Nudbe Duası

WikiShia sitesinden
Şuraya atla: kullan, ara
Yakarış
Hürremşehr Camisi.jpg
Nudbe Duasından Bir Bölüm

Nudbe Duası (Arapça: دعاء الندبة); dört bayramda (Ramazan Bayramı, Kurban Bayramı, Gadir Hum Bayramı ve Cuma Günü) okunması müstehap olan en meşhur dualardandır. Bu duayı Seyyid Reziyuddin Ali b. Tavus, İkbalu’l Amal kitabında zikretmiştir. Şialar, İmam Sadık’tan (a.s) nakledilen bu duayı İmam Zaman’ın (a.f) firakında, genellikle Cuma sabahları güneş doğmadan önce okurlar.

Duanın Bu İsimle Adlandırılma Sebebi

Nudbe, davet ve aynı şekilde ağlamak ve nale – figan etmek manalarına da gelmektedir. Nudbe duası; İmam Zaman’ı (a.f) istigase (yalvararak yardım isteme) ile imdada çağırma, gaybetinden dolayı üzüntü duyma ve firakından ağlama konularını içermektedir ve bundan dolayı bu isimle adlandırılmıştır.[1]

Nudbe Duasının Senedi

Nudbe duasını, Seyyid Reziyuddin Ali b. Tavus, İkbalu’l Amal’da[2] ve Misbahu’z Zair kitabının yedinci faslında ve aynı şekilde hicri kameri altıncı asrın ileri gelenlerinden Muhammed b. Cafer b. Meşhedi Hairi, Mezar-ı İbn Şerif[3] olarak bilinen, Mezar kitabında nakletmiştir.

Hadis ve rivayetlerin ricalleri ve üstatları tanıma gibi hadisi konulara ihatası olan Allame Meclisi, Biharu’l Envar[4] ve Tuhfetu’z Zair gibi kitapların mukaddimesinde, duaların senedinin muteber olduğuna şahitlik etmesinin yanı sıra, açıkça ve özellikle de İmam Cafer Sadık’a (a.s) dayanan Nudbe duasının senedinin itibarını tasdik etmiş ve Zadu’l Mead kitabında şu ibareti zikretmiştir: “Hak itikatlara ve İmam Zaman’ın gaybetinden dolayı duyulan üzüntüleri içeren Nudbe duası, muteber senetle İmam Cafer Sadık’tan nakledilmiştir ve bu duayı dört bayramda okumanız müstehaptır.”[5]

Nudbe Duasının Okunma Zamanları

Nudbe duasının dört bayramda; Ramazan Bayramı, Kurban Bayramı, Gadir Hum Bayramı ve Cuma Günü okunması müstehaptır.[6]

Nudbe Duasının İçeriği

Allah’a hamdu-sena ve Resulüne ve Ehlibeyt'ine salat ve selam ile başlanılan Nudbe duasında, daha sonra Enbiya ve Evliyaların seçilme hikmeti ve onların Allah tarafından kabul edildiği konusu beyan edilmektedir. En başta Hz. Adem olmak üzere Ulu’l Azm peygamberlerin her birinin hayatlarındaki en önemli yükselişe işaret edilerek, hakkın payidar kalması için Allah tarafından, batılın hakka galebe etmemesi ve hiçbir kulun (ayetlerine uymamız için uyarıcı olarak neden senin tarafından bir peygamber ve elçi gelmedi diye) bir mazeret getirmemesi için, onlardan her birine bir vasi ve halef tayin edildiği vurgulanmıştır.

Ardından İmam Ali’nin (a.s) Allah Resulünün (s.a.a) vasisi ve halifesi olduğu konusunu işlemekte ve İmam Ali’nin (a.s) faziletlerinin bir kısmını naklederek sözü, peygamber efendimizin sarih emri karşısında İmam Ali ve evlatlarından hidayet edicileri birbiri ardınca şehit eden, din düşmanlarının şekavet ve sadakatsizliğine getirmektedir. Daha sonra da risalet hanedanının geriye kalan son masumuna istigase ve şevk izhar etmekte ve Peygamber ve Ehlibeyt'ine özel bir salavatla İmam Zaman’ın (a.f) zuhurunun acilen gerçekleşmesi, hak devletin gelmesi ve batılın ortadan kalkması ve İmam Zaman’la ilişkilerin güçlenmesi için birkaç önemli istekle dua son bulmaktadır.[7]

Nudbe Duasının Şerhleri

  1. Şerhi Duayı Nudbe; Sadruddin Muhammed Hasani Müderris Yezdi.
  2. Akdu’l Cuman li Nudbeti Sahibe’z Zaman; Mirza Abdurrahim Tebrizi.
  3. Vesiletu’l Kurbe fi Şerhi Duayı Nudbe; Şeyh Ali Hoi.
  4. Şerhi Duayı Nudbe; Molla Hasan Türbeti Sebzevari.
  5. En-Nuhbetu fi Şerhi Duayı Nudbe; Seyyid Mahmud Meraşi.
  6. Nudbe duasının şerhi veya tercümesi; Serdar Kabuli.
  7. Mealimu’l Kurbe fi Şerhi Duayı Nudbe; Muhammed Ermevi.
  8. Vezaifu’ş Şia fi Şerhi Duayı Nudbe; Edip İsfahani.
  9. Keşfu’l Kurbe; Muhaddis Ermevi.
  10. Nuvidi Bamdadı Piyruzi; Musevi Hurrem Abadi.
  11. Şerh ve Tercümeyi Duayı Nudbe; Muhibbu’l İslam.
  12. Nusretu’l Muslimin; Abdurrıza Han İbrahimi.
  13. Furugu’l Vilaye; Ayetullah Safi.
  14. El-Kelimatu’n Nuhbe; Atayi İsfahani.
  15. Risaletun Havlu Duau’n Nudbe; Muhammed Taki Tusteri.
  16. Risaletun Havlu Duau’n Nudbe; Mircihani İsfahani.
  17. Senedu Duau’n Nudbe; Seyyid Yasin el-Musevi.
  18. Şerhi ber Duayı Nudbe; Alevi Talikani.

Nudbe Duasının Metni

Duanın Arapça Metni Duanın Türkçe Anlamı
Arapçası

بِسْمِ الرَّحْمَنِ الرَّحِيمِ
الحَمدُ للهِ رَبِّ العالَمِينَ وَصَلّى الله عَلى سَيِّدِنا مُحَمَّدٍ نَبِيّهِ وَآلِهِ وَسَلَّمَ تَسليماً، اللّهُمَّ لَكَ الحَمدُ عَلى ماجَرى بِهِ قَضاؤُكَ فِي أَوْلِيائِكَ الَّذينَ اسْتَخْلَصْتَهُمْ لِنَفْسِكَ وَدِينِكَ إِذْ اخْتَرْتَ لَهُمْ جَزِيلَ ماعِنْدَكَ مِنَ النَّعيمِ المُقيمِ الَّذِي لا زَوالَ لَهُ وَلا اضْمِحْلالَ، بَعْدَ أَنْ شَرَطْتَ عَلَيْهِمُ الزُّهْدَ فِي دَرَجاتِ هذِهِ الدُّنيا الدَّنِيَّةِ وَزُخْرُفِها وَزِبْرجِها، فَشَرَطُوا لَكَ ذلِكَ وَعَلِمْتَ مِنْهُمُ الوَفاءَ بِهِ فَقَبِلْتَهُمْ وَقَرَّبْتَهُمْ وَقَدَّمْتَ لَهُمُ الذِّكْرَ العَلِيَّ وَالثَّناءَ الجَلِيَّ وَأَهْبَطْتَ عَلَيْهِمْ مَلائِكَتَكَ وَكَرَّمْتَهُم بِوَحْيِكَ وَرَفَدْتَهُمْ بِعِلْمِكَ وَجَعَلْتَهُمُ الذَّرِيعَةَ إِلَيْكَ وَالوَسِيلَةَ إِلى رِضْوانِكَ فَبَعْضٌ أَسْكَنْتَهُ جَنَّتَكَ إِلى أَنْ أَخْرَجْتَهُ مِنها، وَبَعْضٌ حَمَلْتَهُ فِي فُلْكِكَ وَنَجَّيْتَهُ وَمَنْ آمَنَ مَعَهُ مِنَ الهَلَكَةِ بِرَحْمَتِكَ، وَبَعْضٌ اتَّخَذْتَهُ لِنَفْسِكَ خَلِيلاً وَسَأَلَكَ لِسانَ صِدْقٍ فِي الآخِرينَ فَأَجَبْتَهُ وَجَعَلْتَ ذلِكَ عَلِيّاً، وَبَعْضٌ كَلَّمْتَهُ مِنْ شَجَرَةٍ تَكْلِيماً وَجَعَلْتَ لَهُ مِنْ أَخِيهِ رِداً وَوَزِيراً، وَبَعْضٌ أَوْلَدْتَهُ مِنَ غَيْرِ أَبٍ وَآتَيْتَهُ البَيِّناتِ وَأيَّدْتَهُ بِرُوحِ القُدُسِ، وَكُلٌ شَرَعْتَ لَهُ شَرِيعَةً وَنَهَجْتَ لَهُ مِنْهاجاً وَتَخَيَّرْتَ لَهُ أَوْصِياء مُسْتَحْفِظاً بَعْدَ مُسْتَحْفِظٍ مِنْ مُدَّةٍ إِلى مُدَّةٍ إِقامَةً لِدِينِكَ وَحُجَّةً عَلى عِبادِكَ، وَلِئَلا يَزُولَ الحَقُّ عَنْ مَقَرِّهِ وَيَغْلِبَ الباطِلُ عَلى أَهْلِهِ وَلا يَقُولَ أَحَدٌ لَوْلا أَرْسَلْتَ إِلَيْنا رَسُولاً مُنْذِراً وَأَقَمْتَ لَنا عَلَماً هادِياً فَنَتَّبِعَ آياتِكَ مِنْ قَبْلِ أَنْ نَذِلَّ وَنَخْزى، إِلى أَنْ إِنْتَهَيْتَ بِالأَمْرِ إِلى حَبِيبِكَ وَنَجِيبِكَ مُحَمَّدٍ صَلّى الله عَلَيْهِ وَآلِهِ فَكانَ كَما انْتَجَبْتَهُ سَيِّدَ مَنْ خَلَقْتَهُ وصَفْوَةَ مَنِ اصْطَفَيْتَهُ وَأَفْضَلَ مَنِ اجْتَبَيْتَهُ وَأَكْرَمَ مَنِ اعْتَمَدْتَهُ.

