Öncelik: c, kalite: c
linksiz
kategorisiz
navbox'siz
yönlendirmesiz
kaynaksız

Hudeybiye Barış Antlaşması

WikiShia sitesinden
(Barış antlaşması sayfasından yönlendirildi)
Şuraya atla: kullan, ara

Hudeybiye Barış Antlaşması (Arapça: ‎ صلح الحديبية); Hicretin altıncı yılında Hz. Resul-ü Ekrem (s.a.a) ile Mekke müşrikleri arasında imzalanan barış anlaşmasıdır. Fetih suresinde de değinilen bu anlaşma Hudeybiye bölgesinde yapılmıştır. Hac amellerini yerine getirmek için Mekke’ye doğru yola çıkan Müslümanlar, Kureyş müşriklerinin engeliyle karşılaştı. Bunun üzerine Allah Resulü (s.a.a) müzakere için onlara birini gönderme kararı aldı ve ilk olarak Ömer b. Hattab’ı seçti. Ancak ikinci halife gitmekten kaçınarak, bu iş için Osman b. Affan’ı önerdi. Üçüncü halife Osman’ın gitmesinden ve onun öldürüldüğü söylentisinin yayılmasının ardından, Hz. Resul-ü Ekrem (s.a.a) Müslümanları Rıdvan biatine davet etti. Taraflar arasında yapılan müzakerelerden sonra, Hudeybiye Barış Antlaşması imzalandı.

Müslümanların Hac Azmi

Hicretin altıncı yılının Zilkade ayında İslam Peygamberi Hz. Muhammed Mustafa (s.a.a) rüyasında bir grup ashabıyla Mekke’ye giderek, Allah’ın evini tavaf ettiğini ve umre amellerini yerine getirdiğini gördü.

لَّقَدْ صَدَقَ اللَّـهُ رَسُولَهُ الرُّؤْیا بِالْحَقِّ ۖ لَتَدْخُلُنَّ الْمَسْجِدَ الْحَرَامَ إِن شَاءَ اللَّـهُ آمِنِینَ مُحَلِّقِینَ رُءُوسَکمْ وَمُقَصِّرِینَ لَا تَخَافُونَ ۖ فَعَلِمَ مَا لَمْ تَعْلَمُوا فَجَعَلَ مِن دُونِ ذَٰلِک فَتْحًا قَرِیبًا


Tercüme: “Gerçekten Allah, Elçisi'nin rüyasını gerçekleştirdi. Allah dilerse, mutlaka güven içinde, başlarınızı tıraş ettirmiş ve(ya) kısaltmış olarak, korkmadan Mescidu'l Haram'a gireceksiniz. Allah, sizin bilmediğinizi biliyordu. Bu yüzden bundan önce (size) yakın bir fetih verdi.”

İslam Peygamberi (s.a.a) rüyasını ashabına anlatarak, onlara Mekke’ye gideceklerini vaat etti[1] ve ashabından Umre amellerini yerine getirmek üzere Mekke’ye doğru yola çıkmak için toplanmalarını istedi. Allah Resulü (s.a.a) Kureyş’in kindarlığından ve savaş çıkarmalarından veyahut mani olmalarından endişelendiği için Medine civarındaki Arapları da bu seferde kendisine eşlik etmesi için davet etti.[2] Çok az kabile haricinde diğer kabileler Hz. Peygamber'in (s.a.a) davetini kabul etmedi ve sadece Medine’de bulunan Ensar ve Muhacirler hareket için hazırlanarak, Allah Resulü ile birlikte Medine’den Mekke’ye doğru hareket etti.

