İstiaze

WikiShia sitesinden
Şuraya atla: kullan, ara
Yakarış
Hürremşehr Camisi.jpg

İstiaze (Arapça: استعاذة), her çeşit şer, kötülük ve şeytanın vesveselerinden Allah’a sığınmak anlamına gelen Kur’ani bir tabirdir. Kendisine özgü lafız ve terkibi ile Kur’an kıraatinden önce ve ayrıca namazlarda Fatiha suresinden önce okumak müstahaptır. Nas, Felak ve İhlas suresi, muavvize (Allah’a sığınma) sureleri olarak bilinirler. İstiaze ve sığınma, batıl ve sahih olmak üzere ikiye ayrılır. Batıl istiaze cin, şeytan ve semavi varlıklara sığınmak ve onlardan yardım dilemektir. Hakiki ve sahih istiaze ise Allah’tan yardım istemektir. Rivayet ve hadislerde Peygamberler ve evliyalar Allah’a sığınma ve istiaze yollarını anlatmışlardır. Hadislerde, şeytanın vesveselerinden, kötü düşmanlıktan, acı veren ve ısıran hayvanların zararlarından, yoksulluktan ve el darlığından istiazede bulunulması tavsiye edilmiştir.

Etimoloji

Sözlük Anlamı

İstiaze başkasına (ister bir şeye, ister bir kişiye ve isterse bir mekâna olsun) sığınmak anlamına gelen “i-v-z” (ع-و-ذ) maddesinden ve istifal babındandır.

Avz sözcüğü ve anlamının Sami[1] dillerinde kadim bir geçmişi vardır. Nitekim eski İbranice de[2] sığınmak anlamında kullanılmaktadır.[3] İslam’dan önce Araplar arasında ve ayrıca Sadr-ı İslam’da da bu kelimeden türeyen “Avz, Muavvez, Muaz” isimleri yaygın bir biçimde kullanılmaktaydı.[4]

Avz kelimesinden, çeşitli kelimeler türemiştir. Örneğin: “Euzu ve Esteizu” kelimeleri İslami hadislerde kullanılmaktadır. Sözlükbilimciler bu kelimeleri aynı anlamda bilmektedirler.[5]

“Levz” kelimesi, “Avz” kelimesinin bir diğer biçimidir. Hadislerde bir şeyin şerrinden Allah’a sığınmak anlamında kullanılmıştır. Örneğin: «بک استغثت و لذت و لا الوذ بسواک‌»[6]

Istılah Anlamı

İstiaze başta Kur’an-ı Kerim olmak üzere İslam kültüründe, şerlerin def edilmesi ve Allah Teâlâ’ya sığınılması için bir duadır.

İstiazenin Kısımları

Batıl İstiaze

Araplar İslam’dan önce de tatsız hadiseler ve kötü durumlardan kurtulmak için çeşitli istiazelere yönelmekteydiler. Örneğin: Rukye, nuşre, nefre, temime… Yine şeytan ve cinler gibi gaybi varlıklarla irtibatlarının olduğunu iddia eden kâhin ve büyücülerle de ilişkileri vardı. Gizli ve esrarlı şeylerden haberdardılar, yardım talebinde bulunmakta ve onların vasıtası ile o varlıklara tevessül etmekteydiler. İnsanlar yürekten cinlere inanmaktaydılar. Bazen hadiselerden korunmak için onlara sığınmaktaydılar. Nitekim bilmedikleri yerlere gittiklerinde kendilerini o yerin sahibi ve büyüğü iddiasındaki cine havale etmekteydiler.[7]

Kur’an-ı Kerim, cin suresinde[8] bu yanlış düşünceye değinerek, insanlardan bir grubun cinlere sığınmasının, onların daha çok sapmasına ve daha çok zarar görmelerine neden olduğunu belirtmiştir.[9]

Hakiki İstiaze

Kur’an-ı Kerim ilk inen Nas ve Felak sureleri gibi Mekki surelerde hakiki istiazeyi beyan etmiş ve şeytani güçler karşısında kendilerini teslim eden cahiliyet düşüncesinin aksine, hakiki istiazenin her türlü kötülük, şer ve şeytan vesveselerinden kurtulma yolunun yalnızca Allah’a sığınmak olduğunu belirtmiştir.

