Öncelik: a, kalite: c
linksiz
resimsiz
infobox'siz
navbox'siz
yönlendirmesiz

Osman bin Affan

WikiShia sitesinden
(Osman b. Affan sayfasından yönlendirildi)
Şuraya atla: kullan, ara
Osman bin Affan

Osman b. Affan (Arapça: عثمان بن عفان) (d. 574/576 - ö. 35 h.k. /17 Haziran 656) Sünni inancına göre dört raşit halifeden (Hulefa-i Raşidin) üçüncüsü olup, Hz. Resul-ü Kibriya Efendimizin (s.a.a) sahabelerindendir. Osman b. Affan, ölümünden önce bir sonraki halifenin seçimi için Ömer b. Hattab tarafından belirlenen altı kişilik şura sonucunda halifeliğe ulaşmıştır. Hicretin 23. yılından (veya 24) öldürüldüğü tarih olan hicretin 35. yılına kadar hükumetini sürdürmüştür. Sonunda hükumet yönetimini beğenmeyerek ayaklanan halk tarafından Medine’de öldürülmüştür.

Nesep, Soy ve Kişiliği

İslam tarihi kaynaklarında nesebi şu şekilde kaydedilmiştir: Osman b. Affan b. Ebu’l As b. Ümeyye b. Abduşşems b. Abdumenaf İbn-i Kusay el-Kureyşi el-Emevi. Osman, Ben-i Ümeyye kabilesindendir.[1] Ceddi ile Ben-i Haşim Abdu Menaf’ta birleşir.[2] Böylelikle Ben-i Ümeyye taifesinden ve Ebu’l As’ın dallarındandır.[3] Babasının taifesinden olan annesi Urva’nın soyunu şu şekilde belirtmişlerdir: Binti Kureyz b. Rabia b. Habib İbn-i Abduşşems b. Abdu Menaf b. Kusay.[4] Osman’ın annesi, Hz. Peygamber Efendimizin (s.a.a) akrabası olan Ümmü Hekim Binti Abdulmuttalib’in kızıdır.[5] Osman’ın fil yılının yedi[6] veya altısında[7] dünyaya geldiği kaydedilmiştir. “Ebu Amr” ve “Ebu Abdullah” diye iki künyesi vardı; ancak birincisi daha ünlüdür.[8] Osman b. Affan, Hz. Hatice validemizin (s.a.a) kız kardeşi Hale’nin kızı olan ve Hz. Peygamber Efendimiz (s.a.a) tarafından büyütülüp yetiştirildiği için Hz. Peygamber Efendimize (s.a.a) atfedilen Rugayye (Rukiye) ile evlenmiştir. (Rukiye, Sünnilere göre Hz. Peygamber Efendimizin (s.a.a) kızıdır.) Bazı tarihçilere göre “Amr” ve “Abdullah” adlı iki çocuğu olmuş, ancak her ikisi de çocukken ölmüşlerdir.[9] Bazı kaynaklar ise Amr’ın, Rukiye’nin çocuğu olmadığını, Cahiliye Döneminde Osman’ın evli olduğu başka bir kadından dünyaya geldiğini ve bundan dolayı Cahiliye Döneminde Osman’ın Ebu Amr künyesine sahip olduğunu belirtmişlerdir. Osman, Müslüman olduktan sonra Rukiye ile evlenmiş ve “Abdullah” adlı çocuğu dünyaya geldiği için Osman, Ebu Amr künyesi yerine “Ebu Abdullah” künyesini tercih etmiştir.[10] Bazı kaynaklara göre Osman, Hz. Peygamber Efendimizin (s.a.a) bir diğer üvey kızı olan Ümmü Gülsüm’le de Rukiye’nin vefatından sonra evlenmiştir.[11] Sünniler, Hz. Peygamber Efendimize (s.a.a) atfedilen iki üvey kızıyla evlendiği için ona “iki nur sahibi” anlamında “Zi'n-Nureyn” lakabını takmışlardır.[12]-(Ehlisünnete göre hem Rukiye hem de Ümmü Gülsüm, Hz. Peygamber efendimizin (s.a.a) öz kızlarıdır. Ancak Şia araştırmacılarının bir kısmına göre, her ikisi de Hz. Hatice’nin kız kardeşi Hale’nin çocuklarıdır. Ancak her iki çocuğun da bakımlarını Hz. Hatice üstlenmiştir. Hz. Hatice validemiz Hz. Peygamber Efendimizle (s.a.a) evlendikten sonra, onları da yanında getirdiğinden ve Hz. Peygamber Efendimiz (s.a.a) tarafından yetiştirildikleri ve üvey babaları oldukları için Hz. Peygamber Efendimize (s.a.a) atfedilmişlerdir.)

İslam’daki Geçmişi

Denildiğine göre aynı taifeden olan Ebu Bekir’in daveti üzerine Mekke’de Müslüman olmuştur.[13] Tam olarak ne zaman Müslüman olduğu net değildir. Ancak ifade edildiğine göre, Hz. Peygamber Efendimizin (s.a.a) davetinin ilk dönemlerinde Erkam’ın evinde iman getirmiştir.[14]

Osman, Mekke’den Habeşistan’a hicret eden ilk kişilerdendir.[15] Buna rağmen Bedir Savaşında Medine’de olduğu halde, Bedir Savaşına katılmamıştır. Bazı tarihçilerin naklettiğine göre, savaş sırasında eşi Rukiye hasta olduğu için, Hz. Peygamber Efendimizin (s.a.a) ondan Medine’de kalarak eşiyle ilgilenmesini istediğinden savaşa katılmamıştır. Rukiye bu savaş sonrasında vefat etmiştir.[16]

Hilafet

Altı Kişilik Şura

Osman b. Affan, Ömer’in ölümünden önce halife seçimi için belirlediği altı kişilik şura sonucunda hicretin 23. yılında[17] halife olmuş ve hicretin 35. yılında öldürüldüğü güne kadar halifelik yapmıştır.[18]

Osman b. Affan’dan önce halife seçiminde böyle bir şura tarihte görülmemiştir. Hz. Peygamber Efendimizin (s.a.a) vefatından hemen sonra (Hz. Peygamber efendimizin (s.a.a) daha naaşı yerde iken!) bir grup sahabe Sakife denen yerde toplanmış ve Gadir-i Hum’daki Hz. Peygamber Efendimizin (s.a.a) emrine rağmen Ebu Bekir’i halife seçmişler. Daha sonra tüm insanlardan yavaş yavaş biat almışlardır. Onların iddiasına göre, halkın halife konusunda seçim hakkı olduğu için, halifelik seçimi halka bırakılmıştır. Ancak Ebu Bekir, ömrünün sonunda bundan vazgeçmiş ve Ömer’i kendisinden sonraki halife tayin ederek atamıştır.