Müslümanların Sayısı

Muhacir, Ensar ve onlara katılan Araplardan oluşan Müslümanların kafilesi Hicretin altıncı yılı Zilkade ayının biri Cumartesi günü Medine’den Mekke’ye doğru hareket etti.[3] Bu yolculukta Allah Resulünün (s.a.a) beraberindekilerin sayısı hakkında farklı görüşler bulunmaktadır.[4] Zahiren Cabir b. Abdullah Ensari’nin “Biz Hudeybiye ashabı 1400 kişiydik” sözü bu görüşlerin en meşhurudur.[5] Bu yolculukta biri Allah Resulü'nün eşi Ümmü Seleme olmak üzere dört kadın da bulunmaktaydı.[6] Hz. Peygamber-i Ekrem (s.a.a) Abdullah b. Ümmü Mektum’u[7] veya Numeyle b. Abdullah Leysi’yi[8] Medine’de kendi yerine vekil olarak bıraktı.

Müslümanların İhrama Girmesi

Hudeybiye Bölgesi

Müslümanlar Allah Resulünün (s.a.a) emriyle yanlarına kendi yolculuk silahları dışında (kınında bir kılıç) bir silah almadılar. Hz. Peygamber-i Ekrem (s.a.a) Medine’den çıktıktan bir müddet sonra, Zulhuleyfe (Mescid-i Şecere camisinin bulunduğu yer) bölgesine ulaşınca ihrama girdi ve yanlarına aldıkları 70 deveyi de kurbanlık olarak işaretledi. Kafilesinin attığı her adımdan Kureyş’e haber götürenlerin, savaşmak için gelmediklerini ve sadece Umre ve Allah’ın evini tavaf için geldiklerini anlamalarını sağlamak için de develeri önden yürüttü.[9] Allah Resulü'nün (s.a.a) Bedir Savaşında ganimet olarak aldığı Ebu Cehil’in devesini de sembolik olarak diğer kurbanlık develerin arasına kattığı da nakledilmiştir.[10]


İslam Peygamberi (s.a.a) ve beraberindekiler “Lebbeyk” nidalarıyla Usfan’a (Mekke’nin iki menzil uzağındaki bölge) kadar ilerlediler ve o bölgede Hz. Resul-ü Ekrem'e (s.a.a) Mekke müşriklerinin Müslümanların Mekke’ye doğru geldiklerinden haberdar oldukları ve Müslümanların Mekke’ye girişlerine mani olacaklarına dair yemin ettikleri bilgisi ulaştı.[11] Kureyş müşrikleri savaşçılarını Mekke’nin dışında konuşlandırdı ve Halit b. Velid’i de 200 süvari ile birlikte Müslümanların Mekke’ye girmelerine engel olması için Kurau’l Gamim bölgesine gönderdiler.[12] Hz. Fahr-i Kainat Efendimiz (s.a.a) bu haberi duyunca şöyle buyurdu: “Yazıklar olsun Kureyş’e!... Savaş onları yok etti.” Daha sonra “Kim bizi Kureyş’le karşılaşmayacağımız bir yoldan götürebilir?” diye buyurdu.[13]


Allah Resulü (s.a.a) Eslem oğulları kabilesinden birkaç kişinin rehberliğinde Kureyş savaşçılarıyla karşılaşmamak için farklı bir yoldan Mekke’ye doğru ilerlemeye devam etti.[14] Bu güzergâhta Müslümanlar düşmanın olası saldırılarına karşı dikkatli olmak için, ilk kez Hovf (korku) namazı[15] kıldılar.[16]

Hudeybiye Bölgesine Giriş

Ana Madde: Hudeybiye

Müslümanların kafilesi Hudeybiye bölgesine girdiği anda, Allah Resulünün (s.a.a) devesi (Kasva) ansızın yere çöktü. Müslümanlar da Hz. Resul'ün (s.a.a) emriyle oraya yerleştiler. Hz. Resul-ü Ekrem’in (s.a.a) mucizesiyle orada bulunan ve kurumuş olan kuyu suyla doldu. Herkes o sudan doyasıya içti ve hatta oraya birkaç kez de yağmur yağdı.[17]

