Usul-i Din

WikiShia sitesinden
(Akait sayfasından yönlendirildi)
Şuraya atla: kullan, ara
Şia İnançları
Teoloji
Tevhid Zati Tevhid • Sıfati Tevhid • Efali Tevhid • İbadette Tevhid
Füruu Tevessül • Şefaat • Teberrük •
Adalet (İlahi Fiiler)
Hüsn ve Kubh • Beda • Emru'n Beyne'l Emreyn •
Nübüvvet
Peygamberlerin İsmeti • İslam Peygamberinin Hatemiyeti  • Gaybet İlmi  • Mucize • Kur’an’ın Tahrif Olmadığı
İmamet
İnançlar İmam'ın Tayin Edilmesinin Gerekliliği • İmamların İsmeti • Tekvini Velayet • İmamların Gayb İlmi • Gaybet (Küçük Gaybet, Büyük Gaybet), İntizar, Zuhur • Ric'at
İmamlar
Mead
Berzah • Cismani Mead • Haşir • Sırat • Amel Defteri • Mizan
Belirgin Konular
Ehlibeyt • On Dört Masum • Takiye • Merceiyyet

Usul-i din (Arapça: أصول الدين), Müslümanlığın şartı olan, İslam dininin temel inançlarıdır. Usul-i din, bireyin aklını kullanarak, düşünerek akli delillerle kabul ettiği islam dinin temelleridir. Birey bu temel inançlara taklit ederek ulaşamaz. Şia mezhebi esaslarına göre, İslam dininin usul-i din öğretileri tevhit, nübüvvet, meâd, adalet ve imamet olmak üzere beş tane dir.

Usul-i Dinin Anlamı

“Asl/asıl” kelimesinin çoğulu olan “usul” kelimesi, payeler, binalar, tabanlar, temeller anlamına gelen Arapça bir kelimedir. “Asl/asıl” kelimesi, bir başka şeyin temelinin ona dayandığı her şeye denir.[1] Usul-i din, kelami bir terim olup her Müslümanın inanması gereken İslam dinin temel inançlarının bütünüdür. Bu şekilde Müslüman sayılır ve bunların her birinin inkârı kâfirliğe neden olur. Usul-i din, inançsal ve düşünseldir; ama namaz, hac, cihat gibi füru-u din, insan fiilleriyle ilgilidir.

Bu meşhur mananın mukabilinde, usul-i din teriminin bazı dönemlerde başka anlamlarda da kullanıldığı görülmüştür. Örnek olarak, bazen kelam ilmi anlamında kullanılmıştır.[2]-[3]

Usul-i Din'in Konuları

Usul-i din diye tabir edilen inançlar şunlardan ibarettir:

Şialar (İmamiye), başka mezheplerin terk ettikleri adalet ve imamet asıllarını tekitle(önemini vurgulamak) usul-i mezhep unvanı ile usul-i dine eklemişlerdir. Adalet ve imamete inanmamak her ne kadar İslam dairesi içinden çıkmaya neden olmasa da bu iki asıl imamiye mezhebinde olan birirsinin mezhep dairesinden çıkmasına sebep olur.

Tarihçe

Kur’an ve hadislerde “usul-i din” teriminden bahsedilmemiştir. Bu terim birinci yüzyılın ikinci yarısından itibaren Müslüman mütekellimler tarafından üretilmiştir. Bu çağda Müslümanlar arasında meydana gelen siyasi ve sosyal gelişmelerden kaynaklı kelami ve itikadi bahislerin başlamasıyla mezhebi fırkalar oluşmuş ve bu mezhebi fırkaların her biri kendi inanç esaslarına göre İslam inançlarını ve sınırlarını belirlemeye çalışmışlardır.

Hadislerde, İslam’ın erkân ve temellerinin olduğuna dair işaretler olmuştur. Örneğin, bir hadiste İmam Cafer Sadık’a (aleyhi selam) “temeller” nelerdir? diye sorulduğunda (Herkesin bilmesi gereken mevzu ve konular nelerdir? Hiç kimsenin görmezlikten gelemeyeceği ve kusurda bulunamayacağı, kusurda bulundukları takdirde dinlerini fesada uğratacakları ve amellerinin Allah tarafından kabul olunmayacağı ve tersi durumunda, yani her kim bu temel konuları tanır ve bunları yerine getirirse dinlerini düzeltir ve yaptıkları ameller kabul olunur?) İmam Cafer Sadık Efendimiz (a.s): “Tevhit ve peygamberin nübüvvetine tanıklık, Allah’tan gelen her şeyi ikrar, zekât ve velayet diye yanıt vermiştir.”[4]

Yine İmam Muhammed Bakır’dan (a.s) nakledilen bir rivayette İslam beş temele dayanır: namaz, zekât, oruç, hac ve velayettir. Bunlardan en önemlisi velayettir.”[5]

Şia İmamlarından (a.s) nakledilen bu hadislerden, İslam dininin bazı ilkelerine inanmamanın dinin inkâr edilmesiyle eş değerde tutulduğu anlaşılmaktadır.

