İçeriğe atla

Taslak:Ricat

wikishia sitesinden
Mead

Ricat veya Ric‘at (Arapça: الرَّجعَة), ölülerin bir kısmının büyük Kıyamet olayından önce, ilahi kudretle yeniden hayata döndürülmesi anlamına gelen bir inanç kavramıdır. Ricat, yalnızca İmamiyye mezhebine özgü olan akidevi bir öğreti olarak görülmüş ve bu öğretinin ispatı için hem Kur’an ayetlerine hem de çok sayıdaki rivayete dayanılmıştır. Ayrıca Şii mezhebinde bu inanç, mecburi kabul edilen esaslardan biri sayılmış ve onun doğruluğu konusunda alimlerin ortak görüşü bulunduğu ileri sürülmüştür. İmamiyye alimlerinin çoğu, ricatin kıyam süreciyle ve Mehdi’nin (a.s) zuhur dönemiyle aynı zamana denk geleceğini belirtmiştir.

İmamiyye ekolü, çok sayıda ve güvenilirliği yüksek olan mütevatir rivayetlere dayanarak ricatin aslını kesin biçimde kabul etmiş olsa da, bu dönüşün ayrıntıları ve nasıl gerçekleşeceği konusunda farklı görüşlere sahiptir.

Bazı alimlere göre ricat edecek kimseler, dünyevi hayatlarında sahip oldukları maddi bedenlerle yani fiziksel suretleriyle dünyaya döneceklerdir. Buna karşılık bazıları, onların misali (örnek/temsili) beden ile geri döneceğini söylemiştir. Bir başka görüş ise ricatin gerçekleşmesi konusunda tam bir görüş birliği bulunduğunu, fakat olayın ayrıntıları ve mahiyetini bilmenin yalnızca Allah’ın ve O’nun velilerinin bilgisi dahilinde olduğunu ifade eder.

Bazı rivayetlere göre ricat edecek ilk kişi, İmam Hüseyin’in (a.s) kendisidir. Yine başka bazı rivayetlerde, Peygamber’in (s.a.a), İmam Ali’nin (a.s) ve diğer imamların (a.s), inanmış kimselerin ve şehidlerin, Ashab-ı Kehf, Yuşa, Firavun hanedanından olan mümin ve ayrıca bazı kadınların —örneğin Ümmü Eymen, Hubabe el-Valibiyye, Sümeyye ve Sıyane Maşita— ricat edecek kimseler arasında bulunduğu aktarılmıştır. Bazı rivayetlere göre, Ehl-i Beyt’e (a.s) düşman olanlar, Peygamberlerin düşmanları ve münafık kimseler de ricat eden gruplardan olacak ve bu dönüş bağlamında kendilerinden ilahi adalet gereği intikam alınacaktır.

Kavramın anlamı ve konumu

Ricat, bazı insanların ölümden sonra fakat büyük Kıyamet sürecinin başlamasından önce, yeniden diriltilmesi anlamına gelen bir inançtır.[1] Şeyh Müfid, ricatin İmam Ali’nin (a.s) ve diğer imamların (a.s) dünyaya yeniden döneceğine, bunun ise Mehdi’nin (a.s) şehadetinden sonra vuku bulacağına dair bir Şii inanç olduğunu belirtir. Müfid’e göre bu dönüş, onların yeryüzünde hiçbir karşı koyan güç olmaksızın yönetici olarak hakimiyet kurmaları anlamına gelir.[2] Kelime olarak ricat, “geri dönmek” manasına gelir[3] ve rivayetlerde buna ek olarak «el-kerre» (tekrar geliş) şeklindeki bir tabirle de ifade edilmiştir.[4]

Ricat, akidevi (inançla ilgili) meseleler arasında önemli bir konuma sahiptir ve bir yönüyle İmamet doktriniyle, diğer yönüyle ise Mehdiyet anlayışıyla bağlantı kurar. Ayrıca bu inanç, Ahiret görüşünü ve ölüm sonrası sürece dair fikirleri —örneğin Sevap ve ceza düşüncesi gibi kavramları— destekleyen ve onları daha anlaşılır hale getiren bir öğe olarak görülür. Bu nedenle ricat inancı, İslam kelamında hem doğruluğu hem de akli ve nakli dayanakları bakımından ayrıntılı şekilde tartışılan bir başlık haline gelmiştir.[5] Ayrıca ricat, Şiiler ile Ehl-i Sünnet arasında ihtilaf konularından biri olarak da bilinmektedir.[6]

Ricat inancına benzer düşüncelerin, bazı eski dini geleneklerde —özellikle Yahudilik ve Hristiyanlık inançlarında— izlerine rastlanmıştır. Nitekim Tevrat’ta, Beni İsrail’in yeniden dirilişinden, Hz. Davut’un yeniden hüküm süreceğinden ve ahir zamanla ilişkilendirilen çok sayıda ölünün uyanacağından söz edilir. İncil’de ise, Hz. İsa’nın takipçilerinin tekrar hayata döneceği, İsa’nın “birinci kıyamet” safhasında hükümran olacağı ve bu dönemin büyük “ikinci kıyamet”ten önce gerçekleşeceği yönünde ifadeler bulunmaktadır.[7]

Ricat inancı, Şiiliğin belirleyici özelliklerinden biridir

Hurr Amili’nin aktardığına göre, ricat inancına sahip olmak, Şiiliğin alametlerinden biri olarak görülmektedir.[8] Şeyh Saduk, el-İ‘tikadat adlı eserinde, Şii inanç esasları arasında ricat öğretisinin hakikat olduğunu ifade eder.[9] Bunun yanı sıra Şeyh Müfid[10] ve Seyyid Murtaza[11] gibi önde gelen alimler, ricat inancının doğruluğu konusunda alimlerin ortak görüşü bulunduğunu belirtmişlerdir.

