İmam Rıza’nın Caselik İle Münazarası

WikiShia sitesinden
Şuraya atla: kullan, ara

İmam Rıza’nın (a.s) Nasranî Casilik ile yaptığı münazara (Arapça: مناظرة الامام الرضا), İmam Rıza’nın (a.s) kelam ve inanç konuları ile ilgili yaptığı meşhur münazaralardan birisidir. Me’mun’un düzenlediği bu münazarada Re'sul Calut (Yahudilerin büyük âlimi) ve Nestas-ı Rumi (Hıristiyanların büyük din adamı) gibi önemli isimler de bulunmaktaydı. Ancak İmam Rıza (a.s) tüm iddialarını Hıristiyanların kitab-ı mukaddesine göre yorumlamış ve bu durum orada bulunan Hıristiyanların şaşkınlığına yol açmıştır. Bu münazarada İmam Rıza (a.s) kitab-ı mukaddes’e dayanarak Hz. Muhammed’in (s.a.a) nübüvvetini ve incilin tahrif olduğunu ispatlamış, Hz. İsa’nın (a.s) beşer olduğunu… ortaya koymuştur.

Münazara

Me’mun’un İmam Rıza (a.s) için düzenlediği münazarada Me’mun Casilik’e (Hrıstiyan din adamlarının önderine) dönerek şöyle dedi: “Ey Casilik! Bu, amcam oğlu Ali b. Mûsa b. Cafer’dir ve kendileri Peygamberimizin kızı Fâtıma ve Ali b. Ebu Talip’in (Allah’ın selâmı onların üzerine olsun) oğullarındandır. Onunla insaf ve delil üzerine konuşmanı istiyorum.”

Casilik: “Ey müminlerin emiri! Benim kabul etmediğim kitaptan ve kendisine iman etmediğim peygamberden delil getiren bir kişiyle nasıl bahsedip tartışabilirim?” Dedi.

İmam (aleyhi selâm):

“Ey Nasranî! Eğer sana İncil’den delil getirirsem kabul eder misin?”

Caselik: “İncil’in buyruklarını ben nasıl reddedebilirim? Evet, vallahi gönül rahatlığı ile kabulleneceğim.”
İmam (aleyhi selâm): :“Ne dilersen sor ve cevabını işit o halde.”

Hz. İsa (a.s) ve Hz. Muhammed’in (s.a.a) Nübüvveti

Casilik: “Hz. İsa’nın (aleyhi selâm) peygamberliği ve kitabı hakkında görüşün ve inancın nedir? Onlardan inkâr ettiğiniz şey var mıdır?” Diye sordu.

İmam (aleyhi selâm) şöyle dedi:

“Ben İsa’nın (aleyhi selâm) peygamberliğine, kitabına, ümmeti için müjdelediklerine inanıyor ayrıca Havarîlerin kabullendiklerine inanıyor ve kabul ediyorum. Ama Muhammed’in (sallallahu aleyhi ve alih) peygamberliğini ve kitabını inkâr eden ve bunu ümmetine müjdelemeyen bir İsa’nın peygamberliğini kabul etmiyorum.”

Casilik dedi ki: “Acaba bütün hükümler iki âdil şahitle ispatlanmıyor mu?”

İmam (aleyhi selâm) buyurdu ki:

“Evet”

Casilik dedi ki: “Öyleyse kendinizden olmamak şartıyla Muhammed’in (sallallahu aleyhi ve alih) peygamberliğini ispatlayacak Hıristiyanların kabul ettiği iki şahit getirin ve bizden de kendimizden olmamak şartıyla iki şahit isteyin.”

İmam (aleyhi selâm) buyurdu ki:

“Ey Nasranî! Şimdi insaflı konuştun; İsa b. Meryem’in (aleyhi selâm) yanında belli bir makama sahip olan birini benim için şahit olarak kabul etmiyor musun?”

Casilik dedi ki: “Kimdir bu adil adam, bana ismini söyler misin?”

İmam (aleyhi selâm) dedi ki:

“Yuhenna ed-Deylemî’dir. Hakkında ne diyorsun?”

Casilik dedi ki: “Ne güzel ne güzel, Mesih’in insanlar içinde en çok sevdiği birisinden bahsettin.”

İmam (aleyhi selâm) buyurdu ki:

“Acaba yemin ederek söyler misin? İncil, Yuhenna’nın şöyle dediğini buyurmuyor mu: “Mesih, Arap Muhammed’in dinini bana haber verdi ve onun, kendisinden sonra geleceğini bana müjdeledi; ben de Havarîleri bununla müjdeledim. Onlar da buna iman ettiler.”

