Ömer İbn Saad

WikiShia sitesinden
(Ömer bin Saad sayfasından yönlendirildi)
Şuraya atla: kullan, ara

Ömer İbn Saad (Arapça: عمر بن سعد 620 – 686), sahabelerden Sa’d bin Ebî Vakkas’ın oğludur ve İbn Saad diye meşhurdur. Kerbela vakıasında Ubeydullah bin Ziyad’ın ordu komutanlığını yapmıştır. Rey şehri valiliğine atanma şevki ile 4 bin kişilik bir orduyla Kerbela’ya gitmiş ve İmam Hüseyin’in (a.s) bazı yârenlerinin şehadetinde büyük bir rolü olmuştur. İbn Saad, İmam Hüseyin’le (a.s) savaşında hak olduğunu ispat etmek için İmam Hüseyin’e (a.s) doğru ilk oku atan kişi olmuştur. İmam Hüseyin (a.s) ve yârenlerinin şehadetinin ardından şehitlerin naaşları üzerinde atlarla çiğnenme emrini vermiştir. İbn Saad, Aşura hadisesinden sonra Rey şehrine hâkim olarak atanmamış ve hicretin 66. Yılında Muhtar Sakafi tarafından öldürülmüştür. Ömer bin Saad, Aşura ziyaret namesinde lanet edilen kişilerden biridir.

Soyu ve Doğumu

İbn Saad diye ünlü olan, Ömer bin Saad bin Ebi Vakkas bin Malik bin Vehib bin Abdu Menaf bin Zuhre bin Kilab bin Marre Zuhri Medeni’dir. Doğum tarihi tam olarak bilinmemektedir. Bazıları Hz. Peygamber Efendimizin (s.a.a) zamanında, bazıları Ömer İbn Hattab’ın öldüğü yıl (h. 23/m.644) dünyaya geldiğini belirtmiştir.[1] Taberi’nin dediğine göre[2] hicretin 17. Yılında babası Saad bin Ebu Vakkas’la birlikte Irak’ın fethine katılmıştır. O dönemler çocuk olan İbn Saad hatta babası tarafından Re’sü’l-Ayn’ın fethi için gönderilmiştir.

Kerbela Faciasından Önce

Babasını Hilafet İddiasında Bulunmaya Teşvik

İbn Saad, hicretin 37. Yılında Hz. Ali (a.s) ve Muaviye arasında yaşanan hakemlik davasında orada bulunmaktaydı. Hz. Ali’nin (a.s) ordusundaki bazı ileri gelenlerle Muaviye arasında yaşanan anlaşmazlıkları görünce babasının yanına gitmiş ve babasının hilafet iddiasında bulunması için babasını teşvik etmiştir, ancak babası ona itina etmemiştir.[3]

Hücr bin Adiyy Aleyhine Tanıklık

Hicretin 51. Yılında İbn Ziyad’ın isteği ile o ve arkadaşları Hücr bin Adiyy aleyhinde tanıklıkta bulunmuş, Hücr bin Adiyy’in fitne yaratma girişimlerinde bulunarak kafir olduğunu iddia etmiştir. Bu iddiadan dolayı Muaviye Hücr bin Adiyy ve arkadaşlarını şehit etmiştir.[4]

İmam Hüseyin’in Mekke’ye Girdiğini Haber Vermiştir

Harezmi, İbn A’sam Kufi’den (mevcut İbn A’sam tarihinde bu konu yer almamaktadır, güya Harezmi’nin elindeki nüsha ile mevcut nüshalar arasında ihtilaf vardır ya da mevcut İbn A’sam tarihi tahrif edilmiştir) naklettiğine göre İmam Hüseyin (a.s) Yezid bin Muaviye’ye biat etmemek için Medine’den Mekke’ye hicret etmiştir. O dönem Mekke’nin emiri (veya hac emiri) olan Ömer bin Saad, hacıların İmam Hüseyin’e (a.s) olan yoğun ilgisini görünce Medine’ye gitmiş ve Yezid’e bir mektup yazarak İmam Hüseyin’in (a.s) Mekke’ye gittiğini haber vermiştir.[5]