Bazı araştırmacılar ve Şii kelamcılar, ricati Şii mezhebinin “kesin kabul edilen inançları” ve hatta “mecburi esasları” arasında değerlendirmiştir. Bazıları ise, her ne kadar ricati bu zorunlu esaslar arasında görmemiş olsa da, buna rağmen bu inancın reddedilmesini de caiz görmemiş ve onu temel öğretilerden biri olarak nitelendirmiştir.[12] Örneğin Allame Meclisi, Hakkü’l yakin adlı eserinde, ricatin Şiiliğin hem icma edilen hem de hatta “zorunlu” kabul edilen inançları arasında bulunduğunu açık şekilde belirtir[13] ve bu inancı inkar etmenin Şii mezhebinden çıkmakla eşdeğer olduğunu vurgular.[14] Seyyid Abdullah Şübr da ricat inancını Şii mezhebinin zorunlu ilkelerinden biri saymış ve onun inkarını, mezhepten çıkış sebebi olarak değerlendirmiştir.[15] Hurr Amili’ye göre, ricat inancı İmamiyye alimlerinin büyük çoğunluğunca zorunlu bir esas olarak görülmüş ve tanınmış hiçbir Şii alimin, ricati bütünüyle reddeden bir söz veya metin ortaya koyduğu bilinmemektedir.[16] Lütfullah Safi Gülpeygani ise Şiilerin genel anlamda ricate inandığını, bu inancın inkarının ise hem Kur’an’ın ifadelerine hem de mütevatir hadis kaynaklarında yer alan çok sayıdaki rivayete aykırı olacağını söylemektedir.[17]

Bununla birlikte bazı Şii düşünürler —örneğin Seyyid Muhsin Emin, Muhammed Cevad Muğniyye ve Muhammed Rıza Muzaffer— ricat inancını Şii mezhebinin zorunlu inançları arasında değerlendirmezler. Onlara göre ricat, ancak Şii imamlardan nakledilen rivayetlerle ispat edilen bir öğretidir ve bu rivayetlerin doğruluğunu kabul eden kimseler açısından ricate inanmak gereklidir; ancak bu durum, onun “zorunlu bir esas” olarak görülmesini mecburi kılmaz.[18] İmam Humeyni ise ricatin aslının zorunlu bir inanç olduğunu, ancak ricatin ayrıntılarının zorunlu olmadığını; ayrıca bu ayrıntıların zorunlu olduğuna dair bir delilin bulunmadığını ifade etmiştir.[19]

Ricat’in nasıl gerçekleşeceğine dair farklı görüşler

Şeyh Müfid’in aktardığına göre, İmamiyye mezhebine mensup alimler, ricat inancının hakikatte meydana geleceği konusunda temel düzeyde tam bir ittifak içerisindedir; ancak bu dönüşün ne şekilde, hangi aşamalarla ve hangi tür bedenle gerçekleşeceği hususunda, çeşitli yorum ve değerlendirmeler ortaya çıkmıştır.[20] Seyyid Abdullah Şebber ise bu konuda daha açıklayıcı bir yaklaşım benimseyerek, ricatin aslına iman etmenin vacip olduğunu, fakat detaylarda yer alan incelikleri ve olayın tam yapısını bilmediğimizi belirtmiştir. Ona göre ricatin gerçek mahiyetine dair ilmi hakikat, Yüce Allah’ın ve O’nun özel kulları olan velilerin ilmindedir ve insanlar için bu alan tamamen gaybidir.[21] Bazı muhaddisler ve kelam alimleri ise ricati, büyük kıyamet gününde gerçekleşeceği bildirilen diriliş sürecine benzetmişlerdir. Onlara göre bu dönüş; Allah’ın, ölen kimselerin bedenlerini kabirlerinden yeniden çıkarması, onlara hayat vermesi ve onları toplu bir şekilde huzuruna getirmesiyle meydana gelir. Bu görüşte, ricat ile kıyamet arasında belirgin bir benzerlik kurulmakta ve ricat, adeta küçük çaplı bir diriliş vakası olarak yorumlanmaktadır.[22] Murtaza Muttahari ise Feyz Kaşani’nin düşüncesini aktarırken, onun ricat tasavvurunun farklı bir temele dayandığını ifade etmektedir. Feyz’e göre ricat, ölülerin dünyada yaşadıkları dönemlerde sahip oldukları aynı unsurlu ve maddi bedenlerle bu hayata dönmesi anlamına gelmez. Bunun yerine, ruhların; أهل mükaşefe adı verilen ve kaşif kişiler tarafından görüldüğü iddia edilen, hafif ve ince bir beden şekli (cisim-i latif) içinde dünyaya dönüş yapacağı anlaşılmaktadır. Böylece ricat, maddi bir dirilişten ziyade, ruhani temelli bir geri dönüş olarak yorumlanır.[23]