Casilik dedi ki: “Yuhenna bunu Mesih’ten naklediyor ve bir kişinin peygamberliğini, Ehlibeyt’i ve varisini müjdeliyor. Ama bunların ne zaman geleceğini ve bizim onları tanımamız için isimlerini bildirmiyor.”

İmam (aleyhi selâm) dedi ki:

“Eğer İncil okuyabilen birisini getirsem ve Muhammed, Ehlibeyt’i ve ümmeti hakkındaki yerleri sana okuyacak olursa iman getirecek misin?”

Casilik dedi ki: “Sağlam bir sözdür.”

İmam (aleyhi selâm) bunun üzerine Kistas-i Rûmî’ye dönerek şöyle dedi:

“Acaba İncil’in üçüncü sıfrını (üçüncü kısmını)[1] ezbere biliyor musun?”

Kistas dedi ki: “Tamamını tam olarak ezbere biliyorum.”

Bunun üzerine İmam, Re’sul Calut’a dönerek

“İncil okumasını biliyor musun?” diye sordu.

O da; evet, dedi.

İmam (aleyhi selâm):

“Ben üçüncü bölümü okuyorum; üçüncü kısmı iyice kavra her ne zaman onda Muhammed (sallallahu aleyhi ve alih), Ehlibeyt’i ve ümmeti hakkında bir şeyler olursa, benim için tanıklık edin, ama eğer orada bunlarla ilgili bir şey olmazsa tanıklık etmeyin” buyurdu.

Daha sonra İmam (aleyhi selâm) üçüncü bölümü, Peygamber’den (sallallahu aleyhi ve alih) bahsedinceye kadar okudu ve durdu. Sonra şöyle dedi: “Ey Nasranî! Mesih ve annesi hakkı için söyle gerçekten benim İncil’e âlim olduğumu kabul ediyor musun?”

Casilik dedi ki: “Evet”

İmam daha sonra bize Muhammed’in (sallallahu aleyhi ve alih) Ehlibeyt’i ve ümmeti hakkındaki bölümü de okuyarak şöyle buyurdu:

“Ne diyorsun ey Nasranî! Bu Mesih b. Meryem’in sözüdür. Dolayısıyla eğer İncil’in dediklerini yalanlayacak olursan hakikatte Musa ve İsa’yı (aleyhi selâm) yalanlamış olursun. Ama eğer sadece bu sözleri inkâr edersen, Allah’ı, peygamberini ve kitabını inkâr ettiğin için katlin vacip olur.”

Casilik dedi ki: “İncil’den bana açıkladığın şeyleri inkâr etmiyorum, aksine kabulleniyorum.”

İmam (aleyhi selâm) buyurdu ki:

“Ey cemaat! Onun ikrarına şahit olunuz.

Daha sonra tekrar Casilik’i muhatap alarak:

"Ey Casilik! Dilediğin soruyu sor” Dedi.

Havariler ve İncil Uleması İle İlgili Soru

Caselik dedi ki: “Bana İsa b. Meryem’in (aleyhima selâm) Havarîlerinden bahset onların ve İncil ulemasının kaç kişi olduklarını söyle.”
İmam (aleyhi selâm) dedi ki:

“Bilen kişiyle karşılaştın: Havarîler on iki kişi idiler. Onların en bilgilisi ve üstünü Luka idi. Ama Hıristiyanların Âlimleri üç kişi idiler: Ec bölgesinde Büyük Yuhenna, Kırkisya bölgesinde Yuhenna ve Zecan bölgesinde Yuhenna Deylemi. Bu sonuncu kişi Hz. Peygamber’i (sallallahu aleyhi ve alih), Ehlibeyt’ini ve ümmetiyle ilgili sözleri biliyordu ve İsa’nın (aleyhi selâm) ümmetiyle İsrail oğulları ümmetine müjde veren de oydu.”

Hz. İsa’nın İbadeti

İmam daha sonra şöyle buyurdu:

“Ey Nasranî! Vallahi ben Muhammed’e (sallallahu aleyhi ve alih) iman eden İsa’ya inanıyorum. Ama sizin İsa’da acizlik ile oruç ve namazın azlığından başka bir eksiklik bulamıyorum.”

Casilik dedi ki: “Allah’a and olsun ki kendi sözlerini çürüttün, kendini zayıflattın. Oysa ben seni Müslümanların en bilgilisi olarak biliyordum.”

