Ana menüyü aç

WikiShia β

Vakıf (Arapça: وَقف), insanların veya belli bir grubun faydalanabilmesi için bir sözleşme ile hibe edilen (vakfedilen) mallardır. Vakıfta ne vakfedenin ne de vakıftan yararlanan kimselerin vakıf malını satmak veya bunu birine devretme hakkı yoktur. Kur’an-ı Kerim vakıf etmekten açıkça bahsetmemiştir. Rivayetlerde “Sadaka-i Cariye” (devamlı sadaka) olarak geçmektedir. Vakıfların tarihi İslam öncesine kadar uzanmaktadır. Elbette vakfetme, Hz. Peygamber (s.a.a) döneminde sahâbîler arasında yaygınlaşmıştır ve çeşitli kaynaklarda Peygamber (s.a.a) ve İmam Ali’nin (a.s) vakfiyelerinden bahsedilmektedir.

Fıkıh kitaplarında vakfın İslam’a göre sahih olma şartları ve kaideleri belirtilmektedir. Vakıf, özel vakıf ve genel vakıf olmak üzere ikiye ayrılır.

Cami, medrese, kütüphane, hastane ve türbe yapımı vakfiye işlevinde kullanılmıştır. Çeşitli İslam ülkelerinde vakıf yönetimine yönelik idari kuruluşlar bulunmaktadır.

İçindekiler

Fıkhi Tanımı ve Türleri

Fıkıhçılar açısından vakıf, bir malın sadece vakfedilen kimselerin yararına kullanılmak üzere verildiği özel bir sözleşmedir. [1] Meselâ, yalnızca fakirlere bir yer verilir ve böylece fakirler ondan faydalanırlar ancak söz konusu bu mekânı taraflardan biri alıp satamazlar. [2] Vakfiyede vakfedilen mal vakfedenin mülkiyetinden çıkar [3] ve ne kendisi ne de kendisine bağışlanan kimseler vasiyet edilen mülkü satma veya başkasına verme hakkına sahip değildirler. [4]

Vakıf, “Sadaka-i Cariye” (devamlı sadaka) olarak da bilinir. [5] Hadislerde de geçmekte olan bu terim [6] faydaları devamlılık arz eden bir amel olduğundan bu isimle anılmaktadır. [7]

Genel Vakıf ve Özel Vakıf

Ana maddeler: Genel Vakıf ve Özel Vakıf Fıkıh kitaplarında vakıf, genel vakıf ve özel vakıf olmak üzere iki türe ayrılır. Genel bir amaç için veya bir grup için yapılan vakfa genel vakıf denir; talebeler için medrese, hastane, ilim ehli için veya yoksullar için mali bağışlar ve benzeri hayır işleridir. Özel vakıf belli bir amaç için veya belirli bir gruba özel bir bağış için ayrılan vakıftır; Belirli bir kişi veya kişilere yer tahsis edilmesi bu vakıf türüne örnek gösterilebilir. [8]

Yeri ve Önemi

Vakıf, fıkhi mevzularından biridir. Fıkıh kitaplarında doğruluğu (sahihliği) ve şartları tartışılmaktadır. [9] Rivayet kitaplarında vakıf, sadaka, hibe (hediye) ve benzeri terimlerle birlikte geçmektedir.

Kur’an-ı Kerim’de vakıf ibaresi geçmez. Ancak Ayetü-l Ahkam kitaplarında vakıf, “سُکنیٰ” Sûkna (belirli bir süre için bir maldan faydalanmak), sadaka ve hibe (hediye) başlıkları altında yer almaktadır. Ayrıca munceze (karşılık alınmadan başkasına verilen mal) başlığı altında da yer almakta ve Kur'an ayetlerinde geçen infak ya da sadaka olarak verilen mal gibi bazı kavramlara örnek olarak kabul edilmektedir. [11]

Rivayetlere göre müminin verdiği sadaka-i cariye (vakıf) ölümünden sonra da devam eden ve kendisi için sevap bakımından faydalı olacak amellerden biridir. [12] Bunun yanı sıra söz konusu rivayetlerde vakıf kelimesi daha az kullanılmıştır ve bunun yerine daha çok sadaka ibaresi yer almaktadır. Sadaka daha yaygındır. [13] Ayrıca vakfiye kaideleri ile ilgili olarak vakıf terimi geçmektedir. [14]

Vakıf, Müslümanlar arasında en tartışılmış konulardan biridir ve bu alanda fıkhî yazıların yanı sıra müstakil olarak yalnızca bu konu üzerine birçok kitap ve makale kaleme alınmıştır. Seyit Ahmet Seccadi'nin kaleme aldığı Vakfiye Kaideleri kitabında vakfiye alanında yazılmış kitap, makale, tez, el yazması, haber ve dergi gibi 6239 eser tanıtılmaktadır. [15]

Tarihçesi

İzzethas adlı bir çiftliğin Ali Abad adlı birine vakfedilmiş olduğu Hicri Kameri 12. yüzyılın hattatlarından Ahmed Nirizi tarafından yazılan Şah Sultan Hüseyin'in vakfiyesinin ilk sayfası.