Bu şekilde, Kur’an-ı Kerim, Hz. Resulullah’ın (s.a.a) şeytanla ilişkili olduğu ithamını açıkça reddetmektedir.[10] Muhtemelen bu nedenle Hz. Peygamber Efendimiz (s.a.a) Kur’an ayetlerini tilavet etmeden önce kovulmuş şeytanın şerrinden korunmak için Allah’a sığınma emrini almıştır.[11] Bu şekilde müşriklerin ardı arkası kesilmeyen iftira ve töhmetlerine güçlü bir cevap verilmiş oldu.[12]

Kur’an-ı Kerim’de İstiaze

Kur’an-ı Kerim’de 17 defa “avz” kelimesinin türevleri zikredilmiştir. Daha çok “uztu, euzu, yeuzune, meaz gibi sülasi mücerret suretinde kullanılmıştır. Sülasi mezit şeklinde de bir defa if'al babında (uiyzu) ve 4 kere istifal (istiaze) babının emir kipinde “isteiz” kullanılmıştır.

Muavvezeteyn

Ana Madde:Muavvizeteyn

Nas ve Felak sureleri, Allah Teâlâ’ya istiaze ve sığınmaya özgü surelerdendir. Bu durum, Kur’an-ı Kerim’in bu konuya verdiği önemi göstermektedir. Hz. Resulullah’a (s.a.a) hitapla başlayan bu iki surede, istiaze hakkında en kapsamlı ve temel noktalar yer almıştır.

Başlangıçtaki müşterek ayetleri yönünden daha nazil olduğu ilk günden “Muavvezeteyn” adıyla ünlenmiş ve Kur’an-ı Kerim’in öğretilerindeki özel yerini ortaya koymakta ve daha ilk günden itibaren cahiliyet asrının yanlış istiazelerinin yerini almıştır.

Hz. Fahri Kâinat Efendimiz (s.a.a) muavezeteynin okunmasını korunmak için en üstün yöntem bilmektedir.[13] Pratikte de defalarca İmam Hasan ve İmam Hüseyin’i (a.s) bu iki sureyle istiaze karar kılmıştır.[14]

Peygamberlerin İstiazeleri

Hz. Nuh (a.s), hakkında bilgisi olmadığı şeyi istemekten Allah’a sığınmaktadır.[15] Firavunlar tarafından taşlanmak ve öldürülmekle[16] tehdit edilen Hz. Musa (a.s), Firavunların karşısında hesap gününe inanmayan her kibirli karşısında Allah’a sığınmıştır. Ayrıca İsrailoğullarının sığır kesme konusunda da cahillerden olmaktan Allah’a sığınmıştır.[17] Hz. Yusuf (a.s), Mısır azizinin eşi Züleyha’nın isteklerine “maazallah” sözüyle cevap vermiştir.[18] Mısır’da güç kazandıktan sonra suçsuzların, suçlular yerine cezalandırılmasından Allah’a sığınmıştır.[19]

Hz. Meryem (s.a) de Hz. Yusuf (a.s) gibi günah kirlerine bulaşmamak için Rahman Allah’a sığınmıştır.[20] İmran’ın eşi, Hz. Meryem’i dünyaya getirdikten sonra, duasında onu ve zürriyetini kovulmuş şeytanın şerrinden Allah’a emanet etmiştir.[21]