Müslim bin Akil’e İhaneti

Hicretin 60. Yılında (m. 680) Müslim bin Akil, İmam Hüseyin’in (a.s) elçisi olarak Kufe’ye gitmiş ve halktan İmam Hüseyin’e (a.s) biat almıştır. İbn Saad da bazı Kufe ileri gelenleri ile birlikte Yezid’e bir mektup yazarak Yezid’den Kufe’nin elinden çıkmasını istemiyorsa Numan bin Beşir’i valilikten azletmesini istemiştir.[6] Müslim bin Akil, Ubeydullah bin Ziyad’ın emri ile tutuklanınca, gizlice Ömer bin Saad’a bir vasiyette bulunmuş, ancak Ömer bin Saad, Müslim bin Akil’e ihanet ederek vasiyetini İbn Ziyad’a açıklamıştır.[7]

Kerbela’da Huzur Bulması

Ömer bin Saad’ın ünü daha çok Kerbela’da bulunması ve kanlı Kerbela vakıasına şirket etmesinde yatmaktadır. Bu feci hadisede İmam Hüseyin (a.s) ve yârenleri şehit edilmiş, ailesi ve Ehlibeyt kadınları esir alınmıştır. Bu hadise Ömer bin Saad’ın tarihin en nefret edilen kişilerinden birine dönüşmesine neden olmuştur.

Ubeydullah bin Ziyad’ın Kufe’ye gelmesinin ardından Ömer bin Saad, Rey şehri ve Destbi (bu şehir İran’ın Hamedan ve Rey şehri arasında geniş arazileri olan bereketli topraklarındandır. Sonralardan bu şehir Kazvin’e eklenmiştir)[8] şehirlerine Deylemilerin isyanını bastırmak için atanmıştı[9] ve Kufe dışında 4 bin kişilik bir ordu ile beklemekteydi. Ancak İmam Hüseyin’in (a.s) hareketinden haberdar olan Ubeydullah bin Ziyad, Ömer ibn Saad’ı İmam Hüseyin’le (a.s) mücadele etmesi için görevlendirmiştir. Önce bu işe yanaşmayan İbn Saad, İbn Ziyad’ın ya emrine uymasını ya da Rey şehrinin fermanını kendisine geri vermesi tehdidinde bulundu. Bunun üzerine Ömer ibn Saad, emri kabul edip ordusunu da alarak Kerbela’ya gitmiştir.[10]

İmam Hüseyin’e Ulak Göndermesi

İbn Saad, hicretin 61. Yılında Muharrem ayının ikinci veya üçüncü günü Cuma günü, Kerbela’ya girdi ve Karra bin Kays Hanzali’yi İmam Hüseyin’in (a.s) yanına göndererek Irak’a neden geldiğini sormasını istedi? İmam Hüseyin (a.s) cevabında Kufe halkının kendisini davet ettiğini, bu yüzden Irak’a geldiğini ve eğer istemiyorlarsa geri dönebileceğini bildirdi.

İbn Saad, İmamın cevabını Ubeydullah’a yazmış, ancak Şimr bin Zil Cevşen gibi Ubeydullah’ın etrafındakiler İmam Hüseyin’le (a.s) savaş istemekteydiler. Ubeydullah’ın İmam Hüseyin’e (a.s) karşı yumuşak davranmaması gerektiğinin altını çizdiler. Ubeydullah ilk önce hadisenin barışla kapanmasını isteyen İbn Saad’a ya Hüseyin’le (a.s) savaş ya da ordu komutanlık görevini Şimr bin Zil Cevşen’e devret diye bir mektup gönderir.[11] Ancak İbn Saad, kendisinin ordu komutanı olarak kalacağını ve İmam Hüseyin’le (a.s) savaşacağını bildirir.

Ömer bin Saad, İbn Ziyad’ın emri ile İmam Hüseyin (a.s) ve adamlarının su almalarını önlemek için beş bin kişilik atlı bir orduyu Fırat’ın kenarına yerleştirmiştir.[12]