İmam (aleyhi selâm) dedi ki:

“Ne oldu ki?”

Casilik dedi ki: “İsa’nın zafiyetini, oruç ve namazının az olduğunu söylüyorsun; oysa İsa, hiçbir gün iftar etmedi (oruçsuz bir gün bile geçirmedi), bir gece bile uyumadı (her gece ibadet etti); gündüzleri sürekli oruç tutuyor, geceleri de ibadetle geçiriyordu. İmam (aleyhi selâm) dedi ki:

“Öyleyse kimin için oruç tutuyor ve namaz kılıyordu?

Casilik söyleyecek bir şey bulamadığından başını önüne eğerek sustu.

Allah’ın Emri İle Ölüleri Diriltmesi

Sonra İmam Casilik’e hitap ederek şöyle devam etti:

“Ey Nasranî! Sana bir soru sormak istiyorum.”

Casilik dedi ki: “Sor, eğer cevabını bilirsem söylerim.”

İmam (aleyhi selâm) dedi ki:

“İsa’nın (a.s), ölüleri Allah Azze ve Celle’nin izniyle dirilttiğini neden inkar ediyorsun?”

Casilik dedi ki: “Evet bu konuyu (Allah’ın izniyle bu işi yapmasını) inkâr ediyorum, çünkü ölüleri dirilten, körlere ve alacalılara şifa veren ibadet edilmeye (daha) lâyık olan Rab’tır o.

İmam (aleyhi selâm) dedi ki:

“Yesa da Hz. İsa’nın yaptıklarını yapıyor; su üzerinde yürüyor, ölüleri diriltiyor, körleri ve alaca hastalığına yakalananları iyileştiriyordu. Ama ümmeti onu Allah olarak tanımadı ve Allah Azze ve Celle’yi bırakıp da kimse ona ibadet etmedi. Hızkîl Peygamber de (aleyhi selam) İsa b. Meryem’in (aleyhima selâm) yaptıklarının aynını yapıyordu. Ölümlerinden altmış sene geçmesine rağmen otuz beş bin kişiyi diriltmişti.”

Daha sonra, İmam (aleyhi selâm) Re’sul Calut’a dönerek şöyle buyurdu:

“Ey Re’sul Calut! Acaba Tevrat’ta İsrail oğullarının şu gençleri hakkında herhangi bir konuya rastladın mı? Şöyle ki; Buht’un Nasr, Beyt’ul Mukaddes’e saldırdığı zaman onları İsrail oğulları arasından seçerek Babil’e götürdü. Allah Azze ve Celle de onu (Hızkîl’i), onlar için gönderdi ve o da onları diriltti. İşte bu konular Tevrat’tandır. Sizlerden kâfir olanlardan başka kimse bunları inkâr edemez.”

Re’sul Calut dedi ki: “Kesinlikle bu konuları duymuş ve ondan haberdarız.”

İmam (aleyhi selâm) dedi ki:

“Doğru söyledin ey Yahudi, şimdi dikkat et, Tevrat’tan okuduğum bu sıfır (bölüm) doğru mudur?” Daha sonra İmam (aleyhi selâm) bizler için birkaç bölüm okudu. Yahudi imamın böyle güzel okumasına hayran kalıp vecde gelerek yerinde hareket etmeye başladı. Sonra İmam (aleyhi selâm) Nasranî’ye dönerek şöyle buyurdu: “Ey Nasranî! Acaba bunlar mı İsa’dan önceydi, yoksa İsa mı bunlardan önceydi?”

Casilik dedi ki: “Onlar İsa’dan (aleyhi selâm) önceydiler.”

Allah’ın İzni İle Ölüleri Diriltenler

Hz. Muhammed Mustafa

İmam (aleyhi selâm) dedi ki:

Kureyş Resulullah’ın (s.a.a) etrafında toplanarak ondan, ölülerini diriltmesini istediler. Peygamber (sallallahu aleyhi ve alih) Ali b. Ebu Talib’i (aleyhi selâm) onlarla beraber göndererek, Ali’ye (aleyhi selâm) şöyle buyurdu: Cebbabe bölgesine (Kabristana) git ve Kureyşlilerin dirilmesini istediği kişilerin isimlerini yüksek sesle: Ey falan, ey falan, ey falan! diye seslen ve de ki: “Allah’ın resulü Muhammed Allah’ın izniyle kalkmanızı istiyor.” Ali (aleyhi selâm) da onları aynı şekilde çağırdığında; Kalktılar ve başlarındaki toprakları temizlediler.
Kureyşliler onlara kendi işleriyle ilgili sorular soruyor ve Muhammed’in (sallallahu aleyhi ve alih) peygamber olduğunu haber veriyorlardı. Dirilenler ise: Keşke bizler de onu görebilsek ve iman getirebilseydik, dediler. Hz. Peygamber de körlere, alacalılara ve delilere şifa veriyor ve hayvanlar, kuşlar, cinler ve şeytanlarla konuşuyordu. Ama biz onu Allah diye tanımadık. Aynı zamanda bunların (İsa, Yesa ve Hizkîl’in) hiçbirinin faziletini de inkâr etmiyoruz. Peki, nasıl oluyor da siz, sadece İsa’yı Allah olarak tanıyorsunuz? Hâlbuki sizin bu yaklaşımınız Yesa ve Hızkîl’i de Allah olarak tanımanızı gerektirmektedir. Çünkü onlar da İsa b. Meryem’in (aleyhimu’s selâm) yaptıklarını yapıyor; ölü diriltiyor ve diğer işleri yapıyorlardı.

Beni İsrail’den Bir Peygamber

Aynı şekilde İsrail oğullarından binlerce kişi veba hastalığı korkusundan kendi şehirlerinden dışarı çıktılar. Ama Allah bir anda hepsinin canını aldı. Şehir halkı etrafa duvar çekerek ölüleri o şekilde bıraktılar. Kemikleri de öylece çürümeye başladı. İsrail oğulları peygamberlerinden biri oradan geçerken çürümüş kemiklerin çokluğu onun dikkatini çekti. Allah da peygamberine şu şekilde vahyetti: “Acaba onları senin için diriltmemi ve böylece onlara tebliğ ederek uyarmayı ister misin?” O da: “Evet, ey Rabbim!” Dedi. Allah Azze ve Celle ona şöyle söylemesini vahyetti: “Ey çürümüş kemikler, Allah’ın izniyle kalkınız.” Daha sonra hepsi dirildi ve başlarındaki toprakları temizlemeye başladılar.

Hz. İbrahim-i Hanif

Hz. İbrahim Halilur-Rahman (aleyhi selâm) da kuşları parçalayarak her birinin parçasını bir dağın başına koydu. Sonra onları çağırdı ve onlar dirilerek İbrahim’e (aleyhi selâm) doğru hareket ettiler.

Hz. Musa

Hz. Musa b.İmran da (aleyhi selâm) İsrail oğulları içerisinden seçtiği yetmiş ashabıyla beraber dağa çıktılar. Musa’ya (aleyhi selâm) sen Allah’ı gördün, onu nasıl gördüysen aynı şekilde bize de göster! Dediler. Musa (aleyhi selâm), ben Allah’ı görmedim, dedi. Onlar “Ey Musa! Biz Allah’ı apaçık görmedikçe sana inanmayız” dediler. (Bakara, 55) O anda yıldırım onlara çarparak hepsini yakıverdi. Musa (aleyhi selâm) yalnız kaldı ve Allah’a şöyle arz etti: “Ey rabbim! İsrail oğullarından yetmiş kişi seçerek kendimle getirdim. Şu anda yalnız dönüyorum. Benim bu olaylarla ilgili söyleyeceklerimi nasıl doğrulayıp inanırlar? Dileseydin onları da daha önce helâk ederdin beni de. İçimizdeki akılsızların işledikleri suç yüzünden bizi de mi helâk edeceksin?” Derken Allah Azze ve Celle, onları ölümlerinden sonra tekrar diriltti.

İmam (aleyhi selâm) daha sonra sözlerine şöyle devam etti:

“Sana bu söylediklerimin hiçbirini inkâr edemezsin. Zira bunların tümü Tevrat, Zebur, İncil ve Furkan (Kur’an)’ın bildirdikleridir. Öyleyse bütün ölü dirilten; körlere, alacalılara ve delilere şifa veren, iyileştiren herkes de rabler olarak kabul edilmeli ve onları da Allah dışında rabler olarak tanımalısın. Ne dersin ey Nasranî?”

Casilik dedi ki: “Söz senin sözündür. Allah’tan başka ilâh yoktur.”