قَدَّمْتَهُ عَلى أَنْبِيائِكَ وَبَعَثْتَهُ إِلى الثَّقَلَينِ مِنْ عِبادِكَ وَأَوْطأْتَهُ مَشارِقَكَ وَمَغارِبَكَ وَسَخَّرْتَ لَهُ البُراقَ وَعرَجْتَ بِرُوحِهِ إِلى سَمائِكَ وَأوْدَعْتَهُ عِلْمَ ماكانَ وَمايَكُونُ إِلى انْقَضاء خَلْقِكَ، ثُمَّ نَصَرْتَهُ بِالرُّعْبِ وَحَفَفْتَهُ بِجَبْرائِيلَ وَمِيكائِيلَ وَالمُسَوِّمِينَ مِن مَلائِكَتِكَ وَوَعَدْتَهُ أَنْ تُظْهِرَ دِينَهُ عَلى الدِّينِ كُلِّهِ وَلَوْ كَرِهَ المُشْرِكُونَ، وَذلِكَ بَعْدَ أَنْ بَوَّأْتَهُ مُبَوَّأَ صِدْقٍ مِنْ أَهْلِهِ وَجَعَلْتَ لَهُ وَلَهُمْ أَوَّلَ بَيْتٍ وَُضِعَ لِلنَّاسِ لَلَّذي بِبَكَّةَ مُبارَكاً وَهُدىً لِلْعالَمِينَ فِيهِ آياتٌ بَيِّناتٌ مَقامُ إِبْراهِيمَ وَمَنْ دَخَلَهُ كانَ آمِناً، وَقُلْتَ: إِنَّما يُرِيدُ الله لِيُذْهِبَ عَنْكُمُ الرِّجْسَ أَهْلَ البَيْتِ وَيُطَهِّرَكُمْ تَطْهِيراً.

ثُمَّ جَعَلْتَ أَجْرَ مُحَمَّدٍ صَلَواتُكَ عَلَيْهِ وَآلِهِ مَوَدَّتَهُمْ فِي كِتابِكَ فَقُلْتَ: قُلْ لا أَسْأَلُكُمْ عَلَيْهِ أَجْراً إِلاّ المَوَدَّةَ فِي القُرْبى، وَقُلْتَ: ماسَأَلْتُكُمْ مِنْ أجْرٍ فَهُو لَكُمْ، وَقُلْتَ: ماأسْأَلُكُمْ عَلَيْهِ مِنْ أَجْرٍ إِلاّ مَنْ شاءَ أنْ يَتَّخِذَ إِلى رَبِّهِ سَبِيلاً؛ فَكانُوا هُمُ السَّبِيلَ إِلَيْكَ وَالمَسْلَكَ إِلى رِضْوانِكَ.

فَلَمّا انْقَضَتْ أَيّامُهُ أَقامَ وَلِيَّهُ عَلِيَّ بْنَ أَبِي طالِبٍ صَلَواتُكَ عَلَيْهِما وَآلِهِما هادِياً إِذْ كانَ هُوَ المُنْذِرَ وَلِكُلِّ قَوْمٍ هادٍ، فَقالَ وَالمَلاَ أَمامَهُ: مَنْ كُنْتُ مَوْلاهُ فَعَلِيُّ مَوْلاهُ، اللّهُمَّ وَالِ مَنْ وَالاهُ وَعادِ مَنْ عاداهُ وَانْصُرْ مَنْ نَصَرَهُ وَاخْذُلْ مَنْ خَذَلَهُ، وَقالَ: مَنْ كُنْتُ أَنا نَبِيَّهُ فَعَلِيُّ أَمِيرُهُ، وَقَالَ: أَنَا وَعَلِيُّ مِنْ شَجَرَةٍ وَاحِدَةٍ وَسائِرُ النَّاسِ مِنْ شَجَرٍ شَتّى.

وَأَحَلَّهُ مَحلَّ هارُونَ مِنْ مُوسى فَقالَ لَهُ: أَنْتَ مِنِّي بِمَنْزِلَةِ هارُونَ مِنْ مُوسى إِلاّ أَنَّهُ لانَبِيَّ بَعْدِي، وَزَوَّجَهُ إِبْنَتَهُ سَيِّدَةَ نِساءِ العالَمِينَ، وَأحَلَّ لَهُ مِنْ مَسْجِدِهِ ما حَلَّ لَهُ، وَسَدَّ الابْوابَ إِلاّ بابَهُ ثُمَّ أَوْدَعَهُ عِلْمَهُ وَحِكْمَتَهُ فَقالَ: أَنَا مَدِينَةُ العِلْمِ وَعَلِيُّ بابُها فَمَنْ أَرادَ المَدِينَةَ وَالحِكْمَةَ فَلْيَأْتِها مِنْ بابِها. ثُمَ قالَ: أَنْتَ أَخِي وَوَصِيِّي وَوَارِثِي، لَحْمُكَ مِنْ لَحْمِي وَدَمُكَ مِنْ دَمِي وَسِلْمُكَ سِلْمِي وَحَرْبُكَ حَرْبِي، وَالإيْمانُ مُخالِطٌ لَحْمَكَ وَدَمَكَ كَما خالَطَ لَحْمِي وَدَمِي، وَأَنْتَ غَداً عَلى الحَوْضِ خَلِيفَتِي وَأَنْتَ تَقْضِي دَيْنِي وَتُنْجِزُ عِداتِي، وَشِيعَتُكَ عَلى مَنابِرَ مِنْ نُورٍ مُبْيَضَّةً وَُجُوهُهُمْ حَوْلِي فِي الجَنَّةِ وَهُمْ جِيرانِي، وَلَوْلا أَنْتَ ياعَلِيُّ لَمْ يُعْرَفِ المُؤْمِنُونَ بَعْدِي. وَكانَ بَعْدَهُ هُدىً مِنَ الضَّلالِ وَنُوراً مِنَ العَمى وَحَبْلَ الله المَتِينَ وَصِراطَهُ المُسْتَقِيمَ لايُسْبَقُ بِقَرابَةٍ فِي رَحِمٍ وَلا بِسابِقَةٍ فِي دِينٍ وَلا يُلْحَقُ فِي مَنْقَبَةٍ مِنْ مَناقِبِهِ، يَحْذُو حَذْوَ الرَّسُولِ صَلّى الله عَلَيْهِما وَآلِهِما وَيُقاتِلُ عَلى التَأوِيلِ وَلا تَأخُذُهُ فِي الله لَوْمَةُ لائِمٍ؛ قَدْ وَتَرَ فِيهِ صَناديدَ العَرَبِ وَقَتَلَ أَبْطالَهُمْ وَناوَشَ ذُؤْبانَهُمْ فَأَوْدَعَ قُلُوبَهُمْ أَحْقاداً بَدْرِيَّةً وَخَيْبَرِيَّةً وَحُنَيْنِيَّةً وَغَيْرَهُنَّ، فَأَضَبَّتْ عَلى عَداوَتِهِ وَأَكَبَّتْ عَلى مُنابَذَتِهِ حَتى قَتَلَ النَّاكِثِينَ وَالقاسِطِينَ وَالمارِقِينَ.