Peygambere İstiaze Hitabı

Hz. Peygambere (s.a.a) istiaze hitabı, Nas ve Felak surelerinde “Kul euzu birabbi…” tabiri ile kullanılmıştır. Bu iki surede şeytanlara galebe çalma yöntemleri ve şerlerin nasıl def edileceği beyan edilmiştir. Mümin suresinde[22] Efendimize Allah’a sığınması için emredilmiştir. Bu ayetlerden cidal ve cahilce tartışmaların en önemli menşeinin kibir ve gurur olduğu anlaşılmaktadır. Bu sebeple Hz. Peygamber Efendimizden (s.a.a) kâfirlerin kibir, düşmanlık ve inatçılıklarına karşı Allah’a sığınması istenmiştir. Yine Hz. Musa (a.s) firavunların şerrinden Allah’a sığınmıştır.[23] Fussilet[24], A’raf[25] ve Müminun[26] surelerinde Allah, Hz. Resulü Ekrem’den (s.a.a) şeytanın vesvese ve tahriklerine karşı kendisine sığınmasını emretmiştir. Hz. Peygamber Efendimizin (s.a.a) müşriklere karşı davranışı onların kötülüklerine karşılık iyi davranması, onları bağışlaması, güzel söz söylemesi, cidal ve anlamsız tartışmalardan ve cahillerden uzak durması ve onların davranışlarını kaile almaması yönündeydi. Elbette muhalifler karşısında bu davranış biçimi, oldukça zordur; cahillerle karşılaşıldığında, gazap ve öfkeden uzak durmak onun gereksinimidir.[27]

Hadislerde İstiaze

Hadis ve rivayetlerde istiaze lafız ve anlam yönünden geniş uygulamalara sahiptir. İstiaze mefhumu, bazen eş anlamı olan “iltica”, “isticare” ve “istigase” kelimeleri ile kullanılmış ve hatta eş anlamı olmayan “lebbeyk” gibi kelimelerle Allah’a sığınma ve istiaze kastedilmiştir.[28]

İstiazenin Yerleri

Rivayet ve dualarda, şer ve kötülüklerin çeşitleri ayrıntılı bir şekilde ele alınmış ve onlardan istiaze lazım bilinmiştir.[29] Bu şer ve kötülükleri genel bir kalıpla birkaç kısma ayırmak mümkündür:

  1. Kötü ahlak, günahlar ve şeytan vesveseleri. Örneğin: cimrilik, hıyanet, haset, nifak, kötü ahlak ve hırs.
  2. Fiziksel sorunlar, örneğin hastalıklar, hayvanlardan insanlara geçen zararlar ve yaşlılık gibi fiziksel acizlikler.
  3. Stres ve ruhsal bozukluklar, örneğin gam, keder, üzüntü, sıkıntı ve ıstırap.
  4. Sosyal ve ekonomik bozukluklar, örneğin yoksulluk, açlık, borçluluk, iflas, düşman ve kötülerin galebe çalması.
  5. Dinde inançsal inhiraf ve sapmalar, örneğin: küfür, şirk.
  6. Allah’ın öfke ve gazabı, dünyevi ve uhrevi azaplar, örneğin: nimetlerin elden çıkması, kabir azabı, cehennem azabı.[30]

İstiazenin Zikirleri

Dua kitaplarında ruhsal ve fiziksel dert ve hastalıkların defedilmesi ve kötülüklerden korunmak için “hirz”, “rukye”, “avze” adlarıyla dua ve esrarlı yazılar bulunmaktadır.
Bazı rivayetlere göre, Hz. Resulullah Efendimiz (s.a.a) Fatiha Suresiyle istiaze etmekteydi.[31] Yine İhlas suresi, Muavezeteyn surelerinin yanında el-Muavezeteynu’s Selas diye anılmakta ve en üstün ve en önemli istiaze olarak tanıtılmıştır.[32]

Kur’an Kıraatinde İstiaze

İstiaze ayeti[33] ve Nebevi sünnet esasına göre Müslümanlar Kur’an kıraati sırasında “Euzu billahi mine’ş şeytani'r racim”le Allah’a sığınarak Kur’an’a başlarlar.
Bu cümle Kur’an’dan alıntıdır, ancak Kur’an ayetlerinin cüzünden değildir[34] ve Nahl suresinde[35] Hz. Peygamber Efendimize (s.a.a) hitaben Kur’an’ın tilavet adaplarından biri unvanı ile istiaze gündeme gelmiştir.