Ömer İbn-i Hattab, Ebu Bekir ve kendisinin (atama yoluyla) seçilme yöntemini bir kenara bırakarak, yeni bir yöntem belirlemiştir. Ebu Bekir’in seçilmesinin Müslümanların görüşüyle olmadığını itiraf edip, bundan sonra artık Müslümanlara danışarak bunun sağlanacağını ileri sürmüş[19] ve altı kişilik bir şura kurarak bunu gerçekleştirmeye çalışmıştır. Altı kişilik şurada, sonucu daha önceden belli olan bir seçimle Osman b. Affan halife olarak seçilmiştir. Altı kişilik şura şu kişilerden oluşmaktaydı: Hz. Ali (a.s), Osman b. Affan, Talha b. Ubeydullah, Zübeyr b. Avam, Sa’d b. Ebi Vakkas, Abdurrahman b. Avf.[20]

Hilafet Döneminde Yaşananlar

Tarihî kayıtların belirttiğine göre, Osman’ın halife olur olmaz yaptığı ilk iş, kendisinden önceki halifenin atadığı çok sayıda vali ve hilafet çalışanlarını görevden alarak yerlerine kendi akrabalarını ataması olmuştur.[21] Örneğin, Ammar b. Yasir’i Kufe valiliğinden azlederek, yerine üvey kardeşi Velid b. Ukbe’yi ve Ebu Musa Eş’ari’yi Basra valiliğinden alarak, yerine küçük yaştaki hala oğlu Abdullah b. Amir’i atamıştır. Osman, Amr b. As’ı “fetihler ve Kuzey Afrika savaşları komutanı” unvanı ile atamış ve kendi süt kardeşi Abdullah b. Ebu Serh’i de o bölgenin fethedilen toprakların mali işlerinden (haraç ve ganimetler) sorumlu memur olarak atamıştır. Ancak sonra Amr b. As’ı azlederek, Abdullah b. Ebu Serh’i onun yerine atamıştır.[22]

Fetihler

Osman b. Affan’ın döneminde Müslümanların fetihleri artmıştır. Örneğin bazı Fars bölgeleri Arapların eline geçmiştir. Bu savaşlardaki komutan Osman b. Ebi’l As’tır. Yine hicretin 29. yılında kuzey Afrika, Abdullah b. Ebi Serh tarafından, Kıbrıs adası ise Muaviye b. Ebu Süfyan tarafından fethedilmiştir.[23]

İran’ın Fars bölgesi gibi bazı bölgelerde o dönemler ayaklanmalar yaşanmış ve kendi özgürlüklerini kazanmak için uğraşmışlar; ancak bastırılmışlardır.[24] Sasani İmparatorluğunun son kralı üçüncü Yezdigirt, Osman’ın döneminde öldürülmüştür. Kaynakların naklettiğine göre, üçüncü Yezdigirt, son kez İstahr’da Arap ordusuyla karşı karşıya gelmiştir. Arap orduları komutanları Osman b. Ebu’l As ve Abdullah b. As’tır. Bu savaşta Yezdigirt yenilmiş ve Merv’e kaçmıştır. Nakledildiğine göre orada uykudayken Asyaban tarafından öldürülmüştür.[25]

Osman Karşıtı Ayaklanma

Ayaklanmanın Nedeni

İslami kaynakların naklettiğine göre, Osman karşıtı ayaklanmalar önceki halifelerin uyguladığı hilafet çalışanlarını atama şekli gibi devlet yönetim tarzını değiştirmesi, İslam toplumunun umumi servet ve beytülmal paylaşımını adaletsiz ve eşit olmayan bir şekilde paylaştırması gibi nedenlerden kaynaklanmıştır. Osman’ın akrabalarını kayırması, onlara beytülmal sorumluluğunu vermesi, hükumetin vermiş olduğu makam ve avantajlardan yararlandırması daha hilafetinin ilk günlerinde belli olmuş ve bu gidişat giderek itirazlara neden olmaya başlamıştır. Bu durum, ona karşı halk ayaklanmalarının fitilini ateşlemiştir.[26] Müslümanların Irak gibi çeşitli bölgelerde ekonomik sorunlar yüzünden dar boğazda yaşamaları, Osman karşıtı çok sayıda muhalifin artışına neden olmuş ve siyasi ve ekonomik kayırmacılığı Müslümanların ona karşı isyanının önünü açmıştır. Basra ve Kufe gibi şehirlerin valilerini görevden alarak yerine kendi akrabalarını ataması, belki de Osman karşıtı ayaklanmaların kıvılcımını ateşlemiştir.[27] İslam’da bir geçmişleri olmayan Ben-i Ümeyye’den bazı kimselerin umumi ve genel mal ve servete hâkim olmaları Hz. Peygamber Efendimizin (s.a.a) sahabe ve tabiine çok zor gelmeye başlamıştır. Örneğin, Osman b. Affan, Medine’nin doğusundaki “Muhrike” adlı yeri Haris b. Hakem’e bağışlamıştır. Denildiğine göre Hz. Peygamber Efendimiz (s.a.a) oraya vardığında, ayağını oraya vurmuş ve şöyle buyurmuştur: “Burası bizim namazgâhımız, yağmur isteğinde bulunacağımız yer ve kurban ve fıtır bayram yerimizdir. Burayı harap etmeyin ve buradan kira almayın. Allah’ın laneti bizim pazarımızdan azaltanların üzerine olsun.” Daha sonra ilk halife Ebu Bekir tarafından Hz. Fatıma’dan (s.a) gasp edilen Fedek arazisini Mervan b. Hakem’e vermiş ve yine Afrika’dan ele geçirilen ganimetleri ona bağışlamıştır. Bu olay bazı Müslümanlara çok ağır gelmiştir ki Abdurrahman b. Hanbel Cemehi, onu kınayan bir şiir söylemiştir.[28] Yine tarihî kaynakların naklettiğine göre Osman, bu ganimetlerden 400 bin dirhemi Abdullah b. Halid b. Useyd b. Rafi’ye ve 100 binini ise Hakem b. Ebu’l-As’a vermiştir.[29]
Bazı tarihî kaynaklardan anlaşıldığı kadarıyla Osman’ın bu tarz metodu, Ömer’in zamanında veya ondan da önceki dönemlerde başlamış, ancak insanlar sindirilmek ve baskıdan korktuklarından itiraz edememişlerdir. Bu tarihî verilere göre, halk Osman’ın yaptıklarından rahatsız olmakta ve onu tenkit edebilmekteydiler. Ama aynı şeyleri Ömer b. Hattab yaptığında itiraz edememekteydiler. Bunun nedeni ise, halkın Ömer’den korkmasıdır. Ömer, itirazları bastırmaktaydı. Ancak Osman daha yumuşak huylu olduğundan, halkın itirazları ayyuka çıkmış ve artık kontrol edilemez bir hal almıştı.[30] Ömer’in oğlu Abdullah b. Ömer’den nakledildiğine göre şöyle demiştir: “Osman yaptıklarından dolayı ayıplanmakta ve kötülenmekteydi. Ancak aynı şeyleri Ömer yapsaydı, onu ayıplamaz ve kötülemezlerdi.”[31] Hakeza Osman’ın kendisi itirazlar başladığı zaman minbere çıkmış ve şöyle demiştir: “Ey Muhacir ve Ensar halkı!... Allah’a andolsun ki sizler benim yaptığım işleri ayıplıyor ve itirazlar ediyorsunuz. Sizler Hattab’ın oğluna da aynı şekilde davranıyordunuz. Ancak o sizin kökünüzü kazıyor ve eziyordu. Ama kimse ona gözüyle bakmaya bile cüret edemiyordu.”[32]