وَلَمَّا قَضى نَحْبَهُ وَقَتَلَهُ أَشْقى الآخِرينَ يَتْبَعُ أَشْقَى الأوّلِينَ لَمْ يُمْتَثَلْ أَمْرُ رَسُولِ الله صَلّى الله عَلَيْهِ وَآلِهِ فِي الهادِينَ بَعْدَ الهادِينَ، وَالاُمَّةُ مُصِرَّةٌ عَلى مَقْتِهِ مُجْتَمِعَةٌ عَلى قَطِيعَةِ رَحِمِهِ وَإِقْصاءِ وُلْدِهِ إِلاّ القَلِيلَ مِمَّنْ وَفى لِرِعايَةِ الحَقِّ فِيهِمْ، فَقُتِلَ مَنْ قُتِلَ وَسُبِيَ مَنْ سُبِيَ وَأُقْصِيَ مَنْ أُقْصِيَ وَجَرى القَضاء لَهُمْ بِما يُرْجى لَهُ حُسْنُ المَثُوبَةِ، إِذْ كانَتِ الارْضُ للهِ يُورِثُها مَنْ يَشاءُ مِنْ عِبادِهِ وَالعاقِبَةُ لِلْمُتَّقِينَ وَسُبْحانَ رَبِّنا إِنْ كانَ وَعْدُ رَبِّنا لَمَفْعُولاً وَلَنْ يُخْلِفَ الله وَعْدَهُ وَهُوَ العَزِيزُ الحَكِيمُ. فَعَلى الاطائِبِ مِنْ أَهْلِ بَيْتِ مُحَمَّدٍ وَعَلِيٍّ صَلّى الله عَلَيْهِما وَآلِهِما فَلْيَبْكِ الباكُونَ وَإِيّاهُمْ فَليَنْدُبِ النّادِبُونَ وَلِمِثْلِهِمْ فَلْتَذْرِفِ الدُّمُوعُ وَلِيَصْرُخِ الصارِخُونَ وَيَضِجَّ الضَّاجُّونَ وَيَعِجَّ العاجُّونَ!

أَيْنَ الحَسَنُ أَيْنَ الحُسَيْنُ أَيْنَ أَبْناءُ الحُسَيْنِ؟ صالِحٌ بَعْدَ صالِحٍ وَصادِقٌ بَعْدَ صادِقٍ ! أَيْنَ السَّبِيلُ بَعْدَ السَّبِيلِ أَيْنَ الخِيَرَةُ بَعْدَ الخِيَرَةِ ؟ أَيْنَ الشُّمُوسُ الطَّالِعَةُ ؟ أَيْنَ الاَقْمارُ المُنِيرَةُ ؟ أَيْنَ الاَنْجُمُ الزّاهِرَةُ ؟ أَيْنَ أَعْلامُ الدِّينِ وَقَواعِدُ العِلْمِ ؟ أَيْنَ بَقِيَّةُ الله الَّتِي لاتَخْلُو مِنَ العِتْرَةِ الهادِيَةِ ؟ أَيْنَ المُعَدُّ لِقَطْعِ دابِرِ الظَّلَمَةِ ؟ أَيْنَ المُنَتَظَرُ لاِقامَةِ الاَمْتِ وَالعِوَجِ ؟ أَيْنَ المُرْتَجى لاِزالَةِ الجَوْرِ وَالعُدْوانِ ؟ أَيْنَ المُدَّخَرُ لِتَجْدِيدِ الفَرائِضِ وَالسُّنَنِ ؟ أَيْنَ المُتَخَيَّرُ لاِعادَةِ المِلَّةِ وَالشَّرِيعَةِ ؟ أَيْنَ المُؤَمَّلُ لاِحْياءِ الكِتابِ وَحُدُودِهِ ؟ أَيْنَ مُحْيِي مَعالِمِ الدِّينِ وَأَهْلِهِ ؟ أَيْنَ قاصِمُ شَوْكَةِ المُعْتَدِينَ ؟ أَيْنَ هادِمُ أَبْنِيَةِ الشِرْكِ وَالنِّفاقِ ؟ أَيْنَ مُبِيدُ أَهْلِ الفُسُوقِ وَالعِصْيانِ وَالطُّغْيانِ ؟ أَيْنَ حاصِدُ فُروعِ الغَيِّ وَالشِّقاقِ ؟ أَيْنَ طامِسُ آثارِ الزَّيْغ‌ِوَالاَهْواءِ؟ أَيْنَ قاطِعُ حَبائِلَ الكِذْبِ وَالاِفْتِراءِ ؟ أَيْنَ مُبِيدُ العُتاةِ وَالمَرَدَةِ ؟ أَيْنَ مُسْتَأصِلُ أَهْلِ العِنادِ وَالتَّضْلِيلِ وَالاِلحادِ ؟ أَيْنَ مُعِزُّ الأوْلِياء وَمُذِلُّ الأعداء ؟ أَيْنَ جامِعُ الكَلِمَةِ عَلى التَّقْوى ؟ أَيْنَ بابُ الله الَّذِي مِنْهُ يُؤْتى ؟ أَيْنَ وَجْهُ الله الَّذِي إِلَيْهِ يَتَوجَّهُ الأوْلِياء ؟ أَيْنَ السَّبَبُ المُتَّصِلُ بَيْنَ الاَرْضِ وَالسَّماء ؟ أَيْنَ صاحِبُ يَوْمِ الفَتْحِ وَناشِرُ رايَةِ الهُدى ؟ أَيْنَ مُؤَلِّفُ شَمْلِ الصَّلاحِ وَالرِّضا ؟ أَيْنَ الطّالِبُ بِذُحُولِ الأَنْبِياءِ وَأَبْناءِ الأَنْبِياءِ ؟ أَيْنَ الطَّالِبُ بِدَمِ المَقْتُولِ بِكَرْبَلاَء ؟ أَيْنَ المَنْصُورُ عَلى مَنْ اعْتَدى عَلَيْهِ وَافْتَرى ؟ أَيْنَ المُضْطَرُّ الَّذِي يُجابُ إِذا دَعا ؟ أَيْنَ صَدْرُ الخَلائِقِ ذُو البِرِّ وَالتَّقْوى ؟ أَيْنَ ابْنُ النَّبِيِّ المُصْطَفى وَابْنُ عَلِيٍّ المُرْتَضى وَابْنُ خَدِيجَةَ الغَرَّاءِ وَابنُ فاطِمَةَ الكُبْرى ؟!

بِأَبِي أَنْتَ وَاُمِّي وَنَفْسِي لَكَ الوِقاءُ وَالحِمى يَابْنَ السّادَةِ المُقَرَّبِينَ يَابْنَ النُجباءِ الاَكْرَمِينَ يَابْنَ الهُداةِ المَهْدِيِّينَ يَابْنَ الخِيَرَةِ المُهَذَّبِينَ يَابْنَ الغَطارِفَةِ الاَنْجَبِينَ يَابْنَ الاَطائِبِ المُطَهَّرِينَ يَابْنَ الخَضارِمَةِ المُنْتَجَبِينَ يَابْنَ القَماقِمَةِ الاَكْرَمِينَ، يَابْنَ البُدُورِ المُنِيرَةِ يَابْنَ السُّرُجِ المُضِيئَةِ يَابْنَ الشُّهُبِ الثَّاقِبَةِ يَابْنَ الاَنْجُمِ الزَّاهِرَةِ يَابْنَ السُّبُلِ الواضِحَةِ يَابْنَ الاَعْلامِ اللائِحَةِ، يَابْنَ العُلُومِ الكامِلَةِ يَابْنَ السُّنَنِ المَشْهُورَةِ يَابْنَ المَعالِمِ المَأثُورَةِ يَابْنَ المُعْجِزاتِ المَوْجُودَةِ يَابْنَ الدَّلائِلِ المَشْهُودَةِ، يَابْنَ الصِّراطِ المُسْتَقِيمِ يَابْنَ النَّبَأ العَظِيمِ يَابْنَ مَنْ هُوَ فِي اُمِّ الكِتابِ لَدَى الله عَلِيُّ حَكِيمٌ، يَابْنَ الاياتِ وَالبَيِّناتِ يَابْنَ الدَّلائِلِ الظّاهِراتِ يَابْنَ البَراهِينِ الواضِحاتِ الباهِراتِ يَابْنَ الحُجَجِ البالِغاتِ يَابْنَ النِّعَمِ السَّابِغاتِ يَابْنَ طهَ وَالمُحْكَماتِ يَابْنَ يسَّ وَالذّارِياتِ يَابْنَ الطُّورِ وَالعادِياتِ، يَابْنَ مَنْ دَنى فَتَدَلَّى فَكانَ قابَ قَوْسَيْنِ أَوْ أَدْنى دُنُواً وَاقْتِراباً مِنَ العَلِيِّ الاَعْلى ! لَيْتَ شِعْرِي ايْنَ اسْتَقَرَّتْ بِكَ النَّوى بَلْ أَيُّ أَرْضٍ تُقِلُّكَ أَوْ ثَرى ؟!