İstiazenin Nedeni

Kur’an tilavetine istiaze ile başlanmasının nedeni Kur’an karisinin sürçmelerden uzak kalmasından dolayıdır. İstiaze lafızlarının dile getirilmesi nefsani istiaze hâletinin tahakkuku için bir mukaddimedir; nitekim bu surenin 99 ve 100. Ayetinde Allah’a iman ve tevekkül, şeytanın nüfuz ve hükümranlığı karşısında iki set olarak beyan edilmiştir.[36] Bazı kaynaklarda da istiazenin hakikat ve dereceleri hakkında irfani ve ahlaki bakış açıları göze çarpmaktadır.[37]

Kıraatte İstiazenin Hükmü

İslam âlimlerinin geneli, bazı rivayetler esasına göre namaz ve namaz dışındaki Kur’an tilavetlerinde okumamayı caiz bilmekte, söylemeyi ise müstahap bilmişlerdir.[38]

İstiaze Sözcükleri

İstiazenin en meşhur sözcükleri: “Euzu billahi mine'ş-Şeytani'r-racîm”dir. Bu düzen Nahl suresinin 98. Ayetiyle uyumludur. Bazı rivayetlere göre bu sözcükler diğer sözcüklerden daha sahih sayılmıştır. Hz. Resulullah (s.a.a) bir rivayette bu biçimdeki istiazenin ilahî olduğunu tekit etmiş ve İbni Mesud’a öğretmiştir.[39] Kıraat âlimleri ve kariler de bu meşhur lafızların uygulanmasına vurgu yapmışlardır.[40] İmamiye nezdinde meşhur istiaze cümlesi şöyledir: “Euzu billahi semii’l âlim mine'ş-Şeytani'r-racîm[41]

İstiazenin Eda Tarzı

İstiazenin eda tarzı hakkında, yedi karilerden olan Nafi ve Hamza dışındaki Kur’an karilerinin tamamı, cehre (sesli) kaildirler.[42] Kariler genellikle Kur’an tilavetine başlamadan önce istiaze yapmaktadırlar. Müfessirler de İstiaze ayetine dayanarak istiazenin Kur’an kıraatinden önce olduğunu belirtmektedirler. Buna rağmen bazı kari ve fakihlerden nakledildiğine göre bu ayetin zahirine istinaden bu cümlenin Kur’an kıraatinden sonra da okunmasını caiz bilmektedirler. Fahrettin Razi[43] de istiazenin Kur’an tilavetinin başında ve sonunda okunmasını müstahap bilmektedir.[44] Kur’an karileri istiazeden sonra vakf yapmaktadırlar. Tecvit bilim dalında bu vakfa vakf-ı tam denmektedir.[45]

Namazda İstiaze

Dini ameller veya günlük işlerde okunan dualarda istiazenin özel bir yeri vardır. Namaz da en üstün ibadet unvanı ile istiaze zikrinden arı değildir. Namazın kıraat müstahaplarından biri, tekbiretu’l ihramdan sonra Fatiha suresine başlanmadan önce istiaze okunmasıdır. Bu sebeple istiaze bahsi namaz bölümünde ele alınmıştır. Fakihler Kur’an tilavetinden önce istiazenin okunup okunmaması konusundaki görüşlerinin aynısını burada da belirtmiş ve az farklılıklarla yazılarında buna değinmişlerdir.

Şer’i Hükmü

Fakihlerin geneli, istiazeyi namazda müstahap bilmektedirler. Elbette Malikilerin önde gelenleri, istiazeyi yalnızca nafile namazlarda caiz bilmektedirler. Zahiri mektebi takipçileri istiazenin namazda okunmasını farz bilmektedirler. İmamiye fakihleri arasında yalnızca Şeyh Tusi’nin oğlu Ebu Ali istiazenin farz olduğunu ileri sürmüştür.[46] İstiazenin meşhur zikri olan “Euzu billahi mine'ş-Şeytani'r-racîm” namazın birinci rekâtında kıraatten önce sessizce ve ihfaf olarak eda edilmektedir.[47]