Politik Azletme ve Atamalar

Osman b. Affan, Ammar b. Yasir’i Kufe emirliğinden azletmiş ve aynı anneden olma kardeşi Velid b. Ukbe b. Ebu Muit’i Kufe emiri olarak atamıştır. Ebu Musa Eş’ari’yi Basra emirliğinden almış ve dayısının oğlu olan Abdullah b. Amir b. Kureyz’i daha genç yaşta olmasına rağmen Basra’ya emir olarak atamıştır. Mısır savaşlarının komutanı olarak Amr b. As’ı atamış ve süt kardeşi olan Abdullah b. Ebi Serhi de Mısır haraçlarının sorumlusu yapmıştır. Sonra Amr b. As’ı ordu komutanlığı görevinden alarak her iki görevi de sütkardeşi Abdullah b. Ebu Sarh’a vermiştir.[33]

Müslümanların gözünde bu kişilerden bazılarının İslam dinine ve Hz. Peygamber Efendimizin (s.a.a) manevi mirasına bağlılıkları yoktur. Tarihî kaynakların naklettiğine göre, Hz. Resulullah Efendimizin (s.a.a) Medine’den sürdüğü birkaç kişi, Osman’ın döneminde onun emri ve isteği ile Medine’ye geri getirilmiş ve onlara hükumette önemli makamlarda görevler vermiştir. Örneğin, Osman’ın akrabası olan Hakem b. Ebi’l As’ı sürgünden geri getirtmiş ve oğlu Mervan’ı kendi danışmanı yapmıştır.[34] Mervan’ın sonraki yıllarda yaşanan bazı fitnelerde doğrudan payı vardır. Hz. Resul-ü Kibriya Efendimizin (s.a.a) Hakem b. Ebu’l As’ı sır ve gizli kalması gereken şeyleri ifşa ettiği için sürdüğü rivayet edilmiştir.[35] Bazılarına göre Osman’ın aynı zamanda damadı da olan Mervan’ın onun davranış ve yönetiminde doğrudan etkisi olmuş ve Osman’ın aldığı çok sayıdaki yanlış kararı ona bağlamışlardır. Her ne olursa olsun, Mervan’ın hükumette yüksek bir makamda görev alması Müslümanlar arasında hoşnutsuzlukların artmasına neden olmuş ve bilhassa sahabede büyük etkiler yaratmıştır.

Osman’ın Mısır valisi olarak atadığı süt kardeşi Abdullah b. Ebu Serh’in İslam’da iyi bir geçmişi vardı.[36] Denildiğine göre, bir süre Medine’de vahiy kâtipliği yapmış, ancak mürted olmuş (dinden çıkmış) ve Kureyş’e katılmıştır. Hatta En’am Suresinin 93. ayeti onu kınamak ve serzeniş etmek için nazil olmuştur.[37] O, Hz. Peygamber Efendimizin (s.a.a) ruhiye ve yapısına olan aşinalığı ile Hz. Resulullah'ın (s.a.a) aleyhine Kureyş'e danışmanlık görevini kabul etmiştir.[38] Hz. Fahr-i Kâinat Efendimiz (s.a.a) Mekke’nin fethinde onun öldürülme emrini vermiştir. Ancak o, Osman’a sığınmış, Osman da Hz. Peygamberimizin (s.a.a) uygun bir zamanında Hz. Peygamber Efendimizin (s.a.a) yanına götürmüş ve ona aracılık ederek, şefaatte bulunmuştur.[39] Her ne olursa olsun, zahiri olarak Hz. Peygamber Efendimiz (s.a.a) bu bağışlamaya razı değildi. Tarihî kaynakların naklettiğine göre Osman, Hz. Peygamber Efendimizin (s.a.a) huzuruna gelmiş ve Abdullah b. Ebu Serh’in bağışlanmasını istemiştir. Ancak Hz. Peygamber Efendimiz (s.a.a) sessiz kalmış ve bir şey dememiştir. Sonunda bu taleplerin tekrar edilmesi ile onu bağışlamıştır. Ancak yanında olan ashabına ‘neden ben onu bağışlamadan önce içinizden birisi onu öldürmemiştir’ diye çıkışmıştır.[40]

Osman’ın üvey kardeşi ve Kufe valisi olan Velid b. Ukbe, hatta İslam’ın zahiri hududuna bile riayet etmemekteydi. Sabah namazını sarhoş olduğu halde dört rekat kıldırmış ve camide olanlara ‘İstiyorsanız daha fazla kıldırayım’ demiştir. Velid’in “içki ve şarap içtiği” herkesin kulağına gitmiş, ancak Osman ona şarap içtiği için had cezasını uygulamamıştır.[41] Velid, Hz. Peygamberimizin (s.a.a) zamanında hakkında ayet nazil olmuş bir kişidir. Onun hakkında inen ayette onun “fasık” olduğu belirtilmiştir.[42] Sonunda Osman, Müslümanların artan baskılarına dayanamayarak, aradan uzun bir süre geçtikten sonra Velid b. Ukbe’yi Kufe valiliğinden almış ve yerine Said b. As’ı atamıştır. Ancak Said b. As’ın yönetimi durumu daha da kötüleştirmiştir. O, söz ve eylemleriyle Irak’ın Kureyş ve Ümeyyeoğullarına ait olduğunu söylemekteydi. Malik Eşter gibi sahabenin ileri gelenlerinden bazıları da onun yaptıklarına itiraz etmişler. Ancak bu itirazların bir faydası olmamış ve yalnızca Said ve onlar arasındaki çekişmeler ve itirazların şiddetlenmesine neden olmuştur. Osman, valisini korumak ve destek çıkmak için itiraz edenlerin öncülerini Şam’a sürgün etmiştir. Sürgün edilenler arasında Kufe’nin ileri gelenlerinden Malik Eşter ve Sa’sa’a b. Suhan gibiler de bulunmaktaydı.