أَبِرَضْوى أَوْ غَيْرِها أَمْ ذِي طُوى ؟! عَزِيزٌ عَلَيَّ أَنْ أَرى الخَلْقَ وَلاتُرى وَلا أَسْمَعُ لَكَ حَسِيساً وَلا نَجْوى، عَزِيزٌ عَلَيَّ أَنْ تُحِيطَ بِكَ دُونِيَ البَلْوى وَلا يَنالُكَ مِنِّي ضَجِيجٌ وَلا شَكْوى. بِنَفْسِي أَنْتَ مِنْ مُغَيَّبٍ لَمْ يَخْلُ مِنّا بِنَفْسِي أَنْتَ مِنْ نازِحٍ مانَزَحَ عَنّا بِنَفْسِي أَنْتَ أُمْنِيَّةُ شائِقٍ يَتَمَنَّى مِنْ مُؤْمِنٍ وَمُؤْمِنَةٍ ذَكَراً فَحَنّا، بِنَفْسِي أَنْتَ مِنْ عَقِيدِ عِزٍّ لايُسامى بِنَفْسِي أَنْتَ مِنْ أَثِيلِ مَجْدٍ لايُجارى بِنَفْسِي أَنْتَ مِنْ تِلادِ نِعَمٍ لاتُضاهى بِنَفْسِي أَنْتَ مِنْ نَصِيفِ شَرَفٍ لايُساوى ! إِلى مَتى أُحارُ فِيكَ يامَوْلايَ وَإِلى مَتّى وَأَيُّ خِطابٍ أَصِفُ فِيكَ وَأيُّ نَجْوى ؟ عَزِيزٌ عَلَيَّ أَنْ اُجابَ دُونَكَ وَأُناغى عَزِيزٌ عَلَيَّ أَنْ أَبْكِيَكَ وَيَخْذُلَكَ الوَرى عَزِيزٌ عَلَيَّ أَنْ يَجْرِيَ عَلَيْكَ دُونَهُمْ ماجَرى، هَلْ مِن مُعينٍ فَأُطِيلَ مَعَهُ العَوِيلَ وَالبُكاءَ هَلْ مِنْ جَزُوعٍ فَأُساعِدَ جَزَعَهُ إِذا خَلا هَلْ قَذِيَتْ عَينٌ فَساعَدَتْها عَيْنِي عَلَى القَذى هَلْ إِلَيْكَ يَابْنَ أَحْمَدَ سَبِيلٌ فَتُلْقى هَلْ يَتَّصِلُ يَوْمُنا مِنْكَ بِعِدَةٍ فَنَحْظى ؟ مَتى نَرِدُ مَناهِلَكَ الرَّوِيَةَ فَنَرْوى مَتى نَنْتَقِعُ مِنْ عَذْبِ مائِكَ فَقَدْ طالَ الصَّدى مَتى نُغادِيكَ وَنُراوِحُكَ فَنُقِرُّ عَيْناً مَتى تَرانا وَنَراكَ وَقَدْ نَشَرْتَ لِواءَ النَّصْرِ؟ تُرى أَتَرانا نَحُفُّ بِكَ وَأَنْتَ تَؤُمُّ المَلاَ وَقَدْ مَلاْتَ الاَرْضَ عَدْلاً وَأَذَقْتَ أَعْدائَكَ هَواناً وَعِقاباً وَأَبَرْتَ العُتاةَ وَجَحَدةَ الحَقِّ وَقَطَعْتَ دابِرَ المُتَكَبِّرِينَ وَاجْتَثَثْتَ أُصُولَ الظَّالِمِينَ.

وَنَحْنُ نَقُولُ: الحَمْدُ للهِ رَبِّ العالَمِينَ، اللّهُمَّ أَنْتَ كَشَّافُ الكُرَبِ وَالبَلْوى وَإِلَيْكَ أَسْتَعْدِي فَعِنْدَكَ العَدْوى وَأَنْتَ رَبُّ الآخِرةِ وَالدُّنْيا فَأَغِثْ ياغِياثَ المُسْتَغِيثِينَ عُبَيْدُكَ المُبْتَلى وَأَرِهِ سَيِّدَهُ ياشَدِيدَ القُوى وَأَزِلْ عَنْهُ بِهِ الاَسى وَالجَوى وَبَرِّدْ غَلِيلَهُ يَامَن عَلى العَرْشِ اسْتَوى وَمَن إِلَيْهِ الرُّجْعى وَالمُنْتَهى، اللّهُمَّ وَنَحنُ عَبِيدُكَ التّائِقُونَ إِلى وَلِيِّكِ المُذَكِّرِ بِكَ وَبِنَبِيِّكَ خَلَقْتَهُ لَنا عِصْمَةً وَمَلاذاً وَأَقَمْتَهُ لَنا قِواماً وَمَعاذاً وَجَعَلْتَهُ لِلمُؤْمِنِينَ مِنّا إِماماً، فَبَلِّغْهُ مِنّا تَحِيَّةً وَسَلاماً وَزِدْنا بِذلِكَ يارَبِّ إِكْراماً وَاجْعَلْ مُسْتَقَرَّهُ لَنا مُسْتَقَرّاً وَمُقاماً وَأَتْمِمْ نِعْمَتَكَ بِتَقْدِيمِكَ إِيّاهُ أَمامَنا حَتى تُورِدَنا جِنانَكَ وَمُرافَقَةَ الشُّهَداء مِنْ خُلَصائِكَ، اللّهُمَّ صَلِّ عَلى مُحمَّدٍ وَآلِ مُحَمَّدٍ وَصَلِّ عَلى مُحَمَّدٍ جَدِّهِ وَرَسُولِكَ السَّيِّدِ الاَكْبَرِ وَعَلى أَبِيهِ السَّيِّدِ الاَصْغَرِ وَجَدَّتِهِ الصِّدِّيقَةِ الكُبْرى فاطِمَةَ بِنْتِ مُحَمَّدٍ صَلّى الله عَلَيْهِ وَآلِهِ، وَعَلى مَنْ اصْطَفَيْتَ مِن آبائِهِ البَرَرَةِ وَعَلَيْهِ أَفْضَلَ وَأَكْمَلَ وَأَتَمَّ وَأَدْوَمَ وَأَكْثَرَ وَأَوْفَرَ ماصَلَّيْتَ عَلى أَحَدٍ مِنْ أَصْفِيائِكَ وَخِيَرَتِكَ مِنْ خَلْقِكَ، وَصَلِّ عَلَيْهِ صَلاةً لاغايَةَ لِعَدَدِها وَلانِهايَةَ لِمَدَدِها وَلانَفادَ لاَمَدِها

اللّهُمَّ وَأَقِمْ بِهِ الحَقَّ وَأدْحِضْ بِهِ الباطِلَ وَأَدِلْ بِهِ أَوْلِيائَكَ وَأَذْلِلْ بِهِ أَعْدائَكَ، وَصِلِ اللّهُمَّ بَيْنَنا وَبَيْنَهُ وَُصْلَةً تُؤَدِّي إِلى مُرافَقَةِ سَلَفِهِ وَاجْعَلْنا مِمَّنْ يَأخُذُ بِحُجْزَتِهِمْ وَيَمْكُثُ فِي ظِلِّهِمْ وَأَعِنّا عَلى تَأدِيَةِ حُقُوقِهِ إِلَيْهِ وَالاجْتِهادِ فِي طاعَتِهِ وَاجتِنابِ مَعْصِيَتِهِ، وَامنُنْ عَلَيْنا بِرِضاهُ وَهَبْ لَنا رَأفَتَهُ وَرَحْمَتَهُ وَدَعائَهُ وَخَيْرَهُ مانَنالُ بِهِ سَعَةً مِنْ رَحْمَتِكَ وَفَوْزاً عِنْدَكَ، وَاجْعَلْ صَلاتَنا بِهِ مَقْبُولَةً وَذُنُوبَنا بِهِ مَغْفُورَةً وَدُعائنا بِهِ مُسْتَجاباً وَاجْعَلْ أَرْزاقَنا بِهِ مَبْسُوطَةً وَهُمُومَنا بِهِ مَكَفِيَّةً وَحَوائِجَنا بِهِ مَقْضِيَّةً، وَأَقْبِلْ إِلَيْنا بِوَجْهِكَ الكَرِيمِ وَاقْبَلْ تَقَرُّبَنا إِلَيْكَ وَانْظُرْ إِلَيْنا نَظْرَةً رَحِيمَةً نَسْتَكْمِلُ بِها الكَرامَةَ عِنْدَكَ ثُمَّ لاتَصْرِفْها عَنا بِجُودِكَ، وَاسْقِنا مِنْ حَوضِ جَدِّهِ صَلَّى الله عَلَيْهِ وَآلِهِ بِكَأسِهِ وَبِيَدِهِ رَيّاً رَوِيّاً هَنِيئاً سائِغاً لاظَمأَ بَعْدَهُ ياأَرْحَمَ الرَّاحِمِينَ

Tercüme

“Rahman ve Rahim Allah’ın Adıyla
Hamd, âlemlerin Rabb’i olan Allah’a mahsustur; Allah’ın salâtı ve kâmil selâmı, O’nun Peygamberi, efendimiz Hz. Muhammed’e (s.a.a) ve onun pâk soyuna olsun.

Ey Allah’ım! Kendin ve dinin için, seçkin ve hâlis kıldığın dostların hakkında uyguladığın takdirin hususunda Sana hamd olsun. Sen kendi katında olan zevâlsiz, kalıcı nimetlerini onlara ayırdın (lâyık gördün). Ama bu nimetleri vermenin karşılığında, alçak dünyanın rütbe ve makamlarına, yaldız ve süslerine aldırış etmeyip, züht edecekleri hususunda onlardan söz aldın; onlar da bu hususta sana söz verdiler; ve Sen onların vefalı olacaklarını bildiğin için onları kabul ettin; kendine yaklaştırdın; önceden onların yüce anılarını ve açık övgülerini yaydın; meleklerini onlara indirdin; vahyinle onlara ikramda bulundun; ilminle onları üstün kıldın; ve onları kendine ulaşmanın ve rızanı kazanmanın vesîlesi kıldın.

