ölçü aşıldığı takdirde korkaklık olur. Tutumluluğun da bir ölçüsü vardır. Bu ölçü aşılırsa, cimrilik olur. Cesaretin de bir ölçüsü vardır. Bu ölçü aşılırsa çılgınlık olur.”


el-Bihar, 69/407/115

Çağdaş Halifeler

İmam Hasan Askeri’nin (a.s) imamet dönemi üç Abbasi halifesinin dönemine tekabül etmektedir. Mutaz Abbasi (k. 252-255), Muhtedi (k. 255-256) ve Mutemid (k. 256-279)[41]

İmamın Tutuklandığı Dönemler

Yukarıda değinildiği gibi İmam Hadi (a.s) ve İmam Hasan Askeri’nin (a.s) Abbasi halifesi Mütevekkil tarafından celp edilmesinin anlamı bu iki imamın kontrol ve gözetim altında tutulması ve Şialarla ilişkilerinin yakından takip edilmesi için şehirde hapis hayatı yaşaması anlamına gelmekteydi. Bu iki imamın bazen tutuklanarak çok ağır şartlarda kaldıkları ve özellikle düzene karşı gelindiği dönemlerde İmamın (a.s) kendisi ve yakın adamları hapse atılmaktaydı. İmam Hasan Askeri’nin (a.s) hapse atıldığına dair rivayetlerin sayısı oldukça fazladır. Saymuri, “el-Avsiya” kitabında şöyle demektedir: Kendim Ebu Muhammed Askeri’nin (a.s) Mutemid’in zindanından çıkarken kendi hattıyla şu ayeti yazdığını gördüm:

يُرٖيدُونَ لِيُطْفِؤُا نُورَ اللّٰهِ بِاَفْوَاهِهِمْ وَاللّٰهُ مُتِمُّ نُورِهٖ وَلَوْ كَرِهَ الْكَافِرُونَ : (Tercüme: Onlar ağızlarıyla Allah'ın nurunu söndürmek istiyorlar. Hâlbuki kâfirler istemeseler de Allah nurunu tamamlayacaktır.) 61-8

Şeyh Müfid, Muhammed b. İsmail Alevi’den şöyle nakletmektedir: İmam Askeri (a.s) Ali b. Evtameş’in (veya Barmeş) bulunduğu zindana atıldı. Bu kişi, Ebu Talip hanedanına oldukça düşmanlık gütmekteydi. Ona elinden geldiğince İmama zorluk ve güçlük çıkarması emri verilmişti, ancak İmamda (a.s) gördüğü üstün vasıflardan ötürü ondaki ilahi azameti tanımış ve ona övgüler yağdırmıştı.[42]

Şehadeti

İmam Hasan Askeri (a.s) şehadetinden hemen önce hicretin 259. yılında annesini hacca göndermiş, hicretin 260. yılında başına gelecek hadiseleri ona anlatmış, oğlu İmam Mehdi’ye (a.f) gerekli vasiyetlerini anlatmış ve İsm-i Azam, imamet mirası ve silahı ona teslim etmişti. Daha sonra İmamın annesi Mekke’ye yola koyulmuş ve oğlu Hz. Mehdi’yi de (a.s) yanında götürmüştü.[43] İmam Hasan Askeri (a.s) hicretin 260. yılının Rebiülevvel ayının başlarında Abbasi zulmünün zehri ile hastalandı ve aynı ayın sekizinde 28 yaşında iken Samarra’da şehit oldu ve babasının defnedildiği eve defnedildi.[44]

Tabersi (ö. 548) şöyle yazmaktadır: Ashabımızın çoğu, İmam Hasan Askeri’nin (a.s) zehirletilerek öldürüldüğüne inanmaktadır. Yazısının devamında imamın babasının, dedesinin ve tüm Şia imamlarının şehit olduklarını belirtmiştir. Bu konudaki Şia ulemalarının delili ise İmam Cafer Sadık’ın (a.s) şu buyruğudur: Allah’a and olsun ki hepimiz öldürülerek şehadete ermekteyiz.[45]