Ayaklanmanın Detayları

Yönetim biçimi, ehliyetsiz ve liyakatsiz kişileri İslam memleketlerinin ve sahabelerin başına ataması yüzünden, Osman'ın hükumetine karşı itiraz ve isyanlar artmıştır. İtirazcılar defalarca mektup ile ya da yüz yüze itirazlarını halifeye bildirmişlerdir. Osman onlarla konuşmuş ve işlerin rayına konulması için reformlara gideceği sözünü vermiştir. Ancak Osman'ın girişimleri insanları ikna edecek düzeyde ciddi olmamıştır. Osman, çoğu kişilerle istişare eder, ancak Mervan b. Hakem ve Muaviye gibi akrabalarının sözlerine kulak asardı.[43] İtirazların artmasına paralel olarak, Osman minbere çıkmış ve yaptıkları yanlışları itiraf edip, halkın huzurunda Allah’a tövbe ederek, halktan özür dilemiştir. Mervan b. Hakem, Osman'ın itiraf etmesini önlemiş ve tövbesini geri alarak kimseden özür dilememesini istemiştir. Bu yaşananlardan sonra Osman'ın yaptıklarına bakılırsa, Mervan'ın dediklerine uyduğu anlaşılmaktadır.[44]

Sahabelerin İtiraz Mektupları

Halk, Osman’ın yönetim biçimini değiştirmesinden ve reformlar yapmasından ümidini kesince, içlerinde Hz. Resulullah’ın (s.a.a) ashabından da olan bazı kişiler Osman’a mektup yazarak kendilerince Osman’ın yaptıkları şeylerin Hz. Resulullah’ın (s.a.a) sünnetine ve bir önceki halifelerin yaptıklarına aykırı olduğunu belirtmişlerdir. Sahabe ve ileri gelenlerin mektupta işaret ettikleri noktalardan bazıları şunlardı: Afrika humsunun (ganimet) Mervan b. Hakem’e bağışlanması, halbuki o humusta Allah’ın ve Hz. Resulullah’ın (s.a.a) payı vardı; Medine’de yedi bina yaptırılması; eşi Naile için bir ev yaptırılması; Ayşe için evlerin inşa edilmesi; Mervan için ahşaptan saray şeklinde ev yaptırılması; Allah’ın mallarının (beytülmal) Mervan ve başkalarına verilmesi; şehirlerin ve beldelerin yönetimini yakınlarına vermesi; Ben-i Ümeyye'nin genç ve çocuklarına bağışlarda bulunması, halbuki onların hiç birinin Hz. Resulullah’la (s.a.a) bir birliktelik ve bağları yoktu; İslam hükümlerine ve şeriata zahiri olarak bile riayet etmeyen, içki içmesine rağmen Osman tarafından şer'i had uygulanmayan Velid b. Ukbe’yi Kufe emiri yapması; Muhacir ve Ensar’dan uzak durulması ve onlara hiçbir iş verilmeyerek, onlarla meşveret edilip, danışılmaması; Medine çevresindeki arazilerin kendilerine mal edilmesi; Hz. Resulullah’la (s.a.a) hiçbir yakınlığı, birlikteliği, yoldaşlığı olmayan kişilere oldukça büyük miktarlarda arazi, gıda maddesi, erzak ve hediyeler verilmesi; Müslümanları cezalandırmak için hizranın (acıtmayan yumuşak dal parçası) yerine kırbaçların kullanılmaya başlanması…vs. İnsanlar bu yazılanların Osman'a ulaştırılması için kendi aralarında anlaştılar. Ammar b. Yasir, mektubu Osman'a verdi. Osman yazılanları okuyarak, Ammar’a (r.a) şöyle dedi: “Burada yazılanları sen mi yazdın?” Ammar: “Evet, ben yazdım.” dedi. Osman: “Bu mektubu yazmanda kimler sana yardımcı oldu?” dedi. Ammar b. Yasir (r.a): “Buraya gelmeyen bir grup insan bu mektubun yazılmasında bana yardımcı oldular” dedi. Osman: “Onların isimlerini bana ver” dedi. Ammar isimlerini vermeyi kabul etmedi. Osman dedi ki: “Sen bana karşı konuşmaya nasıl cüret edersin?” Mervan b. Hakem dedi ki: “Ey Müminlerin Emiri! Bu siyah kul, halkı sana karşı kışkırttı. Eğer onu öldürecek olursan, başkalarının girişimlerinden de rahat edersin.” Osman dedi ki: “Onu dövün!” Kendisi de başkaları ile birlikte Hz. Resulullah’ın (s.a.a) en önde gelen sahabelerinden yaşlı Ammar b. Yasir’i dövmeye başladı. Sonra onu yaralı halde sürükleyerek halifenin sarayından dışarı attılar. Sonra halktan bazıları Ammar b. Yasir’i Hz. Resul-ü Kibriya Efendimizin (s.a.a) değerli eşi Ümmü Seleme’nin emri ile onun evine götürdüler.[45]