Hz. Nebiyi Ekrem’in (s.a.a) Hudeybiye’ye yerleşmesinden sonra, Budeyl b. Verka Huzai ve Huzai kabilesinden bir grup Hz. Resulullah'ın (s.a.a) huzuruna geldi. Allah Resulü (s.a.a) onlara savaşma kastının olmadığını ve sadece Allah’ın evini ziyaret için geldiğini söyledi. Huzae kabilesi, bu sözleri Kureyş’e iletti. Ancak Kureyşliler "Hz. Muhammed’in (s.a.a) savaş kasti olmasa bile, Arapların bizi melamet etmemesi için yine de onun zorla Mekke’ye girmesine izin vermeyeceğiz" dediler.[18] Bunun ardından Kureyş birkaç elçiyi Müslümanların kampına gönderdi. Ancak taraflar arasında bir uzlaşı sağlanamadı.[19] Aslında Kureyş’in önde gelenleri (Hicretin beşinci yılında yapılan Ahzab savaşında Müslümanlara karşı bir başarı elde edemeyen ve Arap halkı nezdinde başları öne eğik olan Ebu Süfyan gibiler) Müslümanların Mekke’ye girişini kendilerinin bir tür hor görülmesine ve Araplar tarafından daha çok ayıplanmalarına neden olacağını bilmekteydiler.

Kureyş’ten Bir Grubun Esir Alınması

Son derece zor duruma düşen Kureyşliler, cesaret ve korkusuzluğuyla bilinen Mikrez b. Hafs’ı yaklaşık kırk veya elli kişilik deneyimli süvari ile birlikte Müslümanların etrafında dönmeleri için gönderdi. Onlar Müslümanlardan esir almaları durumunda Kureyş’e getirecekler ve Kureyş’te elindeki bu Müslüman rehineler yoluyla kendi önerilerini Müslümanlara kabul ettirecekti. Ancak Mikrez b. Hafs ve beraberindekiler bir şey yapamamakla kalmayıp, hepsi İslam ordusu askerlerince esir alındı. Kureyş esirlerini Allah Resulü'nün (s.a.a) huzuruna getirdiklerinde, İslam Peygamberi (s.a.a) savaş için emrolunmadı gerekçesiyle, onların serbest bırakılmasını emretti. Mikrez b. Hafs ve beraberindekilerin esir alınmadan önce Müslümanların tarafına ok atmalarına, Müslümanlara çok fazla eziyet etmelerine ve hatta bazılarına göre Müslümanlardan "İbn-i Zenim" adındaki birini öldürmelerine rağmen, Allah Resulü'nün (s.a.a) emriyle hepsi serbest bırakılarak, sağ salim bir şekilde Kureyş’e döndüler.[20]

Kureyş’e Temsilci Gönderme

Dosya:Allah Resulü'nün (s.a.a) Hareket Güzergâhı.jpg
Allah Resulü'nün (s.a.a) Hareket Güzergâhı

Hz. Fahr-i Kâinat Efendimiz (s.a.a) Kureyş müşriklerine bir temsilci gönderme kararı aldı ve bunun için ilk olarak Ömer b. Hattab’ı seçti. Ancak Ömer b. Hattab Mekke’de kendisini destekleyecek güçlü akrabalarının olmadığını, Kureyş’in kendisinin onlara olan şiddetli düşmanlığından haberdar olduğunu ve kendisini öldürebileceklerini söyledi. Dolayısıyla Mekke’ye gitmekten kaçındı ve Ümeyye oğullarından olan ve Kureyş’in önde gelenlerinin arasında etkin akrabaları olan Osman b. Affan’ı önerdi.[21]