İmam Humeyni ise konuya daha farklı bir yaklaşımla yönelmiş ve ricat edecek kişilerin nefislerinin, kendileri için yeni bir beden-i mülki (dünya şartlarına uygun bir beden) oluşturacağını söylemiştir. Böylece bu kimseler, tamamen dünyevi özellikler taşıyan bu bedenlerle tekrar dünya sahnesine geri dönerler. Bu görüş, ricatin fiziki bir nitelik taşıdığını vurgulamaktadır.[24] Muhammed Ali Şahabadi ise ricatin dünyaya dönüşün, beden-i misali veya berzahi (maddi olmayan fakat şekil ve suret sahibi ara beden) vasıtasıyla gerçekleşeceğini savunmuştur. Bu görüşte, ricat; ruh-beden ilişkisine dair derin felsefi bir açıklama çerçevesinde ele alınmıştır.[25] Şii muhakkik Muhammedbakır Behbudi (1307-1393 h.ş) ise ricatin herkes tarafından görülebilen, aleni bir olay olmadığına dikkat çekmiştir. Ona göre ricatin, halk arasında yaygın olan “kabirden kalkma” şeklindeki tasviri, Kur’an’ın öğretileri ve akli prensiplerle uyumlu değildir. Behbudi, ricati insan neslinin yaratılış düzenine dayandırarak, insanların yani beşer nutfelerinin babaların sulbünden annelerin rahmine geçmesi, ardından doğumla dünyaya gelmesi ve geçmiş hayat tecrübelerinin unutulması gibi doğal süreçlerle gerçekleştiğini belirtmiştir. Böylece ricat, olağanüstü bir mucize olmaktan ziyade, mevcut yaratılış sisteminin bir devamı olarak yorumlanmaktadır.[26]

Buna karşılık bazı alimler, ricate dair rivayetleri zahiri anlamlarıyla değil, te’vil yoluyla değerlendirmiş ve bu rivayetlerde kastedilen şeyin; Şii imamlar’ın (a.s) bizzat kendi bedenleriyle dünyaya dönmesi olmadığını söylemişlerdir. Onlara göre ricatin anlamı; imamların devletlerinin, siyasetlerinin, kanunlarının ve dini emir–nehiylerinin, Hazret-i Mehdi’nin (a.s) zuhur döneminde yeniden canlanması ve toplumda tekrar hakim hale gelmesidir. Böylece ricat, şahısların değil; düşünce, yönetim ve ilahi düzenin geri dönüşü şeklinde anlaşılmıştır.[27] Seyyid Murtaza ise bu yorumun İmamiyye içindeki az sayıda kimseye ait olduğunu belirtmiş ve bu yaklaşımı açık bir şekilde reddetmiştir.[28]

Ricat’in zamanı

Çoğu İmamiyye aliminin görüşüne göre ricat, kıyam ve Hazret-i Mehdi’nin (a.s) zuhur süreciyle yakından bağlantılıdır; ancak bu bağlantının nasıl gerçekleşeceği ve ricatin kesin olarak hangi dönemde vuku bulacağı hususunda çeşitli ilmi ve rivayet temelli açıklamalar yapılmıştır.[29] Alimlerin büyük bir kısmı, ricatin zamanının kıyam ve zuhur dönemleriyle eşzamanlı olduğunu ifade etmişlerdir.[30]

Şeyh Müfid de el-İrşad adlı eserinde, ricati açık bir şekilde zuhurun alametlerinden biri olarak değerlendirmiştir.[31] Bununla birlikte bazı araştırmacılar, özellikle İmam Ali’nin (a.s) birden fazla kez ricat edeceğini bildiren rivayetlere dayanarak,[32] ricatin Hazret-i Mehdi’nin (a.s) zuhurundan sonra meydana geleceğini savunmuşlardır. Bu yaklaşım, ricati uzun bir tarihsel sürecin içinde kademeli şekilde gerçekleşen olaylar bütünü olarak yorumlamaktadır.[33] Ayrıca bir rivayette İmam Hüseyin’in (a.s) Hazret-i Mehdi’nin (a.s) zuhurundan önce ricat edeceğine işaret edilmiştir.[34] Buna karşılık başka bir rivayette İmam Hüseyin’in (a.s) ricati, Hazret-i Mehdi’nin (a.s) vefatından sonra gerçekleşecek bir olay olarak bildirilmiştir.[35]

Tefsir-i Kummi’de nakledilen bir rivayette, İmam Ali (a.s) şöyle haber vermektedir: Peygamber (s.a.a) ricatla ilgili olayları insanlara bildirdiğinde, insanlar ona ricatin kesin zamanını sordular ve bunun üzerine Allah Teala, Peygamber’e; “De ki: Ben bilmiyorum, size va‘dedilen şey yakın mıdır, yoksa Rabbim onun için bir müddet tayin eder mi?” (Cin Suresi, ayet 25) ayetini vahyetti.[36] Bazıları bu rivayete dayanarak, ricat zamanının kimseye malum olmadığına ve onun ilminin yalnızca Allah katında bulunduğuna inanmaktadır. [Kaynak gerekli]

Ricat edecek kimseler

Hadislerde birçok kişinin ricat edeceği bildirilmiştir.[37]

  • Şehitler ve müminler: Bazı rivayetlerde, şehitlerin ve sadık müminlerin de ricat edeceği bildirilmiştir.[45]
  • Ehl-i beyt (a.s) düşmanları: Rivayetlerde münafıklar, peygamber düşmanları ve Ehl-i beyt (a.s) düşmanlarının da ricat edeceği bildirilmiştir. Ricatin bu yönü, ilahi adaletin tam anlamıyla tecelli etmesi ve mazlumların hakkının zalimlerden bizzat alınması için gerçekleşecektir.[47]

Deliller

Şii alimlerinin, ricat anlayışının doğruluğunu ispat etmek için başvurdukları deliller aşağıdaki başlıklarda özetlenmektedir.