Vakfın uzun bir geçmişi olduğu kabul edilir ve İslam'dan önce var olduğu söylenir. [16] Ancak İslam'dan sonra Peygamber Efendimiz (s.a.a) döneminden itibaren vakfiye Müslümanlar arasında yaygınlaştı. [17] Peygamber (s.a.a) kendi mülkünden bir kısmını vakfetmiştir. [18] Bunlardan ilki de İbnü-s Sebil (kalacak yeri olmayanlar) için bağışladığı arazisidir. [19] Sahabeler arasında maddi durumu müsait olup da hiçbir şey vakfetmeyen hiç kimsenin olmadığı da Cabir bin Abdullah Ensari'den rivayet edilmiştir. [20]

Masum İmamlar arasında İmam Ali (a.s) en çok vakfiyeye sahip imamdır. [21] İbn-i Şehr Aşub'a göre İmam Ali (a.s) Yenba'da (یَنبَع) yüz çeşme inşa etti ve bunları hacılara vakfetti. Ayrıca Kûfe ve Mekke yolunda kuyular kazarak vakfetti. Ayrıca Medine, Mikat, Kûfe ve Basra'da da mescitler inşa ettirerek vakfetti. [22]

Daha sonra Müslüman vakıfları o kadar genişledi ki, Ben-i Umeyye döneminde bunları yönetmek için bir teşkilat kuruldu ve bu dönemden itibaren vakıfların idaresini devlet devralmış oldu. [23]

Faaliyetleri

Vakıfla ilgili bazı yazılarda vakfın ekonomik ve sosyal etkilerinden de bahsedilmiştir. [24] Tarihî rivayetlere göre vakıflardan bazıları ve kullanım alanları şunlardır: Cami, medrese, kütüphane, hastane, tımarhane, su rezervuarı ve su çeşmeleri yapımı; fakir, yetim, özürlü ve mahkûmların bakımı ve ulemanın geçimlerinin sağlanması için kullanılmıştır. [25] Bu nedenle vakıfların sosyal güvenlik, sağlık, temizlik, ilaç, ilim ve fennin gelişmesinde önemli rol oynadığı söylenmektedir. [26]

Bazıları vakfın işlevlerini tarihsel çalışmalara dayanarak aşağıdaki gibi dört kola ayırmışlardır:

  • Kültürel Faaliyetler; medreselerin, kitapların ve kütüphanelerin temin edilmesi bunlara örnektir.
  • Sağlık Faaliyetler; Hastane, tımarhane ve hamam inşa edilmesi gibi vakfiyelerdir.
  • Sosyal Faaliyetler; Kervansaray, köprü, misafirhane, su deposu, su çeşmesi ve fabrika inşaatı bunlara örnek olarak gösterilebilir.
  • Dini Faaliyetler; Cami ve türbe inşa etmek gibi faaliyetlerdir. [27]

Günümüzde Şii kültüründe imamların türbeleri, camiler ve ilahiyat o dini medreseler gibi mukaddesata dayalı yerler öncelikli olarak söz konusu bu yerlere yapılan bağış gelirleriyle işletilmektedir.

Vakıfların İdaresi

Tezkiret-l Fukaha kitabının İsfahan'daki dini medreseye vakfedilmesi için yazılan vakfiye senedi.

Vakıfların İslam topraklarında gitgide genişlemesi, Müslüman ülkelerin devlet kurumlarında vakıflar idaresi gibi kurumların kurulmasına neden olmuştur. Bu meselenin çok eskilere dayanan bir geçmişi vardır ve tarihi rivayetlere göre Emeviler dönemine kadar dayanmaktadır. Bu dönemde Basra şehrinin hâkimi Tevbe bin Nemir, vakıfların tescil edilmesini emretmiştir. Yine bu kişi aynı zaman diliminde şehirde Vakıflar Divanı’nı (Mahkemesi) kurdu. [28]

İlhanlılar döneminde yüksek hâkimler nezaretinde faaliyet gösteren "Vakıflar İdaresi" adlı bir teşkilat bulunmaktaydı; [29] İran'da ilk defa Safevi döneminde vakıfları yönetmek için ayrıca bir teşkilat kuruldu. Bu idare büyük şehirlerde "Vakıflar Temsilcisi" olarak adlandırılan temsilcileri vardı. [30]

Çeşitli İslam ülkelerinde vakıf yönetimi için özel teşkilatlar bulunmaktadır. Bu teşkilatlardan bazıları şunlardır: İran Vakıf ve Yardım Kuruluşu, [31] Şii Vakıf Mahkemesi ve Irak Sünni Vakıf Mahkemesi, [32] Mısır Vakıflar Temsilciliği, [33] Kuveyt Vakıflar Temsilciliği dahil olmak üzere vakıf yönetimi için özel kuruluşlar vardır. Vakıflar ve İslami İşler [34] ve Suudi Arabistan Vakıflar Yüksek Konseyi. [35]

Vakfın Salahiyet Koşulları

Fıkıhçılar, vakfın salahiyeti (geçerliliğinin) şartlarını şu dört konuda belirlemişlerdir: vakfedilen mal, vakıf (vakfeden), kendisine vakfedilen kimse ve vakfedilme eylemi.