Mısır Hükumeti Macerası

Osman’a karşı ayaklanmaların hafiflemesine mani olan olaylardan birisi de Medine’de yaşanan karışıklıklar olmuştur. Mısır halkı, Abdullah b. Ebu Serh’in yönetim biçiminden rahatsız olarak, yaptıklarını Osman’a şikâyet ederler. Hz. Ali (a.s) gibi sahabenin ileri gelenleri Osman’a, Abdullah b. Ebu Serh’iyi görevden almasını ve yerine Muhammed b. Ebu Bekir’i ataması tavsiyesinde bulunurlar. Osman da tavsiyeye uymuş ve Muhammed ibn-i Ebu Bekir’e bu doğrultuda bir mektup yazarak vermiştir. İtirazcılardan ve Medine halkından bir grup da Muhammed ile birlikte Mısır’a gitmek için yola koyulurlar. Yolda bir kölenin hızla hareket ettiğini fark ederler. Kölenin sanki birilerinden kaçar gibi hareket ettiğini anlar ve onu takip etmeğe başlarlar. Sonra onun, Mervan b. Hakem’in kölesi olduğunu ve kendisinde Abdullah b. Ebu Serh’e yazılmış bir mektup olduğunu anlarlar. Mektupta “Muhammed b. Ebu Bekir’in yeni vali olarak atandığı, Abdullah’ın mektubu aldıktan sonra Muhammed b. Ebu Bekir’i ve yanındakilerin hepsini öldürerek, valilik görevine devam etmesi ve bir sonraki mektubu beklemesi” yazılıdır. Bu durum Muhammed b. Ebu Bekir’in Medine’ye geri dönmesine ve ashabın içinde mektubu ifşa etmesine neden olur. Bu olayın da patlak vermesiyle Medine halkı arasında kargaşa ve ayaklanma iyice şiddetlenir. Halk, hükumet binası ile Osman’ın evini kuşatmaya alır ve tüm giriş çıkışları tutarak, eve giden suyu bile keserler.[46]

Kuşatma

Halkın ileri sürdüğü isteklere, ki bu isteklerden en önemlisi Osman’ın istifa etmesidir, Osman’ın olumlu yanıt vermemesi üzerine Hicaz’da ayaklanma ve karışıklıklar doruk noktasına çıkmıştır. İtiraz ve protestolara katılan Medine halkı, Kufe ve Mısır halklarını da yanlarına alarak, Osman’a karşı girişimlerini arttırma kararı alırlar.[47] Sonunda Eşter Nahai Kufe’den bin kişi ve İbn-i Ebu Huzeyfe ise, Mısır halkından dört yüz kişiyle Osman’ın evine gelerek, evi gece ve gündüz olmak üzere kuşatma altına alırlar. Bu meyanda Talha, her iki grubu da Halife Osman aleyhine kışkırtmakta ve onlara şöyle demekteydi: “Osman, onu kuşatma ve muhasara altına almanızdan korkmuyor ve endişelenmiyor. Çünkü Ali (a.s) ona yemek ve su götürmekte. Bundan dolayı Osman’a su ulaşmasına mani olun.”[48] Bu olaydan önce Hz. Ali (a.s) Osman’a bir süreliğine Medine’de olmayacağını haber vermiş ve Osman da bunu onaylamıştır.[49] Her ne kadar Hz. Ali (a.s) iki evladını (İmam Hasan (a.s) ve İmam Hüseyin) (a.s) silahlı olarak Osman’ın evinde onu koruması için görevlendirmiş olsa da onun olmaması ile Osman’ın durumu daha da vahim olmuştur.[50] Osman ve onunla birlikte olanlar yeme ve içme konusunda zorluklarla karşı karşıya kalmışlardır. Osman, Mekke ve Şam’a (Muaviye b. Ebu Süfyan’a) bir mektup yazmış ve bu iki şehirdeki Müslümanlardan yardım talep etmiştir. Mektubunda “Tövbe etmeme ragmen, bu cemaat benim tövbemi kabul etmiyor ve görevi (halifeliği) bırakmam dışında bir şeyi kabul etmiyorlar; kısa bir süre içinde evdeki gıda maddelerinin bitmesinden korkuyorum” diye yazmıştır.[51] Ünlü tarihçi Vakıdi’nin naklettiğine göre, Osman’ın kuşatma altında tutulması tam 49 gün sürmüştür.[52]

Osman’ın Öldürülmesi

Ayaklanan halk, yavaş yavaş artık hiçbir şekilde Osman’ın halifelik görevinden istifa etmeyeceğini ve halkın isteklerine boyun eğmeyeceğini anlar ve onun öldürülmesi gerektiğine karar verirler. Ancak İmam Hasan b. Ali’nin (a.s) Osman’ı korumak için orada olması, onunla bir çatışmaya girmek istememeleri ve Ben-i Haşim’in Osman’ın evine saldırılmasına mani olduğundan, sonunda Osman’ın evine ok atmaya başladılar. Bu esnada İmam Hasan (a.s) yaralandı. Oklardan birisi Mervan’a saplandı. Muhammed b. Talha ise, Hz. Ali’nin (a.s) kölesi Kanber’in yüz ve kafasını yaraladı. Muhammed b. Ebu Bekir, İmam Hasan’ın (a.s) yaralanmasından dolayı, Ben-i Haşim’in olaya müdahale etmesinden ve fitne çıkmasından korkmaktaydı.[53] İmam Hasan (a.s) yaralandığından iki kişi onu Osman’ın evinden dışarı çıkardı. Ayaklanan halk, 'Eğer Ben-i Haşim, Hasan’ın (a.s) yüz ve üstündeki kanları görecek olursa, insanları Osman’ın çevresinden dağıtırlar. O yüzden kimse bundan haberdar olmadan önce Osman’ı öldürmeliyiz' dediler. Sonra bir kaç kişi, Ensar’dan birkaçının evini geçerek, hiç kimse onların oraya girdiğini anlamadan Osman’ın evine girdiler. O esnada Osman’ın yanında yalnızca eşi bulunmaktaydı. Osman’ı öldürdüler ve eşi ağlamaya başladı. Hz. Hasan (a.s) ve Hz. Hüseyin (a.s) sesleri duyunca oraya koştular. Osman’ın öldürüldüğünü ve vücuduna müsle yapıldığını gördüler. (Müsle: Başkalarına ibret olsun diye, burnunu, kulağını bazen de diğer uzuvlarını kesip, gözlerini oyarak kendisini çirkin bir şekle sokmak suretiyle işkence etmektir.)