Kur’ani Dayanaklar

İmamiyye tarafından ricat inancının haklılığını temellendirmek amacıyla delil olarak kullanılan bazı ayetler şu şekilde sıralanmaktadır:

  • “Gün gelir ki biz, her ümmetten ayetlerimizi yalanlayanlardan bir grubu mahşere çıkarırız.”[48] Bu ayete dayanarak yapılan istidlal şudur ki, ayet açıkça yalnızca bir “grubun” haşredilmesinden söz etmektedir; bu durum ise kıyametle bağdaşmaz. Çünkü Kur’an’da geçen “Ve haşernahum felem nuğadir minhum ehaden; Hepsini toplayacağız ve onlardan hiç kimseyi geride bırakmayacağız.”[49] ayeti, kıyamet gününde bütün insanların istisnasız haşredileceğini bildirir. Dolayısıyla Neml suresi 83. ayetteki haşr, kıyamet günündeki genel diriliş olamaz; bunun dünya hayatında gerçekleşen özel bir diriltme olduğu anlaşılmakta ve bu da ricat olarak yorumlanmaktadır.[50] Ayrıca Tefsirü’l Kummi’de, İmam Ca‘fer es-Sadık’ın (a.s) bu ayetle ilgili rivayetinde, ayetin ricate delalet ettiğine açık biçimde işaret edilmiştir.[51]
  • Önceki ümmetlerde, kıyamet günü olmadan önce bazı ölülerin yeniden diriltildiğini ifade eden ayetler de ricat inancının destekleyici unsurları olarak sunulmaktadır. Söz konusu ayetlere Bakara 73, Bakara 243 ve Bakara 259 örnek verilebilir.[52] Yine Tevrat’ta da ricat benzeri olaylara işaret edilmiştir. Örneğin Elyesa’nın bir çocuğu diriltmesi[53] ve İlyas’ın Beni İsrail’den bir genci yeniden hayata döndürmesi bu tür örnekler arasındadır.[54]
  • Bunun yanında, bazı ayetler de ilgili rivayetlerin yorumlarıyla birlikte ele alındığında ricat düşüncesine delalet eder niteliktedir. Örneğin Neml 82, Kasas 85, Al-i İmran 157, Secde 21, Gafir 11, Maide 20, Nisa 159 ve Enbiya 95 gibi ayetler, tefsirlerde aktarılan rivayetlerin yardımıyla ricatin mümkün olduğuna ve bazı zamanlarda gerçekleşeceğine işaret eden deliller olarak değerlendirilmiştir.[55]

Ricat Hakkında Mütevatir Rivayetler

Ricat konusunda nakledilen rivayetlerin, özellikle Şii hadis kaynaklarında, tevatür-i manevi (yani çok sayıda farklı lafızda olmakla birlikte aynı anlamı destekleyen rivayet kümeleri) derecesine ulaştığı ifade edilmektedir.[56] Allame Meclisi de Hakku’l yakin adlı eserinde, İmamiyye alimlerinden kırktan fazla müellifin derlediği ve elli güvenilir hadis kaynağına dağılmış bulunan iki yüzden fazla hadisi bir araya getirerek, bunları Biharü’l envar’da “Babu’r ric‘a” başlığı altında düzenlediğini belirtmektedir.[57][58] Meclisi ayrıca, eğer ricatla ilgili rivayetler mütevatir sayılmazsa, o halde hiçbir konunun tevatür derecesine ulaşamayacağını söylemektedir.[59] Seyyid Abdullah Şubber de, özellikle İmam Ali’nin (a.s) ve İmam Hüseyin’in (a.s) ricatiyle ilgili rivayetlerin tevatür-i manevi derecesinde olduğunu, diğer masum imamların (a.s) ricatiyle ilgili hadislerin ise tevatüre oldukça yakın bulunduğunu vurgulamaktadır.[60] Ayrıca bazı dua ve ziyaret metinlerinde —örneğin Dua-i Ahd, Dua-i Dehu’l arz, Ziyaret-i Cami‘a-i Kebire, Ziyaret-i Mutlake-i İmam Hüseyin, Ziyaret-i Al-i Yasin ve Ziyaret-i İmam Zaman gibi ibadet metinlerinde— ricatin gerçekleşeceğine işaret eden ifadeler bulunmaktadır.[61]

Ricatin Aklen Mümkün Oluşu

İmamiyye düşüncesine göre ricat hem mümkün hem de gerçekleşmiş bir olaydır.[62] Bu yaklaşıma göre, Allah’ın bazı kullarını öldükten sonra, kıyamet gününden önce tekrar diriltip dünyaya geri döndürmesi ne aklen ne de naklen imkansızdır. Üstelik Kur’an’da da bunun, önceki ümmetlerde defalarca vuku bulduğuna işaret edilmektedir;[63] dolayısıyla ricat hem kudretullah açısından mümkündür hem de geçmiş örnekleri bulunan bir hakikattir.[64] Bununla birlikte, bazı alimler hem ricatin aklen mümkün oluşunu hem de tarihen vuku bulduğunu reddetmişlerdir[65] ve bazıları da özellikle gerçekleşmiş olup olmadığı konusunda tereddüt beyan etmişlerdir.[66]