Bazılarını (Adem (a.s)) çıkarıncaya dek cennetinde yerleştirdin; bazısını (Nuh (a.s)) gemide taşıdın; ve kendi rahmetinle onu ve onunla beraber iman edenleri helâk olmaktan kurtardın. Bazısını da (Hz. İbrahim (a.s)) kendin için dost edindin; o da sonrakiler arasında bir lisan-ı sıdk istedi; ve sen icabet ederek onu âli kıldın. Bazılarıyla da (Hz. Musa (a.s)) bir ağaç vasıtasıyla konuştun; kardeşini ona destek ve yardımcı kıldın. Bazılarını da (Hz. İsa (a.s)) babasız dünyaya getirdin; ona apaçık nişânelerini verdin; ve Ruh-ul Kudüs (temiz bir ilâhî Ruh) ile destekledin. Bunlardan her birine bir şeriat ve bir açık yol koydun; her biri için vasîler seçtin; bir koruyucudan sonra başka bir koruyucu, bir süreden başka bir süreye kadar dinini ayakta tutmak ve kullarına hüccet olmak üzere görevlendirdin ki, hak asıl konumundan sarsılmasın ve batıl hak ehline galip gelmesin ve kimse: ‘Niye bize korkutucu bir resul göndermedin? Ve hidayet edici bir nişâne dikmedin de, biz yolumuzu şaşırıp zillet ve bedbahtlığa duçar olmadan senin nişânelerine tâbi olsaydık’ demesin. Ta ki, sıra Senin seçkin kıldığın Habib’in Muhammed (s.a.a)’a geldi. O, Senin beğenmiş olduğun gibi yaratıklarının efendisi, seçkin kıldığın kullarının en üstünü, beğendiklerinin en faziletlisi ve güvendiklerinin en kerametlisi idi. Bu yüzden onu tüm peygamberlerinden öne geçirdin; onu cin ve insanların bütününe mebus kıldın; doğusuyla, batısıyla her yeri onun ayakları altında kıldın; Burak’ı (Gök âleminde seyretmek vesilesini) onun emrine verdin; ruhunu göklere çıkardın ve olmuşların ve olacakların, yaratışının sonuna kadar olan ilmini ona verdin. Sonra da ona düşmanlık edenlerin kalbine korku salarak, ona yardım eyledin; Cebrail, Mikail ve yüce makamlı olan meleklerinle onu muhafaza eyledin ve müşrikler istemese de, dinini bütün dinlerden üstün kılacağını vaat ettin. Bunu ona, ailesinin de bulunduğu doğruluk yuvasında (Mekke’ye) yerleştirdiğinde bildirdin.

Mekke şehrindeki insanların ibadeti için yapılmış ilk evi, onun için ve ailesi için, âlemlere hidayet vesîlesi ve mübarek kıldın; o evde apaçık nişâneler ve İbrahim’in makamı vardır. Kim o eve girerse emniyette ve amanda olur ve buyurdun ki: “Elbette ki Allah siz Ehl-i Beyt’ten her kötülüğü gidermek ve sizleri tertemiz kılmak ister.”( Ahzap Suresi, 33) Yine Muhammed (s.a.a)’ın peygamberliğinin mükâfatının “Ehl-i Beyt’i sevmek” olduğunu Kur’an'da açıkladın ve buyurdun ki: “De ki, ey Resul, ben sizden, yakınlarımı(akrabalarımı)sevmekten başka bir mükâfat istemiyorum.” Ve yine buyurdun ki: “Dek ki, benim sizden, Peygamberliğimin mükâfatı olarak istediğim şey, sizler içindir (kendi yararınızadır…).”( Sebe Suresi, 47) (Yâni “Ehl-i Beyt’i sevmek, onları saadete kavuşturur” diye söylemesini emrettin.) Ve buyurdun ki: “De ki, peygamberliğime karşı sizden bir karşılık istemiyorum. Meğerki dileyen bir kimse Rabbine bir yol bula.”( Furkan Suresi, 57) Demek ki, onlar (Ehl-i Beyt), sana ulaşan yol ve rızana vardıran vesîle idiler. Onun (Peygamberin) ömrünün günleri sona erince de, velisi Ali ibn-i Ebu Tâlib’i (a.s) hidayetçi olarak tayin etti. Çünkü o korkutucu idi; her kavmin bir de hidayetçisi vardır. Böylece o, büyük bir halk kitlesinin de önünde olduğu halde buyurdu ki: “Ben kimin mevlâsı isem, Ali’de onun mevlâsıdır. Allah’ım! Onunla dost olanla dost ol, ona düşman olana düşman ol! Ona yardım edene, yardım et ve onu yalnız bırakanı yalnız bırak!”

Yine buyurdu ki: “Ben kimin Peygamberi isem, Ali de onun emiri (önderi)dir.” Ve yine buyurdu ki: “Ben ve Ali, bir ağaçtanız; ama diğer insanlar ayrı-ayrı ağaçtandırlar.” Ve yine onu (Ali’yi) kendine nispet, Harun’un Musa’ya (a.s) olan mevkiinde karar vererek buyurdu ki: “Senin bana olan mevkiin, Harun’un, Musa’ya olan mevkii gibidir; sâdece benden sonra peygamber yoktur.” Yine alemlerin kadınlarının hanımefendisi olan kendi kızıyla onu evlendirdi; kendine mescidinde helâl olan her şeyi ona da helâl eyledi; ve onun kapısından başka, mescide açılan bütün kapıları kapattı. Sonra ilmini ve hikmetini ona tevdi ederek buyurdu ki: “Ben ilmin şehriyim, Ali de onun kapısıdır. Kim hikmet şehrine gelmek isterse o kapıdan gelsin.” Sonra buyurdu ki: “Sen (Ey Ali), benim kardeşim, vasim, vârisimsin. Senin etin, benim etimdir; senin kanın, benim kanımdır; senin barışın, benim barışımdır; senin harbin, benim harbimdir; benim etimle kanım imanla yoğrulduğu gibi, senin etin kanın da imanla yoğrulmuştur; yarın mahşerde Kevser havuzunun başında sen benim halifemsin; sen, benim borçlarımı ödeyeceksin; sen, benim vâdelerimi gerçekleştirensin. Senin Şiaların nurdan minberler üzerinde yerleşmiş (oturmuş) yüzleri ak olarak cennette benimle yan yana yer alacak; onlar benim komşularım olacak. Ey Ali, eğer sen olmasaydın, benden sonra müminlerin kimler olduğu belli olmazdı.”

Böylece o (Ali), ondan (Resulullah’dan) sonra dalâletten kurtaran hidayetçi, körlüğü önleyen nur, Allah’ın sapasağlam ipi ve dosdoğru yolu (Sırat-ul Müstakim) idi. Kimse, ne Peygamber’e akrabalığı açısından, ne de dinde önceliği yönünden, ondan öne geçemez; hiç bir fazilet menkıbesinde de, kimse ona ulaşamaz. O, Peygamber’in (s.a.a) adımının yerine, adım atar; (Kur’an’ın) te’vili üzerine (münafıklarla) savaşır; Allah’ın dinini himaye etmek hususunda, hiçbir kınayıcının kınamasına aldırış etmezdi. Allah yolunda Arap büyüklerinin kanını döktü; kahramanlarını yere serdi; azgınlarına boyun eğdirdi. Onların yüreğine Bedir, Hayber, Huneyn ve diğer savaşların kinini koydu. Böylece ona düşman kesildiler; ona hamle ettiler; öyle ki onu, Nâkisin (ahitlerini çiğneyenler) ve Kasitin (zâlimler) ve Mârikin'le (dinden çıkanlarla) savaşmak zorunda bıraktılar.

Ancak azgınların en azgını ve ilk azgının (İlk azgından maksat, Hz. Salih’in mucize olarak kayadan çıkardığı devesini katleden zalimdir) takipçisi olanın (İbn-i Mülcem) onu katletmesi sonucu o dünyadan göçünce de Allah Resulü’nün, bir biri ardınca gelen Hidayet İmamları hususundaki emrine itaat etmediler. Ümmet, onların (Ehl-i Beyt’in) hakkına riayet etme hususunda vefalı davranan az bir grubun haricinde, onun (Allah Resulü’nün) düşmanlığında ısrarlıydı, yakınlarının hakkını çiğnemek ve evlatlarını uzaklaştırmak hususunda, birleşmişlerdi. Sonuçta onlardan (Ehl-i Beyt’ten) niceleri (erkekleri) öldürüldü; niceleri (çocukları ve hanımları) esir alındı; ve niceleri (yurdundan, yuvasından) uzaklaştırıldı. Böylece Allah’ın onlar (Ehl-i Beyt), hakkındaki kaza ve kaderi, onları güzel mükâfata lâyık kılacak şekilde cârî olup gitti. Zira ki, “yeryüzü Allah’ındır, onu kullarından dilediğine miras bırakır; son zafer ise takvalılara aittir.”( A’raf Suresi, 128) “Rabb’imiz her eksiklikten uzaktır; ve O’nun vaadi (hiç şüphesiz) gerçekleşecektir.” (İsra Suresi, 108) Allah asla kendi vâdesine hilaf etmez; O, izzet ve hikmet sahibidir.