Hz. Ali (a.s), Talha, Zübeyr ve Sa’d olaydan haberdar oldular ve inna lillah ve inna ileyhi raciun ayetlerini okumaya başladılar.[54] Dinaveri’nin naklettiğine göre, bazı sahabelerin örneğin İmam Ali’nin (a.s) Osman’ın öldürüldüğünü ağladığını ve hatta bayıldığını iddia etmiştir![55]

Osman, hicretin 35. yılında öldürüldü.[56] Öldürüldüğünde kaç yaşında olduğu konusunda fikir ayrılıkları vardır. Vakıdi’den (hicri 207 veya 209) nakledildiğine göre, Osman öldürüldüğünde 82 yaşındaydı.[57] Bazı tarihî kaynaklar, Osman’ın katilinin Sudan b. Himran olduğunu yazmıştır.[58]

Osman’ın Öldürülmesinde İmam Ali’nin Duruşu

İslam tarihi kaynaklarına göre, İmam Ali (a.s) Osman’ın öldürülmesine karşı idi. Onun öldürülmemesi ve onu koruması için iki oğlu İmam Hasan (a.s) ve İmam Hüseyin’i (a.s) ve ayrıca birkaç kişiyi dahi onun evine göndermiştir.[59] Bazı Sünni kaynakların rivayet ettiğine göre, Hz. Ali (a.s) Osman’ın öldürüldüğünü duyunca, ağlamış, evini korumakla görevli olanları azarlamış ve Osman’ın öldürülmesinde hiçbir gerekçenin olmadığını söylemiştir.[60] Başka bir kaynakta ise, Osman’ın kendisini koruyan Hz. Hasan ve Hz. Hüseyin’i evine saldıranlara karşı savaşmaması için mani olduğu rivayet edilmiştir.[61] Osman öldürülmeden önce de İmam Ali (a.s) defalarca ona aracılık etmiş ve ona yardımlar ulaştırmıştır. Örneğin Osman’ın evini kuşatanlar eve su ve yiyecek girişine izin vermeyince, İmam Ali (a.s) bizzat ona yiyecek ve su ulaştırmıştır.[62]

Ehlisünnet kaynaklarının, İmam Ali’den (a.s) naklettiğine göre, İmam (a.s) şöyle demiştir: “Eğer Osman benden kendisini korumam için yardım isteseydi, onu korumaktan geri durmaz ve gerekirse Hasan ve Hüseyin’in ölmesine razı olurdum. Ben, halkı Osman’ın öldürülmemesi konusunda uyarmıştım.”[63] Denildiğine göre Mısırlı protestocular Osman’ın kuşatılarak öldürülmesine karar verince, İmam Ali’nin (a.s) yanına giderek şöyle demişlerdir: “Kalk ve bizimle birlikte onun yanına gel. Allah, onun kanını helal etmiştir. İmam Ali (a.s) şöyle buyurmuştur: “Allah’a andolsun ki böyle yapmayacağım ve sizinle gelmeyeceğim.” Mısır halkı ise şöyle demiştir: “Öyleyse neden bize mektup yazdın?” İmam Ali (a.s) şöyle buyurmuştur: “Allah’a yemin ediyorum ki ben asla size mektup yazmadım.” Bu esnada onlar birbirlerine bakmaya başladılar.[64]

Osman’ın Öldürülmesinin Yansımaları

Osman b. Affan’ın halk ayaklanmasında öldürülmesinin ardından, Müslümanlar topluca halife olarak İmam Ali’ye (a.s) biat ettiler. Şam valisi Muaviye b. Süfyan, İmam Ali’ye (a.s) biat etmesi gerektiği yerde hilafet iddiasında bulundu. Ancak İmam Ali’nin (a.s), Hz. Peygamber Efendimizden (s.a.a) sonraki İslam toplumundaki en önemli kişi olduğunu bildiğinden, bu iddiasını ortaya koymak için yeterli gücü olmadığını biliyordu. Bunun için gerekli ön hazırlıkları yapması gerektiğinin farkında idi. Bu yüzden Osman’ın öldürülmesini bahane ederek, Osman’ın öldürülmesinde İmam Ali’nin (a.s) parmağı olduğu ithamında bulunmuş ve kendisini de Osman’ın kanının velisi olduğunu iddia ederek, Şamlıları İmam Ali’ye (a.s) karşı savaşması için ayaklandırmaya başlamıştır. Muaviye, Hicaz halkının kendi istekleri ve meşru halife unvanı ile İmam Ali’ye (a.s) biat ettiklerini, kendisinin de ona biat etmesi gerektiğini söyleyenlere: ‘Osman’ın öldürülmesinde Ali kusursuz değildir. Eğer suçsuzsa, katilleri bize versin, sonra Müslümanların hilafet meselesi konusuna geçelim ve onun hakkında düşüncemizi ortaya koyalım’ diyerek uğursuz planlarını ortaya koymuştur.[65] Öte yandan Osman’ın eşi, Osman’ın kana bulanmış gömleği ile yolunmuş sakalından bir miktarını bir mektupla birlikte Muaviye’ye gönderir ve ondan intikam alınmasını ister! Muaviye, bu mektuptan ve Osman’ın kanlı gömleğinden halktan kendisine biat almak için suistifade eder. Öte yandan Osman’ın öldürülmesinde İmam Ali’nin (a.s) kusuru olduğunu iddia ederek, halkı dolduruşa getirmeye çalışır. Buna ek olarak, Osman’ın kanlı gömleğini kullanarak Şam halkını İmam Ali’ye (a.s) karşı savaşması için kışkırtmaya başlar. Bu şekilde Osman’ın gömleği ve intikamının alınma isteği, İmam Ali’nin (a.s) hilafetinin haksız, Muaviye’nin hilafetinin hakkaniyeti için bahane olarak kullanılmaya başlanmıştır. Yıllarca Muaviye’nin kontrolünde, yalan propaganda ve tebliği altında olan Şam halkı, Muaviye’ye desteklerini bildirmiş ve şöyle demişlerdir: “Osman, senin amcanın oğludur ve sen onun kanının velisisin, bizler de senin yanındayız.”[66]
Osman’ın öldürülmesi ve ardından yaşanan fitne girişimleri, Muaviye’nin hilafet iddiasına ve Sıffin savaşı gibi Müslümanlar arasında büyük savaşların yaşanmasına neden olmuştur. Bu savaşlar, Ammar b. Yasir gibi Hz. Resul-ü Kibriya Efendimizin (s.a.a) çok değerli sahabelerinden bazılarının da aralarında olduğu sahabeler ve yine binlerce kişinin ölmesine neden olmuştur. Müminlerin Emiri İmam Ali’nin (a.s) şehit edilmesi, Muaviye’nin hükumeti ele geçirmesi ve İslami hilafeti, saltanat ve verasete çevirmesi de Osman b. Affan’ın öldürülmesinin sonuçlarındandır.