Önceki
İmam Hadi (a.s)
Şiaların Onbirinci İmamı
İmam Hasan Askeri (a.s)
Hicri Kameri 254 - 260
Sonraki
İmam Mehdi (a.s)

Kaynakça

  1. Kuleyni, Muhammed b. Yakup, c. 1, s. 503.
  2. Hasan b. Musa Nubahti, Firekü’ş- Şia, s. 105.
  3. Hüseyin b. Abdulvahhab, Uyunü’l Mu’cizat, s. 123
  4. Taberi, Delailü’l İmamet, s. 425.
  5. İbn Şehraşub, Menakib, c. 4, s. 421.
  6. İbn Hallikan, c. 2, s. 94.
  7. Şeyh Saduk, Kemalü’d- Din ve Temamü’n- Nimet, c. 1, s. 40.
  8. El-Müfid, el-İrşat.
  9. Şeyh Müfid, Mesaru’ş Şia, s. 52.
  10. Tabersi, İ’lamü’l Vera Bi’İlamü’l Huda, s. 349.
  11. İbn Şehraşub, Menakib, c. 4, s. 434.
  12. El-Kuleyni, Usul-i Kâfi, k. 1388, s. 434.
  13. Sabt b. Cavzi, Tezkiretü’l Havas, c. 2, s. 502.
  14. Mes’udi, c. 4, s. 110.
  15. Bkz. Vefayatü’l A’yan, c. 2, s. 94.
  16. Şeyh Saduk, Kemalü’d- Din ve Temamü’n- Nimet, c. 2, s. 418; Meclisi, Biharü’l Envar, c. 51, s. 28.
  17. Mes’udi, s. 266; Danişname-i Bozork İslami, c. 20, Medhal: “Hasan Askeri (a.s), İmam” s. 618’den naklen.
  18. Bkz. İbn Babaveyh, Kemalü’d- Din ve Temamü’n- Nimet, c. 2, s. 308, çeşitli yerlerde; Huseybi, s. 248; Tusi, el-Gaybet, s. 213; Danişname-i Bozork İslami, c. 20, Medhal: “Hasan Askeri (a.s), İmam” s. 618’den naklen.
  19. İbn Hazm, s. 61; el-Gaybet, s. 274; Zehebi, Seyr, 13/121; Danişname-i Bozork İslami, c. 20, Medhal: “Hasan Askeri (a.s), İmam” s. 618’den naklen.
  20. Örneğin; İbn Ebü’s-Selc s. 26, İbn Haşab, s. 201; Zehebi, Seyr, 13/121; Danişname-i Bozork İslami, c. 20, Medhal: “Hasan Askeri (a.s), İmam” s. 618’den naklen.
  21. Bkz. Tureyhi, s. 160; Danişname-i Bozork İslami, c. 20, Medhal: “Hasan Askeri (a.s), İmam” s. 618’den naklen.
  22. İbn Şehraşub, 3/523; İbn Tulun, s. 113; Tabersi, Fazl, “Tac”, s. 59; İbn Esir, 7/274; İbn Sabbağ, s. 278; Seblenci, s. 183; Danişname-i Bozork İslami, c. 20, Medhal: “Hasan Askeri (a.s), İmam” s. 618’den naklen.