Ricat’in felsefesi

Rivayetlerde ve alimlerin açıklamalarında belirtildiğine göre, ricatın hikmeti hakkında dile getirilen bazı önemli noktalar aşağıda ifade edilmiştir:

  • Zalimlerden intikam alınması ve müminlerin teselli bulması: Rivayetlerde anlatıldığı üzere ricat edenler iki farklı gruptur. Bunlardan birincisi, yüksek derecede imana sahip olan kimselerdir; Allah bu kişileri, hak ve adalet düzeninin kurulacağı dönemi dünyada bizzat görmeleri, ilahi ikramlara erişmeleri ve izzet sahibi kılınmaları için yeniden hayata döndürür. İkinci grup ise zalimlerdir; bu kimselerden intikam alınması, mazlumların içlerinde biriken öfkenin yatışmasına ve adalet hissinin tatmin olmasına vesile olur.[67]
  • Salihlerin mükafatlandırılması ve günahkarların cezalandırılması: Bazı rivayetlere göre, bazı münafıklar ve zalimler, kıyamet günündeki özel cezalarına ek olarak, bu dünyada da geçmiş kavimlerden firavun taraftarlarının ve Ad ile Semud topluluklarının ve Lut Kavmi’nin (ahlaki bozulma ve isyanlarıyla bilinen toplum) uğradığı azaplara benzer dünyevi cezalara çarptırılmalıdır. Bu dünyevi cezanın gerçekleşebilmesinin yegane yolu ise ricattır.[68]
  • İlahi nusret: «Biz elçilerimize ve iman edenlere hem dünya hayatında hem de şahitlerin hesap günü ayağa kalkacağı zamanda mutlaka yardım ederiz.»[69] ayetinin tefsiri çerçevesinde aktarılan rivayetlerde belirtildiği üzere, Allah’ın peygamberlere, imamlara ve müminlere yönelik nusret vaadi, yalnızca ahirette değil, kıyametten önce, yani Hazreti Mehdi’nin (a.s) kıyamı gerçekleştiğinde dünya hayatında da fiilen yerine getirilecektir.[70]
  • Nefislerin kemale ulaşması: Tefsir-i Numune’de aktarıldığına göre, bazı ihlaslı müminler vardır ki hayatları boyunca manevi tekamül yolunda ciddi engellerle karşılaşmış, ruhsal olgunlaşma süreçleri çeşitli sebeplerle yarım kalmış veya tam anlamıyla tamamlanamamıştır. İlahi hikmet gereği, bu müminlerin manevi yükselişlerinin yarıda kalmaması ve yaratılış gayelerine uygun biçimde kemal mertebelerine ulaşabilmeleri için, yeniden dünyaya döndürülmeleri (ricat) zaruri görülür. Bu geri dönüş sayesinde onlar, hak ve adalet temelli küresel ilahi yönetimin kurulmasına bizzat tanıklık eder, bu ilahi düzenin uygulanışını gözleriyle müşahede eder ve dahası, bu büyük ve kapsamlı ilahi hükümetin inşasında fiili bir rol üstlenirler. Böylece hem manevi tekamülleri kaldığı yerden devam eder hem de dünyada kurulan adalet devleti içinde etkin bir konuma erişmiş olurlar.[71]
  • Muntazarların umut ve hazırlığının güçlenmesi: Ricat inancı, insanlara güçlü bir umut verir; çünkü bu inanca göre kişi ölse bile, ilahi takdir gereği, İmam Mehdi’nin (a.s) hükümeti döneminde yeniden hayata dönebilir ve böylece zuhur zamanını idrak etme şansına sahip olur. Bu düşünce, müminlerin iç dünyasında sürekli bir hazırlık ve manevi teyakkuz hali oluşturur. İnsanlar, bu büyük ilahi hükümetin bir parçası olabilmeyi arzuladıkları için, daha ihlaslı, daha samimi ve daha itaatkar bir iman düzeyine ulaşmak adına çaba sarf etmeye yönelirler. Böylece ricat inancı, hem umut duygusunu diri tutar hem de bekleyiş sürecini daha anlamlı, daha etkin ve daha sorumluluk bilinciyle dolu bir hale getirir.[72]