Allah Resulü (s.a.a) Osman b. Affan’ı Mekke’ye gönderdi ve Mekkelileri bir kez daha niyetinden (Allah’ın evini ziyaret etmek ve sonra Medine’ye geri dönmek) haberdar etti. Elbette onlar yine kabul etmediler. Müşrikler Osman b. Affan'ın geri dönmesine izin vermediler ve bunun üzerine Kureyş’in Osman’ı öldürdüğü söylentisi yayıldı. Osman b. Affan’ın öldürüldüğü söylentilerinin yayılmasından sonra Hz. Nebiyi Ekrem (s.a.a) ashabını Rıdvan biati olarak bilinen biat için bir araya topladı.[22] Ced b. Kays dışında Hudeybiye’de bulunan sahabelerin hepsi Allah Resulüne (s.a.a) biat etti.[23]

Barış Anlaşması

Bir müddet sonra Osman b. Affan’ın öldürülmediği ve Mekke’de tutuklu olduğu anlaşıldı.[24] Kureyş, Müslümanlarla barış anlaşması imzalamaları için temsilci gönderdi. Bu anlaşmayla müşriklerin diğer Araplar tarafından kınanmaması için, Müslümanların o yıl Allah’ın evini ziyaret etmeden Medine’ye geri dönmeleri ve Mekke’ye ertesi yıl gelmeleri kararlaştırıldı. Kureyş’in temsilcisi Suheyl b. Amr’dı ve İslam Peygamberi (s.a.a) onu görünce şöyle buyurdu: “Kureyş barış niyetinde olduğu için bu adamı bize gönderdi.”[25]

Tarafların, tutsakların serbest bırakılmasına ilişkin anlaşmaya varmasından sonra, Resul-ü Ekrem (s.a.a) ve Kureyş temsilcisi arasında barış anlaşması imzalandı. Bu barışın faydalarından agâh olan Allah Resulü (s.a.a) bu anlaşmada fazla esneklik gösterdi. Suheyl b. Amr’ın isteğiyle barış anlaşmasının başından “Bismillahirrahmanirrahim” cümlesi silinerek, “Bismike Allahümme” yazılması ve aynı şekilde "Resulullah" unvanının silinerek “Muhammed b. Abdullah” yazılması, bunlardan bazılarıdır.[26]

Bazı Sahabelerin İtirazı

Allah Resulü'nün (s.a.a) bu anlaşmada esnek davranması, sahabelerden bazılarının bu durumu eleştirmesine ve öfkelenmesine sebep olmuş ve hatta Hz. Peygamber (s.a.a) hakkında onlardan ağır sözler ve iğneleyici sorular işitilmeye başlanmıştı. Hz. Peygamber'e (s.a.a) sert tavır takınanlardan biri Ömer b. Hattab idi.[27] Ömer b. Hattab bu barış anlaşmasının Müslümanların küçük düşürülmesi anlamına geldiğine inanıyordu.[28][29] Onun bu görüş üzerine o kadar ısrarcı davranması sonucunda, Ebu Ubeyde b. Cerrah ona "Şeytan’ın şerrinden Allah’a sığın ve kendi düşünceni yanlış bil" dediği nakledilmiştir.[30] İkinci halife Ömer’in kendisi bile, o günde Allah Resulü'nün (s.a.a) peygamberliğinden şüphe ettiğini itiraf etmiştir.[31] Ayrıca şöyle demiştir: Ben Allah Resulü'nün (s.a.a) emrini kendi teşhisime göre reddediyordum.ref> Salih-i Demeşki, Muhammed b. Yusuf, c. 5, s. 53.</ref>

Anlaşmanın Maddeleri

Yapılan müzakerelerin ardından Allah Resulü (s.a.a) Hz. Ali’yi (a.s) yanına çağırarak şöyle buyurdu: “Yaz, “Bismillahirrahmanirrahim”.

Suheyl b. Amr şöyle dedi: Ben, bu unvanı resmiyette tanımıyorum ve bizim resmi olarak kabul ettiğimiz unvan olan “Bismike Allahümme” yazmalısın. İmam Ali de (a.s) Allah Resulü'nün (s.a.a) emriyle öyle yazdı.