  23. Bkz. Tureyhi, Fahrettin, Camiu’l Mekal, Muhammed Kazım Tureyhi’nin çabaları ile, Tahran, ş. 1355, s. 190; Ayrıca, Ebu’l Maani, s. 75; Danişname-i Bozork İslami, c. 20, Medhal: “Hasan Askeri (a.s), İmam” s. 618’den naklen.
  24. Zerendi, Muhammed, Maaricü’l- Vusul ile marifeti Fazl Al-i Er-Resul (s.a.a), Macid Atiye’nin çabaları ile, Kum, İntişarat Amiri, s. 176; Danişname-i Bozork İslami, c. 20, Medhal: “Hasan Askeri (a.s), İmam” s. 618 ve 619’dan naklen. S. 328.
  25. S. 21-22:
  26. Örneğin: Bkz. Fahrettin Razi, eş-Şeceretü’l Mübareke, Kum, k. 1409, s. 78; Danişname-i Bozork İslami, c. 20, Medhal: “Hasan Askeri (a.s), İmam” s. 619’dan naklen.
  27. Bkz. İbn Hazm, s. 61; Zehebi, Seyr, 13/122; Danişname-i Bozork İslami, c. 20, Medhal: “Hasan Askeri (a.s), İmam” s. 619’dan naklen.
  28. El-Müfid, el-İrşad, Kum, Sait b. Cubeyr, s. 495, 1428.
  29. Kuleyni, Usul-u Kâfi, c. 1, s. 324.
  30. Mes’udi, Murucü’z- Zeheb, c. 4, s. 112.
  31. Caferiyan, Hayatı Fikri ve Siyasi İmaman Şia, s. 335.
  32. Tusi, el-Gaybet, s. 129.
  33. Müfid, el-irşat, s. 387.
  34. Erbili, Keşfü’l Kumme fi marifeti’l Eimme, c. 2, s. 413.
  35. Ravendi, el-Haraic ve’l Ceraih, c. 1, s. 439.
  36. İbn Şehraşub, Menakib, c. 4, s. 425; Şeyh Tusi, el-Gaybet, s. 214.
  37. Neccaşi, Ricalü’n- Neccaşi, s. 126.
  38. İbn Esir, c 7, s. 235.
  39. El-Kuleyni, c. 1, s. 503.
  40. Şeyh Tusi, s. 214.
  41. Taberi, Muhammed b. Cerir, Delailü’l İmamet, c. 1, s. 223.
  42. Müfid, EL-İrşat, s. 342; Kuleyni, c. 1, s. 508.
  43. Mes’udi, İsbatü’l Vasiyyet, Kum, Menşurat er-Razi, s. 217-218, k. 1404.
  44. El-Müfid, el-İrşat, Kum, Said b. Cubeyr, s. 510, k. 1428.
  45. Tabersi, el-Fazl b. El-Hasan, İ’lamü’l Ver abi-İlamü’l Huda, c. 2, s. 131-132, Kum, müessese Alülbayt li-İhyaü’t-Turas, k. 1417.