İncil’in Yeniden Yazılması

İmam Rıza (a.s) daha sonra Re’sul Calut’a dönerek şöyle buyurdu:

“Ey Yahudi! Mûsa b. İmran’a (aleyhi selâm) nazil olan on ayeti senden soruyorum; acaba Muhammed ve ümmetinin haberini Tevrat’ta yazılı olarak görmedin mi? Şöyle ki; “Deve binenin takipçileri olan sonuncu ümmet, geldiği zaman ve Allah’ı yeni mabetlerde çok çok zikrettiklerinde, İsrail oğulları kalplerinin mutmain olması için onlara ve onların padişahlarına doğru hareket etmeliler. Zira onlar ellerindeki kılıçlarla köşe bucaktaki kâfirlerden intikam alırlar.” Acaba bu, Tevrat’ta aynen yazılı değil midir?”

Re’sul Calut dedi ki: “Evet, biz de Tevrat’ta aynen öyle bulduk.”
İmam daha sonra Casilik’e dönerek şöyle buyurdu:

“Ey Nasranî! Şâya’nın kitabı hakkında ne biliyorsun?”

Casilik: “Onu harfi harfine biliyorum”, Dedi.
Sonra İmam ikisine de hitaben şöyle buyurdu:

“Şu sözlerin onun sözlerinden olduğunu kabul ediyor musunuz: “Ey kavmim! Ben merkebe binen şahsı, nurdan bir elbiseyle gördüm ve deveye binen kişiyi de gördüm. Nuru ve parlaklığı ay ışığı gibiydi.”

Casilik ve Re’sul Calut dedi ki: “Evet, Şâya bunları söylemiştir.”
Hz. Rıza (aleyhi selâm) dedi ki:

“Ey Nasranî! İsa’nın (aleyhi selâm) İncil’de şöyle buyurduğunu biliyor musun: “Ben sizin Allah’ınıza ve kendi Allah’ıma doğru gideceğim ve Faraklita (Ahmed)[2] gelecektir. Ben onun hakkaniyetine tanıklık ettiğim gibi, o da benim hakkaniyetime tanıklık edecektir. O size her şeyi açıklayacaktır. Toplulukların aşağılık yönlerini açıklayacak, küfür sütunlarını kıracaktır.”

Caselik dedi ki: “İncil’den zikrettiğin şeylerin hepsini kabul ediyoruz.”
İmam (aleyhi selâm) dedi ki:

“Bunun İncil’de bulunduğunu kabul ediyor musun?

Casilik: “Evet kabul ediyorum”, Dedi.
İmam (aleyhi selâm) dedi ki:

“Ey Casilik! Önceki İncil’in kayboluşunu, kimin yanında bulunduğunu ve şimdiki İncil’i size kimin hazırladığını bana söyler misiniz?”

Caselik dedi ki: “Biz İncil’i sadece bir günlüğüne kaybettik ve onu yepyeni olarak, Yuhenna ve Matta bizim için bularak çıkardılar.” İmam (aleyhi selâm) dedi ki:

“İncil ve Âlimleri hakkında ne kadar bilgisizmişsin! Eğer bu olay senin dediğin gibiyse neden İncil hakkında bu kadar ihtilâfa düştünüz? Bu ihtilâf bu gün elinizde bulunan İncil’dedir. Eğer önceki gibi olsaydı, onda ihtilâfa düşmezdiniz. İşte ben olayı sana anlatıyorum: Daha önce kaybolduğunda Hıristiyanlar, Âlimlerinin yanına toplanarak; “İsa b. Meryem (aleyhi selâm) öldürüldü ve İncil’i de kaybettik. Sizler âlimler olarak yanınızda neyiniz var?” diye sordular. Luka ve Markus; “İncil bizim (göğsümüzde ve hafızamızdadır) ve her Pazar günü onu bölüm bölüm olarak size getireceğiz. Bunun için üzülmeyiniz ve kiliseleri boş bırakmayınız. İncil tamamlanıncaya kadar her Pazar günü onun bir bölümünü de sizlere okuyacağız” dediler.

Sonra Luka, Markus, Yuhenna ve Matta bu İncil’i, birinci İncil’in kayboluşundan sonra sizler için yazdılar. Bunlar ilk dört öğrencilerdir. Acaba bunları biliyor muydunuz?”
Caselik dedi ki: “Şimdiye kadar bilmiyordum. Sizin İncil hakkındaki ilminizin bereketiyle şimdi öğrendim ve bildiğiniz diğer şeyleri sizden işittim. Kalbim bunların doğruluğuna inandı ve sizin bilginizden çok yararlandım.”