Sonra Resul-ü Ekrem (s.a.a) şöyle buyurdu: “Yaz, “Allah’ın Resulü Muhammed ile Suheyl b. Amr’ın anlaştığı şey budur.”

Suheyl b. Amr yine: Eğer biz seni Resulullah (Allah’ın Resülü) olarak kabul etseydik, seninle bu kadar savaş ve muharebe yapmazdık. Dolayısıyla bu unvan silinip, yerine “Muhammed b. Abdullah” yazılmalıdır. Allah Resulü (s.a.a) bunu da kabul etti. "Resulullah" unvanının peygamberin isminin yanından silmenin Ali b. Ebu Talib’e (a.s) ağır geldiğini gören Allah Resulü (s.a.a) mübarek parmaklarını öne uzatarak şöyle buyurdu: “Ya Ali! Yerini bana göster ve bırak da kendim bu unvanı sileyim.”

Hudeybiye Barış Antlaşmasının Maddeleri

  1. Halkın, huzur ve emniyet içinde yaşamlarını devam ettirmeleri için, taraflar arasındaki barış anlaşması on yıl sürecek.[32]
  2. Müslümanlar, o yıl Allah’ın evini ziyaret etmeden Medine’ye geri dönecek ve gelecek yıl yanlarına sadece yolcu silahı olan kılıçlarını bulundurmak şartıyla Umre amellerini yerine getirmek için Mekke’ye gelecekler. Ancak Mekke’de üç günden fazla kalmayacaklar. Kureyş ise, o müddet içerisinde şehri boşaltacak.
  3. Medine’deki Müslümanlardan Mekke’ye kaçanlar Müslümanlara iade edilmeyecek; fakat Mekke’den Medine’ye Müslüman dahi olsalar bile kaçanlar, geri verileceklerdir.
  4. Diğer Arap kabilelerinden isteyen Müslümanlarla ve isteyen de Kureyş’le müttefik olmakta serbest olacaklardır.[33] (Elbette bu anlaşmada Mümtehine suresinin 10. ayetinde zikredildiği gibi Mekke’den Medine’ye kaçan mümin kadınların geri verilmesi yasaklanmıştır.)[34]

Sahih-i Müslim’de şöyle yazmaktadır: Hudeybiye Antlaşmasından sonra Fetih Suresi nazil olunca, Allah Resulü (s.a.a) birini, nazil olan vahiyden Ömer’i haberdar etmesi için gönderdi. Ömer b. Hattab şöyle dedi: Ey Allah’ın Resulü (s.a.a)! Gerçekten bu sulh fetih midir? Allah Resulü (s.a.a) şöyle buyurdu: “Evet.”[35]

Medine’ye Dönüş

Farklı rivayetlere göre Müslümanlar on küsür gün ve başka bir görüşe göre de yirmi gün Hudeybiye topraklarında kaldı.[36] Harem bölgesi dışına çadırını kuran Resul-ü Kibriya (s.a.a) namazlarını harem sınırları içerisinde kılıyordu. Barış anlaşmasının yazımı bittikten sonra, Müslümanlardan ve müşriklerden birkaç kişi şahitlik ettiler. Hz. Resul-ü Ekrem (s.a.a) Hac ameli nişanesi unvanıyla beraberindekilere develerini kurban kesmelerini ve başlarını traş etmelerini emretti. Ashabın çoğu, Hac amellerini yerine getirememenin verdiği üzüntü ve Hudeybiye Antlaşmasını bir çeşit yenilgi olarak algılamaları nedeniyle, Allah Resulünün (s.a.a) emrini yerine getirmekten kaçındılar. Ancak Hz. Peygamberimiz (s.a.a) bu amelleri yapmaya başlayınca onlar da Hz. Rasulullah'a (s.a.a) uydular.[37] Daha sonra Resul-ü Ekrem (s.a.a) ve Müslümanlar Medine’ye döndüler.[38]