Öyleyse ağlayanlar (Ehl-i Beyt’in Şîaları) Muhammed ve Ali’nin (Allah’ın salât ve selâmı onlara ve soylarına olsun) pâk soyunun mazlumlarına ağlasın; ve ağıt yakanlar, onlar için ağıt yaksın; ve gözyaşı dökenler, o büyük insanlar için göz yaşı döksünler; ahu-figan edenler, onlar için ahu-figan etsinler. (Yürekten feryad ederek desinler ki): “Nerededir, Hasan; nerededir, Hüseyin; nerededir, Hüseyin’in oğulları; nerededir, o birbiri ardına gelen salihler; nerededir, o birbiri ardına gelen doğrular; nerededir, o birbirini takip eden kurtuluş yolları; nerededir, o sırayla gelip giden seçkinler; nerededir, o ışık saçan güneşler; nerededir, o nur yayan aylar; nerededir, o parlak yıldızlar; nerededir, o din bayrakları ve ilim payeleri; nerededir, o hidayet ve itret ailesinin dışında olmayan Bakiyyetullah; nerededir, o zâlimlerin kökünü kazımak için (Allah tarafından) hazırlanan kimse; nerededir, o sapıklık ve eğrilikleri düzeltmek için beklenilen önder; nerededir, o zulüm ve tecavüzü yok etmek için umut edilen rehber; nerededir, o farzları ve sünnetleri yeniden hayata geçirmek için saklatılan lider; nerededir, o dini ve şeriatı geri getirmek için seçilen; nerededir, o kitabı (Kur’an’ı) ve kanunlarını ihya etmesi ümit edilen; nerededir, o din öğretilerini ve din ehlini diriltecek olan; nerededir, o saldırganların şevketini kıracak olan; nerededir, o şirk ve nifak binalarını (nizamını) yıkacak olan; nerededir, o fâsık, isyankâr ve tâğutları yok edecek olan; nerededir, bâtılın ve bölücülüğün dallarını kesecek olan; nerededir, o eğrilik ve heva heveslerin eserlerini mahvedecek olan; nerededir, o yalan ve iftira ağlarını koparacak olan; nerededir, o azgınları silecek olan; nerededir, o inat, sapıklık ve ilhad ehlinin kökünü kazıyacak olan; nerededir, o dostlara izzet verip, düşmanları zelil edecek olan; nerededir, o sözleri takva üzerine birleştirecek olan; nerededir, o Allah’ına doğru açılan tek kapı olan; nerededir, o Allah dostlarının (evliyanın) yöneldiği Allah’ın yüzü olan; nerededir, o yer ve göğü birbirine bağlayan vesîle olan; nerededir, o fetih gününün sâhibi ve hidayet bayrağını göklere çekecek olan; nerededir, o ıslâh ve hoşnutluğu bir araya toplayacak olan; nerededir, o peygamberlerin ve peygamber evlatlarının kanlarının hesabını soracak olan; nerededir, o Kerbela Şehidi’nin kanını alacak olan; nerededir, o kendine zulüm ve iftira edenlere karşı zafer kazanacak olan? Nerededir, o dua ettiğinde, duası kabul olan çâresiz olan; nerededir, o yaratıklardan ihsan ve takva sâhiplerinin önderi olan; nerededir, o Mustafa Peygamberin oğlu; nerededir, o Murtaza Ali’nin oğlu; nerededir, o üstün makam sâhibi Hatice’nin oğlu; nerededir, o Fatımat-üz Zehra’nın oğlu?

Babam, annem ve ben sana feda olayım; Canım sana yönelen belalara siper olsun. Ey Allah’ın dergâhına yakın olan büyüklerin oğlu, ey kerem sâhibi soyluların oğlu; ey hidayete kavuşmuş hidayetçilerin oğlu; ey temiz seçkinlerin oğlu; ey soylu civanmertlerin oğlu; ey temiz kılınmış temizlerin oğlu; ey seçilmiş cömertlerin oğlu; ey ulu efendilerin oğlu, ey aydınlatan dolunayların oğlu; ey ışık saçan çırağların oğlu; ey akan yıldızların oğlu; ey parlak yıldızların oğlu; ey apaçık yolların oğlu; ey âşikâr nişânelerin oğlu; ey kâmil ilimlerin oğlu; ey cârî sünnetlerin oğlu; ey menkul öğretilerin oğlu; ey mevcut mucizelerin oğlu; ey görünen delillerin oğlu; ey Dosdoğru Yol’un (Dosdoğru yol, Hz. Ali’nin ismidir. Zira Hz. Resul, Hz. Ali’ye hitaben: “Dosdoğru yol sensin ey Ali” buyurmuştur) oğlu; ey Büyük Haber’in (Kur’an-ı Kerim’in Nebe suresinde geçen Büyük Haber’e işaret edilmektedir.

Allah Resulü insanların sorgulanacağı bu büyük haberden maksadın da Hz. Ali’nin velayeti olduğunu bildirmiştir. Dolayısıyla Büyük Haber de o hazretin ismidir) oğlu; ey Allah katında Ümm-ül kitapta (asıl kitap) ismi yüce ve hekîm olanın oğlu; ey ayetlerin ve açık hüccetlerin oğlu; ey apaçık, nurlu burhanların oğlu; ey yeterli hüccetlerin oğlu; ey bol nimetlerin oğlu; ey “Taha” ve “Muhkemat”ın oğlu; ey “Yasin” ve “Ez- Zâriyat”ın oğlu; ey “Et-Tur” ve El-Âdiyatın” oğlu; ey Aliy-yül Â’la’ya (her şeyden yüce olan yüce Allah’a), aralarında iki yaydan belki daha az bir mesâfe kalacak kadar yaklaşanın oğlu; keşke bilseydim, uzaklığın seni nereye çektiğini veya hangi yerin ya da hangi toprağın seni üzerinde taşıdığını; acaba Rezva’da (Dağ ismi) mısın? Yoksa başka bir yerde misin? Yahut Tuva’da (Dağ ismi) mısın? Halkı görmem, ama seni görmekten mahrum olmak, senin en hafif bir ses ve konuşmanı duymamak bana çok ağır geliyor. Zorluk ve belanın beni değil de, hep seni çevrelemiş olması, benim bir feryat ve şikâyet sesimin bile sana ulaşmaması bana çok ağır geliyor. Canım feda olsun sana, ey gaip olup ama bizleri bırakıp gitmeyen. Canım feda olsun sana ey bizden ayrı düşen ama gönlü bizimle olan. Canım feda olsun sana, ey iştiyak sâhibinin gönlündeki arzu; hatırlayıp da gönülden ah çeken erkek ve kadın müminlerin dileği. Canım feda olsun sana ey benzeri olmayan izzet komutanı. Canım sana feda olsun ey varılamayan şevket ve şerefin kurucusu. Canım sana feda olsun ey yüceliğine ulaşılamayan nimet kaynağı. Canım sana feda olsun ey dengi olmayan şeref sahibi.

Ne zamana kadar senin için böyle şaşkın kalacağım, ne zamana kadar. Hangi vasıflarla seni vasıflandırayım; hangi dille seninle raz-u niyaz (dertleşeyim) edeyim. Senden başkasından cevap almak, başkalarıyla konuşmak ama senden bir şey duymamak bana çok ağır geliyor. Ben sana ağlarken, halkın sana sahip çıkmaması, bela ve üzüntülerin başkalarının başına değil de, senin başına gelmesi bana çok ağır geliyor. Acaba bir yardım eden var mı ki, onunla oturup senin için ağlayıp feryat edelim? Acaba senin için sızlayan biri var mı ki, o sustuğunda, ben ah-u figan edeyim? Acaba sana ağlamaktan ağrıyan bir göz var mı da, onun yerine ben ağlayayım?

Ey Ahmed’in oğlu! Acaba senin mülâkatına nâil olabilmenin bir yolu var mı? Acaba bizim bu günümüz, senin yarınına kavuşacak mı ki, biz de hoşnut olalım? Ne zaman senin o doyurucu çeşmelerinin başına gelip de kana kana içmek bize nasip olacak? Ne zaman senin o tatlı suyundan kanasıya içeceğiz; gerçekten susuzluk süresi çok uzadı? Ne zaman senin huzurunda bulunup her sabah ve akşam senin ziyaretinle gözlerimiz aydınlanacak? Ne zaman sen bizi, biz de seni zafer bayrağını dalgalandırdığın halde göreceğiz? Acaba senin halkın önderliğini üstlenerek yeryüzünü adâletle doldurduğunu, düşmanlarına zillet ve azabı tattırdığını, azgınları ve hakkı inkâr edenleri yok ettiğini, mütekebbirleri dağıttığını, zâlimlerin kökünü kazıdığını, görüp de senin çevreni sararak: “El-Hamdü lilllahi Rabb-il Âlemin” dememiz bize ne zaman nasip olacak?

Allah’ım! Sen kalplerden gam ve üzüntüleri giderensin, şikâyetim Sana’dır; çözüm senin katındadır. Bu sıkıntılar girdabındaki hakir kulunun feryadına yetiş, ey imdat isteyenlerin imdadına yetişen; efendisini ona göster de bununla üzüntü ve perişanlığını gider ey müthiş kuvvetler sahibi; kalbindeki yangını söndür; ey Arş’a istiva eden ve dönüş ve sonuç kendisine olan Allah.