Vakfedilen Mal

Vakfedilecek mal şu dört şartı sağlamalıdır:

  • Vakfedilecek malın kime ait olduğunun belli olması kesinlikle şarttır. Bu durumda vakfedilmek için hangi malın kastedildik kazanmadan başkasının tasarrufunda olan bir mal hatta mal sahibi istese de vakfedemez.
  • Sahiplenilme niceliğine sahip olması şartı: Bu koşul göz önünde bulundurulduğunda örneğin bir domuz vakfedilemez; çünkü bir Müslüman bir domuzu sahiplenemez.
  • Kullanılabilir olması ve bu şekilde mülkün aslı zarar görmemesi şartı: Bu şarta bağlı olarak para bağışlanamaz; çünkü bu paranın kullanılması durumunda vakfiyenin aslı ortadan kaybolur.
  • Vakıf malını vakfedenden almak caizdir. Dolayısıyla vakfeden kişi bir başkasına ait olan malı vakfedemez; söz konusu bu o malı almak caiz değildir. [36]

Vakfeden

Vakfeden kişi baliğ (olgun) olmalı, akli yönden gelişmiş ulaşmış olmalı ve ayrıca malı üzerinde tasarruf hakkı olmalıdır. [37]

Kendisine Mal Vakfedilen Kimse

Kendisine vakfedilen kişinin, belirli bir kişi veya kişilerin olması gerekir ve kendisine vakfedilmesinin dinen haram olmamalıdır. Bu şartlar altında doğmamış birine vakfedilemez. Ayrıca eşkıyalara ve kendileriyle harp edilen kâfirlere de adanamaz; çünkü söz konusu şahıslara vakfedilmesi haramdır. [38]

Vakıfetme

Vakfetme ameli aşağıdaki koşulları sağladığında sahihtir:

  • Kalıcı olması: Yani kısa geçici süreli olmamalıdır. Bu nedenle belirli bir süre için bir malı vakfetmek doğru değildir. Ayrıca belirli bir kişiye vakfetmek de doğru değildir; çünkü kendisine mal vakfedilen kişinin ölümü ile vakfiye sona erer.
  • Eyleme geçebilme: Yani vakfın şekli geleceğe dönük (mesela iki ay sonrasına) olamaz.
  • Mülkün devredilmesi: Vakfedilen mal vakfedilenden alınmadıkça vakfiye hükmünde değildir ve o şey henüz mal sahibine aittir.
  • Vakfeden tarafın vakfettiği mülkünün elinden çıkması gerekir. Bu durumda hiç kimse malını kendisine vakfedemez. [39]

Hükümler

Vakıfla ilgili bazı hükümleri konu alan ve “توضیح‌المسائل” (Tevzihu-l Mesail) kaynağına dayanan hükümlerden bazıları şunlardır:

  • Vakfedilen mülk vakfedenin mülkiyetinden çıkarılırsa vakfeden kimse söz konusu malı satamaz, devredemez ve hiç kimse bu maldan miras alamaz.
  • Vakfedilen mülk satın alınamaz veya satılamaz.
  • Bazı merci taklitlerin fetvasına göre mülkün vakfedilmesi için akit okunması gereklidir; Ama bu akdin Arapça olma zorunluluğu bulunmaktadır. Bunun yanı sıra diğer bazı merci taklitler akdi okumayı gerekli görmezler ve bir vakıfname yazıldığında veya vakfetmek anlamına gelen bir eylem yapıldığı anda vakfın sahih olduğunu belirtmektedirler.
  • Bazı merci taklitlerin fetvasına göre vakfedilen mal ister genel olsun isterse kişilere özel vakıf, kendisi için vakfedilen kimselerin bu vakfiyeyi kabul etmesi şartı aranmaz. Ancak bazı merciler de vakfedilen mülk belirli kişi veya kişileri kapsamaktaysa bu mülkü vakfiye olarak kabul etmenin şart koşulduğunu belirtmektedirler.
  • Bir kimse bir malı kendi kendine vakfedemez. Elbette bu kimse örneğin fakirlere para vakfederse ve daha sonra kendisi de fakirleşirse o vakfiyenin nimetlerinden faydalanabilir.
  • Vakıf mülkü zarar gördüğü için vakfiye özelliğini kaybetmez; Ancak tamir edilebilir durumdaysa tamir edilmelidir. Tamiri mümkün değilse bu mülk satılarak parası vakfeden kimsenin düşüncesine en yakın işe harcanmalıdır. Bu da mümkün değilse para hayır işlerine harcanmalıdır. [40]

Kaynakça

Bibliyografya