Hudeybiye Barış Antlaşması esasınca, Hz. Resul-ü Ekrem (s.a.a) ve Müslümanlar ertesi yıl (Hicri kameri yedinci yıl) Mekke’ye gitti ve Kureyş’in olmadığı üç gün boyunca orada ikamet ederek, Umre amellerini yerine getirdiler. Bu hadise "Umretu’l Kaza" olarak bilinmektedir.[39] Hudeybiye’den Medine’ye dönüş yolunda, Allah-u Teâla’nın Hudeybiye Antlaşmasını “Feth-i Mübin” (büyük fetih) olarak tanımladığı ve biat edenlerden razı olduğunu ilan ederek, Müslümanlara zafer ve ganimetler vaat ettiği Fetih Suresi Hz. Fahr-i Kâinat Efendimize nazil oldu.[40]

Müfessirlerin genelinin görüşüne göre, bu vaat hicretin yedinci yılında meydana gelen ve Müslümanların çok fazla ganimet elde ettiği Hayber’in fethi hakkındadır.[41] Bazıları ise bu vaadin Mekke’nin fethi ile bağlantılı olduğuna inanmaktadır.[42]

Kureyş’in Anlaşmayı İhlali

Hudeybiye Barış Antlaşmasından kısa bir süre sonra, Mekke halkından yeni Müslüman olan "Ebu Basir" adlı bir şahıs, Hudeybiye Antlaşması esasınca Mekke halkına iade edildi. Ancak Ebu Basir yolda muhafızların elinden kaçarak Medine yerine Kureyş müşriklerinin Şam'a işleyen ticaret kervanlarının yolları üzerindeki bir noktaya yerleşti. Mekkeli Müslümanların da azar azar ona katılmasıyla Kureyş kervanları için yeni bir tehlike oluştu. Bu sorun nedeniyle Kureyş müşrikleri, Allah Resulünden (s.a.a) bu fertlerin Medine’ye gelmesine izin vermesini istedi. Böylece kaçanların iadesi noktasında yapılan tek taraflı anlaşma Kureyş’in isteği üzerine iptal edildi.[43]

Hudeybiye Antlaşmasının üzerinden sadece iki yıl geçmeden müşrikler anlaşmanın birinci maddesini ihlal ettiler. Huzae oğulları kabilesi Müslümanlarla ve Bekir oğulları kabilesi de Kureyş’le müttefikti. Ancak hicretin sekizinci yılında bu iki kabile arasında meydana gelen savaşta, Kureyş müşrikleri Bekir oğulları kabilesinin lehine Huzae oğulları kabilesinden bazı fertleri öldürdü. Bu Hudeybiye Barış Antlaşmasının ihlali anlamına geliyordu. Ebu Süfyan Medine’ye giderek şahsen özür dilese de özrü kabul edilmedi ve Allah Resulü (s.a.a) kısa bir süre zarfında barış zamanı ve İslam’ın yayılmasıyla toplanan büyük bir orduyla Mekke’nin fethine çıktı.[44]

Hudeybiye Antlaşmasının Bereketleri

Hudeybiye Antlaşması tarihin şahitliği, Allah Resulü'nün (s.a.a) öngörüleri ve Kur’an’ın vaatleri üzerine, Müslümanlar için çok fazla bereketi beraberinde getirdi. Tarihçilere göre İslam’ın ilk yıllarında Hudeybiye fethinden daha büyük bir fetih meydana gelmemiştir. Zira Hudeybiye Antlaşmasının sonucunda savaş ateşi sönmüş, İslam’a davet artmış ve İslam, Arap yarımadasına yayılmıştır. Öyle ki Hudeybiye Barış Antlaşmasından anlaşmanın ihlaline kadar olan müddet zarfında (22 ay) Müslüman olanların sayısı o zamana kadar Müslüman olanların sayısından daha fazladır. Nitekim Allah Resulünün (s.a.a) ordusu, hicretin sekizinci yılı ve Mekke'nin fethi sırasında on bin kişiye ulaştı. Ayrıca Ebu Süfyan, Amr b. As ve Halit b. Velid gibi Kureyşin ileri gelenleri de bu dönemde Müslüman olmuşlardır.[45] Aynı zamanda Hudeybiye Barış Antlaşması sonucunda hasıl olan huzur ortamı, Hz. Peygamberin (s.a.a) Arap yarımadasındaki tebliğ faaliyetlerini yoğunlaştırmasına ilaveten, dış ülkelere yönelmesine ve hicretin yedinci yılında komşu ülkelerin padişah ve başkanlarını da İslam’a davet etmesine sebep oldu. Ama bu barış anlaşmasının en önemli faydası, Hudeybiye Barış Antlaşmasından kısa bir müddet sonra gerçekleşen Mekke’nin fethi için ortam hazırlaması olmuştur.