İmamın İbn Saad’ın Kurtulması İçin Mücadelesi

İmam Hüseyin (a.s) kendisiyle savaşmaktan vazgeçmesi için birkaç kez Ömer bin Saad’la konuşma yapmıştır. Bu görüşmeler ufak tefek farklılıklarla çeşitli tarihi kaynaklarda nakledilmiştir. Bu görüşmelerden birinde İmam Hüseyin (a.s) Amr bin Kurza Ensari ile Ömer bin Saad’a gece yarısı iki ordu arasında kendisiyle görüşmesi için haber gönderdi. Ömer İbn Saad ve İmam Hüseyin (a.s) yirmi kişilik bir atlı ile iki ordu arasında bir araya geldi. İmam Hüseyin (a.s) adamlarından uzaklaşmalarını istedi, Ömer de aynı şekilde adamlarını oradan uzaklaştırdı. Sonra başbaşa görüşmeye başladılar ve konuşma iyice uzadı. Bazı kaynakların belirttiğine göre İmam Hüseyin (a.s) Ömer İbn Saad’a şöyle buyurdu: “Benim kim olduğumu bildiğin halde benimle savaşmaktan Allah’tan korkmuyor musun? Bu topluluğu terk et ve benim yanıma gel. Bu şekilde Allah’ın dergahına yakınlaş.” Ömer ibn Saad şöyle dedi: “Evimi yıkmalarından korkuyorum.” İmam şöyle buyurdu: “Ben senin için bir ev temin ederim.” Ömer dedi ki: “Mallarımı elimden alırlar.” İmam Hüseyin (a.s) orayı terk ettiği esnada şöyle buyurdu: “Allah kısa bir sürede canını alsın ve kıyamet günü bağışlamasın. Irak buğdaylarından az miktarı dışında yemeyeceğini ümit ediyorum.”[13] Ömer dedi ki: “Buğday olmazsa, arpa yerim.”[14]

Savaşın Başlaması

Tasua günü ikindi vakti, Ömer bin Saad’ın ordusu Kerbela sahrasındaki hareketliliğini arttırmış ve İmam Hüseyin’le (a.s) artık savaşmak için son hazırlıklarını yapmışlardı. Ömer bin Saad ordusuna şöyle seslendi: “Ey Allah'ın orduları! Atlarınıza binin, size cenneti müjdeliyorum!” Bunun üzerine Kufeliler atlarına binerek İmam Hüseyin (a.s) ve yârenlerine karşı saldırıya geçtiler. İmam Hüseyin (a.s) düşman ordularının hareketinden haberdar olunca, geceyi ibadetle geçirmek için süre istedi. Ömer İbn Saad, ordu komutanları ile görüştükten sonra bu isteği kabul etti.[15]

Bazı kaynakların naklettiğine göre Aşura günü sabahı İmam Hüseyin (a.s) Kufe ordusunun karşısında durmuş ve onlarla konuşmaya başlamıştır. Sonra Ömer bin Saad’ı yakına çağırarak ona hitaben şöyle buyurmuştur: “Ey Ömer bin Saad! Acaba sen beni öldüreceğini ve zina zade oğlu zina zadenin seni Rey ve Gorgan şehrinin hâkimi yapacağını mı sanıyorsun? Allah’a andolsun ki sen asla o lezzeti tadamayacaksın.” Ömer bin Saad, İmamın sözlerine öfkelendi ve İmama sırtını dönerek ordularına şöyle dedi: “Neyi bekliyorsunuz? Hepiniz saldırın bir lokmadan fazla bir şey değil.”[16] Sonra Ömer bin Saad, İmam Hüseyin’in (a.s) ordusuna doğru bir ok atarak şöyle dedi: “Şahit olun ki ilk oku atan kişi benim.”[17]

İmam Hüseyin’in Bedduası

Hz. Ali Ekber (a.s) meydana çıktıktan sonra, İmam Hüseyin (a.s) Ömer bin Saad’a şöyle beddua etti: “Allah senin soyunu kurutsun (oğlunu öldürsün) ve seni gece yatağında başını bedeninden ayıracak birine musallat etsin.”[18] Muhtar’ın kıyamında Ömer İbn Saad yatağında öldürülmüş ve yine oğlu da (Hafs) öldürülmüştür.

Atların Şehitler Üzerinde Koşturulma Emri

İmam Hüseyin (a.s) şiddetli bir biçimde yaralanıp yere düştüğünde, Ömer bin Saad, atıyla yaklaşmış ve efendimizin başucunda durarak ordularına şöyle demiştir: “İşini bitirin ve başını bedeninden ayırın.”[19]

Ömer, İmam Hüseyin (a.s) ve yârenleri şehit edildikten sonra bedenlerinin üzerinden atlarla geçilerek vücutlarının çiğnenmesini emretti.[20] Muharrem ayının on ikisinde ordusuna ait cesetleri defnettikten sonra esir edilen Ehlibeyt'le birlikte Kufe’ye doğru hareket etti.[21] Ubeydullah bin Ziyad’ın yanına gittiğinde Ubeydullah, İmam Hüseyin’le (a.s) savaşma emri verdiği mektubu kendisinden istedi. İbn Saad, mektubun kaybolduğunu iddia etmiş, ancak Ubeydullah onu senden alacağım demiştir.”[22]
Her şeyden eli eteği çekilen Ömer bin Saad, kendi halini şöyle özetlemiştir: “Hiç kimse benden daha kötü bir şekilde evine geri dönmemiştir. Zira facir ve zalim emire itaat ettim, adaleti ayaklar altına aldım, akrabalık bağını kopardım.”[23]