İncil Yazarları ve Hz. İsa’nın Allah Olduğu Konusu

İmam (aleyhi selâm) buyurdu ki:

“Bunların şahadet etmesi ve tanıklığı senin yanında nasıldır?”

Casilik dedi ki: “Kabulümdürler, onlar İncil’in Âlimleridirler. Onların tanıklık ettikleri ve onayladıkları her şey haktır.” Daha sonra İmam Rıza (aleyhi selâm) Me’mun’a, yakınlarına ve orada bulunanlara “Siz de şahit olun” diye buyurdu. Onlar da “Biz şahidiz” dediler.
Daha sonra İmam (aleyhi selâm) Casilik’e dönerek şöyle buyurdu:

“İsa ve annesi Meryem hakkı için cevap vermeni istiyorum: Matta’nın şunları söylediğini biliyor musun: “Mesih, Dâvud b. İbrahim b. İshak b. Yâkup b. Yehuza b. Hazrun’un oğludur.” Markus, İsa b. Meryem’in (aleyhi selâm) nesebi hakkında şöyle demiştir: “O Allah’ın kelimesidir; onu insan derecesine kadar indirerek insan şekline dönüşmüştür.”
Luka ise şöyle demiştir: “İsa b. Meryem (aleyhi selâm) ve annesi, et ile kandan oluşmuş iki insandırlar ve Ruh’ul Kudüs onlara hulûl etmiştir.” Sonra, senin de kabul ettiğin Hz. İsa’nın kendi hakkındaki şu sözüne ne diyorsun: “Ey Havarîler! Hak olarak sizlere diyorum; gökyüzünden gelenden ve peygamberlerin sonuncusu olan deve binicisinden başka kimse gökyüzüne çıkmayacak. O, göğe yükselip tekrar dönecektir.” Bu konu hakkındaki görüşün nedir?”

Casilik dedi ki: “Bu, İsa’nın (aleyhi selâm) sözüdür. Biz inkâr etmiyoruz.”
İmam (aleyhi selâm) buyurdu ki: “Hz. İsa ve onun nesebi için Luka, Markus ve Matta’nın tanıklığına ne diyorsun?” Casilik dedi ki: “İsa’ya iftira attılar.”
İmam orada bulunanlara dönerek şöyle buyurdu:

“Ey insanlar! Az önce onların doğruluk ve temizliğini kabullenmedi mi? Onların İncil Âlimleri olduğunu kabul etmedi mi ve sözlerinin doğruluğunu onaylamadı mı?”

Casilik dedi ki: “Ey Müslümanların âlimi! Bu dört kişi hakkında beni mazur görmeni istiyorum.”
İmam (aleyhi selâm) dedi ki:

“Öyle olsun, biz seni mazur görüyoruz ey Nasranî, (yine de) dilediğini sor!”

Casilik dedi ki: “Benden başkası size sorsun. Mesih hakkı için Müslümanların içerisinde sizin gibi bir âlimin olduğunu zannetmezdim.”[3]

İmam Rıza (aleyhi selam) ve Caselik arasındaki bu münazara İmamın tartışmasız zaferi ile sonuçlanır.

Ayrıca Bakınız

Kaynakça

  1. İhticac kitabının farsça mütercimi: Öyle anlaşılıyor ki rivayetin burasında tashih yapılmamıştır. Çünkü İncil’de sıfır yoktur. Sıfır Tevrat’ta bulunmaktadır. (Üstat Gaffari), Tabersi, c. 2, s. 427, ş. 1381.
  2. Hz. İsa’nın (a.s) haber verdiği “Faraklita” veya “Paraklita”dan maksat, Hz. Muhammed Mustafa’dır. Bu öngörü, Yuhanna İncil’inde 14, 15 ve 16 baplarda yer almıştır. Kur’an-ı Kerim Saf suresinin 6. Ayetinde bu konuyu Hz. İsa’nın (a.s) ağzından şöyle nakletmektedir: “Hatırla ki, Meryem oğlu İsa: Ey İsrailoğulları! Ben size Allah'ın elçisiyim, benden önce gelen Tevrat'ı doğrulayıcı ve benden sonra gelecek Ahmed adında bir peygamberi de müjdeleyici olarak geldim, demişti.”
  3. Tabersi, c. 2, s. 425 – 439, ş. 1381; Ayrıca Bkz. S. 201 ve 208.

Bibliyografi

  • Tabersi, Ahmed b. Ali, İhticac, tercüme: Behzad Caferi, Tahran, İslamiye, c. 2, ş. 1381.