Ayrıca bakınız

Kaynakça

  1. Fetih Suresi, 27. ayet.
  2. İbn-i Hişam, c. 2, s. 776.
  3. Vakıdi, c. 2, s. 573; İbn-i Sa’d, c. 2, s. 95.
  4. Bakınız; İbn-i Sa’d, c. 2, s. 95; Taberi, c. 2, s. 620.
  5. Bakınız; İbn-i Hişam, c. 2, s. 777.
  6. Vakıdi, c. 2, s. 574.
  7. Vakıdi, c. 2, s. 573; İbn-i Sa’d, c. 2, s. 95.
  8. İbn-i Hişam, c. 2, s. 776.
  9. İbn-i Hişam, c. 2, s. 776; İbn-i Sa’d, c. 2, s. 95.
  10. Vakıdi, c. 2, s. 574.
  11. İbn-i Hişam, c. 2, s. 777.
  12. İbn-i Sa’d, c. 2, s. 95.
  13. İbn-i Hişam, c. 2, s. 777.
  14. İbn-i Hişam, c. 2, s. 777.
  15. Bakınız; Nebe Suresi, 101 – 102. ayetler.
  16. Vakıdi, c. 2, s. 582 - 583.
  17. İbn-i Hişam, c. 2, s. 778; İbn-i Sa’d, c. 2, s. 96.
  18. İbn-i Hişam, c. 2, s. 779.
  19. Bakınız; İbn-i Hişam, c. 2, s. 781; İbn-i Sa’d, c. 2, s. 96; Yakubi, c. 2, s. 54.
  20. Vakıdi, c. 2, s. 602; İbn-i Hişam, c. 2, s. 781; İbn-i Sa’d, c. 2, s. 96 - 97.
  21. İbn-i Hişam, c. 2, s. 782; İbn-i Esir, c. 2, s. 203.
  22. Vakıdi, c. 2, s. 603; İbn-i Hişam, c. 2, s. 781; Taberi, Tarih, c. 2, s. 632.
  23. İbn-i Hişam, c. 2, s. 782.
  24. İbn-i Esir, c. 2, s. 203.
  25. İbn-i Hişam, c. 2, s. 783.
  26. Yakubi, c. 2, s. 54; Tabersi, 1417, c. 1, s. 371 – 372; Halebi, c. 3, s. 20.
  27. İbn-i Hişam, c. 2, s. 783; Vakıdi, c. 2, s. 609 - 611; İbn-i Sa’d, c. 2, s. 101.
  28. Beyhaki, Delailu’n-Nubuvve, c. 4, s. 106.
  29. Zehebi, Tarih-i İslam, c. 2, s. 371.
  30. Sübülü’l Huda ve’r-Reşat fi Sireti Hayri’l İbad, c. 5, s. 53.
  31. Zehebi, Şemsuddin, c. 2, s. 371; Beyhaki, Ebubekr, c. 4, s. 106; Salih-i Demeşki, c. 5, s. 53.
  32. Yakubi, c. 2, s. 54.
  33. Vakıdi, c. 2, s. 611 – 612; İbn-i Hişam, c. 2, s. 784; İbn-i Esir, c. 2, s. 204; Yakubi, c. 2, s. 54.
  34. İbn-i Hişam, c. 2, s. 790 - 791.
  35. Müslim, Sahih-i Müslim, sayı 1785.
  36. Vakıdi, c. 2, s. 616; İbn-i Sa’d, c. 2, s. 98.
  37. Vakıdi, c. 2, s. 613; Yakubi, c. 2, s. 55; İbn-i Hişam, c. 2, s. 785.
  38. Yakubi, c. 2, s. 55.
  39. İbn-i Esir, c. 2, s. 227.
  40. Vakıdi, c. 2, s. 617 – 623; İbn-i Hişam, c. 2, s. 786 - 788.
  41. Taberi, Cami’; Tabersi, 1408; Tabatabai, Fetih Suresi 19. ayetin açıklaması.
  42. Tabatabai, Fetih Suresi 19. ayetin açıklaması.
  43. Vakıdi, c. 2, s. 624 – 629; İbn-i Hişam, c. 2, s. 788 – 789 ve aynı şekilde bkz; Şehidi, Tarih-i Tahlili-yi İslam, s. 91.
  44. İbn-i Esir, c. 2, s. 239 - 244.
  45. Bakınız; Vakıdi, c. 2, s. 624; İbn-i Hişam, c. 2, s. 788.