Kaynakça

  1. Sami dil ailesi veya Semitik diller olarak bilinen Asya-Afrika dil ailesinin ana alt grubunu oluşturan diller. Orta Doğu'da yaygın olan antik dillerin çoğunu kapsamaktadır. Bunların arasında Arapça, İbranice ve Aramice en fazla konuşulan sami dillerdir. Ayrıca Fenikece ve Akadca da Sami dil ailesinin mensubudur. Ama bu iki dil günümüzde konuşulmamaktadır. İbranice, Arapça, Aramice'nin lehçelerinden olan Süryanice de bölgede kullanılan Sami dillere örnek olarak gösterilebilir. Sami adı Nuh'un oğlu Sam'dan gelmektedir. Sami veya Semitik tabiri günümüzde daha çok İbrani ve Arapları tanımlamakta kullanılır. Bununla birlikte anti-semitik kelimesi Yahudilere karşı düşmanlık veya ön yargı besleyen kişileri tanımlamakta kullanılır.
  2. Afro-Asyatik dillerin Kuzeybatı Sami (Semitik) dil grubunun Ken'an koluna bağlı ve 7 milyon kişi tarafından konuşulan bir dildir. İsrail'in resmî dili olmakla beraber İsrail dışında yaşayan Yahudi azınlıklar tarafından da konuşulur. İbranice, 22 harflik İbrani Alfabesi ile sağdan sola doğru yazılır. İsrail ve ABD başta olmak üzere Avustralya, Kanada, Almanya, Filistin, Panama ve Birleşik Krallık'ta konuşulur.[2] Bunun dışında Batı Şeria'da Yahudi olmayan bir azınlık ve dünyanın birçok yerindeki Yahudi azınlıklarca da yerel dilin yanında Ladino, Yidiş veya Aramice ile beraber dini dil olarak konuşulur.
  3. Guzinus, s. 731.
  4. Örneğin Bkz. İbni Saad, Fihrist E’lam, İbni Hazm, Cemhere, s. 371, 447.
  5. Ezheri, Tehzibu’l Lügat, c. 3, s. 147; Cevheri, es-Sihah, c. 2, s. 566.
  6. Tusi, Misbah, s. 597.
  7. Cevat Ali, el-Mufassal, c. 6, s. 745, 754.
  8. 72. Ayet.
  9. Taberi, Tefsir, c. 26, s. 67, 69; Tabersi, Mecmehu’l Beyan, c. 10, s. 555, 556. Suyuti, ed-Durru’l Mensur, c. 8, s. 299, 301; Bahrani, el-Burhan, c. 4, s. 391, 392.
  10. Şuara, Tekvi, 25.
  11. Nahl, 98.
  12. Deruze, et-Tefsiru’l Hadis, c. 6, s. 103.
  13. İbni Sa'd, c. 2, s. 212; Nesai, c. 8, s. 251, 252.
  14. Tabersi, Mecmeu’l Beyan, c. 10, s. 866.
  15. Hud, 47.