Bibliyografi

  • İbn Şube el-Harrani, Tuhufu’l Ukul an Al-i er-Resul (s.a.a), tashih ve talik: Ali Ekber el-Gaffari, Kum, müessese en-Neşru’l islami, k. 1404/ ş. 1363.
  • Huseybi, Hüseyin, el-Hidayetu’l Kubra, Beyrut, k. 1411/m. 1991.
  • Tabarsi, Fazl b. Hasan, İ’lamu’l Vera bi’ilamu’l Huda, tahkik: Ali Ekber Gaffari, Beyrut, daru’l Marifet, k. 1399.
  • Taberi, Muhammed b. Cerir b. Rüstem, Delailu’l İmamet, Kum, Biset, k. 1413.
  • Taberi, Muhammed b. Cerir b. Rüstem, Tarihu’l Umem ve’l Muluk, Tarihi Taberi, tahkik: Muhammed Ebu’l Fazl İbrahim, Beyrut, Revaiu’t Turasu’l Arabi, k. 1387, c. 9, s: 208.
  • İbn Şehraşub, Menakib, Kum, Kitapfuruşu Mustafa.
  • İbn Halakkan, Ebu’l Abbas Şemsettin Ahmed b. Muhammed, Vefayatu’l A’yan ve Enbai Ebnai’z Zaman, tahkik: İhsan Abbas, Beyrut, Daru’s Sekafet, c. 2, s. 94.
  • Nişaburi, Fettal, k. 508, Ravzatu’l Vaizin ve Basiretu’l Mutaazzin, birinci baskı, Kum, Delilima, k. 1423.
  • Şeyh Müfid, Mesaru’ş Şia, tahkik: Mehdi Necef, Beyrut, daru’l Müfid, ikinci baskı, k. 1414.
  • Sabt b. Cavzi, Tezkiretu’l Havas, tahkik: Hüseyin Taki Zade, el-Mecmeu’l el-Alemi li-Ehli Beyt (a.s), birinci baskı, k. 1426.
  • Kamusu’r Rical, Kum, müessese en-Neşru’l İslami, ikinci baskı, k. 1425.
  • el-Kuleyni, Muhammed b. Yakup, Usul-u Kâfi, tahkik: Ali Ekber Gaffari, Tahran, daru’l Kutubu’l İslami, k. 1388.
  • Mes’udi, Ali b. Hüseyin, Murucu’z Zeheb, Kum, daru’l Hicret, ikinci baskı, k. 1363.
  • Kamusu’r Rical, Kum, müessese en-Naşru’l İslami, ikinci baskı, k. 1425.
  • el-Kuleyni, Muhammed b. Yakup, Usul-u Kâfi, tahkik: Ali Ekber Gaffari, Tahran, Daru’l Kutubu’l İslami, k. 1388.
  • Mes’udi, Ali b. Hüseyin, Murucu’z Zeheb, Kum, Daru’l Hicret, ikinci baskı, k. 1363.
  • Şeyh Müfid, el-İrşat, Beyrut, müessese el-A’lemi lil-Matbuat, üçüncü baskı, k. 1399.
  • Hasan b. Musa Nubahti, Fireku’ş Şia, tashih: Seyyid Muhammed Sadık Al-i Bahru’l Ulum, Necef, el-Mektebetu’l Murtazavi, k. 1355.
  • Hüseyin b. Abdulvahhab, Uyunu’l Mucizat, Necef, el-Matbaatu’l Haydariye, k. 1369.
  • Şeyh Saduk, Kemalu’d Din ve Temamu’n Nimet, Tahran, Daru’l Kutubu’l İslami, k. 1359.
  • Şeyh Tusi, Muhammed b. Hasan, el-Gaybet, Tahran, Mektebetu Neyneva.
  • Tusi, Mıuhammed b. Hasan, Ricalu’l Keşşi, (İhtiyaru’L Marifetu’r Rical) Meşhed, Meşhed Üniversitesi, ş. 1348, s. 149.
  • Caferiyan, Resul, Hayatı Fikri Siyasi İmaman Şia, Kum, Defteri neşri Maarif, ş. 1391.
  • Erbili, Ali b. İsa, Keşfu’l Gumme fi marifeti’l Eimme, Tahkik: Seyyid Haşim Resuli, Tebrizi, 1381.
  • En-Neccaşi, Ebu’l Abbas, Ricalu Neccaşi, tashih: Ayetullah Şubeyri, Kum, Müessese neşri İslami, k. 1416.
  • İbn Esir, Ali b. Ebu’l Kerim, el-Kamil fi’t Tarih, Beyrut, daru Sadır, k. 1385.
  • Mucmelu’t Tavarih ve’l Kısas, Muhammed Romabi’nin çabaları ile, Tahran, Kelale Haver, 1309.
  • Hüseyin, Casim, Tarihi siyasi gaybet İmam devazdehom (a.f), tercüme: Seyyid Muhammed Taki Ayetullahi, Tahran, Emir Kebir, ş. 1385.
  • Cabbari Muhammed Rıza, Sazman Vekalet ve nakşi an der asrı eimme aleyhimu’s selam, Kum, müessese Amuzeş Pervereş İmam Humeyni, ş. 1382.
  • Allame Meclisi, Biharu’l Envaru’l Camie Li-Durer Ahbari’l Eimmetu’l Ethar, Tahran, İslamiye, ş. 1363.
  • Mes’udi, Ali b. Hüseyin, İsbatu’l Vasiyyet lil-İmam Ali b. Ebu Talib, Kum, Ensariyan, k. 1426.