Yakin Veya Zan

Usul-i dine imanın kesin bir bilgi ve yakine mi dayanması gerektiği yoksa zannı bir bilginin de yeterli olacağı konusunda mütekellimler arasında ihtilaf ve anlaşmazlık vardır. Aynı şekilde, birinci görüşü destekleyenler arasında da acaba bu yakin ve kesin bilginin istidlal yoluyla mı yoksa taklitle de hâsıl olmasının yeterli olacağı konusunda ihtilaflar vardır. Çoğunluğun nazarı usul-u dine inancın yakini ve kesin bir bilgiye dayanması yönündedir ve zannı iman yeterli değildir.

Zanna uymayı kınayan ayet ve rivayetler bu görüşün delilini oluşturmaktadır. Örneğin: “Şüphesiz zan, haktan (ilimden) hiçbir şeyin yerini tutmaz.” (Yunus, 36), “Onlar zandan başka bir şeye tâbi olmaz…” (En’am, 116), “Onlar sadece zanna göre hüküm veriyorlar.” (Casiye, 24).[6]

Bu görüşün mukabilinde, araştırmacıların bazıları, güçlü zannı usul-u dinde yeterli bilmiş ve güçlü zannın nefsin sükûn ve huzur bulmasına neden olduğunu söylemişlerdir. Şari (şeriat koyucu) açısından da güvenilir ilim, nefsin sükûnet ve huzur bulmasından başka bir şey değildir.[7] Dolayısıyla usul-u dine iman için gerekli olan şey, örfi yakin de denilen itminandır. Örf açısından yakinde hilaf ihtimali kesin olarak ortadan kalkmaz, bununla birlikte zayıf olduğundan bu itimale itina edilmez. Buna karşın mantık ilminde yakin; bi’l-mana’l ahas olduğunda hilaf ihtimali tam olarak müntefi (ortadan kalkmaz) değildir.

Usul-i Dinde Taklit mi Tahkik (araştırma) mi?

Müslüman mütekellimlerin çoğuna göre usul-i dinde taklit ve başkasına uymak caiz değildir. Usul-u dine itikad ve inanç tahkik ve araştırmaya dayalı olmalıdır. Mütekellimler görüşleri için icma iddiasında bulunmuş[8] ve çeşitli istidlal ve deliller ortaya koymuşlardır. Taklidin men edildiğine dair delillerinden birisi şudur: mukallit (taklit eden) mukalledinin (taklit ettiği kişinin) ya hak olduğunu bilmektedir ya da bilmemektedir. Eğer bilmiyorsa onun yanlış yapabileceğinin ihtimalini vermektedir, bu temel üzerine kurulan bir taklit mantıklı değildir. Zira o da hata ve bilgisizlikten güvende değildir. Eğer onun hak olduğunu biliyorsa, bu da iki durumdan farklı değildir: ya bu bilgi açık olmasından hâsıl olmuştur ya da delille sabit olmuştur. Birinci şık batıldır, ikinci şıka gelince ya bu taklit delil üzerine değildir ya da taklitten doğmuştur. Son şıkta taklit edilmesi gereken kişilerin sayısının sonu gelmeyecektir. Dolayısıyla makul görüş budur ki onun hak olduğuna delille ulaşmalıdır bu da gerçekte taklit değildir; dolayısıyla bu mevzuda taklit batıldır.[9]

İmamiye Açısından Usul-i Din

Şialar, tevhit, nübüvvet, mead (bu üç asıl usul-i dinden), adalet ve imamet (bu ikisi de mezhep usullerindendir) olmak üzere beş asla inanmaktadır. Dolayısıyla meşhur görüşe göre, ilk üç tanesine inanmamak kişinin din dairesinden çıkmasına ve kâfir olmasına neden olur, oysa son ikisini inkâr etmek İslam’dan çıkmayı değil, Şia mezhebinden çıkmayı gerekli kılar.[10]

Kaynakça

  1. Kureyşi, c. 1, s. 88.
  2. Kavaidu’l-Meram fi İlmi’l-Kelam, s. 20; Mecmeu’l Bahreyn, c. 5, s. 306.
  3. Telhisu’l-Muhassal, s. 1; Keşfu’z-Zunun, c. 2, s. 1503.
  4. Kâfi, 2/19, 20.
  5. Kâfi, 2/ 18.
  6. Hakaiku’l-İman, s. 56.
  7. Hakku’l Yakin, s. 571, 575; Şerhu’l Mevakif, c. 8, s. 331.
  8. Enisu’l-Muvahhidin, s. 22; Hakaiku’l-İman, s. 59.
  9. Seyyid Murtaza, s. 164, 165.
  10. Mirza Kummi, Usul-i din, s. 5.