Kaynakça

  1. Hurr Amili, el-İykaz mine’l hec‘a, 1386 h.ş, s.423.
  2. Şeyh Müfid, Evailü’l makalat, 1414 h.k, s.324.
  3. İbn Manzur, Lisanü’l Arab, “rac‘a” maddesi.
  4. Örnek olarak bkz. Taberi, Delailü’l imame, 1413 h.k, s.542.
  5. Rızvani, Mu‘udşinasi ve cevaplar, 1388 h.ş, s.661.
  6. Muzaffer, Bedayetü’l me‘arif el-ilahiyye, 1417 h.k, c.2, s.169.
  7. Kiyaniferid, “Ricat”, s.593.
  8. Hurr Amili, el-İykaz mine’l hec‘a, 1386 h.ş, s.101.
  9. Şeyh Saduk, el-İ‘tikadat, 1414 h.k, s.60.
  10. Şeyh Müfid, Evailü’l makalat, 1414 h.k, s.48.
  11. Seyyid Murtaza, Resailü’ş Şerif el-Murtaza, 1405 h.k, c.1, s.125.
  12. Selimiyan, Ahir zamanda dünyaya dönüş, 1387 h.ş, s.39.
  13. Allame Meclisi, Hakkü’l yakin, İslamiyye Yayınları, c.2, s.335.
  14. Allame Meclisi, Hakkü’l yakin, İslamiyye Yayınları, c.2, s.354.
  15. Şübr, Hakkü’l yakin, 1418 h.k, c.2, s.337.
  16. Hurr Amili, el-İykaz mine’l hec‘a, 1386 h.ş, s.96.
  17. Safi Gülpeygani, Mecmuatü’r resail, 1404 h.k, c.2, s.406.
  18. Emin, Nakzu’l veşia, 1403 h.k, s.376; Muğniyye, el-Cevami‘ ve’l fevarik, 1414 h.k, s.300-302; Muzaffer, Akaidü’ş Şia, 1429 h.k, s.84.
  19. Musevi Erdebili, Takriratü’l felsefe (İmam Humeyni’nin felsefe dersleri takriratı), 1381 h.ş, c.3, s.197.
  20. Şeyh Müfid, Eva’ilü’l makalat, 1414 h.k, s. 46.
  21. Şebber, Hakkü’l yakin, 1418 h.k, c. 2, s. 337.
  22. Örneğin bkz. Harr Amili, el-İykaz mine’l hec‘a, 1386 h.ş, s. 95; Muttahari, Mecmu‘a-yi Asar, 1390 h.ş, c. 4, s. 562.
  23. Muttahari, Mecmu‘a-yi Asar, 1390 h.ş, c. 4, s. 562.
  24. Musevi Erdebili, Taqrirat-ı Felsefe (İmam Humeyni’nin felsefe derslerinin takrirleri), 1381 h.ş, c. 3, s. 197.
  25. Muhammedi, “Ayetullah Şahabadi’nin nazarında ricat felsefesi”, s. 85.
  26. “Kur’an ve Şii düşüncesinde ricat”, Ustad Muhammedbakır Behbudi’nin resmi web sitesi.
  27. Seyyid Murtaza, Resa’ilü’ş Şerif el-Murtaza, 1405 h.k, c. 1, s. 125; Harr Amili, el-İykaz mine’l hec‘a, 1386 h.ş, s. 94.
  28. Seyyid Murtaza, Resa’ilü’ş Şerif el-Murtaza, 1405 h.k, c. 1, s. 125.
  29. Muhammedi Ri-Şehri, Danişname-yi İmam Mehdi (a.s) ber esas-ı Kur’an, hadis ve tarih, 1393 h.ş, c. 8, s. 77.
  30. Örneğin bkz. Şeyh Müfid, Eva’ilü’l makalat, 1414 h.k, s. 77; Seyyid Murtaza, Resa’ilü’ş Şerif, 1405 h.k, c. 1, s. 125; Tabersi, Mecma‘u’l beyan, 1414 h.k, c. 7, s. 367; Harr Amili, el-İykaz mine’l hec‘a, 1386 h.ş, s. 38.
  31. Şeyh Müfid, el-İrşad, 1413 h.k, s. 369-370.
  32. Örneğin bkz. Halli, Muhtasaru’l besa’ir, 1421 h.k, s. 120-122.
  33. Örneğin bkz. Ka‘bi, er-Ric‘a ev el-‘avde, 1426 h.k, s. 55.
  34. İyaşi, Tefsirü’l İyaşi, 1380 h.k, c. 2, s. 281.
  35. Şeyh Müfid, el-İhtisas, 1413 h.k, s. 257-258; İyaşi, Tefsirü’l İyaşi, 1380 h.k, c. 2, s. 326.
  36. Kummi, Tefsirü’l Kummi, 1404 h.k, c. 2, s. 391.
  37. Ka‘bi, er-Ric‘a ev el-‘avde, 1426 h.k, s. 53-54.