Kur’an’ın Toplatılması ve Derlenmesi

Kur’an-ı Kerim, Hz. Peygamber’in (s.a.a) zamanında da kitabet haline getirilmekte ve yine Hz. Peygamber Efendimizin (s.a.a) çok sayıda ashabı da Kur’an’ı hıfz etmekteydiler. Ancak buna ragmen Kur’an, Ebu Bekir’in zamanına kadar çeşitli nedenlerle bir kitap kalıbı haline getirilememiştir. Çok sayıda Kur’an hafızının ölmesiyle sonuçlanan Yemame savaşı, Kur’an’ın bir kitap kalıbı halinde bir araya getirilerek derlenmesini gündeme getirmiştir. Ebu Bekir, bu iş için Zeyd b. Sabit’i seçmiştir.[67] Zeyd, dağınık bir durumda olan Kur’an’ı bir araya getirmişti. Kur’an’ın her bir ayetini, her ne kadar onlarca yazı ve teyit edici veriler olsa da yine de en az iki şahitle (birisi yazılmış kitabet ve diğeri ise, ezberlemiş birisi) kabul etmekteydi. Zeyd’in derleyerek tedvin ettiği Kur’an, sayfalardan oluşmuştu; ancak Mushaf şeklinde değildi. Sonunda onu bir sandığa koymuş ve onu koruması için birisini görevlendirmişlerdi. Bu derleme çalışması, 14 ay ve maksimum olarak Ebu Bekir’in öldüğü hicretin 13. yılına kadar sürmüştür. Bu kopya, Ebu Bekir’in vasiyeti üzerine Ömer’e verilmiştir. Ömer’den sonra onun vasiyeti üzerine kızı Hafsa’ya verilmiştir.[68]

Osman’ın hilafeti zamanında, İslami fetihler ve Kur’an’ın yeni kazanılmış topraklara gitmesi ile Kur’an’ın kıraatinde birçok anlaşmazlık ve sorun ortaya çıkmıştır. Osman, Zeyd b. Sabit, Said b. As, Abdullah b. Zübeyr ve Abdurrahman b. Haris’ten oluşan bir grup oluşturdu. Bu grup, İmam Ali’nin (a.s) nezaret ederek bir çeşit kontrolünün olduğu Kureyş ve Ensar’dan 12 kişilik bir ekiple Kur’an’a son şeklini vermeye çalıştı.[69] Bu ekip, Hz. Resulullah (s.a.a) zamanında yazılmış tüm kitabetleri bir araya getirmiş ve ardından Ebu Bekir zamanında toplatılan Kur’an, Hafsa’dan emanet olarak alınmıştır. Her ne zaman Zeyd’e yardımcı olan hafızlardan üçü arasında kelimenin yazılışında bir ihtilaf yaşansa, Kureyş şivesi temel alınmıştır. Bu şekilde nihai tedvin, sahabelerden geride kalan sayfalarla tabanlı olarak, Zeyd ve Hafsa’daki kopyalar baz alınarak, hafızların hıfzı ve şahitlerin tanıklığı ile son halini almaya başladı. “Mushaf-ı İmam”, yani “örnek alınan” ve “Osmani Mushaf” diye maruf olan resmî ve nihai Mushaf, dört beş yıl içinde hicretin 24. yılında başlamış, hicretin 30. yılından önce bitmiş ve o kopyanın üzerinden 5 veya 6 kopya alınarak, aynen kopyalanmıştır. İki kopya Mekke ve Medine’de korunmaya alınmış, 3 ya da 4 kopya ise, bir Kur’an hafızı ile birlikte doğru okumak baz alınarak, Basra, Kufe, Şam ve Bahreyn gibi İslam toplumunun önemli merkezlerine gönderilmişti. Sonra Osman, önceki tüm kopyaların yok edilmesini ve bu şekilde yaşanabilecek her türlü çekişme ve tartışmanın sona ermesi için emir verdi.[70]