Allah’ım! Bizler, Seni ve Peygamber’ini hatırlatan velinin zuhuruna müştak olan hakir kullarınız; onu, bizler için korunak ve sığınak olarak yarattın; onu, bize dayanak ve barınak yaptın; ve onu, bizlerden mümin olanlara imam kıldın. Bizden taraf ona esenlik ve selâm ulaştır; bununla bize ikramını çoğalt; onun karar bulduğu yerde bizi de yerleştir; onu bizim önümüze salmakla bize verdiğin nimetini tamamla; ta ki bizi kendi cennetlerine dâhil edesin ve hâlis kullarından olan şahitlerle arkadaş olmaya muvaffak edesin.

Allah’ım! Muhammed ve soyuna salât eyle ve onun ceddi ve senin elçin olan Seyyid-ül Ekber Muhemmed’e ve Seyyid-ül Asgar babasına ve büyük annesi Sıddıka-i Kübra Muhammed’in kızı Fatıma’ya ve seçtiğin ihsankar babalarına, seçkin velilerin ve beğenilmiş yaratıklarından birine gönderdiğin salatların en üstününü, en kâmilini, en bolunu gönder; ve salat eyle ona öyle bir salâtla ki onun sayısının nihayeti olmasın, devamının bitişi olmasın ve süresinin sonu olmasın.

Allah’ım! Onunla hakkı berkarar kıl, batılı yok eyle; dostlarına yol göster; düşmanlarını zelil eyle. Bizimle onun arasında öylesine bir bağ oluştur ki, onun atalarıyla birlikteliğimizi sağlasın. Bizleri onların eteklerine sarılanlardan ve onların gölgesinde yaşayanlardan kıl. Bizi, onun boynumuzdaki haklarını teslim etmeye, itaatinde ciddi olarak çalışmaya ve emrinden çıkmamaya muvaffak eyle. Onun hoşnutluğunu bize ihsan eyle. Onun şefkat, rahmet ve hayır duasını bize lütuf buyur ki, bizler bu vesileyle Senin geniş rahmetine ve katından olan saadete kavuşalım!

Onun sayesinde namazımızı kabul eyle, günahlarımızı bağışla, dualarımızı müstecap eyle, rızklarımızı bol eyle, dertlerimizi bertaraf eyle ve hacetlerimizi reva buyur.

Keremli yüzünle bize yönel, sana olan takarrübümüzü kabul eyle, bize rahmet güzüyle nazar eyle; öyle bir rahmet ki, onun sayesinde indindeki keramete kâmil olarak kavuşalım; sonra o nazarını kendi cömertliğinle bizden çevirme ve bize onun ceddinin havuzundan onun kadehi ve onun eliyle öylesine âfiyetle kana kana içir ki, artık ondan sonra hiçbir zaman susamak söz konusu olmasın, ey şefkatlilerin en şefkatlisi.”