  16. Duhan, 20; Mumin, 27.
  17. Bakara, 67.
  18. Yusuf, 23.
  19. Yusuf, 79.
  20. Meryem, 18.
  21. Al-i İmran, 36.
  22. 56. Ayet.
  23. El-Mizan, c. 17, s. 342.
  24. 36. Ayet.
  25. 200. Ayet.
  26. 97 ve 98. Ayetler.
  27. El-Mizan, c. 17, s. 392.
  28. Meclisi, c. 81, s. 380.
  29. Ruhu’l Beyan, c. 1, s. 3, 4.
  30. Es-Sahifetu’s Seccadiye, 8. Dua; Buhari, sahih, c. 7, s. 158, 160; Nesai, Sünen, c. 8, s. 255, 285; Kâfi, c. 2, s. 525, 527; İhyau’l Ulum, c. 1, s. 381, 382.
  31. Ahmed b. Hambel, c. 5, s. 128.
  32. Nesai, c. 8, s. 250, 251; Tusi, Tehzib, c. 3, s. 185.
  33. Nahl, 98.
  34. Kurtubi, c. 1, s. 86.
  35. 98. Ayet.
  36. El-Mizan, c. 12, s. 367.
  37. Garaibu’l Kur’an, c. 1, s. 13, 16; Ruhu’l Beyan, c. 1, s. 3, 5; Neraki, Camiu’s Saadat, c. 3, s. 349; Assar, Tefsiru’l Kur’an, s. 164, 170; Adabu’s Salat, s. 243, 257.
  38. Müslim, c. 1, s. 357; Kuleyni, c. 3, s. 313; İbni Cezeri, c. 1, s. 257, 268; Meclisi, c. 85, s. 5; Suyuti, el-İtkan, c. 1, s. 364.
  39. Zemahşeri, el-Keşşaf, c. 2, s. 633, 634; İbni Cezri, en-Neşr, c. 1, s. 244, 246.
  40. Et-Tiysir, s. 16; İbni Cezri, en-Neşr, c. 1, s. 243.
  41. Biharu’l Envar.
  42. Et-Teysir, s. 17; Şati, eş-Şatiye, s. 27; İbni Cezri, et-Teysir, c. 1, s. 252, 253.
  43. Tefsir Kebir, c. 1, s. 60.
  44. Cessas, Ahkamu’l Kur’an, c.5, s. 12, 13; Sahavi, Cemalu’l Kur’an, c. 2, s. 271, 272; İbni Cezri, et-Teysir, c. 1, s. 254, 256.
  45. El-Muktefi, s. 155; İbni Cezri, et-Teysir, c. 1, s. 257.
  46. Şehid-i Evvel, “Sünenu’l Kıraat”, “İstihbabu’l İstiaze”.
  47. Sünni ve İmamiye fakihleri arasındaki farklı görüşler için Bkz. İbni Hazm, el-Muhella, c. 3, s. 247, 250; İbni Hemmam, Fethu’l Kadir, c. 1, s. 252, 254; Şerbini, Mugni’l Muhtac, c. 1, s. 156; Allame Hilli, Tezkiretu’l Fukaha, c. 3, s. 125, 128; İbni Muflih, el-Mebde’, c. 1, s. 433, 434; Bahrani, el-Hadaiku’n Nazire, c. 8, s. 161, 165; Amuli, Miftahu’l Keramet, c. 2, s. 399; Cezeri, el-Fıkhu ale Mezahibu’l Erbaa, c. 1, s. 256; el-Mevsuetu’l Fıkhiyye, c. 4, s. 11, 14.