  38. Halli Amili, Muhtasaru’l basa’ir, 1421 h.k, s. 91; Allame Meclisi, Beharü’l envar, 1403 h.k, c. 53, s. 64.
  39. Örneğin bkz. Kummi, Tefsirü’l Kummi, 1404 h.k, c. 2, s. 147.
  40. Kummi, Tefsirü’l Kummi, 1404 h.k, c. 1, s. 25; Harr Amili, el-İykaz mine’l hec‘a, 1386 h.ş, s. 345; Allame Meclisi, Beharü’l envar, 1403 h.k, c. 53, s. 108-109.
  41. Örneğin bkz. Kuleyni, el-Kafi, 1407 h.k, c. 8, s. 50-51.
  42. Örneğin bkz. İyaşi, Tefsirü’l İyaşi, 1380 h.k, c. 2, s. 32; Allame Meclisi, Beharü’l envar, 1403 h.k, c. 53, s. 68.
  43. Allame Meclisi, Beharü’l envar, 1403 h.k, c. 51, s. 56.
  44. İyaşi, Tefsir-i İyaşi, 1380 h.k, c. 2, s. 32.
  45. İyaşi, Tefsirü’l İyaşi, 1380 h.k, c. 2, s. 112-113; Halli Amili, Muhtasaru’l basa’ir, 1421 h.k, s. 93.
  46. Taberi, Dela’ilü’l imame, 1413 h.k, s. 484.
  47. Kummi, Tefsirü’l Kummi, 1404 h.k, c. 1, s. 385; Allame Meclisi, Beharü’l envar, 1403 h.k, c. 53, s. 24.
  48. Suretü Neml, ayet 83.
  49. Suretü Kehf, ayet 47.
  50. Bkz. Şeyh Müfid, Evailü’l makalat, 1414 h.k, s. 325.; Tabersi, Mecmeu’l beyan, 1415 h.k, c. 7, s. 405-406.; Şeber, Hakku’l yakin, 1418 h.k, c. 2, s. 298-299.; Muğniyye, el-Cevami‘ ve’l fevarik, 1414 h.k, s. 300-301.
  51. Kummi, Tefsirü’l Kummi, 1404 h.k, c. 1, s. 24.
  52. Şeyh Müfid, Evailü’l makalat, 1414 h.k, s. 324-325.
  53. Ahd-i Atik, II. Krallar, bap 32-38.
  54. Ahd-i Atik, I. Krallar, bap 17 ve 24.
  55. Bkz. Şeber, Hakku’l yakin, 1418 h.k, c. 2, s. 299-304.
  56. Harr Amili, el-İykaz mine’l hec‘a, 1386 h.ş, s. 73-74.; Şeber, Hakku’l yakin, 1418 h.k, c. 2, s. 305.
  57. Allame Meclisi, Biharü’l envar, 1403 h.k, c. 53, s. 39.
  58. Allame Meclisi, Hakku’l yakin, İslamiyye Neşriyat, c. 2, s. 336.
  59. Allame Meclisi, Biharü’l envar, 1403 h.k, c. 53, s. 123.
  60. Şeber, Hakku’l yakin, 1418 h.k, c. 2, s. 337.
  61. Bkz. Tabersi, el-İhticac, 1403 h.k, c. 2, s. 494.; Kummi, Külliyat-ı Mefatihu’l cinan, Useve Neşriyat, s. 249, 325, 524, 540, 548.
  62. Bkz. Tabersi, Mecmeu’l beyan, 1415 h.k, c. 7, s. 405.
  63. Bkz. Bakara suresi, ayetler 56, 73 ve 259.
  64. Tabersi, Mecmeu’l beyan, 1415 h.k, c. 7, s. 405.
  65. Selimiyan, Bazgeşt be-donya der payan-ı tarih, 1387 h.ş, s. 59.
  66. Bkz. Alusi, Tefsirü Ruhi’l me‘ani, 1415 h.k, c. 10, s. 237.
  67. Şeyh Müfid, Evailü’l Makalat, 1414 h.k, s. 78; Şeyh Müfid, el-Fusulü’l Muhtara, 1413 h.k, s. 153; Allame Meclisi, Biharü’l Envar, 1403 h.k, c. 53, s. 39 ve 126.
  68. Şeyh Müfid, el-Fusulü’l Muhtara, 1413 h.k, s. 155; Allame Meclisi, Biharü’l Envar, 1403 h.k, c. 53, s. 126-127; Mekarim Şirazi, Tefsir-i Nemune, 1374 h.ş, c. 15, s. 559.
  69. Gafir Suresi, ayet 51.
  70. Hurr Amili, el-İykaz mine’l Hicce, 1386 h.ş, s. 345-346.
  71. Mekarim Şirazi، Tefsir-i Nemune، 1374 h.ş، c. 15، s. 559.
  72. Muhammedi Reyşehri، Danişname-yi İmam Mehdi، 1393 h.ş، c. 8، s. 50.