Öldürülmesi

Birinci Rivayet

Ömer bin Saad, İmam Hüseyin’in (a.s) katillerinden intikam almak için Süleyman bin Surad Huzai Kufi’nin kıyamına (hicri, 65/m. 684) katılanlar tarafından öldürülme korkusuyla geceleri Daru’l-imarette uyumaktaydı.[24] İmam Hüseyin’in (a.s) intikamını almak için kıyam eden Muhtar bin Ebi Ubeyde Sakafi’nin Kufe’ye egemen olduktan sonra Ömer bin Saad, Kerbela faciasının asli aktörlerinden biri olan Muhammed bin Eş’es’le birlikte kaçmıştır.[25] Ancak Kufe halkının Muhtar’a karşı isyan etmesinin ardından Kufe’ye geri dönmüş ve Muhtar’a karşı çıkan diğer muhaliflere katılarak onların liderliğini yapmıştır, ancak Kufelilerin yenilmesi üzerine yeniden kaçmıştır. Bu kez Mus’ab bin Zübeyr’e sığınmak üzere Basra’ya gitmiştir. Muhtar, Ebu Kulus Şebami adlı komutanlarından birini onları takip etmesi için görevlendirir. Muhtar'ın komutanı Ömer bin Saad’ı tutuklayarak Muhtar’ın yanına getirir. Ömer bin Saad ve beraberindeki oğlu Hafs bin Ömer bin Saad, Muhtar’ın emri ile öldürülürler ve cesetleri yakıldıktan sonra her ikisinin kesik başları Medine’ye Muhammed bin Hanefi’ye gönderilir.[26]

İkinci Rivayet

Tarihi bir diğer rivayette ise ilk önce Muhtar, İbn Saad’a Abdullah bin Ca’de bin Hubeyre Mahzumi’nin aracılığı ile aman vererek bağışlar.[27] Zira Muhtar’ın kız kardeşi yahut bir başka görüşe göre kızı, Ömer bin Saad’ın eşiydi[28], ancak Muhammed bin Hanefiye’nin itirazı üzerine, komutanlarından birine Ömer’i evinde tutuklayarak başını bedeninden ayırma emri verir. Ömer’in kesik başını getirdiklerinde Muhtar’ın yanında olan oğlu Hafs’ı da öldürürler.[29]

Ehlisünnet Nezdinde Sikalığı Konusunda İhtilaf

İbn Saad, kendi babasından[30] ve Ebu Said Hudri’den rivayet etmiştir.[31] Oğlu İbrahim, torunu Ebu Bekir bin Hafs, Ebu’l-Hattab Basri, Kutade bin Daame Sedusi, Muhammed bin Müslim bin Şahab Zuhri, Ebu İshak Sebii Hamdani, Amr bin Abdullah gibi kişiler ondan rivayet etmişlerdir.[32] İcle onu sika (güvenilir) kişilerden saymıştır.[33] Ancak İbn Ebi Hatem Razi[34] Yahya bin Muin’den şöyle nakletmektedir: “Hüseyin bin Ali’nin (a.s) katili nasıl sika bilinebilir?” İbn Hacer, “Takrib”[35] kitabında onu “sadık” olarak nitelemesine karşın, Tehzib[36] kitabında şöyle yazmıştır: “Ömer bin Saad’dan nakledenler, öteki ravilerin itirazlarıyla karşılaşmışlardır.”