Bibliyografi

  • Amidi, Ali, el-Ahkamu fi usuli’l-Ahkam, İbrahim Acuz’un katkılarıyla, Beyrut, m. 1985.
  • İbn Teymiye, Ahmed, Muvafikat sahihu’l mankul li-sarihi’l makul, Beyrut, m. 1985.
  • İbn Meysem Bahrani, Kavaidu’l meram fi ilmi’l-kelam, Ahmed Hüseyni ve Mahmut Meraşi baskısı, Tahran, k. 1406.
  • İbn Nedim, el-Fihrist.
  • Ebu İshak Şirazi, İbrahim, et-Tebsire fi Usuli’l fıkh, Muhammed Hasan Haytu baskısı, Dımeşk, m. 1983.
  • Ebu’l Hüseyin Basri, el-Mu’temid fi usuli’l fıkh, Muhammed Hamidullah ve başkaları baskısı, Dımeşek, m. 1965.
  • Eş’ari, Ali, Risale fi İstihsan el-Havz fi ilmi’l kelam, Haydarabad, m. 1979.
  • Buhari, Muhammed, Sahih, İstanbul, m. 1981.
  • Bağdadi, Abdulkadir, Usul-u din, Beyrut, m. 1981.
  • Buhari, el-Firek beyne’l-Firek, Muhammed Zahid Kevseri baskısı, Kahire, m. 1948.
  • Curcani, Ali, Şerhu’l-Mevakif, Kahire, m. 1907.
  • Siracaddin Ermevi, Mahmut, et-Tahsil mine’l Mahsul, Abdulhamid Ebuzenid baskısı, Kahire, m. 1973.
  • Seyyid Murtaza, Ali, ez-Zahire, Ahmed Hüseyni baskısı, Kum, k. 1411.
  • Şehit Sani, Zeyneddin, Hakaiku’l-İman, Mehdi Recai baskısı, Kum, Kitabhane-i Ayetullah Meraşi.
  • Şehit Sani, Zeyneddin, Hakaiku’l-İman, el yazması, Mecmua er-Resail, Kum, k. 1304.
  • Talakani, Nazar Ali, Kaşifu’l-Esrar, Mehdi Tayyip baskısı, Tahran, ş. 1373.
  • Tusi, Muhammed, el-İktsat, Kum, k. 1400.
  • Allame Hilli, Hasan, Şerhu Bab Hadi Aşer, Tahran, ş. 1370.
  • Allame Hilli, Keşfu’l Fevaid, mecmua er-Resail, Kum, k. 1404.
  • Fahrettin Razi, “usul-i din” çahardeh risale, muhammed bakır sebzeri baskısı, Tahran, ş. 1340.
  • Kur’an-ı Kerim.
  • Fahri Razi, Kitabu’l Erbain fi Usul-i din, Haydarabad, k. 1353.
  • Karafi, Ahmed, Şerh Tenkihu’l-Fusul, Taha Abdurrauf Saad baskısı, Beyrut, m. 1973.
  • Kuleyni, Muhammed, Usulu mine’l-Kâfi, Ali Ekber Gaffari baskısı, Tahran, k. 1388.
  • Mankdim, Talik Şerhu’l usulu’l hamse, Abdulkerim Osman baskısı, Necef, m. 1963.
  • Mu’tekidu’l-İman, Muhammed Taki Danış Pejuh baskısı, Tahran, ş. 1339.
  • Mirza Kummi, Ebu’l Kasım, Usul-u din, Rıza Üstadi baskısı, Tahran, Mescid-i Cami.
  • Mirza Kummi, Ebu’l Kasım, Kavaninu’l-Usul, Tahran, k. 1303.
  • Enisu’l Muvahhidin, Molla Mehdi Neraki, intişar Peyam Mehdi, Kum, ş. 1386.
  • Hakaiku’l İman, Zeynuddin Amuli, Menşurat Mektebetu’l Meraşi, Kum, k. 1409.