Bibliyografi

  • Kuran-ı Kerîm.
  • Tevrat.
  • Âlûsî, Mahmûd bin Abdullah, Tefsîr-i Rûhu’l Me‘ânî, Beyrut, Dârü’l Kütübi’l İlmiyye, 1415 h.k.
  • İbn Manzûr, Muhammed bin Mekrem, Lisânü’l Arab, Beyrut, Dârü’s Sâdır, 1414 h.k.
  • Emîn, Seyyid Muhsin, Nakzü’l Veşîa, Beyrut, Müessesetü’l A‘lemî li’l Matbûât, 1403 h.k.
  • Hurr Âmilî, Muhammed bin Hasan, el-İykâz mine’l Hece‘a bi’l Burhân ‘ale’r Ric‘a, Kum, Entişârât-ı Delîl-i Mâ, 1386 h.ş.
  • Hallî Âmilî, Hasan bin Süleyman bin Muhammed, Muhtasaru’l Basâir, Kum, Müessesetü’n Neşri’l İslâmî, birinci baskı, 1421 h.k.
  • “Ricat Kur’an’da ve Şiî düşüncesinde”, Ustad Muhammed Bâkır Behbûdî’nin resmî internet sitesi.
  • Rızvânî, Ali Asgar, Mev‘ûdşinâsî ve Şübhelere Cevaplar, Kum, Mescid-i Mukaddes-i Cemkerân, 1388 h.ş.
  • Zâdhuş, Muhammed Rızâ, “Ric‘at Konulu Kaynakların Tanıtımı”, Kitâb-ı Mâh-ı Dîn, sayı 62, Âzer 1381 h.ş.
  • Selîmiyân, Hüdâmerd, Târîhin Sonunda Dünyaya Dönüş, Kum, Bostân-ı Kitâb, 1387 h.ş.
  • Seyyid Murtazâ, Ali bin Hüseyin, Resâilü’ş Şerîf el-Murtazâ, Kum, Dârü’l Kur’ân el-Kerîm, 1405 h.k.
  • Şebber, Abdullah, Hakku’l Yakîn fî Ma‘rifeti Usûli’d Dîn, Beyrut, Müessesetü’l A‘lemî li’l Matbûât, 1418 h.k.
  • Şeyh Sadûk, Muhammed bin Ali, el-İ‘tikâdât, Kum, Kongre-i Şeyh Müfid, 1414 h.k.
  • Şeyh Müfid, Muhammed bin Muhammed, Evâilü’l Makâlât fî’l Mezâhib ve’l Muhtârât, Beyrut, Dârü’l Müfid, 1414 h.k.
  • Şeyh Müfid, Muhammed bin Muhammed, el-İhtisâs, Kum, Kongre-i Şeyh Müfid, birinci baskı, 1413 h.k.
  • Şeyh Müfid, Muhammed bin Muhammed, el-İrşâd, Kum, Kongre-i Şeyh Müfid, birinci baskı, 1413 h.k.
  • Şeyh Müfid, Muhammed bin Muhammed, el-Fusûlü’l Muhtâra, Kum, Kongre-i Şeyh Müfid, birinci baskı, 1413 h.k.
  • Sâfî Gülpeygânî, Lütfullah, Mecmûatü’r Resâil, Kum, Müessese-i İmam Sâdık (a.s), 1404 h.k.
  • Tebrîsî, Ahmed bin Ali, el-İhticâc, tahkik: Muhammed Bâkır Khırsân, Meşhed, Neşr-i Murtazâ, 1403 h.k.
  • Tebrîsî, Fazl bin Hasan, Mecmau’l Beyân (tefsir eseri), Beyrut, Entişârâtü’l A‘lemî li’l Matbûât, 1414 h.k.
  • Taberî, Muhammed bin Cerîr, Delâilü’l İmâme, Kum, Müessesetü’l Ba‘s̱e, birinci baskı, 1413 h.k.
  • Allâme Meclisî, Muhammed Bâkır, Bihârü’l Envâr, Beyrut, Müessesetü’l Vefâ, 1403 h.k.
  • Allâme Meclisî, Muhammed Bâkır, Hakku’l Yakîn, Kum, İslâmiyye Neşriyâtı, tarih yok.
  • Allâme Meclisî, Muhammed Bâkır, Ric‘at, Kum, Delîl-i Mâ Neşriyâtı, 1386 h.ş.
  • İyyâşî, Muhammed bin Mes‘ûd, Tefsîrü’l İyyâşî, tahkik: Seyyid Hâşim Resûlî Muhallatî, Tahran, birinci baskı, 1380 h.k.
  • Kummî, Şeyh Abbas, Külliyât-ı Mefâtihu’l Cinân, Kum, Osvah Neşriyâtı, tarih yok.
  • Kummî, Ali bin İbrahim, Tefsîrü’l Kummî, tahkik: Tayyib Musavî Cezâirî, Kum, Dârü’l Kitâb, üçüncü baskı, 1404 h.k.
  • Ka‘bî, Ali Musâ, er-Ric‘atu ev el-‘Avdetu ile’l Hayâti’d Dünyâ ba‘de’l Mevt, Kum, Merkezü’r Risâle, 1426 h.k.
  • Küleynî, Muhammed bin Ya‘kub, el-Kâfî, tahkik: Muhammed Âhûndî ve Ali Ekber Âhûndî, Tahran, Dârü’l Kütübi’l İslâmiyye, 1407 h.k.
  • Kiyânî-Fe­rîd, Meryem, “Ric‘at”, Dânişnâme-yi Cihân-ı İslâm, cilt 19, Tahran, Bunyâd-ı Dâiretü’l Ma‘ârif-i İslâmî, 1393 h.ş.
  • Muhammedî Reyşehrî, Muhammed, Dânişnâme-yi İmam Mehdi (a.s) ber-esâs-ı Kur’ân, Hadis ve Târîh, Kum, Dârü’l Hadîs Neşriyâtı, 1393 h.ş.
  • Muhammedî, Behzâd, “Felsefe-i Ric‘at ez Menzer-i Âyetullah Şahâbâdî”, Andişe-yi Nevin, sayı 41, yaz 1394 h.ş.
  • Muttaharî, Murtazâ, Mecmûa-i Âsâr, Kum, Sadra Neşriyâtı, 1390 h.ş.
  • Muzaffer, Muhammed Rızâ, Bedâyetü’l Me‘ârif el-İlâhiyye fî Şerhi Akaidi’l İmâmiyye, ta‘lîk: Seyyid Muhsin Kharazî, Kum, Müessesetü’n Neşri’l İslâmî, 1417 h.k.
  • Muzaffer, Muhammed Rızâ, Akaidu’ş Şîa, Kum, Ansâriyân Neşriyâtı, 1429 h.k.
  • Muğniyye, Muhammed Cevâd, el-Cevâmi‘ ve’l Fevârik, Beyrut, Müessesetü İzzü’d Dîn, 1414 h.k.
  • Mekârim Şîrâzî, Nâsır, Tefsîr-i Nemûne, Tahran, Dârü’l Kütübi’l İslâmiyye, 1374 h.ş.
  • Musavî Erdebilî, Abdulgani, Taqrirât-ı Felsefe, Tahran, Müessese-i Tanzîm ve Neşr-i Âsâr-ı İmam Humeynî, 1381 h.ş.