Bibliyografi

  • İbn-i Esir, el-Kamil fi’t-Tarih, Beyrut, 1385 – 1386 / 1965 – 1966, baskı ofset, 1399 – 1402 / 1979 – 1982.
  • İbn-i Sa’d, Kitabu et-Tabakatu’l Kebir, tahkik: Edward Zakhaev, Liden, 1321 – 1347 / 1904 – 1940, baskı ofset, Tahran.
  • İbn-i Hişam, es-Siretu’n-Nebeviyye, tahkik: Suheyl Zekkar, Beyrut, 1412 / 1992.
  • Beyhaki, Ebu Bekir, Delailu’n-Nubuvve ve Marifetu Ehvali Sahibi’ş-Şeria, Beyrut, Daru’l Kutubu’l İlmiyye, birinci baskı, 1405.
  • Halebi, Ali b. İbrahim, es-Siretu’l Halebiyye, Beyrut, 1320, baskı ofset.
  • Zehebi, Şemsuddin; Tarihu’l İslam ve Vefeyati’l Meşahiri ve’l A’lam, Beyrut, Daru’l Kutubu’l Arabi, ikinci baskı, 1409.
  • Muhammed Hüseyin Tabatabai, el-Mizan fi Tefsiri’l Kur’an, Beyrut, 1390 – 1394 / 1971 – 1974.
  • Tebersi, Fazl b. Hasan, E’lamu’l Vera bi A’lami’l Huda, Kum, 1417.
  • Tebersi, Fazl b. Hasan, Mecmeu’l Beyan fi Tefsiri’l Kur’an, tahkik: Haşim Resuli Mahallati ve Fazlullah Yezdi Tabatabai, Beyrut, 1408 / 1988.
  • Muhammed b. Cerir-i Taberi, Tarih-i Taberi: Tarihu’l Umem ve’l Muluk, tahkik: Muhammed Ebulfazl İbrahim, Beyrut, 1382 – 1387 / 1962 – 1967.
  • Muhammed b. Cerir-i Taberi, Camiu’l Beyan an Te’vili Ayi’l Kur’an, Mısır, 1373 / 1954.
  • Vakıdi, Muhammed b. Ömer, Kitabu’l Mağazi, Marsden Johannes, Londra, 1966.
  • Yakut Hamevi, Kitabu Mucemu’l Buldan, Ferdinand Wüstenfeld, Leipzig, 1866 – 1873, baskı ofset, Tahran, 1965.
  • Ahmed b. İshak Yakubi, Beyrut, Daru Sadır, baskı ofset, Kum.