Duanın Türkçe yazılışı
Türkçe Yazılışı

Elhemdulillehi rabbil alemin ve sellallahu ela seyyidina muhammedin nebiyyihi ve alihi ve selleme teslimen Allahumme lekel hemdu ela ma cera bihi gezauke fi evliyaikel lezines teğlestehum li nefsike ve dinike iz iğterte lehum cezile ma indeke minen neimi-l mugimi-l lezi la ze vale lehu ve la-z -mihlale be- ede en şerette eleyhumu-z zuhde fi deracati hazihi-d dünya-d deniyyeti ve zuğrufiha ve zibrciha fe şeretu leke zalike ve elimte min humul vefae bihi fe gebiltehum ve gerebtehum ve geddemte lehumuz-zikrel eliyye vessena-elceliyye ve ehbette eleyhim melaiketeke ve kerremtehum bi vehyike ve refedtehum bi ilmike ve ce-eltehumuz-zeriete ileyke velvesilete ila rizvanike febzun eskentehu cenneteke ila en eğrectehu minha ve be-ezun hemeltehu fi fulkike ve necceytehu ve men amene me-ehhu minelheleketi birehmetike ve be-ezun itteğeztehu li nefsike ğelilen vese-eleke lisane sıdgin fil ahirine fe ecebtehu ve ce-elte zalike eliyyen be-ezun kellemtehu min şeceretin teklimen vece-elte ehu min eğihi riden ve veziren ve be-ezun evled tehu min ğeyri ebin ve ateytehul-beyyinati ve eyedtehu bi ruhil-gudusi ve kullun şere-te lehu şerieten ve nehecte lehu min hacen ve teğeyyerte lehu evsiya-e mustehfizen be-ede mustehfizin min muddetin ila muddetin igameten lidinike ve hucceten ela ibadike veli-ela yezulel-heggu en megerrihi ve yeğlibel-batilu ela ehlihi ve la yegule ehedun levla erselte ileyna resulen munziren ve egemte le na elemen hadiyen fenettebie ayatike min gebli en nezille ve neğza ila en inteheyte bil emri ila hebibike ve necibike muhammedin sallallahu eleyhi ve alihi fekane kema-entecebtehu seyide men helegtehu ve sefvte men-istefeytehu ve efzele men-ictebeytehu ve erkeme meni-e-temedtehu. Geddemtehu ela enbiyaike ve be estehu ilessegeleyni min ibadike ve ev te-etehu meşarigeke ve meğaribeke ve seğğerte luhul-burage ve erecte biruhihi ila semaike ve ev de-etehu ilme ma kane vema yekunu ilengezai ğelgike summe nesertehu birre-ebi ve hefeftehu be cebraile ve mikaile velmusevvmine min melaike ve ve-edtehu en tuzhire dinehu eleddini kullihi velev kerihel-muşrikune ve zalike be-ede en yuve-etehu mubevvei sidgi min ehlihi ve ce-elte lehu velehum evvele beytin vuzie lilnasi lellezi bibekketi mubareketen ve huden lil alemine fihi ayatun beyyinatun megamu ibrahime ve değelehu kene aminen ve gulte innema yuridullahe li yuzhibe enkumur-ricse ehlelbeyti ve yuzehhirekum tezhiren summe ce-elte icre muhammedin selavatuke eleyhi ve alihi muveddetehum fi kitabike fe gulte gul la es elukum eleyhi icren illel meveddete fil gurbiy ve gulte ma se-eltukum min ecrin fe huve lekum ve gulte ma es-elukum eleyhi min ecrin illa men şa-e en yetteğize ila rebbihi sebilen fe kanu humus-sebile ileyke vel mesleke ila rızvanike.felemma ingezet iyyamuhu igame veliyyehu eliyibni ebi talibin selavatuke eleyhima ve alihima hadiyen iz kane huvel munzire ve li kulli govmin hadin fe gale velmela imamehu men kuntu mevlahu fe eliyye mevlahu allahumme vali men valahu ve adi men adahu vensur men neserehu veğzul men ğezelehu ve gale men kuntu ena nebiyyehu fe-eliyye emiruhu ve gale ena ve eliyye min şeceretin vahidetin vesairun-nasi min şecerin şetta.ve ehellehu mehelle harune min musa fegale lehu ente minni bimenzileti harune min musa illa ennehu lanebiyye be-edi ve zevvecehu ibnetehu seyideten nisail-alemine ve ehelle lehu minmescidihi ma helle lehu ve seddel-ebvabe illa babehu summe evde-ehu ilmehu ve hikmetehu fegale ene medinetul-ilmi ve eliyye babuha femen eradel-medinete velhikmete felye-tiha min babiha summe gale ente eği ve vesiyyi ve varisi lehmuke min lehmi vedemuke min demi vesilmuke silmi ve herbuke herbi vel-imanu muhalitun lehmeke vedemeke kema halete lehmi vedemi veente ğedden elelhevze helifeti ve ente tegzi deyni ve tuncizu ideti ve şietuke el menebire min nuri mubyez-zeten vucuhuhum hevli fil cenneti ve hum cirani velevle ente ya eliyyu lem yurefil muminune bedi.ve kanebedehu huden minez-zelali ve nuren minel emi veheblel-lahilmetine ve sıratehul mustegıme la yusbegu bigerabetin fi rehimin vela bisabigetin fi dini vela yulhegu fi mengebetin min menegibihi yehzu hezver-resuli sallalahu aleyhime ve alihime veyugatilun elet-teevili vela teeğuzuhu fil-lahi levmetu laimin ged vetere fihi senedidel erebi ve getele ebtalehum veneveşe zubenehum feevdee gulubehum ehgaden bedriyyeten ve ğeyberiyyeten ve huneyniyyeten ve ğeyrehunne feezebbet ele edvetihi veekebbet ele munebezetihi hette getelen-nekisine velgasitine velmerigine . velemma gezi nehbehu vegetelehu eşgel ağirine yetbeu eşgel evveline lem yumtesel emru resulil-lahi sallallahu aleyhi vealihi fil hedine beedel hedine vel ummetu musiretun ele megtihi muctemietun ele getieteni rehimihi ve iğsai vuldihi illel gelile mimmen vefi liriayetil hegge fihim fegutile men gutile vesubiye men subiye ve ugsiye men ugsiye ve cerel gezau lehum bime yurci lehu husnul mesubeti iz kanetil erzul-lahi yurisuhe men yeşeu min ibadihi vel agibetu lil muttegine ve subhane rebbena in kane vedu rebbena lemefulen velen yuğlifel-lahu vedehu ve huvel ezizul hekim. Feelel etaibi min ehli beyti muhammedin ve eliyye salllahu eleyhime ve alihime felyebkil bekune veiyyehum felyendubin-nedibune ve limislihim feltezrifid-demuu velyesruği sadiğun ve yeziccez-zaccune ve yeiccel eccuven eynel hesenu eynel huseynu eyne ebneul huseyni salihun bede salihin ve sadigun beede sadigin eynes-sebilu beedes-sebili eynel ğiyeretu beedel ğiyerti eyneş-şumusut-talietu eynel egmerul muniretu eynel encumuz-zahiretu eyne eelemud-dini ve geveidul ilmi eyne begiyyetul-lahil-leti la teğlu minel itretil hediyeti eynel mueddu ligeti debiriz-zalemeti eynel muntezerul igametil emti vel iveci eynel murtecil izaletil cevri vel udveni eynel muddeğeru litecdidil feraizi ves-suneni eynel muteğeyyeru iadeti veşşerieti eynel muemmelu ihyail kitabi ve hududihi eynemuhyimealimid-dini ve ehlihi eyne gasimu şevketil mutedine eyne hediyetiş-şerki vennefegi eyne mubidu ehlil fusugi vel isyani vettuğyani eynehesidi furuil ğeyye veşşegagieynetamisu asariz-zeyği ve ehvei eyne gatiu hebailil kizbi vel iftirai eyne mubidul uteti vel meredeti eyne musteesilu ehlil inedi ve tezlil ve ilhedi eyne muizzu evliyai ve muzillu eedai eyne cemiul kelimeti elet-teğva eyne babul-lahil-lezi minhu yuti eyne vechul-lahil-lezi ileyhi yeteveccehu evliyau eynes-sebebul muttesilu beyneerzi vessemei eyne sahibu yevmilfethi ve neşiru rayetil hude muellfu şemlis-salihi verreza eynet-talibu bizuhuli enbiyai ve ebnai enbiyai eynet-talibu bidemil megtuli bikerbelae eynel mensuru ela menitedi eleyhi vefter eynel muzterrul-lezi yucabu ize dea eyne sedrul ğelaigi zul bire vettegva eyne ibnun-nebiyye l Mustafa vebnu eliyye l murteza vebnu haticetel ğerrai vebnu fatimetel kubra. Biebi ente ve ummi ve nefsi lekel vigau vel himi yebnes-sadetil mugerrebine yebnen-necebei ekremine yebnel hudeti l mehdiyyine yebnel ğeyireti l muhezzebine yebnel ğetarifeti ecnebine yebne etaibil muteherine yebnel ğezarimetil mutecebine yebnel gemegimeti ekremine yebnel budurilmunireti yebnes-surucil muzieti yebneş şuhubis-sagibeti yebne encumiz-zahireti yebnes-subulil vaziheti yebne eelamil-laiheti yebnel ulumil kamşleti yebnes-sunenil meşhureti yebnel mealimi l meesureti yebnel mucizetil mevcudeti yebned-delailil meşhudetiyebnes-seratil mustegim yebnen-nebeil ezimi yebne men huve fi ummel kitabi ledel-lahi eliyyun hekimun yebne ayati vel beyyenati yebned-delailiz-zahirreti yebnel berahinil vezihetil behireti yebnel hucecil beliğeti yebnen-neemis-sabiğati yebne taha vel muhkemeti yebne Yasin vezzariyeti yebnet-turi vel adiyeti yebne men dene fetedelle fekane gabe gevseyni ev edni dunuvveen vegtireben minel eliyye eela leyte şiris tegret biken –neve bel eyyu Erzin tugilluke evsera ebirezve ev ğeyriha emzi tu ezizun eleye en erel ğelge vela tura vela esmeu leke hesisen vela necve ezizun eleye en tuhite bike duniye l belve vela yeneluke mini zacicun vela şevke. Binefsi ente min muğeyyebin lem yeğlu mine binefsi ente min nezihin ma nezeheenne binefsi ente umniyetu şaigin yetemenne muminin ve mumineti n zekera fe henne bi nefsiy ente min egidi iz-ze la yusemmi bi nefsi ente min esili mecdin la yucara bi nefsi ente min tiladi niemin la tuzahi bi nefsi ente min nesifi şerefin la yusevve ila metiy eharu fike ya mevlaye veila metiy ve eyye ğitabin esifu fike ve eyyel vera ezizun eleyye en yerciye eleyke dunehum macera hel min mu inin fe utile me-e hul evile vel buka e hel min cezuin fe usaide ceze-ehu iza ğela hel geziyyet eynun fe saedetha eyni elel geza hel ileyke yebne ahmede sebilun fetulga hel yettesilu yevmune minke bi ibedetin fe nehza mete neridu menahileker-reviyyete fenerve mete nen tegiu min ezbi maike feget tales-sade mete tuğadike venuravihuke fe nugirre eynen mete terane ve nerake ve get neşerte live-enesri tura eterane nehuffu bike vente te ummul mele-e ve get mele-te erze elden ve ezegte e-dake hevanen ve igaben ve ebertel utete ve cehedetel hegge ve gete-te debirel mutekeberine vec teseste usulez-zalimine ve nehnu negulul hemdulillahi rebbil alemin allahumme ente keşşaful-kurebi vel belva ve ileyke iste-di fe indekel-edva ve ente rebbel-ahireti ved-dünya fe iğis ya ğiyasel-musteğisine ubeydukel-mubtela ve irihi seyyidehu ya şedidel-guva ve ezil enhu bihil esa vel ceva ve berrid ğelilehu yamen elel erşisteva ve men ileyhir-ruc-a vel muntehe allahumme ve nehnu ebiduket-te-igune ila veliyyikel-muzekkiri bike bi nebiyyike ğelgtehu lena ismeten ve melazen ve egemtehu lena givamen ve meazen ve ce-eltehu lilmue-minine minne imamen fe bellğhu minna tehiyyeten ve selamen ve zinde bi zelike yarebbi ikramen vec-el mustegerrehu lena mustegerren ve mugamen ve etmim ni-meteke bi tegdimike iyyahu imamena hetta turidena cinaneke ve murafegeteş-şuhedai ğulesaike. Allahume selli ela muhammedin ve ali muhammedin veselli ela muhammedin ceddihi veresulikes-seyyidi ekberi ve ela ebihis-seyyidi esğer ve ceddetihis-siddigeti kubra fatimete binti muhammedin sallalahu elyhi ve alihi ve ela menistefeyte min aba-ihil berereti ve eleyhi efzele ve ekmele ve etemme ve edveme ve eksere ve ev fere ma selleyte ela ehedin min esfiyaike ve ğiyeretike min ğelgike ve selli eleyhi selaten la ğayete le-edediha vela nihayete limedediha vela nefade le emiha. Allahumme ve egimbihil hegge ve edhiz bihil batile ve dil bihi evliya-eke ve ezlil e-daeke vesili allahumme beynena ve beynehu vusleten teddi ila murafegeti selefihi vec-elna mimmenye-eğuzu bi huczetihim ve yemkusu fi zillihim ve einna ela te-diyeti hugugihi ileyhi vel ictihadi fi ta-etihi vectinabi me-siyetihi vemnun eleyna bi rizahu veheb lena reefete verehmetehu veduaehu veğeyrehu ma nenalu bihi seeten min rehmetike vefevzen indeke vecel selatena bihi megubuleten ve zunubena bihi meğfureten ve duaena bihi mustecaben vecel erzagena bihi mebsuteten ve humumena bihimekfiyyeten vehvaecena bihi megziyyeten ve egbil ileyna bivechikel kerimi veegbel tegerrubena ileyke venzur ileyna nezreten rehmeten nestekmilu bihal keramete indeke summe la tesrifha enne bicudike vesgina min hevzi ceddehi sallallahu eleyhi ve alihi bi ke’esihi ve bi yedihi reyyen reviyyen henien saiğen la zemee be-edehu ya erhemer-rahimine

Nudbe Duasını dinlemek ve indirmek için tıklayınız: ↓

Kaynakça

  1. Sadr Cevadi, Dairetu’l Mearifi Teşeyyü, c. 7, s. 535.
  2. Seyyid b. Tavus, İkbal, s. 604 - 609.
  3. Mezar İbn Meşhedi, s. 537 - 584.
  4. Meclisi, Bihar, c. 99, s. 104.
  5. Zadu’l Mead, s. 303.
  6. Seyyid b. Tavus, İkbal, s. 604 - 609.
  7. Sadr Cevadi, Dairetu’l Mearifi Teşeyyü, c. 7, s. 535.

Bibliyografi

  • İbn Tavus, Seyyid Reziyuddin, İkbalu’l Amal, Beyrut, Müessesetu’l A’lami li’l Matbuat, 1417.
  • Meclisi, Muhammed Bakır, Biharu’l Envar, Beyrut, Daru İhyau’t Turasu’l Arabi, 1403.
  • Meclisi, Muhammed Bakır, Zadu’l Mead, Beyrut, çapı Alauddin A’lemi, 1423 / 2003.
  • Sadr Hacı Cevadi, Ahmed, Dairetu’l Mearifi Teşeyyü, c. 7, Tahran, Neşri Şehit Hasan Muhibbi, 1380.
  • İbn Meşhedi, Muhammed b. Cafer, el-Mezaru’l Kebir, Camiayı Müderrisin, 1419.
"http://wikishia.net/index.php?title=Nudbe_Duası&oldid=101122" adresinden alındı.