Bibliyografi

  • Kur’an-ı Kerim.
  • es-Sahifetu’s Seccadiye el-Kamile.
  • İbni Cezri, Muhammed, en-Neşr fi’l Kıraati’l Aşer, Ali Muhammed Dabba baskısı, Kahire, Mektebetu Mustafa Muhammed.
  • İbni Hazm, Ali, Cemhuretu Ensabu’l Arab, Beyrut, m. 1983.
  • İbni Hazm, Ali, el-Muhella, Beyrut, Daru’l Afaku’l Cedide.
  • İbni Saad, Muhammed, et-Tabakatu’l Kubra, Beyrut, Daru Sadr.
  • İbni Muhlif, İbrahim, el-Mebdeu fi Şeri’l Muknia, Beyrut/Dimeşk, m. 1980.
  • İbni Hemmam, Muhammed, Fethu’l Kadir, Kahire, k. 1319.
  • Ebu Amr Dani, Osman, et-Teysir, İstanbul, m. 1930.
  • Ebu Amr Dani, Osman, el-Muktefa fi’l Vakf ve’l İbtida, Yusuf Abdurrahman Meraşeli baskısı, Beyrut, k. 1407.
  • İbni Hambel, Ahmed, Müsned, Kahire, k. 1313.
  • Ezheri, Muhammed, Tehzibu’l Lügat, Abdulhalim Neccar ve başkaları, Kahire, m. 1966.
  • Bahrani, Haşim, el-Burhan fi Tefsiri’l Kur’an, Beyrut, m. 1B983.
  • Bahrani, Yusuf, el-Hedaiku’n Nadire, Muhammed Taki Erivani baskısı, Kum, müessese en-Neşru İslami.
  • Buhari, Muhammed, Sahih, İstanbul, k. 1315.
  • Bursevi, İsmail Hakkı, Tefsiru Ruhu’l Beyan, Beyrut, m. 1987.
  • Cezeri, Abdurrahman, el-Fıkhu ale’l Mezahibu’l Erbaa, Beyrut, m. 1986.
  • Cessas, Ahmed, Ahkamu’l Kur’an, Muhammed Sadık Kamhavi baskısı, Beyrut, k. 1405.
  • Cevheri, İsmail, es-Sihah, Ahmed Abdulgafur Attar baskısı, Beyrut, m. 1956.
  • Haci Halife, Keşf.
  • Humeyni, Ruhullah, Adabu’s Salat, Ahmed Fahri baskısı, Meşhed, ş. 1366.
  • Deruze, Muhammed İzzet, et-Tefsiru’l Hadis, Kahire, m. 1962.
  • Zemahşeri, Mahmut, el-Keşşaf, Kahire, m. 1847.
  • Sahavi, Ali, Cemalu’l Kurra, Abdulkerim Zubeydi baskısı, Beyrut, m. 1993.
  • Suyuti, el-İtkan, Muhammed Ebu’l Fazl İbrahim baskısı, Kahire, m. 1967.
  • Suyuti, ed-Durru’l Mensur, Beyrut, m. 1983.
  • Şatibi, Kasım, eş-Şatibiye, Ali Muhammed Dabba baskısı, Kahire, m. 1961.
  • Şerbini, Muhammed, Muğni’l Muhtac, Kahire, k. 1352.
  • Şehit Evvel, Muhammed, Ez-Zikra, Tahran, k. 1271.
  • Sanaa, el yazması.
  • Tabatabi, Muhammed Hüseyin, el-Mizan, Beyrut, m. 1972.
  • Tabersi, Fazıl, Mecmeu’l Beyan, Beyrut, m. 1988.
  • Taberi, Tefsir.
  • Tusi, Muhammed, Misbahu’l Müteheccid, Beyrut, m. 1991.
  • Tusi, Muhammed, Tehzibu’l Ahkâm, Hasan Musevi Horasan baskısı, Necef, k. 1379.
  • Amuli, Muhammed Cevad, Miftahu’l Keramet, Kum, Müessese Alibeyt.
  • Ussar, Muhammed Kazım, Tefsiru’l Kur’an, Celal Aştiyani baskısı, Meşhed, ş. 1350.
  • Allame Hilli, Hasan, Tezkiretu’l Fukaha, Kum, k. 1414.
  • Ali, Cevad, el-Mufassal fi Tarihi’l Arab Kable’l İslam, Beyrut/Bağdat, m. 1970.
  • Gazali, Muhammed İhyau Ulumu’d Din, Beyrut, k. 1406.
  • Fahrettin Razi, Muhammed, et-Tefsiru’l Kebir, Kahire, el-Matbaatu’l Behiyye.
  • Kurtubi, Muhammed, el-Camiu’l Ahkamu’l Kur’an, Ahmed Abdulalim Berduni baskısı, m. 1952.
  • Kutup, Seyyid, Fi zilali’l Kur’an, Beyrut, m. 1967.
  • Kitabname Bozork Kur’anı’l Kerim, Hasan Bekai baskısı, Tahran, ş. 1374.
  • Kuleyni, Muhammed, el-Kafi, Ali Ekber Gaffari baskısı, Tahran, ş. 1391.
  • Meclisi, Muhammed Bakır, Biharu’l Envar, Beyrut, m. 1983.
  • Müslim bin Haccac, Sahihu’l Müslim, Muhammed Fuad Abdulbaki baskısı, Kahire, m. 1955.
  • el-Mevsuetu’l Fıkhiyye, Kuveyt, m. 1985.
  • Neraki, Muhammed Mehdi, Camiu’s Saadat, Muhammed Kelanteri baskısı, Necef, k. 1368.
  • Nesai, Ahmed, Sünen, Kahire, k. 1348.
  • Nişaburi, Hasan, Garaibu’l Kur’an ve Regaibu’l Furkan, Taberi tefsiri haşiyesinde.


Dış Bağlantılar