Ayrıca Bakınız

Dış Bağlantılar

Kaynakça

  1. İbn-i Abdulbirr, el-İstiyab, c. 3, s. 1037.
  2. İbn-i Abdulbirr, el-İstiyab, c. 3, s. 1038.
  3. Dairetu’l Maarif-i İslam (İngilizce), 'UTHMAN B. 'AFFAN’ maddesi.
  4. İbn-i Abdulbirr, el-İstiyab, c. 3, s. 1038.
  5. İbn-i Abdulbirr, el-İstiyab, c. 3, s. 1038.
  6. İbn-i Abdulbirr, el-İstiyab, c. 3, s. 1037.
  7. İbn-i Hacer, el-İsabet, c. 4, s. 377.
  8. İbn-i Abdulbirr, el-İstiyab, c. 3, s. 1037.
  9. İbn-i Abdulbirr, el-İstiyab, c. 3, s. 1037.
  10. İbn-i Cevzi, el-Muntazam, c. 4, s. 334.
  11. İbn-i Abdulbirr, el-İstiyab, c. 3, s. 1039.
  12. İbn-i Abdulbirr, el-İstiyab, c. 3, s. 1039.
  13. Zehebi, Usdu’l Ğabe, c. 3, s. 481.
  14. İbn-i Cevzi, el-Muntazam, c. 4, s. 335.
  15. İbn-i Abdulbirr, el-İstiyab, c. 3, s. 1038.
  16. Vakıdi, el-Mağazi, c. 1, s. 101; İbn-i Abdulbirr, el-İstiyab, c. 3, s. 1038; Zehebi, Usdu’l Ğabe, c. 3, s. 482.
  17. İbn-i Abdulbirr, el-İstiyab, c. 3, s. 1044.
  18. Dinaveri, el-İmamet ve Siyaset, c. 1, s. 44, 46; Zerkuli, el-İ’lam, c. 4, s. 210.
  19. El-Musannef, c. 5, s. 445; et-Tabakatu’l Kubra, c. 3, s. 344.
  20. Suyuti, Tarih-i Hülefa, s. 129.
  21. Dinaveri, el-Abaru’t-Tival, s. 139.
  22. Dinaveri, el-Abaru’t-Tival, s. 139.
  23. Dinaveri, el-Abaru’t-Tival, s. 139.
  24. Dinaveri, el-Abaru’t-Tival, s. 139.
  25. Dinaveri, el-Abaru’t-Tival, s. 139 ve 140.
  26. Bkz. Mukaddesi, el-Bed’u ve’t-Tarih, c. 5, s. 299.
  27. Dairetu’l Maarif İslam (İngilizce), 'UTHMAN B. 'AFFAN’ maddesi.
  28. Mukaddesi, el-Bed’u ve’t-Tarih, c. 5, s. 200.
  29. Mukaddesi, el-Bed’u ve’t-Tarih, c. 5, s. 200.
  30. Dinaveri, el-İmamet ve Siyaset, c. 1, s. 48.
  31. Dinaveri, el-İmamet ve Siyaset, c. 1, s. 48.
  32. Dinaveri, el-İmamet ve Siyaset, c. 1, s. 49.
  33. Dinaveri, el-Abaru’t-Tival, s. 174.
  34. İbn-i Abdulbirr, el-İstiyab, c. 3, s. 1388.
  35. Mukaddesi, el-Bed’u ve’t-Tarih, c. 5, s. 200.
  36. Dinaveri, el-Abaru’t-Tival, s. 139.
  37. İbn-i Abdulbirr, el-İstiyab, c. 1, s. 69.
  38. Vakıdi, Mağazi, c. 2, s. 787.
  39. İbn-i Kesir, Usdu’l Ğabe, c. 2, s. 249.
  40. Vakıdi, Mağazi, c. 2, s. 856.
  41. Dinaveri, el-İmamet ve Siyaset, c. 1, s. 54.
  42. Taberi, Tefsir-i Camiu’l Beyan, 26, 78.
  43. Muaviye ile istişareler için Bkz. el-İmamet ve Siyaset, c. 1, s. 52.
  44. Dinaveri, el-İmamet ve Siyaset, c. 1, s. 53.
  45. Dinaveri, el-İmamet ve Siyaset, c. 1, s. 53, 54.
  46. Dinaveri, el-İmamet ve Siyaset, c. 1, s. 60, 61.
  47. Dinaveri, el-İmamet ve Siyaset, c. 1, s. 61.
  48. Dinaveri, el-İmamet ve Siyaset, c. 1, s. 61.
  49. Dinaveri, el-İmamet ve Siyaset, c. 1, s. 57, 58.
  50. Dinaveri, el-İmamet ve Siyaset, c. 1, s. 57, 58, 64.
  51. Dinaveri, el-İmamet ve Siyaset, c. 1, s. 58, 59.
  52. İbn-i Abdulbirr, el-İstiyab, c. 4, s. 1044.
  53. Dinaveri, el-İmamet ve Siyaset, c. 1, s. 67.
  54. Ayrıntılı bilgi için Bkz. Dinaveri, el-İmamet ve Siyaset, c. 1, s. 67, 70.
  55. Dinaveri, el-İmamet ve Siyaset, c. 1, s. 69.
  56. İbn-i Abdulbirr, el-İstiyab.
  57. İbn-i Abdulbirr, el-İstiyab, c. 3, s. 1048.
  58. İbn-i Abdulbirr, el-İstiyab, c. 3, s. 1045.
  59. Dinaveri, el-İmamet ve Siyaset, c. 1, s. 64, ayrıca Bkz. İbn-i Abdulbirr, el-İstiyab, c. 3, s. 1046.
  60. Dinaveri, el-İmamet ve Siyaset, c. 1, s. 69.
  61. Dinaveri, el-İmamet ve Siyaset, c. 1, s. 76.
  62. Dinaveri, el-İmamet ve Siyaset, c. 1, s. 61.
  63. Dinaveri, el-İmamet ve Siyaset, c. 1, s. 76.
  64. Dinaveri, el-İmamet ve Siyaset, c. 1, s. 61.
  65. İbn-i Mezahim,, Vakatu’s-Sıffin (tercüme), s. 271.
  66. Dinaveri, el-İmamet ve Siyaset, c. 1, s. 110.
  67. Hurremşahi, Danışname-i Kur’an ve Kur’an Pejuhi, c. 2, s. 1634.
  68. Hurremşahi, Danışname-i Kur’an ve Kur’an Pejuhi, c. 2, s. 1635.
  69. Tarih-i Kur’an, s. 423; Hurremşahi, Danışname-i Kur’an ve Kur’an Pejuhi, c. 2, s. 1635.
  70. Tarih-i Kur’an, s. 407, 431; Hurremşahi, Danışname-i Kur’an ve Kur’an Pejuhi, c. 2, s. 1635.

Bibliyografi

  • İbn-i Abdulbirr (m. 463), el-İstiyab fi Marifeti’l-Ashab, araştırma: Ali Muhammed el-Becavi, Beyrut, Daru’l Ceyl, birinci baskı, 1992.
  • Mukaddesi (m. 507), el-Bed’u ve’t-Tarih, Mektebetu’s-Sekafetu’d-Diyniye, Bur Said.
  • İbn-i Mezahim, Nasr, (ö. 212), Vaketu’s-Sıffin, Tercüme: Perviz Etabaki, Tahran, İntişarat ve Amuzeş-i İnkılabı İslami, ikinci baskı, 1370 h.ş.
  • Dinaveri, Ahmed b. Davud (ö. 282), el-Ahbaru’t-Tival, tahkik: Abdulmunim Amir, Cemalettin Şiyal, Kum, Menşurat-ı Razi, 1368 h.ş.
  • İbn-i Esir (ö. 630), Usdu’l Ğabe fi Marifeti’s-Sahabe, Beyrut, Daru’l Fikr, 1989.
  • İbn-i Cevzi (ö. 597), el-Muntazam fi Tarihi’l Umem ve’l Muluk, araştırma: Muhammed Abdulkadir Ata ve Mustafa Abdulkadir Ata, Beyrut, Daru’l Kutubu’l İlmiye, birinci baskı, 1992.
  • Vakıdi, Muhammed b. Ömer (ö. 207), Kitabu’l Mağazi, tahkik: Marseden Huns, Beyrut, Müessese el-A’lemi, üçüncü baskı, 1989.
  • Ramyar, Mahmut, Tarih-i Kur’an, Tahran, Emir Kebir, 1369 h.ş.
  • Danışname-i Kur’an ve Kur’an Pejuhi, Bahattin Hurremşahi baskısı, Tahran, Dustan Nahid, 1377 h.ş.
  • Dinaveri, İbn-i Kuteybe (ö. 276), İmamet ve Siyaset (Tarih-i Hulefa), tercüme: Seyyid Nasır Tabatabai, Tahran, Kaknus, 1380 h.ş.
  • Dairetu’l Maarif-i İslam (İngilizce), 'UTHMAN B. 'AFFAN’ maddesi.
  • Suyuti, Celalettin, Tarih-i Hülefa, tahkik: Lecnet mine’l Udeba, Abbas Ahmed el-Baz, Mekke-i Mükerreme.
  • Haşimi Basri (m. 230), et-Tabakatu’l Kubra, tahkik: Muhammed Abdulkadir Ata, Beyrut, Daru’l Kutubu’l İlmiye, birinci baskı, 1990/1410.