Çocukları

  • Hafs, babası ile birlikte Muhtar’ın emri ile öldürülmüştür.
  • Muhammed, Abdurrahman bin Muhammed bin Eş’es ile birlikte Haccac bin Yusuf’a karşı kıyam etmiş ve öldürülmüştür. Oğlu İsmail, Medine fakihlerinden olmuştur.
  • Amir, Ehlisünnet kaynaklarında kendisinden hadisler nakledilmiştir. Hicretin 140. Yılında ölmüştür.
  • Mus’ab, Ehlisünnet kaynaklarında kendisinden hadisler nakledilmiştir. Hicretin 130. Yılında ölmüştür.
  • Musa.[37]

Kaynakça

  1. İbn Hacer, Tehzib, 7/451.
  2. Taberi, 534.
  3. Taberi, 5/67.
  4. Taberi, 5/269, 272, 276.
  5. Taberi, c. 1, 190.
  6. Taberi, 5/356.
  7. Deyneveri, s. 241.
  8. İbn Fakih, 282, 283.
  9. İbn Fakih, 253.
  10. Belazuri, 3/176, 177.
  11. Belazuri, 3/176, 177, 411, 415; Taberi, 5/409, 417; Müfid, 434, 439.
  12. Tarihi Taberi, c. 3, s. 312.
  13. El-Futuh, İbn A’sam, c. 5, s. 92, 93.
  14. Maktelu’l-Hüseyin, Harezmî, c. 1, s. 245.
  15. Tarihi Taberi, c. 5, s. 416, 417.
  16. Maktelu’l-Hüseyin, Harezmî, c. 1, s. 6, 8.
  17. Tarihi Taberi, c. 5, s. 416, 417.
  18. Maktelu’l-Hüseyin, Harezmî, c. 1, s. 30.
  19. El-Futuh, İbn A’sam, c. 5, s. 911.
  20. Belazuri, 3/204.
  21. Belazuri, 3/206, 207.
  22. Tarihi Taberi, c. 5, s. 467.
  23. Belazuri, 3/211.
  24. Tarihi Taberi, c. 5, s. 587.
  25. Deyneveri, s. 298.
  26. Deyneveri, s. 300, 301; Yakubi, 2/259.
  27. Maktelu’l-Hüseyin, Harezmî, c. 2, s. 220.
  28. Maktelu’l-Hüseyin, Harezmî, c. 2, s. 220.
  29. İbn Abdurrabe, c. 4, s. 404, 405.
  30. İcli, 357.
  31. İbn Hacer, Tehzib, 7/450.
  32. İbn Ebi Hatem, 3/111; İbn Hacer, Tehzib, 7/450.
  33. İbn Ebi Hatem, 3/3.
  34. İbn Ebi Hatem, 3/111, 112.
  35. İbn Ebi Hatem, 2/56
  36. İbn Ebi Hatem, 7/451.
  37. El-Maarif, s. 244.

Bibliyografi

  • İbn Ebi Hatem Razi, Abdurrahman, el-Cerh ve’t-Te’dil, Haydar Abad, m. 1952.
  • İbn Hacer, Ahmed, Takribu’t-Tehzib, Abdulvahhab Abdullatif’in katkılarıyla, Beyrut, m. 1975.
  • İbn Hacer, Tehzibu’t-Tehzib, Haydar Abad, m. 1907.
  • İbn Abdurrabe, Ahmed, Abdulferid, Ahmed Emin ve başkalarının katkılarıyla, Beyrut, m. 1982.
  • İbn Fakih, Ahmed, Muhtasaru’l-Buldan, Leiden, m. 1885.
  • İbn Kuteybe, Ebu Muhammed Abdullah bin Müslim, tahkik: Servet Akaşe, el-Kahire, el-Heyetu’l-Mısrıyye el-Ammet lil-Kitab, ikinci baskı, m. 1992.
  • Belazuri, Ahmed, Ensabu’l-Eşraf, Muhammed Bakır Mahmudi baskısı, Beyrut, m. 1977.
  • Harezmi, Muvaffak, Maktelu’l-Hüseyin, Muhammed Semavi baskısı, Kum, m. 1957.
  • Deyneveri, Ahmed, el-Ahbaru’t-Tival, Abdulmunim Amir ve Cemalettin Şeyyal baskısı, Bağdat, m. 1959.
  • Tabersi, Fazıl, İ’lamu’l-Vera, Ali Ekber Gaffari baskısı, Beyrut, m. 1979.
  • Taberi, Muhammed, Tarih, Muhammed Ebu’l-Fazıl İbrahim, Beyrut, m. 1968.
  • İcli, Ahmed, Tarihu’s-Sikat, Abdulmu’ti Kaleci baskısı, Beyrut, m. 1985.
  • Mufid, Muhammed, İrşad, Muhammed Bakır Behbudi baskısı, Tahran, ş. 1351.
  • Yakubi, Ahmed, Tarih, Beyrut, k. 1379.

Dış Bağlantılar